ulucanlar katliamı

piquetero piquetero
ulucanlar cezaevinde her koğuş ortalama 40 kişiliktir. siyasi mahkumların koğuşunda ise 120 civarında insan kalmak zorunda bırakılmıştır. bunun üzerine mahkumlar 1 ay kadar yer taleplerini idareye bildirmiş ancak cevap alamamışlardır. sonrasında ise siyasi mahkumlar bitişikte adli mahkumların kaldığı 7'nci koğuşu boşaltmış ve adli mahkumları diğer koğuşlara dağıtmışlardır. tarih 2 eylül 1999'dur.

bunun üzerine cezavi idaresi ise içeriye gıda ve ilaç gönderilmesine engel olmuştur. adalet bakanlığı yöneticilieriyle yapılan görüşmelerde bakanlık ılımlı bir tutuma girmiş ve içeriye gıda aktarımına izin vermiştir. tarih 20 eylül'dür. bunun bir aldatmaca olduğu şüphesi ise 26 eylül tarihinde sabaha karşı doğrulanmıştır. cezaevleri tarihinde az görülür bir katliam, silahlar, bıçaklar, balyozlar, gaz bombaları, köpük kullanılarak gerçekleştirilmiştir.

az dediysek on yıla 2-3 ortalamayla; (bkz: 95 eylül buca katliamı), (bkz: 96 ocak ümraniye katliamı), (bkz: 96 eylül diyarbakır katliamı ), (bkz: 19 aralık operasyonu)

yaralı mahkumlardan bir kısmı özel olarak seçilip cezaevinin hamam bölgesine götürülmüş burada değişik işkence teknikleriyle öldürülmüşlerdir.

bunun üzerine devlet acıları hafifletmek maksadıyla madımak otelini kebapçı yaptığı gibi, ulucanlar cezaevini de şenlik alanına çevirmiş, yaraları sarmıştır.
bergman bergman
hrant dink'e suikast düzenlemesi sonrası gündeme gelen trabzon i̇l jandarma alay komutanı kıdemli albay ali öz'ün de içinde bulunduğu,
ölümlerin çoğunun kafa ve kalbe sıkılan kurşunlarla meydana geldiği, ecevit'in devletin güvencesi altında olması gereken mahkumların öldürülmesi olayını yorumlarken "devlet cezaevlerinde otoriteyi sağlayacaktır" dediği, bizzat devletin ve jandarmanın kol kola gerçekleştirdiği katliamdır.
pascoval pascoval
"sarilma, hiç yaklaşmayacaksın. konuşmak yok!"
beni önce bir yere tıktılar, her tarafımı aradılar. adımı beş altı yere yazdılar. sonra içeri götürdüler.
bir sandalye koymuşlardı. iki metre ötesine de bir başka sandalye... sonra... onu getirdiler, karşıma oturttular. kim olduğunu çıkaramadım.
"anne, benim!"
ancak o zaman, sesini duyunca tanıdım. hiç konuşmadım. konuşamadım. yutkundum, durdum. oğlumun ağzının iki tarafı da kulaklarına kadar, alnı da kafasının ortasına dek dikilmişti. bir bardak su getirmişler. oğlum işaret etti, almadım. odadaki polisler gülüyordu, fırlayıp çıktım.
iki dakika süre vermişlerdi, o kadar bile dayanamadım. en ağırıma giden de karşımda gülmeleri...

