chrystal

chrystal

entelijans · 8 mart 2006

yeme içme (%9) · kişiler (%4) · sinema (%2) · din (%2) · ülke-şehir (%2) · kategorisiz (%81) ?

  1. toplam giri 1435
  2. takipçi 11
  3. puan 14577

üniversite yılları en güzel yılların diyen insan

chrystal
lise yıllarında hayranlıkla dinlenen, üniversite yıllarında " ya bi git işine" diye tepki verilen veya içten "manyak mı ne" denilen, üniversite bittikten sonra ise şahsın dönüştüğü kişidir. cidden üniversite hayatın en özgür yıllarıdır, ders programını kendin çıkarırsın, boş gün diye bir kavram hayatına girer, canın istemezse kantinde oturur, derse girmezsin... (istersen okula gitmezsini saymıyorum o olanak lisede de var zaten.) ama bunun dışında her haliyle özgürdür üniversite, gençtir dinamiktir. üniversite bittikten sonra hayatının en özgür ve sorumsuz dönemi kapanmış demektir, zira iş hayatı tam bir lisedir, hatta liseden de beteridr (en azında lisede sömestre tatili olurdu). üniversite bittikten sonra her yeni gün size sadece daha fazla sorumluluk ve kaygı getirir.

vücut çatlakları

chrystal
e vitamini içeren yağların,ister ezcaneden alın, ister susam, badem buğday yağlarını aktardan alıp karıştırın iyi geldiği sorundur. ancak daha çatlaklar kırmızıyken sürülmeli bunlar, çoktan beyaza dönmüş çatlaklar için yapılabilecek pek bir şey yok ne yazık ki...

kızların çantalarında bulunan şeyler

chrystal
çantanın ağırlığını neredeyse tonla ölçülür hale getiren şeylerdir. gayet sıradan, çantama ekstra hiç bir şey koymadığım bir günde listelersek işte içinden çıkanlar:
*cüzdan
*telefon
*telefon kılıfı
*deodorant
*parfüm
*şarj cihazı
*ajanda
*2 adet kalem
*apranax forte
*benical cold
*2 farklı çeşit boğaz pastili
*bepanthen krem
*nivea el kremi
*gözlük
*gözlük kılıfı
*0,5 l su
*şal
*sigara
*çakmak
*yedek çakmak
*sigara çantası
*4 adet ruj
*göz kalemi
*çeşitli boy ve ebatta tokalar
*yedek lens
*lens kabı (içi solüsyon dolu)
*ped
*ıslak mendil
*normal mendil
*vapur tarifesi
*güneş koruyucu
*boş poşet
*çeşitli not kağıtları
*bir kaç tane broşür, tonlarca fiş, fatura...
*naneli sakız
*meyveli sakız
*şeker

evet her gün bu çantayı taşıyorum. üstelik burada listeleyene kadar bu kadar çok olduklarını farkında da değildim. tamam biliyorum dağınık biriyim ama bu yukarıda yazılan şeylere gün içerisinde olmadı bir haftalık süre içerisinde mutlaka ihtiyaç duyuyorum. üstelik ekstra hiç bir şeyin olmadığı bir gün bu, farklı durumlarda bu çanta içerisine makyaj çantası, bisküvi, hatta sandviç, meyve, şemsiye gibi bir sürü şey daha eklenebiliyor.

caveman

chrystal
bu sezon şevket çoruh'un oynadığı inanılmaz eğlenceli oyun. ne yazık ki alper kul'u izlemediğim için bir karşılaştırma yapamıyorum ama şevket çoruh gerçekten müthişti. nedense izlemeden önce bende 'yok canım o kadar da iyi değildir herhalde' diye bir düşünce vardı. oyun başladıktan yaklaşık bir on dakika sonra bu önyargım 'inanılmaz güzel ve eğlenceli bir oyunmuş yaaa' ile yer değiştirdi. şevket çoruh'un performansına hayran kaldım, tek kişilik oyunlar genelde sıkıcı olabiliyor ya da zaman geçtikçe oyuncu yorulduğu için performansı düşebiliyor. ancak şevket çoruh sanki sahnede yüzlerce farklı erkekti ve bir saniye bile temposunu düşürmedi.

oyun ise inanılmaz keyifli, temposu hiç düşmeyen, sürekli gülümseten ve erkekleri oldukları gibi anlatan, düşünme biçimlerini de oldukça güzel yansıtan bir oyun. öyle ki, oyunu izlerken zaman zaman çevremdeki erkeklerin bu oyun için telif hakkı istemesi gerektiğini bile düşündüm. sonra farkettim ki bu içlerindeki mağara adamıydı ve binlerce yıldır onlarla beraberdi.

kesinlikle izleyin ve etrafınızdaki mağara adamlarını biraz daha yakından tanıyın...

