türkiye den siktir olup gitmek

26 /
sakil sakil
bu konuda çok fazla gel-gitler yaşıyorum kendi içimde.

bir yandan diyorum ki "ulan elimizde tek bir hayat var. şanslıysak 80 sene falan yaşayacağız. onun da son döneminde ne kadar bilincimizin yerinde olacağı belli değil. adam akıllı yaşayacağımız 60 sene. bunun da 25 senesi çocukluk ve öğrencilikle geçiyor zaten. kaldı 35 sene. bu 35 seneyi türkiye'de yaşamak ne kadar mantıklı?"

bir yandan da diyorum ki "kardeşim ben dünyanın neresine gidersem gideyim türk olarak kalacağım. hani gün gelip pasaportum değişse bile benim içim değişmeyecek. bu benim için bir vatandaşlık değil, üzerime işlenmiş bir kimlik. hem böyle bir iklimi, böyle bir tarihi nerede bulacağım ki? bir hayat ülkeyi özleyerek geçer mi? ayrıca bulunduğun yeri beğenmeyip kaçmak yerine orayı güzelleştirmek daha güzel değil mi?"

bu konuda fikrim değişiyor sık sık. ama bildiğim bir şey varsa benim öyle kolay kolay bu ülkeden gidemeyeceğimi bilmem. ben bu ülkede kalıp kendi kendime etrafımı ne kadar güzelleştirebilirsem o kadar güzelleştireceğim. ne yapabilirim? siyasî parti kurup iktidara gelemem elbet. ama sürekli kendimi geliştirebilirim her alanda. yeni nesillere ışık tutup geleceği kurtarmaya çalışırken bugünü kurtarmak için de elimden ne geliyorsa yapmaya çalışırım. ha elime bir fırsat geçerse bir süre yurt dışında yaşamak isterim. bu kesin. ama ömür boyu yurt dışında yaşama seçeneğini hep en son çare olarak düşünürüm.

şimdi bu son yazacağım paragraf için geride kalan kısmı okuyup eksiye basmamış olan yazarların bir kısmı eksiye basacak biliyorum ama yine de yazmadan edemeyeceğim. bu ülke için ümidi kalmamış olanlar, her dakika yurt dışına gitmek istediğini belirtenler burada dert yanmak yerine çaba harcayarak kısa zaman içerisinde pekâlâ yurt dışına çıkmanın yolunu bulur bence. bir ara periscope denen uygulamada canlı yayın izlerdim sıkılınca. yahu abd'ye, avrupa'nın büyük ülkelerine yerleşmiş bir sürü insan yayın yapıyor. açın bakın. adam tek kelime bilmeden, cebinde beş kuruş parası olmadan kalkıp gitmiş işte. orada iş bulmuş, evlenmiş, hayatını kurmuş. eğer gerçekten çok istiyorsanız, cesaretiniz de varsa atarsınız kendinizi bir şekilde. bence "türkiye'den siktir olup gitmek istiyorum" diyenlerin çoğunda gitme cesareti yok. açıkçası böyle görünüyor.
benkendimveben benkendimveben
dün kadıköy'de hayatımda ilk kez gördüğüm ve daha da göremeyeceğim bir abi ile içiyoruz yurt dışında 27 yol yaşamış ve amerika da dahil avrupa'da gitmediği görmediği ülke kalmamış ona sordum avrupa'da hangi şehirde yaşamak daha güzeldi ya da bugün hangisinde yaşamak isterdin ? alınan cevap şu oldu " hiç biri ! orada insan değil robot gibiydik bu ülkede en kötü şehirde bile insan olduğumu hatırlamıyorum . orada eve misafir gelmesin diye eve girer girmez telefonu kapatıyor ve elektrikleri de açmıyordum . anlayacağın yaşamak orada bir lütuf yerine bir zorunluluk " bu da böyle bir anımdı.
mistik penguen mistik penguen
(elemanın biri mühim mevzulara dokunmuş. yazı anonim olmuş elden ele dolaşıyor..bana geldiği hâliyle aynen alıyorum. kim yazdıysa iyi yazmış. ille de siktir olup gidecekseniz gidin ama gitmeden önce bi okuyun bence.)

