uğur mumcu

dumrul dumrul
kendisini öldürenler biliniyor, keşfi yapan, bombayı koyan, bomba koyulurken gözcülük yapan, bunlara emri verenler ortada.

tabii burada sağlıklı düşünebilen birisi şunu sorabilir: "hepsi ortada olduğu halde mumcu'nun ailesi neden olayın aydınlatılamadığını söylüyor" çünkü cinayetten sonra devletin kendilerine gösterdiği tavırlar onları şüphe içinde tutuyor. mehmet ağar uğur mucu'nun eşine "bir tuğla çekilirse bütün duvar yıkılır" demiş mesela.

diğer taraftan polisler aileyi sürekli taciz ediyorlar. polis şefinin teki geliyor, uğur mucu'nun 11 - 12 yaşındaki kızına diyor ki; "bu bir aşk cinayeti olabilir mi?"

he canım ya, zaten aşk cinayetleri c4'le işlenir. bizde gelenektir. c4 dediğini bakkaldan filan alıyoruz. yani sadece odu envanterlerinde var bu bomba çeşidi ama olsun belki de aşk cinayetidir...

twitter.com

polis bilmiyor mu? aile bilmiyor mu? burada maksat geride kalanları taciz etmek. safi kötülük. safi leşlik... hani akp gelince polis bozuldu, ondan önce "halkın polisi vardı" falan zanneden genç arkadaşlar da otursun yüz kez şu paylaştığım twiti okusunlar. 100 kez okuyun ki size anlatılan masalları niçin sorgulamanız gerektiği kafanızda bir netleşiversin artık.

başka ne oldu? çin ajanı doğu perinçek cemaati aileye yanaştı, devletin tavırları yüzünden ailenin kafasında oluşan soru işaretlerini derinleştirdi. "kontrgerilla yaptı!"

kontrgerilla dediğin şey sivil bir yapı değil. tsk'nın ta kendisi. emir komuta zinciri içinde tsk'nın tepesi tarafından yönetilen özel harp dairesi. ordu böyle şeyler yapmaz mı? tabii ki yapar ama uğur mumcu eski rejimin öldürmek istediği biri değil ki. uğur mumcu'nun devlet tarafından radikal falan görüldüğü dönem 1971... sonrasında uğur mumcu her zaman devletin ve ordunun yanında duran bir kişi. 12 eylül darbesini desteklemiş bir kişi. elbette iyi gazeteci ama melek de değil yani...

iran islam devriminden sonra iran devletinin dış politikası tamamen rejim ihracına dönüktü. bunun için diğer ülkelerde bir yığın çete örgütledi. avrupa'ya kaçan yığınla rejim muhalifini almanya'da, fransa'da, ingiltere'de öldürdüler. türkiye'de de yığınla cinayet işlediler. üç - beş - on değil...

bizim rejim ise bu gibi olaylarda toplumsal desteğini artırdığı için, toplumu konsolide ettiği için, lafın en açığı terörün yarattığı korku ikliminden beslendiği için her türlü olayı havada bırakmayı tercih etti. rejimin islami terör karşısındaki tavrının sebebi buydu. çünkü iran rejimini türkiye'ye ihraç etmenin yolu yoktu. sünni çoğunluğun olduğu yerde şia devriminin peşine kaç kişi düşecek? iran'ın türkiye içindeki terör faaliyetleri tc'nin rejimine yönelik bir reel tehdit oluşturamayacağı için olayların içinde bir belirsizlik bulutu oluşturmak işlerine geliyordu. elbette devlet içinde klik kapışmaları da var. yeri geldiğinde devlet içindeki rakibine yıkmak da herkesin kafasında olan şey.

bu tavrı bugünün olaylarına da uyarlayabilirsiniz. geçenlerde yazdım. hrant dink cinayeti önce uluslacılara yıkılmadı mı? sonra dönüp fetö'ye yıkılmadı mı? necip hablemitoğlu cinayeti aynı. rahip santoro cinayeti aynı. malatya zirve yayınevi katliamı aynı... 90'lardaki laik aydınlara dönük cinayetlerle bunların arasında tabii ki fark var. o cinayetleri devlet içindeki unsurlar işlemiyorlardı. iran devleti o taraklardan elini çekince iş başa düştü tabii...

1990'da, 91'de, 92'de işlenen cinayetlerin 2000'lere kadar bilinçli şekilde aydınlatılmamasının arkasında işte sürekli olarak birbirinin altını oymak için fırsat kollayan devlet içi rakip klikler vardı. sonrası zaten malum. o gün bugündür devlet içindeki çeteler sürekli birbirlerine gömme telaşındalar. erken uyanan diğerinin kafasına vuruyor.

bu saatten sonra da birileri çıkıp "ya afedersiniz ama bu cinayetler zaten aydınlatılmıştı" dese de kimse inanmayacak. bunun için de kimseyi suçlayamam. sonuçta cinayetin üstünü örtmek üzere tavır alan ve cinayeti işleyen arasındaki fark (zihniyet olarak) hiç de büyük değil.
bu başlıktaki 496 giriyi daha gör