bir tutuklu annesi
anime anime
"...ulucanlar, katliamını birebir yaşadım. erkek arkadaşları, işkencehaneye çevrilen hamama almışlardı. atılan gaz bombaları nedeniyle beni revire aldılar. sağlık durumum kritik noktada olduğu için revirde doktorlar, bana bir şey olmasın diye koşturup duruyordu. revirin köşesindeki küçük odada yani pansuman bölümünde tutuluyordum. cezaevinin en merkezi yeri olan revir, askerlerin karargâhı haline getirilmişti. telsiz konuşmasından katliam emrini bizzat duydum. ‘ateş kullanın, 20, 30’u gözden çıkarın’ diyorlardı. sonra kendimi kaybetmişim. uyandığımda, ‘cesetleri buraya atın’, ‘bunları tanıyan bir gardiyan gelsin’ gibi konuşmaları duyunca kulak kabarttım. habib gül’ü, abuzer çat’ı, halil türker’i duydum. arkadaşlarım katledilmişti. kahroldum." - filiz gülkokuer / cumhuriyet pazar dergi - 02 mart 2008
fouite fouite
tarih 26 eylül 1999'u gösterdiğinde katliamcılar silahlarını, bıçaklarını hazırlıyorlardı. hedefleri ulucanlar hapishanesi idi. ankara / ulucanlar hapishanesinde bulunan siyasi tutsakların yeni koğuş talepleri vardı. bulundukları koğuşta bir yatakta iki kişi yatıyorlardı. hemen yanlarındaki koğuş boş olmasına rağmen hapishane yönetiminin ve adalet bakanlığının cevabı operasyon oldu. özel harekât polisleri, özel timler, itfaiye, komandolar savaş (!) için hazırlanmışlardı. savaşacakları ise adalet bakanlığının denetimi altındaki bir hapishanede, dört duvar arasında bulunan devrimci tutsaklardı. yasalara bakarsanız hapishanedekilerin can güvenlikleri iktidara aitti. hapishanedekilerin başına gelebilecek en ufak zarardan siyasi iktidar sorumlu idi. ve bu iktidar katliam hazırlıklarını bitirmek üzere idi.

26 eylül 1999 günü saldırı gerçekleşti. operasyona gelenler katliama gelmişlerdi. ellerinde fotoğraflar ve isimler vardı. katledecekleri devrimcilerin isimleri ve resimleri vardı. saldırı bir yönüyle de 19 aralık hayata dönüş kanlı operasyonunun provası oldu.

ulucanlar hapishanesinde bir koğuşta bulunan devrimci tutsaklara bombalar, tüfeklerle saldırıldı. vahşetin hiçbir sınırı yoktu. devrimci tutsaklar kalaslarla, kancalarla vahşice dövüldüler. hemen hepsi tanınmayacak hale geldiler. katiller ellerinde resimlerle katliama devam ediyorlardı. ama işleri çok zordu (!). çünkü tutsakların tamamı aldıkları darbelerle kan içinde kalmışlar, tanınmaz haldeydiler. hedefleri vardı. hedefleri belli idi. kan içinde kalmış tutsakların arasında tanıyabildiklerini öldürdüler. bazıları öldü diye bırakıldı.

katliamın boyutu cenazelerin teşhisinde açığa çıktı. cenazelerin tümü tanınmaz halde idi. sanki onlara insanlar değil de vahşi hayvanlar saldırmıştı. cenazeler delik deşik edilmişti. kafaları, vücutları parçalanmıştı. adeta vücutlarındaki bütün kemikleri parçalanmıştı. bundan dolayıdır ki aileler çocuklarını tanıyamadılar.

bu katliam iktidarın gerçek yüzlerinden biridir. i̇ktidarın ne kadar demokratikleştiğinin aynasıdır. diğer hapishane katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da katliama yapanlar sağ kurtulanlar suçlandı. katliamdan her nasılsa sağ kurtulabilenler hakkında davalar açıldı. öyle ya; suçları çok büyüktü. katliamdan sağ çıkmışlardı. ve gerçeği anlatıyorlardı. nasıl katledildiklerini anlatıyorlardı. katillerin ellerinde resimlerle nasıl avlarını aradıklarını anlatıyorlardı. ama bu anlatımlar mahkemelerin sağır duvarlarına çarptı. onların sesini duyan tek bir hâkim çıkmadı. katiller korundu. çünkü hapishaneler katliamları iktidar politikası idi. nasıl ki 19 aralık katliamında katillerle savcılar pazarlık yaparak katiller hakkında dava açmama ve kimliklerini gizleme kararları almışsa aynı şey ulucanlar hapishanesinde de yapılacaktı. ne de olsa ulucanlar katliamı 19 aralık katliamının provası idi.

ulucanlar'da da adalet isteğimiz karşılanmamıştır. suçlular hakkında dava dahi açılmamıştır. katliamı planlayanlar, yaptıranlar, uygulatanlar, katliamın delillerini gizleyenler hakkında tek bir dava açılmamıştır. bu nedenle adalet i̇sti̇yoruz.

