drie

drie

yazar · 31 ocak 2010

  1. toplam giri 63
  2. takipçi 1
  3. puan 2845

www eliotsearchengine com

drie
dexter takipçilerinin daha doğrusu fanatiklerinin dikkatinden kaçmamıştır eminim. benim yaptığım gibi hemen bu siteyi araştırmışlardır. garip ama fake bir site. dexter dizisi içerisinde bir anlık izleyenleri aldadatan site.

biz bize yeteriz

drie
gönülleri deryalar kadar bol çağlayanlar kadar heyecanlı unutturulduğu sanılırken kalbinin hep bir köşesinde sakladığı közü istediği an harlandıran bir milletiz. çok şükür rabbime bu günlerde daha iyi anlıyorum bu cümleyi... nerden mi anlıyorum artık biz size de yeteriz diyoruz. zalimlerin, vicdansızların dünyada açtığı derin kraterleri kapatmaya çalışıyoruz rabbimizin müsade ettiği kadar bize verdiği güç kadar.
bu günlerde açlıkla savaşını kaybetmek üzere olan somalili kardeşlerimize gösterdiğimiz ihtimamı hayranlıkla izliyorum tüm dünyanın izlediği gibi. veren elleri değil ayakları bile öperim dedi sanatçılarımızdan biri o ellerki verirken hiç titremedi daha çok veremediği için titredi.
biz bize yeteriz biz sizede yeteriz çünkü sizde bizsiniz yaratılanı yaratandan ötürü sevdiğimiz için bizsiniz hepimizi o bir olan yarattığı için bizsiniz. elhamdulillah huzurumuza huzur kattınız...

behzat ç

drie
amerikan vari bir senaryonun türk tadındaki dizisi... müthiş sezon finali ile şoke etti izleyenlerini. ezberlenmiş klasik türk sonlarından çok uzak finali dizilerimizde ümitvadeden bir gelecek olduğunu gösterdi. başlardaki arabesk havasını sezon içerisindeki bölümlerde yavaş yavaş attı bu son finallede oldun artık dedirtti tebrik ediyorum.

eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek

drie
hiç şahit oldunuz mu bilmiyorum eşek karpuz kabuğu yerken... o kadar iştahlı yerki, yerken çıkardığı ses, akan salyası sanarsınızki en sevdiği yemek o kadar güzel yerki sizinde karpuz kabuğu yiyesiniz gelir.
yasaktan ziyade çok sevilen fakat o an yapıla bilmesi zor bi eylemin hatırlatıldığı durumlarda söylenilen ata sözü...(gecenin bir yarısında evde arkadaşlarınızla muhabbet ederken gebe olan eşinize evde karpuz yokken onun karpuz aşermesini sağlayacak sözcüklerin sarfedilmesi gibi)

oha dedikçe bostana giriyorsun

drie
harika bi tabir... itiraf ediyorum duyduğumda ve her aklıma geldiğinde gülmekten yarılıyorum. bazı anlar için cuk oturan cümleler vardır ya öyle bi tadı var işte, boşanda semerini ye gibi. kullanıldığı yere göre bir çok anlamı olabilir sınırlarını aşma demenin nüktedan şekli...
eminim bu tabir bazı yörelerimizde yıllardır kullanılıyordur. bu bölüme yazı yazmak isteyen arkadaşlarımdan küçük bir ricam olacak buna benzer yöresel tabirlerini paylaşırlarsa çok sevinirim. zenginliğimizi zenginleştirelim...

aamir khan

drie
filmlerini izledikçe kendisine ayrı ayrı hayranlık duyuyorum... izledikçede duyacağım galiba. her filminde istisnasız ağladım bi erkek olarak çok mu duygusalım yoksa filmleri gerçekten etkileyici mi? izlediğim filmlerini tek tek anlatmak duygularımı yazmak istiyorum ama hala hissetirdiklerini yansıtacak kelimeleri bulamadım. bu yüzden herkese bu adamın filmlerini izlemesini tavsiye ediyorum. böyle güzel filmler neden türkiyede vizyona girmiyor anlamış değilim.

