ukde

gxix gxix
sözlükte kimi yazarların "ukte" için kullandıkları sözcük. neymiş, "ukte tdk'da yok"muş. yahu kardeşim madem öyle, o ağzınızdan düşürmediğiniz moderatör, entelijans, gudik, oçöç ve benzeri sözcükler var mı tdk'da?

veya siz argo'nun anlamının da sadece küfür ve edepsiz sözcükler olduğunu sanıyorsunuz?
aydınlatıcı olması bakımından therion'dan the symphony of the dead eşliğinde süper bir tdk linki geliyor: "ben seni öyle sevdim"

(bkz:http://bit.ly/bTC0BB
ruhsuz ruhsuz
can yücel'in bir şiiri.

dünyamın güzeli martılar
sizden nasıl da yok yere korkmuşum
kaşık adanın orda!
dalın üstüme dalın
vurun beni, vurun
denizanası kokan gagalarınızla!
ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum!
bilmiyordum ki çünkü
ben hem balığım hem kuşum
ben ama hala anlayamıyorum ki
bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum
lovermann lovermann
''ukde'' kelime olarak klas bi kelime...
manasıda bi o kadar derin...
yapılmak istenipte yapılamayan şeyleri ruhta bıraktığı yara...
elceng elceng
sürekli içte kalandır. bazen bir gömlek, bazen bir bağlama, bazen bir yemektir. emrahın gülcana alamadığı kırmızı pabuçlardır mesela.
mevlüt şekeri hüznü mevlüt şekeri hüznü
bi insan olmayiversin içinizde ukde kalan, hergün "bugün belki o da özleyecek" diye beklemek ile geçiyor zaman.
yasamadiklarina yanıyor insan, anladım. birileriyle yaşayınca tükeniyor çok şey. ukde, tüketemeyenin sancısı.
sokollu sokollu
bir necip fazıl şiiri. "bu ukdenin dilinden, kalmadı anlar kimse" derken bi çok insanın duygusuna tercüman olduğuna eminim. benim gibi

"ukde
biriktir ; delik kese!
yetiştir; toprak köse!
hep kesiklik, eksiklik,
hadisede hadise
nasıl alsın deryayı;
kafa bir küçük kase
akla yoktur çıkar yol;
ne hesap ne hendese!
gel de suda aksi tut!
gölgeyi tık kafese!
şu zaman dediğinden
bir tek anmış son hisse
istırap ki gövdesi,
boşluğa sığmaz cüsse
rahatlık senin deden;
benim annem vesvese
bu ukdenin dilinden,
kalmadı anlar kimse
mezarda sır, mezarda;
o bilir bilse bilse
kurtuluş mu muradın;
yol mu aradın kese?
ateşe gir, gölgelen!
kaynar suda gülümse! "
sana söyleyeceklerim var sana söyleyeceklerim var
klinik psikolog mehtap güngör'ün kitabı.travmaların çözümlenmesinde emdr terapi yöntemini araştırırken mehtap güngör ismine rastladım. biraz daha araştırınca da kendisinin caner özyurtlu'nun "loş sohbet" isimli programına konuk olduğu bölüm geldi karşıma. oturdum izledim. emdr'den çok "ukde" üzerine dönen bir sohbetti. kitabı merak ettim ve aldım.
kitapta 3 farklı danışanına ait gerçek hayat hikayeleri mevcut. üç danışanın da ortak yanı yüzleşmek zorunda oldukları çocukluk travmaları ve bu travmaların emdr ile çözümlenmesi. kahramanların yüzleştikleri çocukluk travmalarındaki bazı sahneler gerçekten okurken can yakıyor. i̇çimin sıkıldığı,ağladığım, dönüp kendi çocukluğumu düşündüğüm, kendimde yüzleşemeyip köşeye bucağa ittirdiğim neler var diye sorguladığım anlar oldu. yavaş yavaş bilinç altı dehlizlerinden yüzeye çıkan, çıkanlara o travmanın sahibinin bile şaşırdığı satırları okumak, nelerle yaşıyoruz ve bilmiyoruza bir nevi şahitlik etmek gibi. dışarıdan bakıldığında belki gıpta edilecek hayatlar yaşadığını düşünebileceğimiz insanların, sürekli tekerrür eden sorunlarının hayatlarını nasıl katlanılması zor hale getirdiğini ve tümünün çocukluk travmalarına dayandığını anlamak. kitaba dair çok şey yazmak isterim. çok güzel cümleler, ifadeler var. çok vurucu haykırışlar var danışanların ağzından ama kitaptan sadece şu cümleyi hepimizin ölene kadar yaşadıklarının özeti olacak nitelikte buraya bırakmak isterim:
"bir insanın çocukluğu, anavatanıdır."