üçüncü dünya ülkeleri

1 /
galliani galliani
"güçlülerin zayıflara sürekli egemen olduğu, siyasetin ekonomiye, hiyerarşinin yeteneğe, gizli ilişkilerin hak ve hukuka baş eğdirdiği, eleştirinin mutlaka bir şekilde ceza gördüğü, insanın hor görüldüğü ülkeler" diye tanımlanmış octavio paz tarafından. ne o, çok mu iyi tarif etmiş dediniz bizim ülkemizi. bence öyle...
nox nox
soğuk savaş zamanında abd veya rusya'nın tarafında yer almamış ülkelere denir. uluslararası ilişkiler'de bu ülkeler için "not aligned" terimi kullanılır. buna göre türkiye bir üçüncü dünya ülkesi değildir.
galactus galactus
yıllar önce batı bloğu(amerika ve saz arkadaşları) ile demir perde ülkeleri(sovyetler ve çetesi) dışındaki ülkeleri nitelendirmek için kullanılan ifade.
argonaut argonaut
fırsat eşitliğinin zenginler için olduğu , işçilerin uzun mesai saatlerine ve açlık sınırında maaşa mahkum edildiği, vergilerin sadece orta ve düşük gelirli kesime uygulandığı ,rüşvetle her işin yapıldığı , her türlü yozlaşmanın , ahlaksızlığın gırla gittiği, zengin olmak için insanların birbirlerinin canına malına namusuna sağlığına kast ettiği , dünyaya egemen güçler tarafından sömürülen ülkelerdir.
yunusis yunusis
zamanında ipek yolu etkisiyle özenilen ve zengin gelişmiş toplumlarken, yenilik yapmayıp gerici tavırları yüzünden gelişmemiş ve 3. dünya ülkesi kavramını ortaya atan devletlerin ipek yoluna alternatif olarak bulduğu ticari yolların bulunmasından sonra bu sınıfa giren, bakılınca tam da coğrafyamıza denk gelen yerler.
eternall eternall
üçüncü dünya ülkeleri kavramı üç anlamda kullanılmaktadır. bunlardan biri gelişmiş sanayi ülkeleriyle sosyalist ülkeler dışında kalan ülkeler anlamındaki kullanımdır. buna göre gelişmişlik düzeyi olarak oldukça geride bulunan ve nüfusları hızla artan, fert başına gelir düzeyleri düşük, iktisadi sıkıntılarla sık sık yüz-yüze gelen ülkeler üçüncü dünya ülkeleridir.
ikinci bir tanım ise bağlantılar dikkate alınarak yapılmakta ve daha politik bir yaklaşımla ifade edilmektedir. buna göre de üçüncü dünya ülkeleri abd ve sovyet yörüngesinde olmayan ülkelerdir. politik eğilimleri, dünyaya bakış tarzları; abd ve uydularıyla sovyetler birliği ve uyduların­dan daha farklı olan ülkeler bu gruba girmektedir.
üçüncü dünya kavramı siyasal sistemi anlatmak için de kullanılmakta ve siyasal rejimi klasik demokrasi olan gelişmiş kapitalist ülkelerle siyasal rejimi marksist demokrasi olan gelişmiş sosyalist ülkeler dışında kalan ülkeleri ifade etmektedir. buna göre de üçüncü dünya ülkeleri, rejimleri, klasik demokrasi ile marksist demokrasi arasında olan askeri diktatörlük ve tek parti yönetimi gibi denemelere sık sık rastlanılan ülkeleri ifade etmektedir.
ikinci dünya savaşının sona ermesiyle birlikte asya, afrika ve latin amerika'daki birçok ülke sömürgecilik bağlarını kopara­bilmekle beraber, siyasal bağımsızlığın yeterli olmadığını da anlamış oldu. bu ülkeler, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmadıkça, fazla bir şey elde etmiş olmuyorlardı. sanayileşmiş dünya ile daha eşit ilişki talebinde bulunan gelişmekte olan ülkeler çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır.
bir devletin kendi isteğiyle askeri ittifaklara girmemesine bağlantısızlık politikası denilmektedir. bu politikanın ilk ortaya çıktığı yer birleşmiş milletler'dir. ancak ilk örgütleşme girişimi endonezya'dan gelmiştir. endonezya devlet başkanı ali sast-roamidijajo'nun ocak 1954'te bağımsız devletlerin bir toplantı yapmalarını önermesi üzerine mayıs 1954'te birmanya, sey­lan, hindistan, pakistan ve endonezya arasında seylan'ın başkenti kolombo'da toplanmışlardır. toplantıda katılımın genişletilmesi görüşülmüş, 18 nisan 1955'te ban-dung konferansının toplanması sağlanmıştır. bu toplantının iki önemli sonucundan biri gelişmekte olan ülkelerin ilk olarak örgütlenmeye başlaması ve ülkelerin çoğunluğunca bağlantısızlık politikasının benimsenmesi olmuştur. asya ve afrika ülkeleri dışında bu gruba yugoslavya da katılmıştır. "bağlantısızlık politikası" nın "gelişmekte olan ülkeler" den biraz farklı anlama geldiğini de bu arada belirtmekte yarar vardır. gelişmekte olan ülkeler grubu deyince iktisadın ağırlığı vurgulanırken, bağlıntısızlar deyince akla daha ziyade askeri meseleler ve bu alandaki sorunlar gelmektedir. ama ikisi de üçüncü dünya'yı ifade etmek üzere kullanılmaktadır. üçüncü dünya ülkeleri en canlı dönemlerini hindistan'ın nehru'su mısır'ın nasır'ı ve yugoslavya'nın tito'su ile yaşamıştır.
