türksün di mi

azwepsa azwepsa
çoğunlukla türklerin kendi kendilerini ezikleştirmek için kullandığı sözdür. misal adamın biri din, dil, ırk, millet ayrımı olmadan herkesin yapabileceği bir mallık yapar, olay yeri yakınlarındaki görmüş geçirmiş bir türk vatandaşı hemen kendisini tanır: türksün di mi? yahut da pratik zeka eseri bir çözüm bulur, uygular: masanın ağağının altına gazete sıkıştırır. civardan geçen işin uzmanı bunu görür ve teşhis koyar: türksün di mi? evet cevabını alınca bi de burun kıvırıp "beeelli" demez mi? aaarrgh!!!

(bkz: ezik türkler)
eksiksizuyum eksiksizuyum
zaman zaman iyi bir mizah dergisi olarak nitelenebilecek leman'ın bize kötü bir armağanı olan replik. kınanması gereken post-modern yapay kültürün uzantısı; gençliğe dayatılmaya çalışılan aşağılık kompleksinin kelimelere dökülmüş hali.
ütopya ütopya
doksanlı yılların en önemli özelliklerinden biri de, geçmiş dönemlerle kıyaslanamayacak kadar adlandırma, sıfat, kılavuz ve durum üretilmiş olmasıdır. yurdum insanı, cool, karizma, kıllanmak, gönül adamı, öğreten adam, dumur, çıtır, nuri alço bakışlı vs... doksanlı yıllar hemen her şeyin acımasız bir hırçınlık ve özgüvenle adlandırıldığı, klavuzu çıkarıldığı bir dönemdir. bu döneme ait birçok kitabın adının kılavuzla bitmesi hiç de rastlantı değildir (bkz: ). bu kılavuza kimin ihtiyaç duyduğunun cevabı dönemin kültürünü, temel stratejisini anlamak açısından çok önemlidir. bu cevabı vermeden, öncelikle bu adlandırma stratejisi nasıl işlemektedir kısaca değinmekte yarar var. öncelikle, bildik olanın bildikleştirilmesi diyevileceğimiz bir yöntemin uygulandığını söyleyebiliriz; veya herkesin bildiği ama "üzerinde konuşma" gereği duymadığı şeyleri "konuşulur duruma" getirmek.

bu starteji doksanlı yılların ikinci yarısında leman dergisi bünyesinde yaygınlaşmış, en son hemen her şeyi adlandırma ve kılavuzunu çıkartma cüreti ekşi sözlük ile başlayıp çoğalan envai çeşit sözlükte son sınırına varmıştır. sözlüklerde hemen her şey adlandırılabilir, hayatın en küçük ayrıntısı bile maddeleştirilebilir. örneğin leman dergisinde o kadar çok "adam" son eki ile biten kahraman vardır ki, bu bildikleştirme ve dışarıda bırakan "imtiyazlandırma" için büyük kolaylıklar sağlar. yurdum insanı adlandırmasına bakalım; çok samimi ve içten olan bu adlandırma aslında, gizil bir seçkinciliği imtiyazlandırmakta ve "ben sizi çözdüm" ün özgüvenini vermektedir. yani ben sizi çözdüm ama çok uğraşmadım demektir ve onun getirdiği tatlı alaysı (ironik) kayıtsızlık (kinizm). işte bu, tam da "cool" olandır. cool kavramının tarihsel ve antropolojik izlerini süren d. pountain ve d. robbins'in, afrika kültürüne kadar götürdükleri ve afrikalı köleleri "pasif direnişlerinde" somutladıkları, günümüzün hip-hop vücut diline kadar değişim geçiren bu serin tavır, tam da bunu anlatıyordu: onca kırbaca rağmen sanki yorulmamış etkilenmemiş gibi, rahat bir vücut diliyle atılan pamuk balyaları ve bu kayıtsız tavırdan "kıllanan" köle bekçisi kahyalar. fakat bu tavır kapitalizmin gelişimine paralel, pasif direnişten "pasif teslimiyete" dönmüş; tavrın içindeki direniş buharlaşıp uçmuş; sinirleri alınmış ironi ile, sistemin dışında durduğunu "zanneden" (aslında tam göbeğinde olan) tatlı bir kayıtsızlığa evrilmiştir.

tatlı bir serinliği yaşatan adlandırma ve kod çözme stratejisinin yönü, orta sınıfların alışkanlıkları (habitus), yatkınlıkları ve kültürel dokusudur. bu ise, adlandırma stratejisini sınıflararası (veya içi) "kültürel sermayeler" savaşı olarak düşünmenin ipuçlarını vermektedir. doksanlı yılların ikinci yarısında leman dergisi'nde ortaya çıkan ve hemen her alana yayılan türklük espirileri, kültürel sermaye savaşını veya "habitus terörünü" anlamamızı kolaylaştırır. türklük espirileri, toplumda yaşayan veya varsayılan bir kompleksi kaşır. bunu ilk tipi ise teknoloji karşısında yaşanan "şaşma duygusu"dur.

türk müsünüz? cevap: "biz adam olmayız".

ikinci tip, yabancı figürleri türkleştirerek gülünç bir durum yaratmaktadır. bizim gibi davranan kızılmaske, süperman gibi çizgi roman kahramanlarından cola turca reklamlarına uzanan bir çizgi.

