cümlelerin bekaretini alan yazar

cümlelerin bekaretini alan yazar

sensei yazar · 28 kasım 2016

  1. toplam giri 82
  2. takipçi 10
  3. puan 1187

zülfü livaneli okuyan sağcı kız

cümlelerin bekaretini alan yazar
gördü bu gözler.
öldü bu gözler.
"tarafını seç yoksa bertaraf olursun" demişler. a benim kızım, kınalı kuzum; bugün 59rs'de gördüm seni; elinde zülfü'nün kitabı: serenad.
o kitaptan bi bok olmaz.
sen benimle serenad yap; sağcı kızım!
sağcı bir kız solcu bir yazar okuyorsa dikkat! vermek istediği mesaj "beni sikin"dir. ilk yapacağınız şey otobüsten iner inmez onu takip etmek ve ilk köşe başında o kitabı kafasına atmak olsun.
serenad yapın serenad…
sağcı kız solcu yazar okumaz ...

kadına hesaplar senden diyen erkek

cümlelerin bekaretini alan yazar
romeo ve juliet'de geçerdi o replik "ah romeo romeo neden romeosun sen değiştir bu adı babanı yadsı yapamazsan yemin et sevdiğine, ben de bırakayım kapulet olmayı"…

ah erkekler erkekler
kadına "hesap senden" diyen erkekler
değiştirin bu adı
erkekcik koyun ya da ne bileyim –cik eki bile size sıfat veriyorsa çıkın taksim'e bağırın "ben gavatım" diye, eminim olur ucuz malın alıcısı.
sizler gibi erkeklere baktıkça tiksiniyorum. kadının üzerinden geçinen, kadına hesap ödeten, kadını bir gelir kapısı gören zihniyet, defol burdan!

kadınlar bir çiçektir.
hatta isim veriyorum; "begonya"dır, "karanfil"dir, yasemendir.
baharda açan çiçeğe suyunun masrafını de çektirmek nedir?
geçen pelit'deyim; adam kadın kol kola masaya geçti oturdu yedi içti yarabbi şükür dedi kalktılar; erkek müsveddesi yanaştı "hesaplar senden"; bu güzel saf kızımız da hemen açtı cüzdanını "hayat maksimumda talaaa laa laa" reklamındaki golden card'ını çıkarıp ödedi. kız "hayat müşterek" der saftır öder de o an dedim "amına kodumun çocuğunu burda mı siksem eve mi saklasam"; neyse ki o saf temiz kızın hatrına o andavalın sadece plakasını aldım.
ah durum böyle işte dostlarım.
var hala çevrede böyle erkek geçinenler. oysa ben cümlelerin bekaretini aldığım gibi masaya parayı da bırakıp gitmesini bilirken ne erkekler gördü bu gözler, ne erkekler…

genel kültürü olmayan yeni sözlük nesli

cümlelerin bekaretini alan yazar
küreselleşen dünyada insanoğlunun hep ileri gitmesi gerekirken görüyorum ki cahiliye dönemine olan özlem artmış; darwin görse bizi utanır. insandan maymuna mı geçiyoruz ne?
eskiden sözlükte yazarken daha mı bilinçli insanlar vardı ne, şimdilerde gördüğüm insanlar bir yazıyı okumadan yazarına bakıp eksiliyorlar. bu durum bana sağcıların solcu görünce solcuların sağcı görünce "aman bu tü kaka" demesini örneklendiriyor.

insan evvele yazara, yazara duyduğu sempatiye bakmadan bir metnin özüne bakmalı; metne göre değerlendirme yapmalıdır. elbette hepimiz ruhsuz canlılar değiliz, kişilere duygularımız yansır elimizin gittiği butona fakat bunu sistemli yapmak saçmalıktır.

genel kültürü olmayan bu yeni sözlük nesli insanı yazmaktan soğutuyor mu? kimilerini evet ama benim gibi yazmak için yaratılanları asla! ben yazarım.

fakat tavsiyem; hayat yolunda her zaman ideal bir hoca gibi sınav kağıdını değerlendirirken ismi elinizle kapatıp değerlendirmenizdir.

elveda 3 tarafı yalnızlık çevrili şehir

cümlelerin bekaretini alan yazar
bugün gidiyorum bu şehirden…
içimde korkularımı, elimde sıska ümitlerimi, peşimde kadınlarımı, ruhumda sancılarımı bırakıp; bir yosmanın yeşil gözüne kanıp, bir huzur tınısına muhtaç olup, ismi değişen bir köprüye son defa adım atıp gidiyorum…

nedensizce sevdim seni istanbul. içinde okudum, içinde aşık oldum, içinde anam babam beni kustu hınç yüklü kamyonlardan. hatıraların öyle çokken bir gün duş sonrası baktım aynaya omuzlarım çökmüş, boynum bedenime sanki ilikli. sırtıma taktığın yüklerin hangisini boşaltsam telaşı ile öyle yaşayamamışım ki seni; biz iki farklı cephede savaşan insanlar olmuşuz. oysa aynı semtin evlatları iken…

elveda 3 tarafı yalnızlık çevrili şehir.
elveda.
ben gidiyorum bu şehirden. içinde kadınım, kızım, anam varsa da emanet etmem bindirmem bellerine yükü; bir şarkı var dilimde nakaratı sana emanet sadece, söyler misin bilmiyorum o gür sesinle.