herkeste bir gitme arzusu. dolar uçuşa geçmiş, başkanlık tartışmaları canını sıkıyor, sınırımızda savaş, içeride terör belası, biliyorum...
ama, nereye gideceksin ki zaten?

memleketin içinde debeleneceksen, git. şehirden sıkıldıysan, trafikteki kornalar ruhunda çalıyorsa, asansördeki selamsız adam yüzüne bön bön bakıyorsa, damızlık bir tip omuz atıp geçiyorsa sokakta, masandaki dosyalar çalıştığın plazanın maketi gibi yükseliyorsa önünde, yürüyen bantta gibi hissediyorsan hayatta kendini; git.

küçük bir kasabaya git, yerleş. küçül, kalabalıktan uzaklaş, ruhunu temizle. ama sıkılırsan, gel.
*
artık amerika'yı falan unut bir kere. bu seçimden sonra oraya gidip anca beyaz amerikalıların çimlerini biçersin. amerikalılar kanada'ya kapağı atmak için başvuru sitelerini çökertiyorlar yoğunluktan, senin orada ne işin var?

meksikalılar, kübalılar, el salvadorlular, porto rikolular işgal etmiş zaten memleketi. ingilizcen yetmez, ispanyolcayı ana dil yapman lazım. hintliler, çinliler neredeyse bir avrupa ülkesi kadar kalabalıklar. sen işini gücünü bırakacaksın da, amerika'ya yerleşeceksin cıbıl cıbıl. kendine türk arkadaş arayacaksın. sonra sorgulayacaksın kendini, bu arkadaşımla türkiye'de olsak arkadaşlık eder miyim?
*
almanya'ya da gitme mesela. büyük şişersin. saat dokuz dedin mi sokakta adam bulamazsın. oranın düzeni bizim insanı ruh hastası yapar. karınca gibi planlı, düzenli, analitik olamazsın sen. illaki kaytarmak isteyeceksin, bir kısa yol bulmaya çalışacaksın hayatta. almanya'da yemez bunlar. burada almancı, almanya'da yabancı olacaksın. kapını bir kez çalmayacak hiç bir alman komşun. anca fazlaca gürültü yaparsan 'polizei' gelecek kapına, ona dert anlatacaksın.
*
uzak yerlere gitme. avusturalya misal. ya da dünyanın en yaşanılası yeri falan diye yeni zelanda'yı hedefleme. arkanda kimse bırakmadın mı? birine bir şey olsa, dönüp gelemezsin. dünyanın bir ucu dedikleri yer oralar işte. çok medeniymiş, çok mutluymuş insanlar. evet öyle. ama sen onlardan değilsin ki? yanında kafanı da alıp götürdüğün için, sydney'de bir kafede mutlu mutlu oturup ilkokul arkadaşın samet'in facebook sayfasına bakacaksın.
*
çok soğuk yerlere de gitme. herkesin medeniyet rüyası kanada'ya sakın gitme mesela. tam on bir yıl orada kalıp dönen arkadaşıma 'neden döndün oğlum, manyak mısın?' deyince, on bir yılını şöyle özetlediydi: 'çok soğuk oğlum!'

soğuk yere alışamazsın sen. bizim bünyeler güneş ister. bazen günün ortasında felekten bir saat çalıp, güneşin alnında malak gibi duralamak ister bizim bedenler. bir de çay oldu mu yanında. hele bir de senin gibi işsiz güçsüz bir dost, ömre bedel...

kapının önündeki 3 ton karı küremezsin sen kanada'da. ellerin plaza eli, bedenin akdeniz bedeni. birine yaptırayım desen, türkiye'deki genel müdür maaşını isterler. sinirlenip kürek takımı alırsın, iki kürer, sonra bakakalırsın.
*
çok medeni, mekanik avrupa'da bir yer seçme almanya dışında da. irkçılık almış başını gidiyor. birinci sınıf vatandaş olamayacağın bir memlekette nasıl huzur bulacaksın? kara kafalar diyorlar bizim gibilere iskandinav dostlar, bilir misin?