1955 nisan'ında endonezya'da toplanan bandung konferansı asya ve afrika ülkelerinin kalkınma meselesinin uluslararası ilgiye bağlı olduğunu vurgulamıştır. yine 1961'de toplanan bağlantısız ülkeler devlet ve hükumet başkanları birinci konferansı dünyaya barış ve güvenliği getirmeyi, sömürgeciliği ortadan kaldırmak için mücadele etmeyi ve gelişmiş ülkeleri gelişmekte olan ülke sorunlarıyla ilgilenme ve bu mücadeleye katılmayı temel çağrı olarak sunmuştu. bütün bunlardan sonraki toplantılarda da yoğun olarak iktisadi meseleler ağırlık taşımıştır. kuzey amerika, batı avrupa, japonya ve yeni zelanda'nın oluşturduğu gelişmiş kapitalist ülkeleri birinci dünya, sovyet bloku'na bağlı ülkeleri ikinci dünya, bunların dışında kalan ülkeler de üçüncü dünya'yı oluşturmuşlardır. fakat üçüncü dünya tabirinin yerine gelişmekte olan ülkeler grubu, 77'ler grubu, bağlantı­sızlar grubu deyimleri de kullanılmaktadır.
üçüncü dünya ülkelerinin temel özellikleri şunlardır:
1- politik hayat olarak istikrarsızlık arzederler. iç politikaları devamlı dalgalanma gösterir, istikrarlı bir politik çizgileri olmadığı gibi ordu ile politika arasında çok yakın bir ilişki vardır. geleneksel yapıları hızla değişme gösterdiği için toplum kesimleri arasında bölünme ve çatışmalar yaygındır. büyük çoğunluğu siyasi bağımsızlıklarını ikinci dünya savaşı'ndan sonra kazanmışlardır.
2- hemen hepsi gelişmekte olan ülkedir. nüfuslarının büyük kısmı tarım sektöründe bulunmakta, iş gücünün de büyük kısmı bu sektörde istihdam edilmektedir. buna bağlı olarak tarım sektöründe gizli işsizlik çok yaygındır. bir başka deyişle bir kısım iş gücü alanından çekilse bile üretimin azalmasına sebep olunmaz. yine bu ülkelerde sermayenin yetersizliği emeğin verimliliğini büyük ölçüde etkilemektedir. gelir düzeyinin düşük olması sermaye birikiminin temel nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. yani düşük gelir, düşük tasarruf düzeyi, düşük yatırım düzeyi ve sonuçta sermaye birikiminin yetersiz olmasıyla sonuçlanmaktadır. fakirlik fasit dairesi bu ülkelerin en önemli problemidir. düşük tasarruf, düşük yatırım, düşük gelir, tekrar düşük tasarruf... şeklinde açılamayan bir halka oluşturmaktadır. sadece gelirin düşük olması değil, fakat adaletsiz dağılması ve gittikçe eşitsiz bir dağılım tablosu ortaya koyması, sorunu daha da ağırlaştırmaktadır. bütün bunlara modern dünya ile, içinde bulundukları genel yapısal özelliklerinden farklı olarak, haberleşme vasıtalarıyla yoğun ilişkiye girmiş olmaları, yukarıda sözünü ettiğimiz politik istikrarsızlıklara yol açmaktadır. dual yapı bütün özellikleriyle toplumsal bünyeye sinmiş vaziyettedir.
3- nüfus yapısı bakımından da üçüncü dünya'nın belirgin özellikleri vardır. doğum oranı çok yüksektir. gelişmiş ülkelerin çoğunda nüfus artışı çok yavaşlamış ve hatta durma noktasına gelmişken üçüncü dünya ülkelerindeki hızlı nüfus artışı ban ülkelerinin kapılarını zorlamaktadır. fakat yüksek ölüm oranı ortalama ömrün kısa olması ile birleşince fren unsuru olmaktadır. gelir düzeyinin düşüklüğü beslenme yetersizliğini getirmekte, sağlık şartları da iyi olmadığından kitle halinde ölümler ortaya çıkmaktadır. bu gelişmeyi kırdan kente yoğun göç ağırlaştırmaktadır.