sonuçta bir oyuncu, rolünü yapıyor diye düşünebiliriz ama unutulan değerleri tekrar hatırlatan filmlerinde her defasında içtenlikle oynaması karakterinden ileri geldiğini düşünüyorum. izlerken münir özkulun adile naşitin oynadığı filmlerin içinize işleyen duygularını tekrar yaşıyorsunuz...

gönülden coşanlar

drie
elini tutsam,
dünyanın öbür ucuna benimle birlikte gelir misin?
bekle desem,
dünyanın bir ucunda beni bekler misin?

denizimde fırtınalar çıktığında limanım olur musun?
karanlık bastırdığında deniz fenerim,
hava açınca yıldızlarım olur musun;
bulutlar göğü kapladığında pusulam?

mihengim,
turnusol kağıdım olur musun?
yüreğimin suyu bulandıkça onu durultacak iksirim?

kapılar kapandığında kapım,
yollar aşındığı vakit yolum,
saklanmak istesem duvarım olur musun?
özgürlüğüm ve mapusanem?

üşürsem evim olur musun?
yorganım,
ana kucağım?
çölümde vaha olur musun?
vahamda hurma ağacım?

dağın tavşanı,
çölün ceylanı,
gecenin hayalleri bağrına bastığı gibi beni bağrına basar mısın?
şak şak yarılsa bile gökten umudunu kesmeyen kıraç tarlalar gibi umut bağlar mısın bana?
gitmek istersem kanatlarım olur musun?
kalmak istersem ayağımda prangam?

hurilerim olur musun?
kudret helvam ve bıldırcınım?
soğanda sarımsakta gözüm yok,
tih çölü sürgününde gözüm yok.
ateş almaya gidersem,
kırk vakit sonra dönsem bile aynı yerde beni bekliyor olur musun?

kavmim beni terk ederse ve ben kavmimden kaçarsam,
bir kez arkana bakmadan arkamdan gelir misin?

ot bitmeyen bir vadide yalnızca allah (c.c)'a emanet edip gidersem,
sen de beni kınamaksızın o'na güvenir ve sa'y eder misin?

ümidimi kaybettiğim anda ümidim,
neş'emi kaybettiğim zamanlarda coşkum,
kalbim işgale uğrarsa halaskârım ve rehberim olur musun?

arkadaşım,
yoldaşım,
sırdaşım,
enîsim,
huzûrum,
sürûrum,
nûrum,
zînetim,
nîmetim,
cennetim olur musun?

fatih okumuş

ebed mi sandın

drie
bir köşeye çekilip rehavet yaşarken,
âbidin cehdini külfet mi sandın.
gaflet içinde kıyam dururken,
yapılan secdeyi ibadet mi sandın.

bir dikenden ah edip işten kaçarken,
ihyâ-yı dinde zahmeti hiffet mi sandın.
gizliden gizliye günah işlerken,
çirkin amelini iffet mi sandın.

bu mukayyed ömrü heba ederken,
gayeni zevke rağbet mi sandın.
bela ü musibeti tir tir seyrederken,
cehennem'i görmeden ibret mi sandın.

gayrimeşru yolda keyif sürerken,
içindeki sevki muhabbet mi sandın.
terbiye-i nefsi itmam etmeden,
yalancı cenneti necat mı sandın.

ayân bir ayba tahammül etmezken,
yapılan tekdiri hakaret mi sandın.
mahşerde cümleye sahneler açılırken,
dünyadaki rüsvayı hacalet mi sandın.

genç, yaşlı tanımadan serkeş gezerken,
azıcık dikkati hürmet mi sandın.
naimler, firdevsler ötede beklerken,
taptığın para pulu servet mi sandın.

burnu havada olup kibir taslarken,
kendindeki endamı heybet mi sandın.
herkes gibi âhirde toprak olurken,
üç günlük mekânı ebed mi sandın.

faydasız ilimle alkış toplarken,
yapılan medhi izzet mi sandın.
ilmiyle âmil, mütevazı olurken,
gördüğün hâli zillet mi sandın.

katedilen mesafe niyeti başkayken,
gidilen seferi hicret mi sandın.
ben ben diyerek emek harcarken,
neticesiz efali hizmet mi sandın.

yaşamadıklarını sayıp dökerken,
tesirsiz çağrını davet mi sandın.
çığır açıp kapatmak varken,
üç dört aldanmışı icabet mi sandın.

