türkiye ekonomisi

1 /
mesaisaati
beceriksiz yöneticiler sayesinde patlamış olan ekonomidir.
üretmeden tükettirerek geçen 14 yılın ardından yediklerimizi çıkarttırma vakti gelmiştir.
daha halen olayın faizlerle alakalı olduğunu düşünen parlak zekalı yöneticilerimiz sağolsun ekonomiyi çökertmeyi başarmışlardır.

derecelendirme kuruluşlarının puanlarını bir kenara bırakın. bir ülke sadece konut yaparak kalkınabilir mi? konutu kendin yapıyosun kendin oturyosun. ihracat şansın yok. adam senin eline durmadan iphone veriyor. adam senin kıçına durmadan wolkswagen veriyo, adam senin gözüne durmadan samsung amoled ekran sokuyo. senin paran durmadan dışarıya akarken, dışardan içeriye hiçbirşey girmiyor. sağolsun bir turizm vardı para akışının içeri yönlü olduğu o da sevgili demokrasi kahramanlarımızın savaş politikaları sebebiyle heba oldu gitti.

git putini yala, git rotschild i yala dur şimdi. bu siyasal islamcılar her zamanki gibi ülkenin ağzına sıçıp yine götüm götüm birilerinin mandası olabilecek seviyeye getirdiler güzelim ülkeyi.

hadi hayırlı tıraşlar...
azwepsa
dışarıdan borç para geliyor, o parayla evler yapılıyor. dışarıdan gelen borç para ile o evler satın alınıyor, ekonomi canlanıyor.

dışarıdan gelen o borç parayla, otoyollar, köprüler çılgın projeler yapılıyor. yabancılara satabildiklerimizin parasıyla geri öderken kalanını da yine dışarıdan gelen borç para ile biz alıyoruz.

inşaat şirketlerimizi dünyanın dört yanına salmışız. biz de parayı oradan kazanıyoruz. yabancılara, yabancıların parasıyla tesisler, havaalanları, yollar vs. vs. inşa ediyoruz.

ve ekonomi büyüyor.

öte yandan üretim ekonomiden yavaş büyüyor. kapasite kullanımları yerinde sayıyor. ithalat artıyor ve artıyor...

eninde sonunda dışarıdan gelen borç paranın sahipleri diyecekler: "e hadi, imf'ye nasıl ödedinse bizim paraları da öde." işte buna ekonomik kriz deniyor. işte o zaman neyle ödeyecez? ekonomik hareketliliğimizin büyük kısmı dışardan gelen borç paraların bir cepten diğerine girmesinden ibaret. ne hizmet sektörü ne üretim ülkeyi geçindiremiyor. gün olur, "ya bu ara bize de para lazım, ben sana borç veremeyecem" deseler kredi notumuz yıldızlı pekiyi bile olsa yunanistan gibi ispanya gibi bir gelecek bekliyor bizi.

bisiklet benzetmesi doğru. bindik bisiklete gidiyoruz. ittiriyorlar gidiyoruz. ayağımız pedala tam yetişmiyor. arkamızdan bi çekilseler, bıraksalar, asılsalar ya da itmeyi azaltsalar biraz ilerde devrileceğiz. ne kadar hızlı gidiyorsak mutlaka o kadar sert düşeceğiz, kafamız yarılacak.

bizi ittirmeyi bırakmamaları için, götümüzden ellerini eksik etmemeleri için dördüncü köprü de ikinci tünel de, altıncı çılgın proje de şart. götümüzün selametini götümüzden ittiren ellerin devamlılığına bağladık çünkü.
bizi bozguna uğratan yargılarımız
fed'in tahvil alımını aktif olarak azaltmasından sonra ciddi derecede darboğaza giren ve sonuçları felakete varacak olaylar silsilesinde başrolü oynayan diken üstündeki ekonomidir.

