uğur mumcu

2 /
gelirsemkal gelirsemkal
öldüğünün haberini radyodan, bizim meşhur pazar gezmelerimiz sırasında öğrenmiştim. bahçeköy'den gelip sarıyer'e dönen yolda, boğazın ordaki kırmızı ışıklarda durmuştuk. o zaman radyoda maçlar olurdu. beşiktaş-bolu maçıydı sanırım. beşiktaş gol attı diye sevinmiştik, sonra başka bir maça bağlandılar. sonra tekrar beşiktaş maçına döndüler, meğerse hakem bizim golü vermemiş, adi herif. o anda yayın kesilmişti, haber girdi, son dakika haberi. orada gazeteci uğur mumcu aracına koyulan bombayla öldürüldü diye bir haber duyduk. ben kim bilmem uğur mumcu kimdir, çok küçüğüm o zamanlar, suikast nedir onu da bilmem. sağci ama akıllı bir adam olan babam "şerefsiz köpekler" demişti yapanlar için. maç yayını kesiliyorsa önemli bir adammış diye düşünmüştüm. anlamamıştım neden oldu böyle bir olay diye. üstelik ne alakaydı arabaya bomba koymak. keşke bizim golü vermeyen hakem öldürülseydi demiştim kendi kendime.
allah rahmet eylesin.
akıllarazararziyan akıllarazararziyan
türkiyemin gördüğü en iyi yazarlardan ve gazetecilerden biri.ama onu sadece bu sıfatlarıyla değerlendirmek fazlasıyla haksızlık olur.o bir düşünce adamı ve gerçek bir vatanseverdi herşeyden önce.bu ülkenin gelişim sürecine çok önemli katkıları olan bir insandı ve türk gazeteciliğinin mihenk taşıydı.zaten bu yüzden öldürüldü. ankaranın gri bir ocak sabahında aracına koyulan bir bombayla parçalara bölündü.o parçalardan binlerce uğur mumcu türedi.gösterişsiz ve yalın bir şekilde yaptı işini.gerçekten çok az gazeteciye nasip olan bir sevgiye ve bir okur kitlesine sahipti.cenaze törenindeki yüzbinlerin görüntüsü gitmiyor gözümün önünden.abartısız yüzbinlerce kişi türkiyenin dört bir yanından uğur mumcu'yu uğurlamaya gelmişti. televizyon başında ağladığımı hiç unutamam. yerini doldurmak imkansız.umarım fikirlerini yaşatabiliriz.
twinkle twinkle
kendisinin de belirttiği gibi söyledikleri hiçbir zaman yalanlanamayacak yüce yazar. öldürülüşü de, yazdıklarını kapatmaya gücü yetmeyen alçakların oyunları sonucu olmuştur. bunun yanında gerçekten çok ince bir mizah anlayışına da sahiptir kendisi.
(bkz: sakıncalı piyade)
dreams2 dreams2
bir pazar sabahıydı
ankara kar altında
zemheri ayazıydı
yaz güneşi koynunda
ucuz can pazarıydı
kalemin düştü kana
kalemin düştü kana
zalımlar pusudaydı
bedenim paramparça
ucuz can pazarıydı
kalemin düştü kana

uğurlar olsun
uğurlar olsun
hüzünlü bulutlar
yoldaşın olsun
bir keskin kalem
bir kırık gözlük
yürekli yiğitlere
hatıran olsun

çevirdim anahtarı
apansız bir ölüme
şarapnel parçaları
saplandı ciğerime
ucuz can pazarıydı
kan doldu gözlerime
kan doldu gözlerime
i̇simsiz korkuları
katmadım yüreğime
bembeyaz doğruları
yaşadım ölümüne
...
ximxili ximxili
beşiktaş daki anısına yaptırılmış anıtın üzerinde şu dizeler yazar:

korkmadan öldük
ey halkım, unutma bizi...
bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım unutma bizi...
bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkım, unutma bizi.
özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi,
hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...
eleanor eleanor
sesleniş

dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. babamız,
sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken
bizler bir mum ışığında bitirdik kitaplarımızı.
kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini
yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya.
ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...
yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler
takıldı. i̇şkence hücrelerinde sabahladık kaç kez.
i̇steseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik,
doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu. yüreğimiz, işçiyle birlikte attı.
yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi
verdik topluma. bizleri yok etmek istediler hep.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
fidan gibi genç kızlardık. hayat, şakırdayan bir
şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin
acımasız ellerine terk edildik. direndik küçücük
yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla.
tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven
gibi. utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar
erkekliklerinden.
hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
ölümcül hastaydık. bağırsaklarımız düğümlenmişti.
hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin
elinde öldürüldük acınmaksızın. gelinliklerimizin
ütüsü bozulmamıştı daha. cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı
gibi savrulduk. vicdan sustu. hukuk sustu. i̇nsanlık
sustu.
göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
kanserdik. ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi
dolaşıyordu derilerimizde. uydurma davalarla
kapattılar hücrelere. hastaydık. yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki. bir buçuk yaşımızdaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık. önce, kolumuzu, omuz başından
keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine. sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. doğu’daki
topraksız köylüler, sizin için öldük. i̇stanbul’daki,
ankara’daki işçiler, sizin için öldük. adana’da,
paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin
için öldük.
vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma
bizi...
bağımsızlık, mustafa kemal’den armağandı bize.
emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen
ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.
mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli
emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek
istediler. amerikan üsleri kaldırılsın, dedik, sokak
ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi...
yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi
savunduk; komünist dediler. ülkemiz bağımsız değil
dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. kurtuluş
savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız.
bir kez dinlemediler bizi. bir kez anlamak
istemediler.
vurulduk ey halkım, unutma bizi...
henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. bir kadın eline
değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile
almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga
vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam
sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. i̇çimiz
titremedi hiç. mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı
gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
asıldık ey halkım, unutma bizi...
bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında
vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu
düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da
susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün
bile, karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri
önünde, öldürüldük. hukuk adına, özgürlük adına,
demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir
şafak vakti ipe çektiler.
korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma
bizi...
bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey
halkım, unutma bizi.
özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep
birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi,
unutma bizi...
uğur mumcu
twinkle twinkle
yüzlerce siyasal çarpıklığı ortaya çıkarmıştır. belki de binlercesini çıkaracaktı. ortaya koyduğu bu kadar meseleyi keşfetmek insanüstü bir araştırma sonucu olmamıştır. sistemli araştırma sonucu, ortalama üstü zekası olan herhangi biri bunların bir kısmına zaten ulaşacaktır. lakin mesele bunları yazabilmektedir. uğur mumcu'yu üstün ve unutulmaz kılan ayrıca ölümüne yol açan, ilkelerine bağlılığı ve gördüğünü yazması konusundaki cesaretiydi.
gelmir tasartir gelmir tasartir
bir cesaret örneğidir.düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ülkede ,içinde bulunduğu şartlarda bile düşündükleri,doğruluğuna inandıklarını söylemekten çekinmemiştir.ortaya çıkardığı yolsuzlukların faturası hayatına kesilmiş, türkiye'nin söndürülmüş ışıklarından biri dahadır.karanlığa 'hoşgeldin'dememiş,aydınlığını bize bırakıp, başka bir aydınlığa gitmiş saygı değer zat-ı muhteremdir.
sanitarium sanitarium
cumhuriyet tarihinin en saygı duyulası yazarıdır. saf bir kuvay-i milliyecidir, atatürk'ün yolundan birazcık bile sapmadan cumhuriyetimizi koruma kavgasına tutuşmuştur. belki o katledildiğinde ufacık bir çocuktum ancak hala gözümdedir paramparça olmuş arabası. yıllar geçti aradan şimdi okuyabiliyoruz yazdıklarını kitaplardan ve neden bazılarının ona tahammül edemediğini anlıyoruz. çünkü bu ülkede doğruyu söyleyeni, bölücülere gericilere karşı duranları affetmezler. ne kadar sünepeysen ne kadar haksızlığa boyun eğiyorsan o kadar lüks malikanelerde yaşarsın ama uğur mumcu gibi keskin bir kalemsen kırmaya çalışırlar işte gözlüklerini. keşke her birimiz uğur mumcu gibi keskin kalemler olabilsek su ülkeyi biraz kalkındırabilsek. ama nerde...uğur mumcu gibi yazarları okuyacağımıza hülya avşarın dedikodularını okuyoruz gazetlerde. öldürüldüğü günlerde bile hatırlamıyoruz onu. sonrada geliştik ilerledik diyoruz. ne unutkan bir milletiz biz.uğurlar olsun sana yiğidim aslanım.
panait ıstrati panait ıstrati
maalesef ülkemizin meşhur faili meçhul cinayetlerinden birine kurban giden gazeteci yazar. uğur mumcu'nun cinayetinde önemli noktalardan biri diğer faili meçhullerde sonradan bir şekilde sızan bilgiler neticesinde aslında gerçek faillerin kimler olduğu ortaya çıkmasına rağmen (kanıtlanmasa bile en azından kabul görmüş ortak bir aktör vardır) bu cinayette bi sürü bilgi ortalığa yayılmasına karşın (islami terör, derin devlet, pkk, hizbullah vs.) bu bilgilerin bir tanesinde yoğunlaşıltır. halk genelde kendi düşünce şekline, hayat görüşüne göre bir tanesini fail olarak kabul eder. sıkı bir kemalistlere göre fail kesin iran bağlantılı islami terördür. liberal kesim genel olarak bu işi derin devletin yaptırdığına kanaat getirmiştir. milliyetçi kesim pkk üzerinde durur vs.
kanımca son dönemde en önemli beyanatı bir zamanlar genelkurmayı dinlettirdiği iddiasıyla hapis yatan (sonradan beraat etmişti) dönemin emniyet istihbarat daire başkanı bülent orakoğlu vermiştir. neşe düzel ile radikal gazetesi için yaptığı röportajda (bkz: radikal ) mumcu'nun pkk ile devletin içinde bazı noktaların ilişkilerini bulduğunu iddia etmiştir. devlete bazı kimi dış ülkelerin politikasına uyması için baskı yapıldığını, bu politikalara karşı gelenlerin öldürüldüğünü belirtmiştir. aslına düşününce çok da mantıksız değildir. neden 1984'te başlayan bir hareket onca yıl sürebilmiştir? 1985 yılında neredeyse bitirilmek üzereyken nasıl olup da yeniden dirilebilmiştir ? neden o kadar yıl beklenmiş ondan sonra 1998'de suriye'ye apo'yu çıkarması için baskı yapılmıştır? bunun 1998 yazında barzani ve talabani'nin amerika tarafından new york'ta barıştırılması ve pkk'nin gözden çıkarılmasıyla ilgisi var mıdır? tabi bir sürü soru var sorulacak.
neticede bu konularda uğur mumcu gibi bir gazetecenin incelemesi çok büyük yankı yaratacaktı eğer engel olunmasaydı. yanılmıyorsam cinayetten sonra mumcu'nun bilgisayarına el konuldu ve bir daha ailesine verilmedi. olayla ilgili kişiler her seferinde soruşturmanın devlette bir yere gelip tıkandığından yakındılar. en çarpıcı olanı ise güldal mumcu'nun bir röportajda verdiği beyanattı. güldal mumcu kendisi ile yapılan bir röportajda kocasının cinayetiyle ilgili en çok ne zaman umutsuzluğa kapıldınız sorusuna şu şekilde cevap vermişti: ecevit 1999 seçimlerinden sonra başbakan olduğunda güldal mumcu kendisi ile görüşmüş ve cinayetin araştırılması ile ilgili yardım rica etmiş. ecevit'in cevabı ise çok korkunç olmuş: "ya tamam elimizden geleni yapacağız ama uğur'da boyundan çok büyük işlere kalkışmış, girmemesi gereken yerlere girmiş". evet bu açıklamdan sonra başka bir şey söylenebilir mi bilmiyorum... umarım ilerde bu olay aydınlanır ama görünen o ki çok büyük çapta bir skandal yaratacak hatta rejimi bile sarsacak sonuçları olacak.
neverland neverland
yarın*, öğlen 2'de harbiye uğur mumcu heykeli önünde yapılacak bir törenle anılacak olan araştırmacı gazeteci/yazar.

