cyclops1988

cyclops1988

entelijans · 15 temmuz 2007

spor (%8) · tarih (%8) · instela (%5) · günlük hayat (%4) · kişiler (%3) · kategorisiz (%72) ?

  1. toplam giri 1492
  2. takipçi 40
  3. puan 16132

itüro

cyclops1988
bu sene gerçekten bir festival havasında geçeceğe benzeyen organizasyon. itü'nün genel olarak en büyük sorunlarından biri olan tanıtım problemi halledilmiş gibi zira envayi çeşitte reklamını görebiliyoruz etrafta. metrolarada, otobüs duraklarında, billboardlarda, internet ortamında , haberlerde , çeşitli üniversitelerde , diğer yarışmalarda ... tanıtımı yapılmış.

umarım bu sene felaket bir organizsyon düzenleyen odtü robot günlerine benzemez.

azwepsa yı askere geri yolluyoruz zirvesi

cyclops1988
yarın gerçekleşecek olan zirvedir. yalnız bir sorun mevcut azwepsa'ya telefon açtım. konuşma şu şekilde gerçekleşti.

cyc: alo, abi nasılsın?
azw: iyidir sen napıyon?
cyc: cuma zirve açtık senin için zirvenin adı da, azwepsa'yı askere...
azw: dıt dıt dıt dıııııt dıt dıt dıt dıııııt
cyc: alo alo alooo ordamısın abi , alo neyse hat gitti herhalde bir daha arıyım.

o andan sonra 1 haftadır telefonu açmıyor , msne girmiyor, feysbıkını kapattırmış, ev adresini değiştirmiş, okuldan kaydını aldırmış. sanımsamalarıma göre şu an avusturalya sahillerinde içkisini yudumluyor. bana bi koala getirsin hediye olarak.

o değil de

zirve için 2.30 da buluşulacak, hemen labutlar parça pinçik edilmek için bowlinge gidilecektir. roberto carlos usülü falsolu toplarımla i am a man who walks alone isimli yazarı nasıl madara ettiğimi görmek isteyenleri bekleriz.

ıssızadayadüştüğünüzdeyanınızaalmayacağınıztekkişi

cyclops1988
geçenlerde bir maç sırasında kafa attım kendisine ,kan revan içerisinde yere yığıldı. gaza geldim, hazır başlamışken depdepdepduket, aduket falan devam ettim. meğersem çok hırpalamışım. bir de klişe bi nara atmışım ''çocuk bak aklını alırım senin, bana dayılanma bu numaralar bana sökmez '' diye, korktu , pıstı kenara oturdu. bir daha yaramazlık yapmayacağına dair söz verdi.

akıllı olsun...

azwepsa yı askere geri yolluyoruz zirvesi

cyclops1988
dikkkat!! bu bir düzce zirvesidir.

malum 5 6 aydır rahattık, azwepsa adlı zat-ı muhteşem askerdeydi, biz de gerek düzce'de , gerek eskişehir'de, izmir'de ya da istanbul'da yani yurdun dört bir yanında gönlümüzce eğleniyorduk. fekat korkuyla beklediğimiz gün geldi çattı, derhal bir şeyler yapmamız gerektiğini farkettik bu yüzden toplanıyoruz. süpriz konuk ankara'dan, genelkurmaydan gelen albay nurettin paşa, azwepsa'ya 70 şınav, 90 mekik, 190929 barfiks çektirecek, biz de o çekerken gerekli işkenceleri yapacağız. tabii ki nurettin paşa'yı düzce'den eli boş göndermeyeceğiz 1 adet hediye paketine sarılmış azwepsa ile kendisini uğurlayacağız.

şaka bir yana uzun zaman sonra düzce'de yapılacak ilk zirvedir. düzce'de ikamet eden ya da gelebilecek uzaklıkta olan tüm yazarlara kapımız açıktır. özellikle yeni üye olmuş 7. nesillere süprüz hediyem de var . ıssızadayadüştüğünüzdeyanınızaalmayacağınıztekkişi kullanıcı adlı şahsı kendilerinden yeterince uzak tutacağım, hatta hiç tanımıyor gibi de davranabiliriz, bu iyiliği kimse yapmaz. cidden çekince olmaksızın kendilerini bekliyoruz

düzce'de konseptli zirve yapmak pek bir mümkün olmadığı için yaratıcı fikirlere bir meşaj uzaklığındayım.
şu an itibariyle zirve olasılıkları arasında bowling, tabu, kebap yemece, tatlı yemece gibi aktiviteler var.

not: zirve tarihi oynaktır, değişebilir.

