üç beş kişi

jassmine jassmine
adalet ağaoğlu'nun yapı kredi yayınlarından çıkan romanı. tanıtım cümlesi şöyledir;adalet ağaoğlu'nun, tarih öngörüsüyle birlikte psikolojik çözümlemelere de yer verdiği üç beş kişi, 80 öncesinin bulanık, karanlık ve umutsuz ortamının pervasız bir aynasıdır.
kazaramistik kazaramistik
teoman ın balans ve manevra filminin soundtrack inde bulunan bir şarkı.

efendim buyrun sözleri:

herşey değişirken
yalnız biz aynı kaldık
küçücük üç beş kişi geçmişle oyalandık
yolar bitmez gibiyken
düşlere ulaşılmaz
konuşmadan kaybetmeden
yaşanmadan anlanmaz

uzak herşey çok uzak
tek sesim yakın bana
yok herşey bitmemiş
seni bana hatırlatan

taksinin camından vuran rüzgarla ayrıldık
yorgun uykusuz anıları aradık
yoruyorsa artık seni
eskinin eğlencesi
değişen sen misin?
sen misin?

uzak herşey çok uzak
tek sesim yakın bana
yok herşey bitmemiş
seni bana hatırlatan...

ayrıca (bkz: balans ve manevra)

(bkz: el emeği göz nuru)
onbirdakika onbirdakika
------
uzak herşey çok uzak
tek sesim yakın bana
yok herşey bitmemiş
seni bana hatırlatan
------

sözleriyle insanı kendi kendinden alıp götüren şarkı.
cellar door cellar door
eskiden çok fazla dinlediğim ama bi süredir unuttuğum dün tekrar yutupta karşıma çıkarak kendini bana hatırlatan şarkı. hala aynı şeyleri hissettiriyor, neden bıraktım seni ben diye üzüldüm içten içe şarkı için. neyse tekrar açalım.
natikos natikos natikos natikos
"-yaşamı kendi isteklerimiz doğrultusunda örgütleyemeyiz ki!
-sen örgütleyemezsin. çünkü..."

diyaloğuyla başlayıp, kendini bir solukta okutan adalet ağaoğlu romanı.

80 öncesi türk toplumunda görünen ayrışmanın gözler önüne serildiği, dün ki yakınlarımızla bugün ne kadar uzak olabildiğimiz üzerine nefis tespitler içeren romanın en göz alıcı yanı ise; eski istanbul kentsoyluları ile anadolu'nun feodal yapısının uzantıları olan şehre göç etmiş köklü ve sıradan aileler arasında ki düşünüş, inanış ve yaşayış farkını gözler önüne sermesidir.

şahsi kanaatimce; bugün bile aynı düşünüş, inanış ve yaşayış farklılıkları yüzünden kopuk yaşayan bir toplum ferdi olarak meselenin kökenine inmek, duyumsamak için yol gösterici bir yapıttır.

eserin, zaman zaman seçim yapmaya ittiği ve bu zamanlarda ise silkindirdiği bir gerçektir. tutku için ölünebilir mi? soyut tutku mu, somut tutku mu? ailevi soyluluk mu, bireysel özgürlük mü? halk sevgisi mi, halkın sevgisi mi? kadın için namus mu, mutluluk mu? tüm bu kavramların her iki ucunda yaşayan bireyler olan üç beş kişinin tüm iç çatışmaları, aslında hiç birimize uzak değildir. bir ucunda olan, öteki uca imrenir özünde. her gereksiz eleştirinin gizli hayranlık içerdiği gerçeği bir kez daha gün yüzüne çıkar.

ailevi değerleri, insan haklarını, nezaket ve görgü kurallarını her şeyin önüne tutan bir kadının şu monoloğu: "parlak renkli şalvarları, kıyıları boncukları ak tülbentleri, poliüretan tabanlı ayakkabılarıyla dondurmalarını yalayarak geçerler. çocuklar mantar patlatır, plastik su tabancalarıyla gelen geçene su fışkırtırlar. erkekleri birahaneleri, kebapçıları doldurur. sesleri hep gürdür, hep yüksek perdeden konuşurlar; kasetçilerin önünde dikilip en canhıraş feryatları koparan, sevene de sevilene de acımasız ilençleri yağdıran şarkıları seçerler. ellerinde ki çakılarla oturdukları sandalyelerin vinileksini parçalar, tahta sıralara, ağaç gövdelerine derin çentikler açarlar, istedikleri gibi küfür eder, ona buna canları çektiği gibi laf atarlar. karıları bile kısmet'i imrendirecek oranda özgür hissederler kendilerini. yedikleri dondurmanın külahını, yedikleri muzun kabuğunu yere atarlar. sıkıştıklarında bir duvarın bir ağacın dibine çöküp işerler. duygularını gizlemez, sözlerini sakınmazlar. kızları bir delikanlıya gülümserken hiç bir şey olmamış gibi yapmazlar, pek çok şey olmuş gibi yaparlar; herkesin ortasında tokadı patlatır, ilençlerini yağdırır, onların saçını başını bile yolarlar."

silkindirmiş ve üzerine okumaya ara verilip saatlerce düşündürmüştür. neydi özgürlük? tıpkı şu hitapta olduğu gibi:

"siz, size cinsel özgürlüğünüzü bağışlayacak öncü kurbanlar istiyorsunuz. ortaya öyleleri çıkınca da, aaa o kadın düşmüş, bu kadın orospu diyorsunuz ama! hiç bir şeyi göze almadan, bedavadan kurtulmak. oysa özgürlük, en pahalı şey!"