"vurulduk ey halkım, unutma bizi."
sorunsal sorunsal
''isimsiz korkuları katmadın yüreğine
bembeyaz doğruları yaşadın ölümüne''
şimdi yukarlardan bir yerlerden bizi izliyorsa canı çok yanıyordur ölümünün üzerinden 14 yıl geçti o düşündükleri için o eleştirdikleri yüzünden öldürüldü peki değdi mi? geride kalanlar bizler ne yaptı hala aynı yerde sayıyoruz..sadece utanıyorum..
gelmir tasartir gelmir tasartir
acı...hissedilen ve kahredilen tek şey...ismi kadar aydın ,"insan"kişiydi.ölümünün 14. yılı. soğuk bir kış günü feda etti o da kendini ,tüm diğer ışıklar gibi,türkiye'nin ışığı sönmesin diye...
dokunsalar okyanus kadar uzak
üflesen soğuyacak kadar yakın acısı...
şimdi yine benzer bir acıyı izliyor, bir başka ışıkla beraber yukarıdan...
yaşları ne olursa olsun,bir zamanlar bebek olan katillerin sebebi olan karanlığı ,sorgulasınlar diye gittiler!!!
ilk değillerdi,hep son olsun diyerek uğurlandılar.
ama en kötü yanımızdı unutmak ve sırf bundan mütevellit utanmamak.
bir pazar sabahı ankara'yı örttü belki yağan kar ama ışığını hiç söndürmedi...
rednext rednext
haince öldürüldüğünde 11 yaşımdaydım, hafızam nasıl oldu da o günü hala hatırlıyor diye sorguluyorum kendimi. halbuki bilmezdim o zamanlar kim olduğunu. demekki haberi ilgimi çekmiş, birçok yazıda okuduğum gibi. 14 yıl geçti ama görünen şu ki hala bir arpa boyu yol alamadık, hala ve hala susturma yöntemi kullanılıyor bu ülkede. hala düşünen, araştıran, bilen, konuşan insanlar haince öldürülüyor.
yazık çok yazık dedirten kişi büyük kişi...
2 /