ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı

1 /
düzgün kayar düzgün kayar
vladimir iliç lenin, `devrimci proletarya ve ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı` isimli makalesinde, sosyalist bakış açısından bu hakkı tanımanın ne demek olduğunu şu şekilde ifade eder;

..bunu, sosyalizm için devrimci savaşımımızdan ayrı bir şey olarak istiyor değiliz; eğer bu savaşım, ulusal sorun dahil, demokrasinin bütün sorunlarına devrimci bir yaklaşımla ilişkilendirilmezse boş bir sözden öteye gitmeyeceği için istiyoruz. kendi kaderini tayin etme özgürlüğü, yani bağımsızlık, yani ezen uluslardan ayrılma özgürlüğü istiyoruz. bunu, ülkeyi ekonomik bakımdan bölmeyi, ya da küçük devletler idealini düşlediğimiz için değil, tam tersine, yalnızca gerçekten demokratik, gerçekten enternasyonalist bir temel üzerinde, geniş büyük devletten ve ulusların yakın birliği, hatta kaynaşmasından yana olduğumuz için istiyoruz. ancak ayrılma özgürlüğü olmaksızın böyle bir temel düşünülemez. nasıl ki, marx 1869'da, irlanda'nın ayrılmasını, irlanda'yla britanya, arasında bir bölünme olsun diye değil, ama onun ardından gelecek özgür bir birlik için istediyse, "irlanda için adalet"i sağlamak üzere değil, ama britanya proletaryasının devrimci savaşı için istediyse, biz de aynı biçimde, rus sosyalistlerinin, ulusların kendi kaderlerini tayin özgürlüğünü istemeyi reddetmelerini, yukarıda belirttiğimiz anlamda, demokrasiye, enternasyonalizme ve sosyalizme doğrudan doğruya ihanet sayıyoruz..

özetlersek; lenin, tıpkı marx'ın irlanda konusunda takındığı tavır gibi, ayrılma hakkı ilkesini, ayrılığın kendinde sosyalist bir yapılanma oluşturmasından ötürü değil, işçi sınıfı enternasyonalizmi ve demokrasi perspektifinin kuruluş zemininde ortaya serer.

"proletarya, demokrasi aracılığıyla, yani demokrasiyi tam uygulayarak ve savaşımının her adımını, en kararlı biçimde formüle edilmiş demokratik isteklerle ilişkilendirerek zafer kazanabilir, böyle yapmaksızın kazanamaz." (lenin)
muzaffere kaçış muzaffere kaçış
ulusun, hiçbir koşula bağlı olmaksızın kendi kaderini tayin etme, siyasal bağımsızlık, devletini kurma dahil, ayrılma hakkına sahip olmasıdır. bu hak, ulusun kendisine aittir; hiç kirnse bu hakkı ulusun elinden alma hakkına sahip degildir.