(bkz: itü sözlük üyeleri tarafından eklenilen ve güncellenen terim ve açıklamalara sahip interaktif sözlük. ıtusozluk )

neslişah osmanoğlu

cyclops1988
hayattaki osmanlı hanedanın fertleri arasından saray gören son kişidir. hanedan reisi ertuğrul osman osmanoğlu'nun ölümünden sonra ailenin en yaşlı üyesi sıfatını almıştır. eğer kendisi de hakkın rahmetine kavuşursa osmanlı hanedanlıktan çıkacak bir aile olacaktır zira son saray gören kişi de ölmüş bulunacaktır. sultan vahideddin'in kızı sabiha sultan ile halife abdülmecidin oğlu ömer faruk efendi'nin kızıdır neslişah sultan. 4 şubat 1921 günü dolmabahçe sarayı'nda dünyaya gelmiştir. hayatı pek bir maceralı geçmiştir, belki de trajikomik demek daha yerinde olur sanırım. küçük bir örnek vermek gerekirse osmanlı hanedanın sürgün edilmesinden bir süre sonra mısır kralının oğlu prens abdülmunim ile evlenmiştir fakat şansızlık o ki mısır'da cumhuriyet ilan edilmesiyle ikinci bir sürgün ile karşı karşıya kalmıştır. iki sürgün birden yaşayan tek osmanlı üyesidir.
kardeşleri necla ve hanzade sultanlar gibi güzelliğini annesi sabiha sultan'dan almıştır zira mustafa kemal'in sabiha sultan ile neden ilgili olduğu kızlarının güzelliklerinden de anlaşılabilir herhalde.

padişah vahdettin

cyclops1988
yaşamı boyunca peşinde dolaşan şansızlıklar ölümünde de peşini bırakmadığı osmanlı devletinin gözlük takan tek padişahı.
torunu hümeyra özbaş vahdetinin yani şahbabasının öldüğü geceyi şöyle anlatır:
“o geceyi dün gibi hatırlarım saraylı kadınlar ortalığı velveleye verdiler. çığlıkları duyunca hemen 1. kata indik. büyüklerin arasından sıyrılıp odasına girdim. bütün harem halkı etrafında ağlıyordu. tabutu günlerce binanın girişinde bekletildi. baş yaver zeki bey borçları ödemeyi ihmal etmişti zaten şahbabamın 3-5 kuruşluk parasını da kumarda kaybetmiş. san remo esnafı tabuta haciz koydurdu. borçlar anca halifeden, ırak ve hicaz krallarından gelen parayla ödenebildi ve hatta sabiha sultan teyzem mücevherlerini satıp etrafa para dağıttı”.
aile padişahın müslüman bir ülkeye gömülmesini ister ancak o zamanlar tek bağımsız müslüman ülke türkiye 'dir. bu mümkün olamayacağına göre o günlerde fransa'nın sömürgesi olan suriye tercih edilir. fransa ile yazışmalar başlar ancak fransa 'da yeni kurulan türkiye ile ters düşmek istemez. çeşitli yazışmalardan sonra vahdettin 'in ölümünden bir ay sonra defnedilmesine karar verilir. cenaze gemi ile suriye ye doğru yola çıkar. defnedileceği mezar kazılırken bu sefer su çıkar ve camiyi sel basar. yeni bir mezar yeri ayarlanır vahdettin sultan selim cami'nin bahçesine gömülür.

not: bir kısmında alıntı mevcuttur.

sabiha sultan

cyclops1988
sultan vahidettin'in güzellikleri o zamanlarda dillere destan olan iki kızından biridir. aşk hayatı konusu ilgililer için daima bir merak konusu olmuş şah ahmed kaçar han , ömer faruk efendi ve mustafa kemal gibi dönemin ünlü şahsiyetleriyle adı anılmıştır.(çok magazinel oldu). fakat içlerinde en ilginci belki de mustafa kemal ile olan münasebetleridir, sultanın ömer faruk efendi'ye sırıl sıklam aşık olduğu bilinmekte fakat atatürk cephesinde bu olay hakkında fazla bir bilgi mevcut olmamaktadır.

