üniversiteyi bitirdikten sonra çalışmayan kız

1 /
üç kademeli su ısıtıcısı üç kademeli su ısıtıcısı
aile ve ülke ekonomisine bulunabileceği katkıları esirgeyen kızdır. elalem kızlı erkekli çalışadursun, biz nüfusun yarısını oturtarak (çalışmayan erkekleri de hesaba katın; çocuklar-yaşlılar dışarıda...) muasır medeniyetler seviyesinin hayalini kuralım. sonra da "bu ülkede kadın neden eziliyor?"
amelie amelie
muhtemelen iş beğenmyen kızdır. "o kadar okuduk,çalışacaksak müdürlükle başlayalım,di mi ama" türevi sözlerle diyalog başlatırlar genelde
tatalu tatalu
kısa bir süre sonra deliler gibi sıkılacağının farkında olmayan kızdır.

üniversite sosyal bir hayat sunar, özgürlük duygusunu yaşatır, sırat köprüsü gibi sınavlar ve hocalarla bitirme tezleri üzerine dialoglar, kişiyi sorumluluk sahibi bir birey yapar. o kadar alışır ki kişi, sınavların zorlu maratonlarına, dönemsel olarak ödev, tez, sunum gibi titizlik isteyen meşkalelerle uğraşmaya, okul bittikten sonra boş kalırsa, bunalıma bile girebilir.

bu noktada, eğer kıza aile baskısı yoksa, okul biter bitmez evlendirilmemişse ve hemen hamile kalmamışsa, başlangıçta "okul mahvetti hayatımı yeaa, artık özgürüm, sosyal hayatım canlansın, gezeyim tozayım, kızlarla alışverişlere çıkalım" diyen üniversite mezunu kızımız, evdeki hesabın çarşıya uymadığını tez zamanda fark edecektir. bütün arkadaşları ilk üç ay içersinde bulabildikleri en iyi işe yerleşmiş, çalışmayanlar ise memleketine evlenmeye gitmiştir. gezecek ve takılacak, sosyal ortamlara akacak kimse yoktur görünürlerde. anne evin bütün işlerini ona yıkar, kardeşler çalışıyorsa, kendi paralarını kazandıkları için her zaman ondan daha özgürdürler. sıkıntıdan patlar. koton dan beğendiği kazağı, accessorizedan beğendiği çantayı şıp diye alamamak, ebeveynden para istemek, bir süre sonra bayar, bunaltır.

aldığı her başarılı not ona zafer duygusunu, çok çalıştığı halde aldığı her kırık not ise yılmama duygusunu tattırmışken, bu yeni tat, buruk gelir. artık zaferler ve engeller yoktur.

üniversite arkadaşlarıyla buluştuğu bir akşam yemeğinde, muhabbetin ne kadar farklı konular etrafında döndüğünü görür. üniversitede birlikte alkol komasına girdiği kız arkadaşları, işyerindeki departman arası ilişkilerden, terfi olayının torpilden ibaret olduğundan, patronların ne kadar acımasız olduğundan bahsetmektedir, kendi aralarında ortak bir dil kullanarak. kendisi neyden bahsedecektir? karşı komşu saime teyzenin, almanya'dan gelen kızının yaptığı doğumdan mı?

elbette çalışmak veya çalışmamak tercih sebebi bir kadın için. istediği şıkkı seçebilir. kendisini çocuklarına adamak isteyebilir, yuvanın dağılmasını önlemek için, "evin direği" görevini üstlenebilir. çocuklarının ve kocasının, eve geldiklerinde sıcak bir yemek bulması fikri, onun için her şeyden önemli de olabilir, takdir edilesidir.

madalyonun öteki yüzünü çevirdiğimizde, aileleri tarafından okutulmadığı için, veya okutulduğu halde zorla evlendirildiği için, çaresizce evde kısır günü yapan, kocası tarafından aldatıldığında, eğer miras gibi bir şansı yoksa, seçimini yapıp, çekip gidemeyen kadınları görüyoruz. "ah ailem okutsaydı... bir üniversite bitirebilseydim de ekmeğimi kazansaydım... ele güne muhtaç olmasaydım... annemin babamın sırtına tekrar yük olmasaydım..." diyorlardır. hiçbir seçim bütünüyle bizlere ait değil.
pudra pudra
kendisini tercih edecek olan erkek evlatlarının kalifiye oluşunu garantilemek adına yapılan altyapı çalışmalarından bir tanesidir.
earendill earendill
devletin bedava üniversite eğitimi vermesini savunanlara kapak olması gereken kızdır. onlar hepimizin paralarıyla kendilerine genel kültür edinirler, ve sonra da zengin kocaları için çocuk doğurur alışveriş yaparlar. biz onları yaşatmak için varız, başka neyiz ki biz? ya da dışarıda kalan, sanskritçe okumak zorunda kalan binler milyonlar.
efendisiz köle efendisiz köle
üniversite ne içindir?
a-iş bulabilmek için
b-bilgi kültür sahibi olmak için
c-çocuklarıma iyi bir anne olabilmek için
ç- diplomamı birilerinin gözüne sokabilmek için
d- koca arıyorum
e- ben türkiye'nin geleceğiyim
f- ben öylesine biriyim.
e-hepsi
g-bazıları
ğ-hiç