marksistler ve leninistler'in savundukları temel ilkelerden birisidir. kurtuluş savaşında sovyetler birliği'nin mustafa kemal ve arkadaşlarına yardım etmesinin nedeni de budur. tabi türklerin arasıdaki azınlıklara kurtuluştan sonra eşit hakların verilmesi koşuluyla...
koskoca devletin adı osman lan koskoca devletin adı osman lan
1. dünya savaşı yıllarında iki baş tarafından ortaya atılmıştır. birisi amerika'nın başkanı wilson birisi de sovyet rusya'nın başı lenin. iki taraf da bu fikri "gün gelir bağımsız olanlar bizim saflarımıza katılır." düşüncesiyle ortaya atmışlardır. günümüzde acilen bu konu üzerine sağlam bir tahlile ihtiyaç vardır. çünkü günümüzde insanlar hala 100 yıl öncesinin siyasi durumunda ortaya atılan ukkth tahlilleri üzerinden konuşmaktadır.
demiurgos demiurgos
"sosyalistler, ulusal kaderi tayin etmeyi, dışarıdan, şiddete başvurarak ya da haksız biçimde etkilemeye dönük her türlü çabayla savaşacaklardır. ne var ki, kendi kaderini tayin özgürlüğü için savaşım vermeyi, hiç duraksamaksızın tanımamız, ulusal kaderi tayin etmeyi amaçlayan her isteği kesinlikle destekleme yüklenimi altına girdiğimiz anlamına gelmez." (vladimir iliç lenin, 15 temmuz 1903. iskra)
kisil kisil
kapitalizmin bir gelişim evresi olan emperyalizm çağında ortaya çıkan merkezileşme ve eşitsiz gelişimin sonucunda ortaya çıkmış olan ulusal eşitsizliklere ilişkin sorunları çözmeye yarayan bir siyasal taktik. ulusların kaderlerini tayin hakkı( bundan sonra ukth olarak adlandırılacak) içerisinde eşitsiz gelişimi gidermeye yönelik bir formülasyonu taşımakla beraber kapitalizmin kendisinden ortaya çıkan emek ile sermaye arasındaki çelişki gibi doğrudan bir sorun olmaması nedeniyle ucu açık bir meseledir. ukth, wilson ilkelerinde olduğu gibi self determinasyon şeklinde ifade edilebileceği gibi marksist bir yaklaşımla ezilen ulusların ezen uluslardan ayrılarak emperyalizmi daha hızlı bir biçimde çözülmesi şeklinde de ifade edilebilir.

bu uzun girişten sonra ulusal sorunlara komünistlerin bakış açısını aktarmak gerekiyor. ancak meselenin çok detaylı ve üzerine kitaplar yazılacak kadar uzun olması nedeniyle olayları tek tek parametler halinde almamakta fayda var. o nedenle bu yazı yalnızca marksist klasiklerin ve özellikle lenin'in ifadelerini buraya aktarmakla sınırlı kalacaktır. ulusal soruna dair bir yazı ise daha kapsamlı, her türlü görüşü içeren bir biçimde ele aldıktan sonra günümüz dünyasına dair bir takım aktarımlar yapılabilir. bu sınırlı alanda yapabileceğimiz tek şey ise bir kaç aktarım yapmakla sınırlıdır.

ulusal sorun ve bu sorunun çözümüne dair komünistler her ülkede ve pek çok zaman diliminde pek çok şey yazmış, çizmiş ve somut adımlar atmıştır. sadece teoriye dair adım atmamış aynı zamanda ezilen ulusların da sesi olmayı başarmışlardır. ancak biz şimdilik burada teorinin bir iki parçasını aktaracağız. bu nedenle ulusal sorun ve ukth deyince akla ilk gelen lenin'den aktarmakta fayda var. lenin'in bundcular ile yaptığı bir tartışma esnasında şunu ifade etmektedir: " kapitalizm, gelişmesi sırasında, ulusal sorun konusunda iki tarihsel eğilim gösterir. birincisi, ulusal yaşamın ve ulusal hareketlerin uyanışıdır, her türlü ulusal baskıya karşı savaşım, ulusal devletlerin yaratılmasıdır. ikincisi, uluslar arasında her türlü ilişkilerin gelişmesi ve çoğalmasıdır, ulusal çitlerin yıkılması ve sermayenin, genel olarak iktisadi yaşamın, siyasetin, bilimin vb. enternasyonal birliğinin yaratılmasıdır. " ( ulusal sorun üzerine eleştirel notlar, v.i. lenin, 1913, s: 9) bu leninizmin ulusal sorunun gelişimine dair görüşünü net olarak ifade eden bir cümledir.