çağatay uluçay ın padişahların kadınları ve kızları adlı kitabında bu olaydan şöyle bahsedilir:
"bir gece bir eğlence aleminden birlikte dönüşte, mustafa kemal doktor rasim ferit talay ın koluna girip onu yürüyerek maçka kışlası karşısındaki parka kadar götürür ve ikisi bir sıraya otururlar. mustafa kemal bu sultanla evlenme işini açıp doktorun düşüncesini sorar. o, işin kesin biçimde aleyhinde bulunarak şunları der:
1-) sen 2 ay içinde her hangi bir kadından bıkarsın.
2-) bir sultanla evlilik hayatı sana ağır gelecek merasime tabiidir.yanına girebilmek için izin istemelisin ve ya onun davetini beklemelisin.
3-) eğer bir sultanla evlenirsen ta'n ettiğin enver paşaya benzersin.
bunun üzerine mustafa kemal, " tek dostum sen imişsin, herkes bu işi yapmam için ayak diriyor" der ve artık evlenmesi için sıkıştıranlara bu işi ağızlarına almamalarını söyler.

dürrüşehvar sultan

cyclops1988
dürrüşehvar sultan "şahlara mahsus inci" anlamına gelen, halife abdülmecid’in güzelliğiyle meşhur kızı ocak 1914'te babasının çamlıca semtindeki köşkünde dünyaya gelir. çocukluğu dolmabahçe sarayı'nda geçer. resmi unvanı devletlu ismetlu hatice hayriye ayşe dürrüşehvar sultan aliyyetü`ş-şan hazretleri dir. 1 kasım 1922'de saltanat kaldırıldıktan sonra babası abdülmecit efendi 15 ay halifelik yaptı. bu dönemde babası cuma selamlıklarına çıktığında dürrüşehvar sultan'ı da arabasına bindirirdi. bu istanbul halkı arasında eleştiri konusu olmuştu.
hilafetin kaldırılması ve osmanlı hanedanı'nın sınırdışı edilmesi kanununu kabul edilir ve hanedanın çoğu üyelerine türkiye'yi terketmeleri için 48 saat verilmesine karşılık abdülmecit efendi, eşleri iki kadınefendi, oğlu ömer faruk efendi, dürrüşehvar sultan ve iki kalfaya türkiye'yi hemen terk etmeleri bildirilir. sabah saat beş civarında dürrüşehvar sultan'ın ailesi bir otomobile bindirilerek bulgar sınırına, oradan da orient-express ile sınır dışına gönderilirler. bir süre isviçre'de yaşayan aile, daha sonra güney fransa'nın nice kentine yerleşir.
dürrüşehvar sultan nice'de kasım 1931 tarihinde dünyanın en zengin hükümdarlarından biri olan haydarabad nizamının oğlu azam cah ile evlenerek berar prensesi unvanını alır ve hindistan'ın haydarabad kentinde yaşamaya başlar. hatta bir başka son osmanlı olan nilüfer sultan nizam ın küçük oğluyla evlenir. bu dönem süresince osmanlı prensesleri için bir zindan gibi olduğu ifade edilir öyle ki nizam gelinlerini büyük küçük diye çağırmakta gelinler ise avuçlarını çene altında birleştirerek hint usulü selam vaziyetinde durmakta, konuşmamakta ve sadece evet hayır cevabını verebilmedirler. çok sert olan nizam gelinlerine kötü davranmaktadır ve yıllarına perde arkasına mahkum etmiştir. nizam gelinlerinin burnuna halka taktırmak istemiş gelinleri kabul etmeyince tehdit etmiş cezalar vermiş ve korkmadıklarını görünce taktik değiştirip her taraflarını pırlantalarla donatmış fakat bunun da işe yaramadığını görünce kıyameti koparmıştır. daha sonra dürrüşehvar sultan tifo olup yatağa düşmüş fakat nizam doktor yerine büyücülerini göndermiştir. gayet iptidai tedavi yolları sunan büyücülerin çözümü havanda dövülmüş inci yedirmek olmuştur. fakat tüm bu olumsuzluklarına rağmen bu evlilik kendisine türkiye sınırlarına girebilme hakkı vermiştir ve babası abdülmecit efendi 23 ağustos 1944'te paris'te vefat ettiğinde babasının türkiye topraklarında gömülmesi için türkiye yöneticileriyle bu ünvanı sayesinde görüşebilmiş hatta cumhurbaşkanı ismet inönü ile uzunca bir süre mektuplaşmıştır. abdülmecit efendi'nin naaşı 10 yıl paris'te bir camide beklemiştir ama meclis türkiye'de gömülmesine izin vermez. bunun üzerine abdülmecit efendi'nin naaşı 1954 yılında medine'de gömülür. 1948 yılında hindistan haydarabad'ı işgal ederek topraklarına kattıktan sonra eşinin ailesinin haydarabad'daki saltanatı sona erer. sabiha sultan 1954 yılında da eşinden ayrılarak londra'da yerleşir. ama yıllar boyunca türkiye'yi ziyaret etmeye devam eder. 2006 tarihinde 92 yaşında londra'da vefat eder ve londra'daki brookwood mezarlığı'nda 1966'dan beri yatmakta olan annesi mehisti hanım’ın yanına defnedilir.