4- kültürel bakımdan: üçüncü dünya ülkelerinde eğitim seviyesi ve okullaşma oranı düşük olduğundan okur-yazar nispeti de düşüktür. toplum davranışlarına gelenekler hakimdir. dual yapı burada da kendini göstermektedir. geleneksel teknoloji yanında modern teknoloji, geleneksel kültür yanında dışa açık henüz dengeye ulaşmamış modernizm bu ülkelerin belirgin özelliğidir.
5- uluslararası şirketlerle ilişkileri ve söz konusu şirketlerin etkileri de bu ülkelerin özellikleri arasındadır. uluslar ötesi şirketler, ülkelerin çıkartan hilafına faaliyette bulunmaktan çekinmemektedir. aşırı uzmanlaşmaya sevk ettikleri çoğu üçüncü dünya ülkelerinde fakirleşerek büyümeye sebep olmaktadırlar. yönetimler arasınındaki tercih beyanlarıyla veya beyan anlamına gelen faaliyetleriyle politik problemlere de yol açmaktadırlar.
gelişmekte olan ülkelerin ekonomik problemlerine çare bulmak için birleşmiş milletler nezdinde faaliyet gösteren birleşmiş milletler ticaret ve kalkınma konfe­ransı (unctad) amacı itibariyle ticaretin gelişmesi ödemeler dengesi probleminin çözülmesi, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere hibe veya düşük faizli borç verilmesi gibi temel konular üzerinde yoğunlaşmıştır. ne var ki üçüncü dünyanın sırtında bugün için bir borç kamburu bulunmaktadır. unctad amacına ulaşamadığı için gelişmekte olan ülkelerin artık pek iyi gözle baktıkları bir kurum olmaktan uzaktır.
emin ertürk bandung konferansı
ender gelişen osasuna atakları ender gelişen osasuna atakları
abd’de bi̇r askeri̇ okulda ders olarak anlatilan horoz ve ti̇lki̇ hi̇kâyesi̇...
“dershanede hocayı beklerken ışıklar kapanmış ve bir çizgi film gösterilmeye başlanmış.
filmin adı "küçük tavuk".
bir kümes var.
kümeste bir çok tavuk ile genç ve küçük horozlar, bir de kümesin yaşlı ve büyük horozu bulunuyor.
kümesin etrafında da bir tilki dolaşıyor.
yaşlı ve büyük horoz, tilki içeri girmesin diye kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış, tavukları dışarı bırakmıyor.
tabii dışarı çıkamadıkları için doğru dürüst yemlenemeyen tavuklar da zayıf ve küçük tavuklar.
yaşlı ve büyük horoz ise dışarı bırakmadığı tavuklara ölmeyecek kadar mısır tanesi dağıtarak yaşamalarını sağlıyor.
kümese giremeyen tilki bunun üzerine kümesin tellerinde küçük bir delik açarak küçük ve genç bir horoza sesleniyor ve ona biraz mısır veriyor.
mısırı yiyen küçük ve genç horoz her gün gelip tilkiden mısır alıyor.
bir süre sonra tilki küçük ve genç horoza tek başına yiyebileceğinden fazla mısır verince genç horoz hem kendisi yiyor hem de diğer tavuklara mısır dağıtıyor.
böylece yavaş yavaş yaşlı ve büyük horozun kümesteki gücü kırılıyor. horozun etrafındaki tavuklar azalmaya başlıyorlar.
artık popüler olan genç ve artık irileşen horozun etrafında ise tavuklar toplanıyor.
bu aşamada tilki kümesin kapısının önüne mısır bırakıyor.
kümeste bir tartışma çıkıyor, 'kapıyı açalım mı açmayalım mı' diye.
sonunda korkarak kapıyı açıyorlar ve kafalarını dışarı uzatıp yemlenip hemen geri çekiyorlar.
bir süre böyle devam ediyor. hiçbir şey olmuyor. kümesteki tavuklar rahatlıyor. korkuları azalıyor.
nihayet bir gece tilki kümesin önündeki avluya mısır döküyor.
artık korkusuz olan tavuklar genç ve artık güçlü horozun öncülüğünde dışarı çıkıyor ve rahat rahat yemleniyorlar.
kümesteki her tavuk semiriyor.
tilki bir süre sonra gece kümesin kapısından kendi mağarasına kadar mısır tanelerini döküyor.
sabah kümesten çıkan ve korkusuzca yemlenen tavuklar yemlene yemlene mağaraya kadar gidiyorlar. sonra mağaraya giriyorlar. onları içeride bekleyen tilki bütün kümes mağaraya girince mağaranın kapısını kapatıyor.”
çizgi film burada bitmiş.
işıklar yanmış.
ve dersin hocası kürsüye çıkarak, “i̇şte üçüncü dünya ülkeleri böyle yönetilir” diyerek derse başlamış.


ateistforum facebook sayfasından alıntıdır.
1 /