tretin

chrystal
kullanırken beraberinde mutlaka güneş koruyucu kullanılması gereken ilaç. yoksa yüzünüzde gayet hoş lekeler olabilir. öyle dandik bir krem falan da değil baya baya yüksek faktörlü, iyi bir şey kullanmak gerekiyor. üstelik kışın bile güneş koruyucusu gerektiyor, öyle amaan güneş mi kaldı, ne olucak canım şu kadarcık kremden derseniz, lekeler garanti. cildi çok kuruttuğu için beraberinde bepanthen kullanmakta da fayda var.

ama bu güneş ve kurutma problemlerine rağmen müthiş bir ilaç. evet, önce cildi berbat ediyor, kurutuyor, sivilcelendiriyor ama sonra mis gibi pürüzsüz bir cildiniz oluyor.

kotex

chrystal
reklamları müthiş olan, gerek müziğiyle, gerek görüntüleriyle samimi ve içten olan ancak iyi reklamın her zaman iyi ürüne ait olmadığını gösteren ped markası. evet reklamları güzel, reklamda yansıtılmak istenen kadın imajı, orkid'inkine kıyasla çok daha gerçekçi ve çekici. müziği dile dolanıyor, ama öle çocuk da yaparım kariyer de gibi saçma sapan bir slogan şeklinde değil de, gerçekten güzel bir şarkıymış gibi ama reklamlarının bu kadar güzelliğine rağmen ürün çok kötü...

gerçekten hışırdamayan, pamuk gibi olan bir ped kendileri. tek kötülüğü bu avantajlarının aynı zamanda dezavantaj olması, o pamuk pamuk pek bir hoş olan yapısı yüzünden insan gerçekten pamuk kullanıyormuş gibi güvensiz hissediyor kendini. üstelik bu güvensizlik sadece bir evham olarak kalmıyor da. orkid'in en büyük dezavantajı olan hışırtı, evet kotex'te yok ama aynı zamanda orkid'in reklamlarında bağıra bağıra söylediği petek doku ve kuruluktan da eser yok. dolayısıyla hışırdamaması ve alerji yapmaması gibi çok önemli gibi görünen avantajlarına rağmen genel olarak bakılınca rahatlıkla orkid'den daha kötü olarak değerlendirilebilir.

alain delon

chrystal
günlerdir durmadan dinlediğim muhtemelen bu yazın hiti olacak parça. melodi acayip güzel, sözler hoş ama klip tam anlamıyla mükemmel. her ne kadar timbaland klibine benzese de sıla'nın mimikleri, diğer dans edenler filan acayip güzel olmuş. ozan doğulu ise inanılmaz şirin ayrıca bu klip sayesinde, şimdiye kadar tüm kliplerinde böyle bir asabi, gergin görünen sıla istediği zaman nasıl hoş bir şekilde şımarık/sevimli olabileceğini de göstermiştir. merak ettiğim tek bir şey var, klipte ortalarda dans eden gözlüklü kişi ozan doğulu mu yoksa başka biri mi? acayip benziyor zira ozan doğulu'ya.

trivial pursuit

chrystal
inanılmaz zevkli oyun. hem soru bilmenin hazzı, hem rakiple yarışma, kazanma derken zaman su gibi akıp gidiyor, eğlence tavan yapıyor. kazanmak için sadece soruları bilmek yeterli değil. rakipler manipülasyona yatkın tiplerse soruları bildiğiniz halde yanlış cevaplar verebilirsiniz, ya da karşınızdakini şaşırtabilirsiniz. genelde aklınıza ilk gelen cevap doğrudur, seçenekleri sesli düşünüp, karşınızdakine koz vermek sizin zararınıza olacaktır. en zevklisi ise soruyu okuyanın hayatta bilemezsin dediği soruya saniyesinde doğru cevabı vermek.

benical cold

chrystal
böyle boğazım ağrımaya başlayıp, bir kırgınlık hissettiğimde hemen aldığım, gribin tüm kötü yanlarını bastıran, hastalığı ayakta geçirmeyi sağlayan müthiş ilaç. içerisindeki parasetamol ile ateş düşürür, ağrı keser, dekstrometorfan hidrobromür ile öksürüğü bastırır ve psödoefedrin ile de akıntıları keser. çalışan insanın dostudur, diğer grip ilaçları(tylol hot, theraflu, vs) gibi uyku yapmaz, aldıktan sonra bir bakarsın iyileşmişsin. tek kötü yanı artık reçetesiz satılmamasıdır. aksırıp tıksırdığım, hafif ateşlendiğim bir gün gideyim de bari benical'dir strefen'dir gerekli ilaçları alayım diye eczaneye girdim.