not: bilgilerden bazıları alıntıdır.

tophane

cyclops1988
10 kişilik bir arkadaş gurubu olarak gidip gördüğümüz ve bir daha adım atmamaya karar verdiğimiz mekan ya da mekanlar zinciri , her neyse işte. sebepleri :

- küçük çay 3 lira(diğerlerini buna göre baz alarak düşünelim).
- gelen çay hem soğuk hem de tadı yok.
- görevliler laubali olduğu kadar küstah.
- siparişle istenmeyen, masada duran çerez tabağının tanesi için 5 lira alınıyor(yemesen de).
- yine siparişle istenmeyip masaya konulan küçük suyun tanesi için 1 lira alınıyor(içmesen de).
- yine siparişle istenmeyip masaya konulan meyve tabağından 1 tane üzüm bile aldığınız vakit parası kesiliyor.
- verilen sipariş 15 dakika sonra yapılan ikinci ikazdan sonra ancak geliyor
- hesap öderken , toplu ödemek zorunda bırakılıyor insanlar, herkesin kendi parasını vermesi için fırsat bırakılmamaya çalışılıyor.
- utanmadan bahşiş bekleniyor.
- biz bu kadar şey yiyip içmedik denilip tekrar hesaplatırıldığında nereden geldiği belli olmayan 25 liralık fark çıkıyor, yenilmeyip ve içilmeyip yazılan şeyler de hesaptan düşünce, bu fark 50 liraya kadar artıyor.
- bu olaya tepki gösterince, hemen sinirlenip kendilerini haklı göstermeye çalışan kişiler de mevcut.

merdaneli çamaşır makinesi

cyclops1988
apertura 2009 kapsamında, geçen hafta yaşanan talihsiz olaylar sırasında yaptığı açıklamalarla hakemlik tarihine geçmiştir. power rangers - bayan münih maçında sahada kan gövdeyi götürürken, ortamı sakinleştirme çabaları başarılı olamayınca , fenerbahçe - galatasaray maçı yöneten fırat aydınus minvali olayları kenardan izleyerek gözlemler yapmıştır. sonucunda ise, kavgaya karışmaları sebebiyle, birkaç kez "hocam bizi at" isteğinde bulunan oyunculara "atmıyorum lan atmıyorum, hiçbirinizi atmıyorum işte" diyerek postmodern bir akım başlatmıştır(hem hakem manyak hem oyuncular, nasıl bir ligimiz var ise). pankreasından öpüp, başarılarının devamını diliyorum.

yaz yaz nereye kadar

cyclops1988
ikiyüzlü yazar.
bu arkadaş , itü petrol ve doğalgaz mühendisliğinden yatay geçişle itü makina mühendisliğine geçmiştir. gümüşsuyu kampüsünde gayet "makinacıyım" diye dolaşırken maslak kampüsüne gidince "olm burda benimle dolaşmayın ben burda makinacı olarak tanınmıyorum, bir itibarım var" diye ortalıklarda gezinmektedir. tabi bu cümlesinden sonra anında havasını aldım itin zira elimden zor kurtulmadı değil, zaten o korkuyla bir daha böyle demeçlerde bulunmayacağına dair söz verdi, aklını alırım.

neyse geç de olsa hoşgelmiş, şaka bir yana iyi adamdır vesselam. öptüm, kib, bye...