şahin bayri

ya kürt olsaydım

drie
eşittir empati... hiç söyledik mi kendimize türkiye cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ama kürt olmayanlar... evet kürt olsaydım kürtçe konuşmak iterdim... kürt olsaydım hayatımı kürt kimliği üzerinden şekillendirmek isterdim... nasılki bir türk dünyanın şurasında bunu yapmış dediğimizde gururlanıyoruz kürt olsaydım aynı şeyleri isterdim vs... ülkemiz kuruldu kurulalı sıkıntılı zamanlar yaşamış ve benim kanaatim çoğunun sebebi yine kendimiz, düşünmeden atılan adımlar menfaat güdülerek yapılan eylemler birisinin cebi dolsun diye yenilen masum hakları. şimdi ne oldu bölünecek miyiz diye soruyoruz kendimize... bir kesim hayır bu vatanı bölmeye kimsenin gücü yetmez (kendimizden başka) bir kesim biz bölmek istemiyoruz şöyle farklılıklarımız olsun istiyoruz vs... ve hep amerika örneğini veriyoruz bilmem şu eyaletinde bu kadar alman bu eyaletinde şu kadar ispanyol onlar başka ülke kurmak istiyorlar mı yine düşünülmeden söylenen bir cümle yahu o ülkenin adı amerika birleşik devletleri zaten birleşen milletlerin oluşturduğu bir devlet adında bir milletin ismi var mı ve zaten tamamı devşirme bizimde ismimiz anadolu birleşmiş milletleri olsaydı o zaman tamamdı. her neyse söylemek istediğim o kadar çok ki hem sizi hemde kendimi sıkmak istemiyorum. benim için kürt veya türk olmak veya başka bir milletten olmak önemli değil paylaştığımız şu topraklarda huzurlu, gerçek kelime anlamı ile özgürce yaşamak. son olarak birilerini yargılarken tarihin tekerrür etmemesi için geçmişimizi lütfen unutmayalım...

yasaya uymak

drie
kimileri için vatandaş olmanın tek yolu, kimileri için extrem spor misali sınırları zorlamak için oluşturulmuş platformlar, kimilerininde ne anlama geldiğinin hiç bir önemi olmayan yok olarak kabul ettiği yazılı metinlerdir yasalar. ucu açık nereye çekersen oraya giden, ne yapılırsa yapılsın işte bu tam bize göre diyemediğimiz, benimseyemediğimiz, çoğu zaman zalimleri vezir mazlumları rezil eden beşeri yazıtlar.
insan denen yaratığın onu insan yapan ''vicdan'' denilen şeyin (şeyin diyorum ne olduğunu unuttuğumuz için) yerine geçen yasalarımıza da uymak bile zor gelir oldu artık. korkuyorum ki bu yaptıklarımız hayvanlar alemindeki hiyerarşik düzeninde altına iniyor. bir hayvan canı yanmazsa can yakmaz acıkmazsa avlanmaz zaman geliyor gıpta ediyorum yaptıklarına.
gözlemlediğim somut örnekleri yazmak istiyorum düşündükçe içim sıkılıyor nefesim daralıyor anlam veremiyorum. sadece bir tanesini yazmak istiyorum hep bölünmekten korkuyoruz bizi bölmek o kadar kolay ki; iki takım taraftarları komşu iki şehir iç içe girmiş kısacası bizim insanımız sanki cephedeymişcesine ordu misali birbirlerine hücuma geçiyor okadar gözleri dönmüşki birbirlerini bıçaklıyorlar. yahu teknolojik silahların olmadığı dönemlerde bu yapılanlara savaş deniyordu.
vicdanımızı kullanamıyoruz bari en azından iyi veya kötü şu önümüze gelenleri taklit edelimki daha aşağılara düşmeyelim...

