türkiye den siktir olup gitmek

30 /
utku2014 utku2014
bu gidişle ancak mezara girdikten sonra yapılabilecek bir davranıştır türkiye'den siktir olaraktan gitmek en azından benim gibiler adına
monpti monpti
örnekler biraz yetersiz olmuş. türkiyedeki önemli kurumlardan, yurtdışına tecrübeli mühendis akışında da artış var ve tabi almanca kurslarının, son sınıf tıp öğrencileri ile dolup taşmış olma durumu. bence yazık.
desesperada desesperada
sadece 15 günlük yapabileceğim bir şey. yurtdışında yaşasam bunalıma girerim. yurdumun kaosunu seviyorum ben. şu arapları da siktir edeceğiz inşallah.
anabacı vokke anabacı vokke
bu kadar öfke ve hiddet neden?

amk yerine koskocaman bir yaşam borçluyuz da ondan! hayattaki en ağır borç bana göre...

hayattan keyif alamamama, almayı bilmediği gibi alana da aldığı keyfi ağzından burnundan getirme çabası o kadar belirgin ki... bunun böyle dostça ve pasif agresyon biçiminde yapılması üstelik. aklıma iki örnek geliyor. bir gün parkta ailecek oturuyoruz, annem evde poğaça yapmış onları yiyoruz. yaptığımız iş için ekstra zengin olmaya gerek yok yani... adamın biri "ne güzel güzel" diye geçti. sanki orada böyle ekstra lüks bir şeyi insanların gözüne sokuyormuşuz gibi... buna tıp dilinde pasif agresyon deniyor ve alt metninde "bakın ben bu parkın keyfini sizin kadar çıkartamıyorum siz de bu mutluluğu haketmiyorsunuz zaten" var. arkadaş yıllardır orada oturup bir gün parka termosla ve poğaçayla gelmeyi akıl edememek senin öküzlüğün ya...

gene bir başka örnek, bir gün akşam eve dönüyorum. evin karşısında bir dondurmacı var, iyi de dondurmaları var allahsızların. iş dönüşü bir dondurma alam dedim, bindim asansöre çıkıyorum. komşulardan biri de bindi. adam hala aklıma gelince yarıldığım şu cümleyi kurdu: "keşke ben de genç olsaydım da böyle dondurma yalasaydım"... arkadaş dondurmacının kapısında "30+ giremez" yazmıyor bu bir, ikincisi apartmanımızın refah seviyesi ortada amk. gidip 2 top dondurma da mı alamıyorsun bilader? bunlar hep hayatı yaşayamamak, başkalarna da yaşatmamak için yapılan güleryüzlü minik pasif agresyonlar. bunlar en masumları ve güleryüzlüleri... buralardan başlıyor ve alttan alırsanız kişisel sınırlarınızın ihlaline, daha pis müdahalelere kadar gidiyor.

hani eskiden bu tür şeylerin altında bir "yiyen var yiyemeyen var herkesin içinde dondurmanı yalama" gibi bir paylaşımcılık, bir toplumsal dayanışma nosyonu da vardı. ama onu da yitireli çok oldu, artık herkes her şeyini sonuna kadar sergiliyor. arabasını, yediğini içtiğini, götünü memesini... ama bu tür hayatınızı güzelleştirecek minik hamlelerde de hemen sıcak ve sahiplenici gibi gözüken pasif agresif laf sokmalar başlıyor. ve ben en çok bu sikmek için kurulan samimiyetlerin "biz türkler yardımsever ve sıcak insanlarız" diye pazarlanmasından bıktım.

buralardan başlıyor hikaye ve elalem ne der diye kendi yaşamıınızı kısıtlamaya başlıyorsunuz sürekli. ergen oluyorsunuz, kanınız kaynıyor iki sevişeyim diyorsunuz o da herkesin dilinde... ya icazet vermiyorlar, kız orospu oluyor sen de abisinden kaçıyorsun. ya icazet veriyorlar ama herkesin dilinde, iki kişi sevişiyorsunuz maşallah iki yüz elli kişiyle muhattap oluyorsunuz. sonra atıyorum felsefe okuyam diyorsunuz, "fakir mi olacan" diye okutmuyorlar. e hadi toplumun istekleri doğrultusunda şöyle elit bir üniversitede işletme okuyorsun diyelim, bu sefer de "terörist mi olacan" diyorlar. bu süreçlerin hepsinde dediğim gibi 1 kişiyle 2 kişiyle muhattap değilsin... komşulardan başlayıp en uzak akrabaya kadar uzanan bir circle, bir dedikodu kumkuması var. atıyorum müzik gibi edebiyat gibi sanatın bir dalına ilginiz var ve bunu gerçekleştirmek istiyorsunuz. "aç mı kalacan"'la başlayıp "top mu olacaksın"'a kadar uzanabiliyor alacağınız tepkiler. bütün bu kişisel gibi gözüken baskılanmaların aslında büyükçe bir sistem sorunu olduğunu gördünüz, solcu oldunuz diyelim. asıl tanatana orada başlıyor zaten... eh hadi tüm bunların hepsi ekonomik temelli kaygılar ve daha müreffeh bir ülke olsak, olmaz herhalde. ama sorun toplumun size biçtiği rol doğrultusunda davranıp, zengin olursanız da bitmiyor. bu sefer bu yamyamlardan paranızı korumak zorundasınız. hadi bir şekilde korudunuz diyelim, bu sefer size yapışamayan kenelerin bok atmalarına maruz kalacaksınız. ama hem akrabalarınızı besleyip hem de "bodrum'da tatil yapmış orospu çocuğu" hasetliğine maruz kalmanız da mümkün! ondan sonra her yerde nazar boncukları... ulan almanya'da herkes mavi gözlü, neden orada nazar boncuğu yok? yoksa orada nazar değmiyor mu?

bir de ailenden tut, işe hatta okula kadar kendisini gerçekleştiremediği için senin kendini gerçekleştirmene engel olmaya çalışan tipler var bir de... daha onlara gelmedim farkındaysanız.

altı üstü bu dünyada ağız tadıyla şöyle 60, bilemedin 70 yıl yaşayacaksın. o yaşamdan da tad alacaksın. yaşamdan tad aldığın şeyleri yapmak için herkesle bir mücadele vermek zorundasın burada... bunların hepsini yapman mümkün, ben kendi adıma yaptım da dediğim gibi herkesle kapışarak, mücadele ederek yaptım. ama tüm bunlar senin hayat kaliteni düşürüyor amk. yaşamından götürüyor... o yüzden bu ülke bana-aslında hepimize- bir yaşam borçlu. o yüzden bu öfke bu hiddet...

ha denilebilir ki kardeşim biz bir doğu toplumuyuz, o yüzden bizde bireye çok fazla müdahale ediliyor ama ilişkilerimiz daha sıcak. eskiden olsa anlardım ama o sıcaklık da artık sahte dediğim gibi... tkezleidğinde seni elinden tutup kaldırmıyor artık insanlar, sıcak sıcak yaranı deşerek daha dibe itiyor. e abi o zaman nesini seveyim ki buranın?
30 /