instela yazarlarının itirafları

cyclops1988
evet yaptım ben yaptım. ben öldürdüm üstelik bir kez değil mütemadiyen yaptım, durduramadım kendimi. en vahim tarafı ise vicdanım zerre kadar sızlamadı halbuki hiç bir suçları yoktu. olaylar aniden cereyan etti, birden nevrim döndü, ilkini büyük seri kanlılıkla yaptım, gerisi ise zor olmadı nitekim öldürmek bir iptila haline gelmişti. hani suç aletimi ararken birisi tarafından farkedilme olasılığı, hafif tedirginliğe sebep olmadı da değil, zira beni o halde görmelerini istemezdim. şimdi üzgünüm ama bu onları öldürdüğüm gerçeğini değiştirmez, tam 18 canın hayatı elimde son buldu. sanırım tam bir soykırım, pişmanım... ruhları payidar olsun.
.
.
.

(bkz:sinek soykırımı)

yürüyen merdiven

cyclops1988
sanrım benle bir alıp veremedikleri var. geçenlerde yine dalaştık birbirimizle. demek istediğim daha öncede vukuatlarım oldu yürüyen merdivenlere karşı.
cuma günleri taksim metro giriş çıkışındaki hengameyi çoğumuz biliriz. hangimizin içerisinden o kalabalığı bir an için yok etme isteği geçmemiştir ki?. işte o kalabalıkta soktuğumun ayakkabı bağcığı bu metal zımbırtını arasına girdi. daha şansız kısmı şu ki, hareket halindeki metalin tam giriş noktasında takıldı bağcık. ilk önce vaziyeti idrak edemedim. ayağımı çekiyorum gelmiyo, çekiyorum gelmiyo, hıyarın biri ayakkabıma bastı dedim. arkamı dönünce trajikomik durumu fark ettim. akın akın üstüme gelen insanların çarpmalarını geçtim, hadi mütemadiyen sürttürmelerini, dokundurmalarını geçtim ama bir teyzenin ''vah yavrum yazık sana'' cümlesi içerisindeki acıma duygusun verdiği utancı geçemeyeceğim. ulan yanımda bulunan sevgili(!) arkadaşlarımdan** birisi bile gülme dışında bir şey yapmadı be kardeşim(hepsine kafam girsin). ne biliyim gereksiz zamanlarda hep basılan şu durdurma düğmesine bassalardı, oracıkta silahla vursalardı falan gayet olabilirdi zira çevreden için için hissettiğim ''o bağcığı nasıl oraya soktu bu gerizekalı'' düşüncelerini görmezden gelebilirdim herhalde.

(bkz: gereksiz giri girmenin dayanılmaz hafifliği)

studentenheim

cyclops1988
bir 5. nesil yazar.
bana kızıp bütün girilerini sildi. aslında ben kendisini uyarmıştım. zat-ı ali ile aynı bölümde okuyoruz, üstelik birlikte bolca da vakit geçiriyoruz. sözlük hakkında geçen bir konuşma sırasında bana sözlük üyesi olduğunu, yazdığını falan söyledi fekat ısrarlarıma rağmen nikini açıklamadı. ben kendisine açıkça belirttim, ''eğer istersem 15 dakika da o niki bulurum'' dedim. gayet alaycı bir bakışla bulamayacağımı ifade etti, üsteledim bulurum dedim lakin bir türlü inandıramadım. birkaç akşam geçtikten sonra kullanıcı ismini deşifre etmeye karar verdim ki yaklaşık 20 dakikalık bir süreç içerisinde anahtar kelimelerle giri analizi yaparak başarıya ulaştım. hemen msne koşup ''buldum buldum studentenheim!!!'' diye yazdım ki, bir müddet süren sessizlik nikin doğruluğunun kanıtı olmuştu. neyse allem etti kallem etti diğer arkadaşlara niki ifşa etmeyeceğime dair söz verdirdi bana, sonra da gönül rahatlığıyla msnden ayrıldı. tabi 3 saniye sonra ben herkese duyurmuş olacağımı bilmiyordu. o an içimde bir vicdan kıpraşması da olmadı değil hani, ama etrafa yaymanın verdiği haz daha ağır basmıştı bir kez(ya da yüzlerce km uzakta olmanın verdiği güvende olma dürtüsü). işin garip tarafı aynı hataya ben de düştüm, diğer elemanlardan niki onlara açıkladığımı söylememeleri, bilmiyomuş gibi davranmaları hakkında söz almıştım. onlar ise ertesi gün görür görmez beni elevermişler. neyse ifşa olduktan sonra tüm girilerini sildi. sanırım ikna ettim, geri gelecek, yazsın da okuyayım, olmaz ki .