(bkz: tayad) lı ailelerin geçen seneki açıklaması. ne yazık kı bir adım ilerleme kaydedilmemiştir. bide devrimcilere "yargıyı koruyalım" talepleri geliyor, neyini koruyacam batsın böyle yargı, bu adalet.
show no mercy show no mercy
30 kişilik koğuşlarda 120 kişi kalıyorlardı. bir yatakta 3-4 kişi yatıyorlardı. 1 gün değil 1 hafta değil aylardır hem de. idareye defalarca şikayetlerini iletip durumun düzeltirlmesini istediler, kaale alınmadılar. oysa hemen yan tarafta boş koğuşlar vardı. sonunda görüşme çabaları da sonuçsuz kalınca tutsaklar, koğuşun duvarını delip boş olan koğuşa geçtiler.

devlet bunu isyandan saydı.

26 eylül 1999'da sabaha karşı kanlı bir operasyon düzenlendi ulucanlara. koğuşlara sıkılan köpükler insan boyunu aşınca kendilerini dışarı atan tutsakların üzerlerine çatılardan kurşunlar yağdırıldı. bir kısmı burada öldü tusakların.

zaten mapusta olanları bir daha esir aldılar. metrelerce uzunluktaki çift sıra askerlerin arasından, her bir asker bir kaç dipçik vurmak suretiyle, defalarca bayılıp dayakla ayıltılarak hamam denilen yere götürüldüler. saatlerce demir çubuklarla dövüldüler. kiminin gözü çıktı, kimi ömür boyu taşıyacağı şekilde sakatlandı. özellikle birini, ismet kavaklıoğlu'nu aradılar, isim isim sordular yaralı tutsaklara, sonunda buldular. demirlerle, kalaslarla döve döve öldürdüler ismet'i. düşmanınızı çekip vurursunuz. ismet'in morarmamış tek santimetrekaresi, kırılmadı tek kemiği bırakılmamıştı. bu hayvanlıkla bile açıklanamayacak bir şeydir.

(bkz:
)
(bkz:
)

bütün bunları kadınlar koğuşundaki kadın tutsaklar gözleriyle gördüler. dalga geçercesine '10 leşiniz var' denildi operasyondan sonra kadın tutsaklara.

katliamla ilgili dava açıldı. operasyonda görevli 161 jandarmanın tck'nin 49./1 maddesine göre "kasten adam öldürme ve yaralama" suçunu işledikleri iddiasıyla yargılandığı davada ankara 6. ağır ceza mahkemesi tüm sanıkları "jandarmanın görevini ifa ettiği" gerekçesiyle beraat ettirdi.

2011 eylül ayında danıştay, ölen hükümlülerden ismet kavaklıoğlu'nun ailesinin tazminat talebini, "müdahaleye zemin hazırladılar, kendi kusurları nedeniyle öldüler" gerekçesiyle reddetti.

idare mahkemesi'nin, mahkûmların yaşam hakkının devlet yükümlülüğü altında olduğunu vurgulayarak 'ağır hizmet kusuru' nedeniyle aileye toplam 5 bin tl tazminat ödenmesi kararı, danıştay idari dava daireleri kurulu';na taşınca, 57 kişilik kuruldan 45 hakim, mahkûmların müdahaleye zemin hazırladığını savunarak "aileye tazminat verilmesin!" dedi.

yüce türk adaletinin hakimleri, öldürülen çocukları için tazminat isteyen aileye '5 bin türk lirası'nı çok gördü.

ulucanlar'da katledilen 10 devrimci tutsağın isimleri şöyledir:

ahmet savran, 1967, aydın (dhkp-c)
aziz dönmez, 1981, tokat(dhkp/c)
habip gül, 1967, elazığ (tkip)
halil türker, tokat, 1974, (tkp/ml)
ismet kavaklıoğlu (1963, dhkp/c)
mahir emsalsiz, 1974, samsun,(mkp)
önder gençaslan, 1973, çankırı (mkp)
ümit altıntaş, 1972, muğla (tkip)
zafer kırbıyık, 1971, (tikb)
abuzer çat, 1968, malatya (mlkp)