üçüncü tip ise, bir önceki kuşağı yoğun bir şekilde etkilemiş tarkan, kara murat gibi kahramanları bugünün söylemine taşıyarak madara etmektir.

biz adam olmayız, türkün aklı... gibi toplumun sağduyusunda yaşayan ama bugüne kadar açık sesle söylenmeyen türklük ile dalga geçmek, doksanarın ikinci yarısı "apaçıklaştıracaktır"; bu gerçekten önemli bir sosyolojik kırılmadır. elbette bu apaçıklaşmayı olumlu bulanlar, resmi ideolojinin hamasetinin yitirilmesi olarak görenler çıkabilir. küreselleşme, ulus devletin aşınması, çokkültürlülük, dünya vatandaşlığı gibi başka hamasetleri örnek göstererek... oysa yakından bakıldığında kazın ayağı hiç de öyle çıkmayacaktır. öncelikle bu anlayıştaki türklük bir "etnisite" veya milliyetçilik göndergeli değil; alt ve orta sınıfların mahkum edildiği bir habitustur.

kulak arkasına takılan sigara, çizgili sümerbank pijaması, ince belli çay bardağı ve atlet vs... bu tür espirilerin en büyük amacı bir boşunalığı bıkmadan tekrarlamaktır. tabi birilerini "serin bir duruşta bırakarak.

ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığımız stratejinin üç sac ayağına oturduğunu söyleyebiliriz.

pastiş; her şeyi hiçbir kural gözetmeden bir araya getirmek, yamalama yapmak

ironi; dinmeyen bir alaysılık ve kayıtsızlık

parodi; saldırgan bir gözden düşürme ve itibarsızlaştırma

postmodernizmin de üç üslubu olan bu üslupları elbette bu çerçeve içinde kalarak tartışmak mümkün ; fakat şahsım adıma ben belli bir sınıfsallığın jestleri, kültürel sermayesi farklılaştırma ve imtiyazlandırma mekanizması olarak okumayı tercih edeceğim, yani neo-liberalizmi anlamayı.

*özgür üniversite orta sınıf fantezileri derslerinden derlenmiştir.
ütopya ütopya
80 sonrasında oluşan yeni orta sınıfın eski ve klasik orta sınıfı pastiş, parodi ve ironi üsluplarını kullanarak kendine gülmece malzemesi ettiği ve özellikle 90larda doruğuna ulaşan söylem ve komik cevaplar bütünüdür. kendisiyle dalga geçtiğini zanneden yeni kuşak aslında eskilerini madara ederek kendi seçkinciliğini ortaya sermektedir. star wars serilerini hatmetmiş ve bu topikte saatlerce konuşacak bilgisi olan kişi "dünyayı kurtaran adam"ı her iki tarafıda iyi tanımasının verdiği özgüvenle tahlil eder ve türkler uzayda mevzusunu kendine malzeme eder.

"dünyayı kurtaran adam" filmini parodileştirip karakterlerini benimseyen yeni kuşağa hitaben çekilen ve türkler uzayda alt başlığı ile içi doldurulan "dünyayı kurtaran adamın oğlu" filmi gerek oyuncu seçimi, teknik yöntemer gibi sinema dilindeki eksikliği gerekse yeni orta sınıf söylemlerindeki "türk olma" üzrinden türetilen üsluba çok fazla birşey katamaması açısından çok fazla kabul görmemiştir. yoksa bu söylemlerin altında yatan mantıkta herhangi bir değişim söz konusu değildir.

türklere has davranış örnekleri ile doldurulan bu başlıkta aslında 80 sonrası yaşanan ve toplumları derinden etkileyen dönüşümlerden ve aslında tüm dünyada benzer oluşumların tezahür ettiğinden bahsedilmez. biz sadece bize has olduğunu zannettiğimiz yeni dönem eski kuşak çatışmasının bir meksikalını bir endonezyalının ya da bir kuzey afrikalının da diline pelesenk olabileceğini düşünmeyiz bu yüzden.
psikomedi psikomedi
iki kürt kendileriyle dalga geçen türklerden bıkmış usanmışlardır.artık biz de türk olmak istiyoruz,lütfen biz de türk olalım derken bu feryatlarını duyan biri madem ki türk olmak istiyorsunuz şu tepedeki kayanın üstüne çıkıp üç kez "ben türküm" diye bağıracaksınız ve böylelikle türk olacaksınız der.iki arkadaş hemen tepeye çıkarlar ve kayanın yanına gelirler.bakarlar ki kaya yüksek,üstüne çıkmak için birinin destek olması gerekmektedir.fedakar olanı önce sen çık kardeşim diyerek,arkadaşına destek olup kayanın üstüne çıkmasını sağlar ve kayanın üstüne çıkan üç kere "ben türküm" diye bağırıp türk olur.daha sonra aşağıda kalan,kayanın üstündekine "şimdi elini uzat,beni de al yanına ben de türk olayım " der.kayanın üstündeki bombayı patlatır ;

"siktir lan götüne koyduğumunun kürdü"