bu gelişimi ortaya koyduktan sonra lenin komünistlerin bu sorun üzerindeki siyasal çizgisini şöyle ifade ediyor: " kim ulusların ve dillerin eşitliğini tanımıyor ve savunmuyorsa, kim her türlü ulusal baskı ya da eşitsizliğe karşı savaşmıyorsa, o, marksist değildir. bundan hiç kimsenin kuşkusu yoktur." ayrıca ekliyor:" ama şundan da hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerekir ki, başka bir ulusun marksistini "ulusal özümleme" fikrine sahip çıkmakla suçlayan sözde-marksist de, gerçekte basit küçük burjuva milliyetçisinden başka bir şey değildir" ( ulusal sorun üzerine eleştirel notlar, v.i.lenin, 1913, s:9) yani buradaki püf nokta ulusal sorunda sosyalist bakış açısı diğerlerinden oldukça farklıdır. ayrıca lenin aynı eserinde işçi sınıfının her türlü siyasi ve ekonomik yapıda her türlü ulustan yapısıyla birlikte örgütlenmesini öneriyor.

lenin aynı dönemde pek çok yazdığı makalede ukth'yi ısrarla savunmuştur. ancak ukth'yi marksizmin ana unsuru haline getirmemiştir. ulusal sorunun çözümünde her türlü siyasal, kültürel ve ekonomik eşitsizliklerin giderilmesini savunurken ukth ile ilgili görüşünü şöyle ifade etmektedir: " ulusların kaderlerini tayin hakkı dahil, demokrasinin çeşitli istemleri mutlak şeyler değildir, bunlar, dünya demokratik hareketinin (bugün sosyalist hareketinin) tümünün bir parçasıdır. bazı somut durumlarda, parçanın, bütün ile çelişkiye düşmesi olasılığı vardır; o zaman parça atılır. bir ülkedeki cumhuriyetçi hareket bir başka ülkenin entrikalarının aleti olabilir ve bu işe kilise, mali çevreler ya da kralcılar katılabilir; biz o zaman, bu somut hareketi desteklememekle görevliyiz, ama bu bahane ile uluslararası sosyal-demokrasinin programından cumhuriyet sloganını silmek gülünç olur. " ( ulusların kaderlerini tayin hakkı üzerine bir tartışmanın özeti, v.i.lenin, 1916, s:24) buradan da görüleceği üzere ukth kesinlikle mutlak bir doğrultu değil, uygulanması gereken şey özün bütüne uygulanmasıdır. başka da bir şey değil.

toparlamak gerekirse ukth pek çok açıdan ulusal sorunun çözümünü ifade etmekle beraber ukth mutlaklaştırılan bir siyasi başlık değildir. ulusal sorun her türlü şekilde komünistlerin çözmesi gereken bir sorundur. ancak buradaki temel meselemiz her türlü ulustan işçilerin birbirleri arasındaki düşmanlıkları yok ederek ortak örgütlenmelerini yaratmalarıdır. burada aktarılan ifadeler yalnızca giriş maksatındadır. dahası lenin'in belkide bu ifadeler ile ters düşecek kimi ifadeleri olabilir veya başka marksistlerin. aynı şekilde ukth marksistlerin tekelinde bir meselede değildir. ancak burada ana aktarılmaya çalışılan şey olayın özüne ilişkin komünistlerin bakış açısıdır. günümüze dair tartışmalar ise bir başka yazının söz konusudur.
kisil kisil
ilk yazıyı yazdıktan sonra bu sefer ulusların kaderlerini tayin hakkı üzerine daha az şey yazabiliriz. ulusların kaderlerini tayin hakkı'nın emperyalizm çağında ulusların eşitsizliklerini gidermek için ifade edilen bir siyasi çözüm olduğunu ifade etmiştim. ayrıca ulusal sorunun yalnızca marksist çözümünün bulunmadığı aynı zamanda emperyalist çözümünde ifade edilebileceğini söylenmişti. geçtiğimiz yüzyılda mücadele pratiklerine baktığımızda ezilen ulusların ayaklanmalarının emperyalizmi gerilettiğini ancak dünya çapında emperyalizmin siyasi, ideolojik, ekonomik ve askeri saldırıları sonucu bu gerilemenin durduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. bu noktada lenin'in ulusal soruna ilişkin yazdığı çağda tam da ulusal sorunların marksist ve emperyalist iki çözümü arasındaki gerilimin marksizm lehine çözüldüğünü açıkça görüyoruz. çünkü; wilson ilkeleri ulusların ulusal özlemlerini doyurmamış aksine onları manda gibi emperyalist esaret zincirleri altına alan kimi çözümlerin önünü açmıştır.