akşemseddin camii'nde kılınacak namazları kaza edeceğim başka şehirde. eminönü'nde don atlet satan tayfaya selamı sonra söylerim; kadıköy'de bir martının kanadı kırıksa sarma vakti değil ki bırakın kan oluk oluk aksın… fatih'te yoksul bir gramafon artık bensiz çalsın.

elveda 3 tarafı yalnızlık çevrili şehir.
elveda.
ben gidiyorum artık…
cümlelerin boynu bükük, bekareti alınmış; kadınlar artık dul kalacak ama gitmem lazım tükenmeden içimdeki bir ben. başka bir şehirde yazmam lazım istanbul'a ihanetler etmeden…
hoşça kal…

bir aşkın cesediyle orgazm olmak

cümlelerin bekaretini alan yazar
siesta siesta...
öğlen uykularına taptığım gibi taparım aşık kadınlara. ve benim için aşık kadın ölü kadındır. ruhu ölü kadın. ruhumda ölen kadın...

cesede dönen kadın...
ve bir cesetle sevişip orgazm olan ve olduran tek erkeğim...

bir aşkın cesedi çürümüş; kemerimin kayışı kopmuş vajinana düşmüş...

ondan susuyorsun cennette ki bakirem; ondan...
şimdi ruh ve beden iki ayrı alemde. fakat hala gözümün önünde akıyor zevkinin suyu...

fırat'ı kıskandırıyor, dicle'den daha fazla coşuyor...

insanı çıldırtan sorular

cümlelerin bekaretini alan yazar
deli bir heykeltıraşın hasta parmaklarla yogurdugu yamru yumru balçıktan bir surat.. çizgilerinde ölüm korkusundan başka hiçbir mana yok. bu suratın sahibi beynini ölüm konusu ile öyle mıncıklamış ki, ruhunun delik desikleri olduğu gibi yüzüne vurmuş.

ölüm korkusu hiç bir ruhta, onda açtığı uçurum kadar derinini oyamadı.
nasıl olur?.. düşünen bir varlık nasıl yok olabilir? şuur isimli haysiyet ele geçer de sonra nasıl silinir? korkunun bu kadar büyüğü altından nasıl hiçlik gelebilir? haydi madde, et, kemik silinsin; fakat fikir, hiçbir bıçağın kesemedigi o ulvi mevcud nasıl gider nasıl kalmaz, gelmiş ve olmuşken nasıl gelmemiş ve olmamışa dönebilir?

çizgilerinde yokluk korkusundan başka hiçbir şey bulunmayan balçıktan suratını kellesiyle eline alıp kartopu gibi duvarlara çalmak ve haykırmak istiyor:

nasıl olabilir, nasıl olabilir, nasıl olabilir?...

cümlelerin bekaretini alan yazar

cümlelerin bekaretini alan yazar
musevves veya sagaf diyenler okuduğunu anlamayan ve daha kötüsü anlamadığını da anlamayan ifade fukaralarıdır. ifade ve idrak fukaraları. iki resimdeki yedi farkı bulmaktan aciz insanlar dağlar kadar fark bulunan bu üslup zıtlıgını nasıl ayırt etsin.

siz! idrak bakımından toprak altında yaşayan gözsüz kulaksız böceklere taş çıkaran aptallar. indirgemeyi izaha ve fikirle mukabele etmeye tercih eden kolaycılar. içinizdeki kainat fikre fikirle karşı gelmeyi değil, teker kelimelik klişeleri belletiyor. kutudan fiş cekercesine her fikrin ve kişinin tek kelimelik yaftasini çıkarıyorsunuz. sonra da o kelimeyle hastalığı teşhis etmiş bir doktor edasına bürüyorsunuz.
yegane silahiniz bu. yegane ve zavallı. acizlere mahsus bir silah..