öncelikle bu tahvil alımının neden piyasaları bu kadar etkilediğini belirteyim. tahvil alımının azalması gelişmiş ülke ekonomilerinde para arzının azalacağı beklentisi yaratır. buda bu ülkelerin ekonomilerindeki faiz oranlarını yükseltir. mevduatlarını gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek faizde tutan mevduat sahipleri bu ülkelerdeki paralarını çekerek kendi ülkelerindeki güvenilir limana kaçarlar. türkiyede durum bu şekilde vuku bulmuştur. hemen tahviller satılmış ele geçen parayla dolar ve euro alınmış. bu değerlere olan talep arzı geçince ani ve kalıcı yükselmeler göstermiştir.

şimdi bu ekonomideki tehlikeleri söyleyelim;

1- türkiye ithalatanın yaklaşık %75'i petrol, doğalgaz ve elektrik gibi hammadde ürünleri oluşturuyor. biz doğalgazı ithal etmekle kalmadık aynı zamanda elektriği de doğalgaza bağlayarak hayati bir yanlış yaptık. yükselen dolar fiyatlar bu ürünlerin fiyatları da bizim açımızdan aşırı yükselterek çok büyük dış ticaret açıklarına neden olacaktır.

2- tüketim toplumu yapısına iyice geçmiş olmamış ve ithal ürünlerine olan aşırı talep bu dış ticaret açığını arttırmakla beraber enflasyonu da tetikliyor. bu toplum yapısını değiştirmek mümkün olmadığı için hükümet kredi sınırlaması ve kredi kartlarının taksitlerinin azalması gibi bir takım önlemler aldı. bunun önüne geçilemezse 2-3 yıl içinde öyle sorunlarla karşılaşacağız ki çözümü bile düşünülemeyecek.

3- işsizlik 9.4 seviyelerinde. gizli işsizliği de katarsak %14'lere geliyor bu oran. türkiye ne kadar gelişse de genç nüfusun çok fazla olması işsizlik rakamlarının düşmemesinin önünde büyük bir engel olarak duruyor. yatırım eksikliği yine bu istihdamın yaratılamamasının en büyük nedenidir.

4- son olarak yatırımların azlığı ve bu azlığa neden olan yüksek faizli yabancı tasarrufun bolluğu. yatırımların gerçekleşmesi için bireysel iç tasarrufun artması gerekiyor. bunun içinde şu anda aktif bir şekilde uygulanan bireysel emeklilik sistemlerinden çok şey bekleniyor.

not: türkiyeyle ilgili hep mi kötü şey var diyeceksiniz? buna cevabım hayır olacaktır. kamu maliyesindeki disiplin oldukça iyi fakat bu disiplinin arttırılan vergi oranlarıyla değil denetlenmesi gereken şirketlerle sağlanması gerektiği için yine cezayı bütün halk ödüyor. o yüzden bu kısımda da sorunlar bulunmakta.

türkiye ekonomisi 2015 sonuna kadar çok sert bir süreçten geçecektir. parası olan insanlara tek tavsiyem hiçbir şekilde mevduatlarını tl olarak tutmasınlardır. türkiye ekonomisi bu kadar dışarıya bağımlıyken ne dolar ne de euro kalıcı olarak düşer. bol şans.
göçebee
tarım ülkesi iken ve farklı iklimlerin yaşandığı bir coğrafyada bitki çeşidi fazla iken çöl ülkesi israil'den tarım ürünü ithal eden; istanbul büyüklüğünde 12 milyon nüfusunun sadece 1 milyonu tarımla uğraşan hollanda'nin bizden daha fazla yarın ihraç ettiği bir ülkenin ekonomisidir türk ekonomisi. fabrikalarda üretim yapacak teknolojiyi ithal etmeden üretim yapamayan cari açığı kapatamayan fabrikalar açmayan sadece insanların geleceğini bankada ipotek altına alan ve insanları olumlu ya da olumsuz istikrara sürükleyen korku ekonomisidir. türk ekonomisi= avm+yol + korku+ endişe - sanayi - tarım - nitelikli işgücü = 0
nautilus
doların 2 tl' ye çok yaklaştı, sepet kur, 2,30' u geçti ve gösterge faiz %4,3 den %9,5' a geldi. ekonomi paraşütsüz düşüyor. 2013' de büyüme %3' ün altında olacak.