- ben çipil sarışınım arkadaş, kendimi aryan ırk arasına yediririm,
- gider orada bir türk mahallesine yerleşirim, brüksel'de burdurlular kahvehanesinde takılırım,
- biz zaten italyan'a benziyoruz milletçe, aralarına karıştım mı kimse anlamaz, gibilerinden bir diyeceğin varsa sen bilirsin.

ama gittiğin yerde hep yabancı kalacaksın, unutma. türk kahvesinde bir euro'ya içtiğin ince belli çay bile hasret kokacak.
*
ingiltere'yi hiç düşünme. çünkü ingiltere deyince londra'yı düşlüyorsun biliyorum. gofret kolisinden hallice bir apartman dairesine, türkiye'deki yıllık maaşının yarısını vereceksin bir ayda. o da londra'nın merkezinde falan değil ha, trene binip şehre gideceğin mesafede. hesabını baştan yap. londra'nın merkezinde oturman için ya bir prensle evleneceksin, ya da chelsea'de top oynayacaksın. ikisi için de geç değil dersen, bilemem. bence para biriktireceğine antrenmanlara başla, daha büyük bir olasılık var.

sürekli yağan yağmurunu, hep kapalı havasını saymıyorum. bizi bozar. sütlü çayını içer, içinden bir ege türküsü söylersin.

londra dışını hiç düşünme sakın. adanın diğer bölgelerinde misal bir pub'a girsen gece yanlışlıkla, kırmızı burunlu holigan abilerin bakışlarından öyle tırsarsın ki, bırak ingiltere'de kalmayı, çorum sungurlu'daki halanın evine yerleşmeyi tercih edersin.
*
sayacak yer de çok, her birine takacağım kulp da.
aslında demek istediğim şu:
gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz. gittiniz mi birbirimizi özleriz. yılda bir gelinen tatille falan da geçmez hasretimiz....
kısacası; biz cennette yaşiyoruz, iyisiyle-kötüsüyle bu vatan bizim; hepimizin, bizi bizden başka kimse anlamaz, biz bir olursak kimse bizimle baş edemez... bunu da çok iyi bilmeliyiz..;
bizi bizden başka kimse sevmez..
burakys burakys
ülkemizin yetiştirdiği en büyük dermatoloji profesörlerinden rahmetli agop kotağyan'ın söyleşilerinden birinde
bir çok ülkenin üniversitesinden gelen teklifleri reddetmesiyle ilgili şunları söylüyor:

''evet doğrudur, ülkemde çok acı çektim. sefaletin dibinde yaşadım. doğrudur, dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim. ama yolumu kaybetmedim. bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan hiçbir zaman farklı olmadığımı düşündüm. bu topraklarda yaşayan tüm insanları kardeşim olarak benimsepdim. bir ülkeyi sevmek demek, bu topraklarda geçirdiğin güzel ve iyi günleri sevmek demek değildir. iyi günde ve kötü günde burada olmak, vatanın yanında kalmak demektir yurt sevgisi. boş başak dik, dolu başak ise eğiktir, derler. ben hep eğik gezdim şu dünyada. kibirden nefret ettim. boş başaklar gibi diklenmedim, caka satmadım, her şeyi biliyorum demedim. burnumun dikine gitmedim, bilginin ve bilimin ipine sarıldım. işimi şansa bırakmadım. çünkü, çok çalıştım ve boşluk bırakmadım.''
26 /