şarkı gibi ahenkli bacaklar

cümlelerin bekaretini alan yazar
ah panayamu bu nasıl bir güzelliktir.
insan o sanat eserinin arasına sütten şiirler yazmak istiyor.

bacaklar sadece o kadının bedenini yanıma sürüklemiyor. kalbimi de kement atılmış av gibi kendine raptediyor. en unutulmaz şarkıdan daha ahenkli o bacaklar..

bacaklar.. işte kelimelerin iflas ettiği nokta. zihnimde buna dair milyonlarca mana kasırgası varken iflas eden bir dimag. ben susayım onlar konuşsun..

erkeğine kavuşan feminist rahatlığı

cümlelerin bekaretini alan yazar
feminizm. kadınların işsizlikten buldukları bir meşgale, bir uğraş. ay benim de uğruna savaştığım bi dava var, dedirten hissi bir istimna vibratörü. kendilerini milyonlarca kadın ordusunun muzaffer kumandanı görüp o edayla erkeklere laf atan karınca sürüsü. karıncanın kemiyyetinin ne önemi var.
siz o keyfiyetten mahrumsunuz ki milyonlar içinde yalnız ölmek lanetiniz.
neyseki kıyıdaki deniz yıldızlarından birisini denize atmak misüllü aranızdan birisini aldım ve kurtardım o bayağılıktan. bilseniz bana ne kadar müteşekkir. omzunun bana verdiği gücü uğruna savaştığım milyonlarca kadın vermedi biliyor musun, demişti bana bir kez ne kadar huzurlu olduğunu ifade ederken.

siz feministler. vibratörün verdiği hissi istimna nerde, benim kadınımın, yağmurda ağacın altına büzüşen çocuk gibi bana sığınan kadınımın duyduğu rahatlık ve emniyet hissi nerede.
düşünün ne büyük bir nimetin öksüzüsünüz..

mini etekli kızı kapanmaya razı etmek

cümlelerin bekaretini alan yazar
şu hayatta iki tesellim var demiştim. kumar ve kadın. kumara maddi sebeplerden ötürü ara verdiğim bir hengamda taksimde bir mekanda kafa dinliyordum.
yanıma askılı bir elbiseyle mini etek giymiş bir kız selam verip oturdu. ve konuşma, seyri içinde kapalı ve açık giyinmeye geldi.
ona dedim:
- bütün sır örtüde. kadın soyundukça vazihlesiyor. böyle olunca da mana peçesi düşmüş bir bir şiir gibi basitlesiyor, yavanlaşiyor, çirkinleşiyor.
kız atıldı:
- paradoks, buna paradoks derler.
ben:
-aptal bayan; şu içinde yaşadığın dünya fikre fikirle karşılık vermeyi öğretmedi mi sana. saçma yerine paradoks kelimesini kullanman senin fikirsiz olduğun gerçeğini değiştirmez.
dinle bak neden örtü.
bütün sır örtüde. örtü, kadının manasına; aranması, bulunması, erişilmesi lazım bir derinlik veriyor. o manayı zorlaştırıyor, giriflteştiriyor, kıymetlendiriyor. ideal.. ideal işte budur. aranması, bulunması, erişilmesi gereken gaye.. kadın vücuduyla idealden bir çizgidir ve mutlaka perde arkasında, göz ufkunun gerisinde, el uzanır uzanmaz tutulamayacak bir noktada olmalıdır.

sen vücudunda mahrem nokta tanımadan her tarafını açarak aslında bütün tesirini kaybettiğinin farkında değil misin? erkeğin hasret ve kıymet hükmünü öldürerek mi kiymetleneceksin? bil ki sen vücudunun neresini açarsan orayı kesip atmış gibi kaybediyorsun.

burda bitmişti bakire manaların kanını akıtışım. ve o akan kanda mini etekli kızın beyni boğulmus cevap verememişti.
dedi son bir gayretle:
- kapanmadan olmaz mı yanı. çekici bulmaz misn beni.
ben:
- evet.

hemen fırladı. istiklaldeki bir mağazadan iki üç parça elbise almış bir şekilde geldi ve benim evde o kıyafetleri giydi ve kapandı. ve kendini kollarıma bıraktı. kendinden geçmiş bir vaziyette kulagima şunları soyledi:
- beni bir cümle olarak düşün. mana dağının zirvesinde keşfedilmeyi bekleyen cümle. ve keşfet beni, her noktamın bekareti senindir..

kadınlar zehiri tatlı olan yılanlardır

cümlelerin bekaretini alan yazar
ben nefsin ne demek olduğunu kadından öğrendim. nefsim eli yanan bir çocuk gibi irademi kavurdu. nasıl eli yanan çocuk, acısı dinsin diye elini soğuk suya daldirir da sudan çekince onun daha fazla ağridigini duyarsa, ben de kadının soğuk suyunda ruh yanığımı bir an olsun dindirmekten ve neticede büsbütün kıvranmaktan başka bir şey yapamadım. bu hareketim susuzluğunu gidermek için deniz suyu içen bir adamın halinden farksızdı. içtikçe su ihtiyacım arttı. arttıkça denizden başka bir içecek bulamadım.