ayrıca

(bkz: makine mühendisliği bölümünde kız olmak )

bakınız yazarlığı

cyclops1988
sanırım daha önce pek gözüme batmıyordu ya da belli miktarda mevcuttu fakat son dönemlerde bu bakınız yazarlığındaki artış iyice rahatsız edici olmaya başladı. bilindiği üzere bazı yazarlar faklı tarzda yazıyorlar. yıllardır devam ettikleri kendilerine has üslupları ile bu yazarların eserleri alışıla gelmişin dışında olabiliyor hatta iğneleyici ve hatta aşağlayıcı da olabiliyor. elbette bu düşüncelere karşı çıkmak gayet normal ama sunulması gereken antitezler ''ya arkadaşlar bırakın kendi haline'' şeklinde hamasi olduğu gibi bir o kadar forumsal ve basit olmamamlıdır. birtakım insanlar usanmaksızın maksimum 4 sözcükten ibaret, ayar şehveti kokan bakınızlarını kullanmaya devam ediyor. üstelik 1 defa değil, tamam aynı cümlecik bir kez olur , hadi ikincisini de kabul ettik ama üçüncüsüne dur demek lazım, yeter.
bu bakınız yazarlığının bir diğer şekli de istatistik hevesi ile yapılanlar. ne kadar çok giri şahsım butonundaki bir satır fazlalığın getirdiği haz mentalitesi sanırım bu duruma en büyük etken. halbuki 5 dakika da 10 giri yazmanın sözlük yazarlarının doğa üstü yetenekleri arasına girmemekte olduğunu bilmek lazım. zaten 5 dakikalık süreçte girilen içi boş, can çekişen o bakınızların, o yazı(cık)ların yazarlara pozitif bir etki yaptığı söylenemez. nitekim sol çerçevenin hızına yetişemeyip, değerine kavuşamadan akıp giden bir sürü şaheser bu nedenle heba olmakta. birazcık kalite artırma çabası belki de bu durumu önler, öznel olarak farkındalık yetisi de kazandırır.

bayan münih

cyclops1988
apertura 2009'a kısmen yenilenmiş bir kadro ile başlayacak. bu kez takım tanıtma merasimini yapmayacağım. takım üyelerinin bazı özellikleri ve birkaç anektod.
öncelikle birbirlerine inanılmaz derecede bağlılar, saygılılar, sevgi dolular, türkçeyi son derece naif kullanmaktalar, ayrıca hem rakibe hem futbol oyununa karşı çok da etikler. işte kanıtları olan diyaloglar;

gözünefartutulmustavsangibi:g
ıssızadayadüştüğünüzdeyanınızaalmayacağınıztekkişi: mk
herut: h
cyclops1988:c
alexander supertramp: a

g-c: nerde kaldın lan it 10 dakika kaldı maçın başlamasına, ulan kova, bu maçta bi hatalı gol ye seni sikertmez miyim sen gör. git alıştırma falan yap, vurduğun degaj da ayağıma gelsin mk. senin vurduğun topları dışarıya çıkıp almaktan canımız çıkıyor.

mk-c: ulan dün bi içmişim, bi içmişim ayakta duracak halim yok hala. ben bu yarrağa* söyledim maçları daha geç yapalım diye dinlemedi ki ibne.

mk-a: bugün çok pis ezicez bu çeliktepe'yi, parçalıyacaz, aslında oynamalarına da gerek yok. kaptanlarına bak peh çük gibi lan

h-a: olum kız gibi oynamayın mk şu top kız oyunu değil. vuracan ayaklarına o kadar darbeden bi şey olmaz.

h-g: lan hıyar kale orda değil taça vurdun nerdeyse mk. sikerim ben böyle işi(sinirlenip vuru top çatalda)

g-c: bi de eşofman istiyomuş başka bir emrin. git şort giy mk dizleri yara oluyomuş beyfendinin sikerim dizlerini. gel de ovayım istersen.