chrystal: iyi günler. strefen ve benical cold alabilir miyim
eczacı: aaa strefen'i vereyim ama benical cold'u reçetesiz satamıyorum ne yazık ki.
c: nasıl yani ? neden?
e: öyle, içindeki bazı maddeler(muhtemelen dekstrometorfan hidrobromür'den bahsediyor) alkolle alındığında uyuşturucu etki yapıyormuş.
c: hımm augmentin alabilir miyim peki?
e: evet , elbette...
c: augmentin'i reçetesiz alabiliyorum ama benical cold'u alamıyorum öyle mi?
e: eee kem küm evet öyle.

bir hışım çıktım eczaneden. belki benim şansıma denk geldi diye düşündüm. annemden rica ettim. 3 ayrı eczane dolaştı, gene de alamadı benical cold'u. en sonunda mecburen sağlık ocağına gitti, yazdırdı da benical cold'a kavuşabildim. annemin dediğine göre eczacı benical cold'u kilitli dolapta tutuyormuş. yeşil reçeteli ilaç sanki, altı üstü soğuk algınlığı ilacı.

antibiyotik şeker gibi alınabilirken, etken maddeleri benzer olan (dekstrometorfan hidrobromür yerine klorfeniramin maleat içeren) ve içtikten 10 dakika sonra yarı baygın bir halde sızmayı sağlayan tylol hot neredeyse misafirlikte ikram edilen bir içecek gibi kullanılırken her halimden grip olduğum belli olduğu halde bu ilacı alamamam çok ama çook saçma bir durum.

twilight

chrystal
edebi şaheser değil ancak okumaktan acayip zevk alıyorum. bir nevi guilty pleasure sayılabilir. lise ortamı, vampir-insan aşkı, körü körüne aşık adam ve kadın gibi bir dolu klişeyi barındırmasına rağmen soluksuz okunuyor. seri boyunca romeo-juliet, elizabeth bennet- fitzwilliam darcy, catherine-heathcliff gibi ünlü çiftlere yapılan atıflar ise olayı daha da çekici hale getiriyor. kitapları soluksuz okuduğumu, yer yer bella-edward aşkına imrendiğimi ve çooktan edward'ın büyüsüne kapıldığımı saklamayacağım. evet kitapta her türlü abukluk mevcut, klişe saçma sapan şeyler var, vampir olma durumu tamamen saptırılmış, şimdiye kadar vampirlere dair bildiğimiz pek çok şey kitapta yok. vampir adam-ölümlü kadın aşkı nedeniyle belki biraz buffy ile benzetilebilir ama buffy'de vampirler daha karanlık, ürkütücü yaratıklardı. belki vampir kurtadam gibi efsanevi yaratıklara bakış açısı nedeniyle harry potter ile benzetilebilir. zira kurtadamlığı ayın bir kaç günü sorun yaratan tüylü bir problem diye tanımlayan ve insanların arasında gayet medenice davranabilen bir vampirden bahseden bir kitaptı harry potter serisi.

her şeye rağmen twilight okunması zevkli bir seri. okurken bella-edward aşkı insanı sarıyor, onlar birbirine yaklaşıp uzaklaştıkça sanki ben böyle bir aşkın içerisindeyim gibi hissettim. bella terkedilince ağladım, mutlu olunca mutlu oldum filan. güzel vakit geçirmek, sayfaları çevirirken heyecanlanmak, birini çabucak bitireyim de serinin devamını okuyayım diye heyecanlanmak için ideal yani.

film ise diğer pek çok kitapta olduğu gibi hayalkırıklığı. film boyunca edward'ın garip duruşu, ağız hareketleri birine benziyor ama kime diye düşünüp durdum. ondan sonra aklıma geldi, vampir edward hareketler açısından özellikle de bella'nın yanındayken bildiğin edward scissorhands'deki edward'ı. aynı mimikler ve benzer yürüyüşler, aynı yabancılık hissi ve karşısındakine zarar verme korkusu, mesafe koruma içgüdüsü. halbuki kitabı okurken kafamda canlanan edward çok daha kendine güvenli, cazibeli ama garip bir adamdı. filmdeki edward ise sadece garip ve fazlasıyla yüzeysel bir karakter olmuş.

baksana talihe

chrystal
bir haftadır aralıksız dinlediğim, dinledikçe dinlemek istediğim müthiş şarkı. şarkının müziği o kadar kıpır kıpır ve neşeli ki,acıklı sözlerine rağmen çaldığında yerimde duramıyorum. her şey göksel'in söylediğini dinlememle başladı. aman allahım ne güzel şarkı bu dedim. aslında ajda'nın eski bir şarkısı bu dediler. hemen buldum, dinledim. bir kere daha ajda'ya hayran kaldım. sonra ajda'nın fransızca versiyonunu da dinledim ve bayıldım. günlerdir bu şarkıyı dinliyorum. bir göksel bir ajda.sonra bir daha, bir daha....