daha önceki yazıda aktarılan lenin'in ifadeleri komünistler açısından, marksist çözüm açısından belli başlı özleri yansıtmaktadır. ancak bu noktada işin özünü marksizm açısından işçilerin birliğinde yatmaktadır. sınıfın küçük küçük bölmelere ayrılmasını değil, büyük bir bütün halinde örgütlenmesini, aralarındaki tarihsel husumetlerin giderilmesini önermektedir. son aktarımda da olduğu gibi bu çözümün mutlak olmadığı bütün ile parçanın çelişki göstermesi halinde parçaya ayar çekilebileceği örneğini vermiştir. örneğinde de cumhuriyetçiliğe değinmiştir. elbette bugün cumhuriyetçilik gene ülkeler bazında ele alınması gereken siyasal bir başlıktır. abd veya fransa gibi ülkelerde cumhuriyetçiliğin bir anlamı olmadığı gibi bu işçi sınıfını sermaye sınıfına yedeklemeye neden olur. ancak detaylara değil, işin özüne baktığımızda göreceğimiz tek şey marksizmin ortodoksisinin yalnızca işçi sınıfı olduğunu görüyorsunuz. bu nedenle ulusların kaderlerinin tayini aynı zamanda devrimin kaderinin tayinini de bağlıdır.

detaylandırmadan işin özüne geçilmek gerekirse ulusal sorun mutlak olarak emperyalizm çağının getirmiş olduğu bir sorundur. bu sorunun çözülmesi için pek çok yol vardır. ancak marksistler açısından işçi sınıfı mücadelesi içinde anlamlı kılındığı sürece ulusal sorunun çözümünün bir anlamı vardır. tutarlı bir demokrasi istemi ifadesindeki anlam buraya denk düşmektedir marksitler açısından. aksi taktirde ulusal özümlemecilerin düştüğü noktaya düşer marksistler.
bluenight bluenight
woodrow wilson'ın 14 ilkesinde belirtildiği söylenir ilk olarak, ancak yanlıştır hatta farklı bir yoruma göre o 14 ilke de yoktur böyle bir şey. ilk olarak lenin halkların bu hakka sahip olduğunu belirtmiştir. ancak lenin bir eliyle verdiğini diğer eliyle aldığı söylenebilir;

"bütün halkların kendi kaderini tayin hakkı vardır, ancak en az milliyetçilikle. "
kirmastılı kirmastılı
tanım: olması gereken bir haktır.

ama zannedildiği gibi pkk'nın umrunda değildir bu hak. ben pkk kurşunuyla ölen toprak ağası, aşiret resisi, kapitalist baron ya da ırak'ı işgal etmiş abd asker duymadım. duyan varsa da yazsın, öğrenmiş olurum. tabi "halk" derken kastettiğiniz farklı bir şey ise ben onu bilmiyorum.
mrsteacher mrsteacher
halkların kendi siyasal durumlarını özgür iradeleriyle belirlemesi ve sosyal, kültürel, ekonomik gelişmelerini bağımsız bir şekilde sürdürebilmesi. kısacası halkların kendi geleceğini ya da kaderini tayin etmesi hakkı.
mrsteacher mrsteacher
sadece ulusların devlet kurup örgütlenmeleri olarak yorumlanamaz. nitekim halkların özgür ve kardeşçe bir arada yaşamalarını savunmak da bunun bir parçasıdır.

egemen ulus milliyetçiliğinin olmadığı, insanların kendilerini şu veya bu milliyete ait olmaktan dolayı mağdur veya mağrur hissetmediği bir ortamın yaratılması, ulus devlet kurmaya veya mevcut ulus devleti diğer uluslar üzerine bir baskı aracı olarak kullanmaya tercih edilebilir kimi şartlarda.

bu ilke anlaşıldığında olayın toprak bütünlüğünde bir değişiklik yapmayabileceği de anlaşılır.
1 /