şimdi ana konunun niye mısır, musri olduğunu anlıyormuyuz.

not; unuttuğum önemli veri cari açık. normalde büyüme düştüğünde azalması gerekirdi, azalmıyor. ekonomide topluca bir bozulma var ve artık dikiş tutmuyor.
dumrul
dört kişilik bir aile için açlık sınırının 1019, yoksulluk sınırının 3022, asgari ücretin ise 803 tl olduğu muhteşem ekonomidir.

ama siz üç çocuk yapın. üç de yetmez beş çocuk yapın tamam mı...

bu arada küçük bir kıyaslama yapmak isterseniz türkiye'deki asgari ücret 400 euro'nun altındadır. hollanda ve belçika'da 1500 euro, fransa'da ise 1400 eurodur... fransa'da hayatı boyunca çalışmamış ve halen çalışmayan bir kişiye devlet sosyal devlet ilkeleri gereği 425 euro maddi yardımda bulunur. çalışmayan dört kişilik bir aileye 1100 euro kadar yardımda bulunur. eğer bu kişiler kirada oturuyorsa kiranın da dörtte üçünü devlet öder... kriz içindeki batık irlanda'da asgari ücret 1460 euro'dur. batık derken mecaz kullanmadığımı zaten biliyorsunuzdur. resmen iflas etmiş olan bir avrupa ülkesindeki asgari ücret türkiye'nin tam dört katı.

pekii bu ülkelerde hayat türkiye'den ne kadar pahalı? şöyle düşünün avrupa'nın en pahalı ülkesi isviçre'dir ve ortalama olarak konuşursak türkiye'de 1 liraya alacağın ürünü isviçre'de yaklaşık 1,5 frank'a alırsın. fark 2 kattır. hadi ben de kafadan bir kat ekleyeyim 3 kat olsun... buna karşın isviçre'de asgari ücret ise 2.500 euro seviyesindedir. yani türkiye'nin 6 katı arkadaşım...

ama akp süper yani... tayyip erdoğan'a laf yok taam mı. tayyip'e laf söyleyen ergendir, puşttur, esedci, sisici ve faiz lobicidir...

(bkz: açlık sınırı açıklandı! araştırmaya göre; 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1019 ... milliyet )
the barz
bankacılık sektöründen küçük bi kesit ile özeti yapılabilir.

--- alıntı ----
bilançoları büyüdüğü kadar bankaların en istikrarlı kaynağı olan mevduat büyümüyor. bilançolarındaki toplam krediler ve tahvil portföyünün toplamı 2002 yılında mevduatlarının yüzde 98'i idi. bu oran 2010 yılında yüzde 130'u aştıktan sonra 2013 yılı sonunda yüzde 140'ı geçti. yani bankalar artık plasmanlarının önemli bir bölümünü mevduat dışı kaynakları kullanarak yapıyor.

avrupa'da baş ağrısı yaratan en büyük etken bu değil miydi? bilanço dışında takip edilen yükümlülükler (teminatlar ve türev araçlar) hızla artıyor.
--- alıntı ----
bankacılık sektörü oynamaya gelmez javascript protected email address] bankacılık sektörü ile yaşamaya bir türlü alışamadık. işleri para olduğu için bankaları hep " soyulacak kaz" gi... haberturk