kendimi ne kadar yükseklerde olursam olayım, bu yılanın açık agzina düşen kuştan farksız görüyorum.

kumar ne için oynanır

cümlelerin bekaretini alan yazar
herkes benim kumar ve kadına düşkünlüğümü salt kumar ve kadın için olduğunu düşünür. oysa ben bir zamanlar bağlı olduğum sanat ve edebiyatı bunun için bırakmadım. ben kumarı ve kadını, düşünmemek için tercih ettim.
ruhuma üşüşen sabit fikirlerin, beyin zarımı yırtan vehimlerin biricik ilacı olarak onları buldum. kumarı oynayamayacak hale geldiğim gün intihar etmekten başka çarem kalmayacak.

allahın bu imtihanı karşısında her defa hezimete uğrayan beni, bir de emanete kıymak günahından kim kurtaracak?

allah beni kendisine bağlanmak için yarattı. ama ben, içimde bu baglanisin sermayesi olarak ne varsa, hepsini allah'tan uzaklaşmaya harcadım.
ben bir emanet hainiyim..

kadınlar ne verir

cümlelerin bekaretini alan yazar
teselli..
kadın; bu yavanlıklar ve bayağılıklar ve bayatlıklar aleminde kumarla birlikte yegane tesellim. bir cerahat kaynağı beynimi düşünmekten alıkoyan yegane iksir. ateşten bir iksir..
ateş; kleopatra'nın yılanı gibi incecik diliyle damarlarımı açıp kızgın iklimini içime üfleyen ateş..

ve kadın..
duman saçları, yosunlu gözleri, hakiki oksijen kaynağı boynu ve cennet çiçeklerinin kokusu sinmiş olan gerdanı, kan peltesi dudakları, beline dogru kavuşmak isterken kalçalarında dağılan çizgileri, en pahalı yastıktan daha rahat ve huzur verici memeleri, dizlerinin gölge dolu çukurları, en unutulmaz şarkıdan daha ahenkli bacaklarıyla kadın..

bu kadını zifiri karanlıkta parmaklarımın ucu ve dudaklarımın ateşiyle apaydınlık görebilirim.

cümlelerin bekaretini alan yazar

cümlelerin bekaretini alan yazar
bana kendini iki kelime ile özetle deseniz bu iki kelime vehim ve şüphe olurdu.
bazen öyle olurdu ki bütün vücudum yere dökülen şekerlerin etrafına karıncaların çokaşması gibi vehim karıncalarına maruz kalırdi. ve her yanım simsiyah olurdu o karıncalardan.

bak mesela bir ressam düşünün. güzel bir portre çizmiş. şimdi bak o gözlere. ne görüyorsun? dört köşe birer delik, deliklerin ortalarında bir nokta var. gözbebekleri güya onlar. o noktalardan ışık giriyor. içimizdeki fotografhanede dışımızdaki dünya sekilleniyor. biz buna görmek diyoruz.
güvenemiyorum. hiçbir şeye güvenemiyorum. kelimelere de güvenemiyorum, fikirlere de. hem ressamın çizgilerine güveniyor muyum ki kendi kelimelerime güveneyim? gördüğümü sandığım şeylere inanıyor muyum ki anladığımı zannettim şeylere itimat edeyim..

ve şüphe.. gördüğü duyduğu hiç bir şeyden emin olmama hali. bu göklerin cezası olmalı. herşeyin içyüzü değişiyor, insanlar eşyalar suratlar... suratlar perde altında. bu perdeler arka arkaya sonsuza kadar gidiyor. ve her surat kendi arkasindakinin perdesi. hep perde hep perde..

sizin bu kadar emniyetle üzerine bastığınız yüz katlı saraylar ve kuleler, bina ettiğiniz toprak; ayağımın altında sigara kağıdı kadar inceliyor. yerkürenin kabuğu yumurta sarısının zarı kadar hissedilmez oluyor. anlıyor musunuz?

anlayamazsınız.. beni bu fikirlerden, arkasında başka bir surat olmayan kumar kağıtlarındaki suratlardan başka hiçbir şey kurtaramaz.

ben de daima suratında kendisinden başka birşey olmayan maça kızına gidiyorum. düşünmemek için ondan ayrılmamaya mecburum.. maça kızından ve kadından ayrılmamaya

sagaf

cümlelerin bekaretini alan yazar
duydum ki bazıları beni bu kelime hokkabazı yazarla karıştırıyormuş. yazı yazarken; öğrendiği her ismi ve kitabı metinde kullanarak entel görünme sevdasındaki bir kişi ile hiçbir müşterek noktam olamaz.

o olanı ve bilineni yazar; bense mechulu ve bilinmezi
1 /