göksel'in sesi bu şarkıya inanılmaz uymuş, şarkıyı bambaşka bir hale getirmiş. ama dikkatimi çeken bir şey var göksel'in söylediği versiyon çok daha acıklı. 'kalbimin istediğini almak nasip olmadı' kısmı çok sık tekrarlanıyor. ajda versiyonu ise daha çok 'baksana halime' kısmına vurgu yapıyor. sırf bu yüzden ben ajda versiyonunu daha çok sevdim. daha ümit dolu gibi geliyor kulağa. ama müziğe en uygun sözler kesinlikle fransızca versiyonuna ait.

iao

chrystal
girilerini ayrı, radyo programını ayrı sevdiğim, yeri geldiğinde kızsal muhabbetlerin dibine vurduğum pek bir sevimli, canayakın, konuşuldukça konuşulası kişi. uzun zamandır düzgün bir şekilde radyo programını dinleyemediğim için sohbetini, sesini çok özledim.

yaran dükkan isimleri

chrystal
''venüshan emlak'' adı üstünde emlakçı ama venüs ve hanla bağlantıyı çözemedim. bir de amblemi yeşil bir yaprak olan ''green lief'' diye bir güzellik merkezi. önce green life yazmak istemişler de harflerin sırası karışmış diye düşündüm, sonra amblemdeki yaprak dikkatimi çekti ve jeton düştü adamlar green leaf yerine green lief yazmışlardı.

ilk görüşte burç tahmin edip tutturan insan modeli

chrystal
tahmin değil analiz yapan insandır. belirli burçların çok tipik özellikleri vardır. bir ortamda aslan, koç, kova, akrep, yengeç burcu olanlar hemen belli olurlar. o kadar bariz, o kadar tipik özellikleri vardır ki, mimiklerden davranışlardan hemen anlaşılır. diğer burçlar için de birazcık astroloji ile ilgili olmak, diğer burçları tanımak yeterlidir. kısacası iş çoğu zaman tahmin etmek değil, kişileri gözlemlemek ve analiz etmektir.

laptoplardaki ısınma problemi

chrystal
(bkz: bana göre süt onlara göre çikolata)
kaloriferi olmayan, yerden ısıtıldığı iddia edilen ama bir türlü ısınmayan bir ofiste hayatı güzelleştiren, olduğu için şükredilen sözde problem. laptopı mouse ile kullanıyorum, oh ne güzel sıcak hava elime üfürüyor, kucağıma koyuyorum biraz da olsa ısınıyorum. ellerim buz gibi olduğunda laptopu kaldırıp elimi masa ile laptop arasına koyuyorum sanki kalorifer peteğini tutuyormuşum gibi geliyor, mutlu oluyorum.

msnde ilk iletiyi karşıdan beklemek

chrystal
garip, saçma bir gurur, inat daha doğrusu bildiğin salaklık. konuşmak istiyorsan niye duruyorsun ki, ama yok illa karşı taraf atacak ilk iletiyi, mesajı. eğer istenen zamanda ileti gelmezse, görür de bir şeyler yazar umuduyla msn'den çıkılır tekrar tekrar girilir, kör göze parmak şeklinde. bunu yapan kişi muhtemelen facebook'da da önce karşı taraf eklesin diye bekliyordur ve tabi ki ilk arayan; hayatından bezmezse, sıkılmazsa karşı taraf olacaktır. (bkz: kendimden biliyorum ) ve (bkz: salaklığa doymamak)

bağdat caddesine sadece cadde demek

chrystal
cadde deyince herkes hangi caddeden bahsedildiğini anladığına, istanbul'da bağdat caddesi'ne benzeyen, karışıklığa yol açabilecek başka bir cadde olmadığına göre hiç bir problem yaratmayan durumdur. zaten o çevrede oturuyorsanız uzun uzun bağdat caddesi'ne gidelim, vs. demek saçmadır.

kızların yağmurlu havada mini etek giymesi

chrystal
yağmur çamurla başa çıkmanın en güzel yoludur. pantalon dediğimiz şey genelde uzun oluyor, illa yere değmesi gerekmez ama her türlü pantalon paçası (hele bir de bol, uzun filansa felaket) yağmurlu havada sırılsıklam oluyor. özellikle kot pantalon sanki kromatografi kağıdı gibi habire suyu paçadan alıp dizlere kadar iletiyor. halbuki etek öyle mi? giy mis gibi eteği ister mini olsun ister diz boyu olsun, altına kalın çorap, bir de çizme, oh mis. ne yağmur ıslatır ne çamur ne de soğuk rahatsız eder.
1 /