elin parası ile büyüme sağlanırken elin parası kesildiğinde büyüme yavaşlar (bazen durur, bazen de kriz çıkar)!
bibiş
ot ve samanı dahi ithal eden, doğrudan değil dolaylı vergilerle ayakta kalmaya çalışan, ar-ge yatırım harcamaları volkswagen'in harcamalarının yarısı kadar bile olmayan bir ekonomidir.bugün tüm dikkatimizi dolar karşısında eriyen tl'ye çevirmişken, karnımızı doyuracak temel besin maddelerini bile üretemediğimiz gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. toprak mahsülleri ofisi 90 bin ton ab menşeili buğday ithalatı için ihaleye çıkmıştı.
(bkz: türkiye, ab'den 90 bin ton buğday almak üzere ihale açtı toprak mahsulleri ofisi (tmo), ab'den toplam 90 bin ton buğday alımı için bir dizi uluslararası ihale açtı. sputniknews )
meseleyi biraz araştırınca sadece arpa buğday değil, beğenmediğimiz ot ve samanı dahi ithal ettiğimiz gerçeğiyle karşılaştık.
(bkz: türkiye tarihinde ilk kez saman ithal edecek nisan ayında yağış az olunca türkiye'nin hayvan yemi olarak kullanılan ot ve saman üretimi düşük çıktı. fiyatlar 4 kat artınca bakanlar kurulu itha... mynet )
ot ve saman üretemeyen ülke aynı zamanda sığır da yetiştiremez durumdaymış.
(bkz: devletin sığır ithalatı 2017'de de tam gaz sürecek! et ve süt kurumu'nun (esk) 2017 sonuna kadar sıfır gümrük vergisiyle ithal edebileceği damızlık hariç büyükbaş canlı hayvan tarife kontenjanı 500 b... tarım analiz )
cornelius
geçen gün iki farklı gazete iki sayfayı ekonomimizin avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğuna, şöyle hiper, böyle güçlü gibi yorumlanmasına ayırmış. altlarda da bakanların şaşırmadıklarına, bunun acayip bir başarı olduğuna dair yorumlar. öyle bir anlatılıyor ki o battı-bitti dediğimiz avrupa ülkelerine, "çalışmıyorlar yea, ondan sonra batarlar tabii" diyerek aşağıladığımız akdeniz ülkelerine kemik atacak düzeye gelmişiz. iyi de canım kardeşim, o avrupa ekonomileri tabii ki senin kadar büyümeyecek, görünen sermaye artışına ve büyük rakamlarına rağmen sen gelişmekte olan ekonomi sınıflandırması içindesin. "gelişmekte olan" diyorum bak. "gelişmiş" başka bir anlama geliyor yani. makroekonominin karşılaştırmalı veri çeşitlerinin fazlalığıyla da ilgili konuşmanın manası yok. şimdi biraz düşünmeyle ben de elimde olan 5 lirayı senin 500 lirana rağmen sana bir analizde illa ki ben daha iyiye gidiyorum gibi göstererek yediririm. hatta bunu dolar bazında istediğim kur üzerinden oynayarak da yapabilirim. tıpkı bakanımız mehmet şimşek gibi. oysa ki düz adam olarak baktığında tavuk döner+ayran alırım biter o para mna koyim. sonrası olmaz. yani demem o ki, nereye bakacağını bilmezsen sadece gösterileni görürsün. türkiye ekonomisi, dev bir sıcak para sevicisidir. dışardan gelen parayı alır, kendine kattığını sanarak büyür de büyür. ama üretkenliğin olmadığı yerde o büyüme maalesef midedeki gaz şişkinliğinden farksızdır.





tablo the economist kaynaklı olup, gelişmekte olan ekonomilerde sermaye girişinin kesilmesi durumunda ülkelerin risk seviyelerini gösteriyor. maksimum risk seviyesi 20 olarak belirtilmiş. bizim büyük ekonomimiz de oralarda bir yerlerde. bir gün çok gürültülü osuracağız.. ve bayağı pis kokacak. kısfmet.
polonya ordusu
allaha emanettir. daha çok yakın zamanda borsadaki düşüşü ve dövizin düşmesi için merkez bankasının faiz oranlarını bir gecede % 10'ların üzerine çıkarıp ekonominin değişeceğini düşünenlerin yanıldığı ekonomidir. euro 3.09 ,dolar 2.21 civarlarında. olayların daha da karışacağını düşünürsek evet kesinlikle amerika'ya bağlıyız. fed piyasaya dolar sürsün diye ağızlarının içine bakıyoruz. bilemiyorum yıllarca hep diken üstündeydik ve öyle devam edecek. bir oraya bir buraya sürünmekten başka yapabileceğimiz birşey yok ekonomiyi yönlendiren kişiler değişmediği sürece. bahsettiğim burada hükümet ve merkez bankasının başındakiler.

allah sonumuzu hayır etsin zira başbakanımızın ağzından düşürmediği tek laf bu.
1 /