mk-h: şinasi bebek dün çizdi her yerimi it, olm dokunmasana orama, hala vuruyo aahahahaha.

c-mk: aahhhhhhaaaa bacağım, kafam (maç öncesinde birbirinin üzerine atlayıp sakatlayan takım arkadaşları)

a-g: öküz gibi içme lan o suyu şişcen sonra zaten bi bok yaptığın yok bari koş lan.

h-c: arabayla geldim lan, seni bırakıyım istersen. ahhahaha nasıl inandı kelek hemen(maç sonrası yorgunluktan sonra, sokakta duran bir arabanın yanına gidip denilir, işte burda genç dimağların duygularıyla oynar göt)

... böyle sürüp giden diyaloglar ama mutlular, valla bak

edit: yüksek dozda küfür içerdiği için özür dilerim.

hayata dair iç burkan detaylar

cyclops1988
okula gitmek için kullandığım metronun çıkışında yaşadığım anekdot işte bu anlardandır. geçtiğimiz günlerde, bunaltıcı insan topluluğundan bir nebze kaçmak için başvurduğum yolda, yere oturmuş olan bir kadın dikkatimi çekti. pek de paspal bir giyinişi olmamasına karşın bir sorunun mevcut olduğu açıkça fark edilebiliyor ve sabahın yedi buçuğundaki o hali, gidecek bir evi olmadığını da gösteriyordu. biraz daha yaklaştım ve kendi ağzından çıkan o cümleleri duydum.
''güzel kızım babana karşı gelme, üzme beni, bunda kızacak ne var''.
o sırada dikkat ettim kadının etrafında kimse yoktu, kendi kendine mi konuşuyo dedim, hayır o da değildi. 1 2 saniye sonra anladım ki hemen yanında, çimlerin üzerinde 2 tane iskambil kağıdı var, kupa kızlısı ve kupa papazı. kadın onlarla konuşmakta, kupa kızına kızım diye hitap etmekte ve kuvvetle muhtemeldir ki papazı da kocası olarak görmekte. o kadın kartlarla hala konuşurken ben çaresizce yanından uzaklaştım.
bilemiyorum bu durum herkese farklı hissettirebilir tabi ki anlayışa kaşılarım ama açıkçası ben çok etkilendim, belki de kaybetme korkusunun verdiği bir duygudur. kim bilir kadının başından neler geçmiştir, olabilir ki bir trafik kazası veya bir deprem yani ölüm ailesini elinden aldı, ya da kocası kızını da alıp gitti, belki de böyle kişiler hiç olmadı, hiç kimsesi yoktu...

hayatla ilgili abartılı istekler

cyclops1988
kanalların haber bültenleri de sözlüğümüz gibi olsun. duymak istemediğimiz konu ile ilgili haberlerin yanına ünlem işareti koysunlar ki takip edemeyebilelim*. farzı misal aralıksız 2 aydır her akşam gına getiren malum cinayeti isteyen izlesin , istemeyen izlemesin zira artık türkiye'de başka bir vuku meydana gelmediğini düşünmeye başladım.( belki haberimiz yoktur gündemde ilk türk uydusununun uzaya gönderilmesi, amerika'da bm toplantılarının yapılması, bayramda 3 tane çocuğun kaçırılması gibi mevzular da var).

ne güzel olar...

yapılmış en aptalca gaflar

cyclops1988
teyzemin yaptığı gaflardan geçenlerde bizzat şahit oldum:

teyzemlerin yazlığına gitmiştim, tesadüfen o akşam eniştemin patronu ve çalıştığı şirketten birkaç kişi de ziyarete geldi. ziyaretin amacı yalnız sohbet, eğlence olmasına rağmen bir müddet sonra mevzu bahis işe döner. rakı sofralı, mezeli, şarkılı ortam bir anda gayet ciddi bir hale dönüşür. o sırada kahve taşıyan teyzem gelir ve o diyalog yaşanır.

(eniştem) - naci bey o firmadan gelen çek karşılıksız çıkmış. bu konuda ne yapacağız?
(teyzem) + ya ethem yeter artık bıktım şu senin çekinden çükünden. bırak şu çek çük işlerini biraz.

yanlış ikileme kullanmanın azizliğini duyan ben kopar. balkonda ise çek çük mevzusu anında sona erer.
1 /