üniversite. bu kelimenin içi boşaltıldı be. herkes üniversite iyi bir iş bulmak yani iyi bir hayata sahip olmak için okuyor gibi. yaptığı iş okuduğu bölümle uzaktan yakın arkadaş diplomam var diye geçiniyor mesela. anlayabiliyorum da. ne yani ben de öyleyim. keşke üniversiye entel dantel olmaya gidiyom ben diyebilseydim.

1960lar amerikasında feministler atağa kalkmışken bir kadın dikkatimi çekiyor; phyllis schlafly, muhafazakar bir antifeminist. aklım almıyor, bir kadin nasıl elinde antifeminen pankartlarla makinelere poz verir.. sonra okudukça anlamaya başlıyorum. schlafly kadının evde kalıp çocuğu (geleceği) yetiştirmesinden yana, bunun için eğitimin şart olduğnunda farkında. peki ben bunun nesini anlıyorum?
evet, annem benim için işini filan bırakmadı. her gün kreş denen o ucube yerlerde ağlaya ağlaya anam gelsin de beni kurtarsın diye bekleye bekleye geçti günlerim. annem gelse bile benimle ilgilenemeyecek kadar yorgun oluyordu. kötü birşeydi bu. ben de şayet birgün çocuk filan evlat edinirsem kendim büyütmeye karar verdim. ama çalışmayan kızımız,ben, sen o, sonuçta bir yerlere bir şekilde bağlı- babası olsun, kocası olsun, milli piyango olsun. böyle işte. ha, bağlı olmasa bile çalışmak bir yaşam tarzıdır ve insanlar yaşam tarzlarını seçebilirler.

edit: düşündüm, bazilari seçemeyedebilirler. ama seçebilenler istediklerini seçebilirler.
kabelebeyse kabelebeyse
üniversiteyi iş bulmak için okumayan kızdır.örneğin ben kendim için okuyorum üniversiteyi.
üniversitenin insana kazandırdığı en büyük şey bakış açısı olsa gerek. farklı insanlar, o yaşına kadar duymadığın görmediğin ve üniversite havası koklamasan belki de hiç duymayıp görmeyeceğin şeylerle bezeli değişk bir habitat. çok rahat ve bir o kadar da gergin insan ilişkilerinde dengeyi bulma yetisi kazanmaya çalışmak. bağımsız yaşamı tatmak (veya tatmaya başlamak). otokontrol sahibi olmaya çalışmak. bunların hepsi üniversite hayatının insana birkaç yıl içerisinde öğretiverdiği şeylerin sadece küçük bir kısmı. (derslerden hiçbişey çakmadığımızı, o kısımdan kazanç gelmediğini farzettim).
mezun olduktan sonrasını çok da umursamıyorum açıkçası. belki hayat bana kıyak geçer piyango filan kazanırım çalışmama gerek kalmaz keyfim ve kahyasıyla birlilte devr-i alem yaparım, belki gerçekten maddi yetersizlikler sebebiyle çalışmak zorunda kalırım, belki çalışmak zorunda olmasam da çalışmak istediğim için çalışırım, belki çocuk doğurur ev hanımlığı müessesiyle haşır neşir olurum vs vs..
bu seçeneklerin herbiri ve daha fazlası benim için mümkün, hiçbiri zorunluluk ve değil ve olay tamamen benim seçimimle alakalı. bu geniş seçenek skalasını ve belki de bu "yaparım ederim"ci ahkam kesen tavrı bana kazandıran şey üniversite öğrenimi görüyor olmam muhtemelen.
ve herşeyden önemlisi üniversiteyi bitirdikten sonra çalışmayan kız, bilinçli ve bilgili bir anne olup şahane çocuk yetiştiren kız olabilir misal, çocuklar geleceğimizdir filan..
kubelik kubelik
akademik bir hedefi olmamasına rağmen vakit geçirmek için haybeye yüksek lisans, doktora yapan kız türüdür. lisansın akabinde allah ne verdiyse hepsini yalayıp yuttuktan sonra "e daha yok mu" der gibisinden mal mal etrafa bakınırken, bi de ne görsün biri çocuğu koyuvermiş. 10 metrekare yarıçaplı alan dahilinde bile kimseye kimseye yararı dokunmamış ve dokunmayacak olan bu hanımkızımız, vatana kendi gibi mal evlatlar yetiştirme yolunu seçmiş bulunmuştur.
1 /