kamusal alan

drie
sosyalist yönetimin öğretilerini benimsediği marksist söylemin anlayışı ateizm olması nedeniyle dine olan ve onun gereklerine olan saygıyı beklemiyorum. işte bu hoşgörüsüzlük ortamında ortaya atılmış inançlara olan tahammülsüzlüğün kutsallaştırılmış sloganıdır. ''örtünme dini simgeler içerisinde çevresindekilere görüntü itibari ile en baskıcı olanı'' deniyor üniversite yıllarımda başlangıcını örtülü olarak yapıp mezuniyetini açılarak tamamlayan kardeşlerimizi tanıyorum. söylemek istediğim bu çerçevede bakıldığında baskı tek taraflı değil. ''istatistik böyle diyor'' diye öyle olmuyor açılmak isteyen açılıyor kapanmak isteyen kapanıyor kimse kimseye baskı yapmıyor. yahu kim karışır kim açılmış kim açılmamış ihtiyacımız olan birazcık hoşgörü.

cemaat

drie
son dönemde devlet kadrolarına sızan örgüt gibi lanse edilen terim. tabi öncesinde de bu tarz komik ve enteresan yaratıcı karikatürlük tabirler vardı. karikatür dergisinde görüp gülüp yahu biraz abartmışlar demek geçmek gerekirken kimi arkadaşlar tarafından tabi başka bir şey okumadıkları için yahu bu doğruysa benim hakkım yeniyo düşüncesine kapılanlarda oluyor. bir çok durum için kullandığımız bu terimi sağolsun seviyesiz tartışmalar yüzünden yasaklı kelimeler arasına sokmaya başladık. zihinlerde bir nevi fişlenme şekli olmaya başladı. yakında da terör örgütü mü acaba tartışaması başlarsa şaşırmam. kim bu cemaat merak ediyorum? çevremizde çok mu acaba bir gün zombi olup kanımı içerler mi (gülücük).
inanç insan fıtratının mutlak ihtiyacıdır ruhudur bile diyebiliriz, insan hayatının çerçevesini çizer mesela paraya inanır, düsturu ''para her kapıyı açar'' dır, bir dinin mensubudur dinine göre hareket eder, inanmadığını söyler(dini anlamda) sınırlarını ona göre belirler vs... yani cemaat içimizde hep vardır.
gelelim şimdiki çağrıştırdığına okyanus ötesinden yönetilen okyanus ötelerine yayılmış dünyayı ilgilendiren bir durum. kabul edilsin edilmesin inandıkları için çalışan ve hepimizin yaptığı gibi benim gibi düşünmeyenleri benim gibi düşünsünler felsefesini uygulayan insanlar. hz. ali'ye inanmayan birisi ''eğer senin söylediğin gibi cennet cehennem yoksa?'' şeklinde bir soru sormuş cevap ''ya varsa?''. evet kimisi ya varsa diyerek var olduğuna inanarak inanmayanları zorlama olmaksızın inandırmaya çalışır bu suç mudur?
insanlar inandıkları şeyleri izler inandıkları kitapları okur inandığı gibi davranır kısaca. yahu bu cemaatciler şu kitapları okuyolar deyip hakaret etmek onları basit görmek doğrumudur? (doğruları arasında bu seviyesiz düşünceleri olanlar için söylemiyorum) banane sanene kime ne?
son söz bir dönem bir evde üç kişi bir araya geldiğinde örgüt kurmak suçundan suçlanıyordu ve bu durumdan en çok cemaat dediğiniz bu insanlar ezildi bastırıldı beni şaşırtan bukadar baskıya rağmen nasıl bu kadar çoklar demekki baskı çözüm değil. içinizdeki sıkıntılardan kurtulmanın yolu hoşgörü felsefesini tavsiye ederim.

mehmet ali erbil in mum söndü gafı

drie
kendisinden beklenmedik bi davranış değil. densizliği ve ahlaksızlığı ile nam salmış malum şahıs hala nasıl program yapabiliyor anlamış değilim. yapılan hakaret kabul edilemez ve edilmedi de şahsiyetsiz insanın proramı yayından kaldırıldı ama yinede yanına kar kalır başka bi kanalda ahlaksızlıklarına devam eder.
bana garip gelen mehmet ali erbil in odunluğu değil alevi vatandaşlarımızın yaptırım gücü. yapılan hakaret karşısında tepkileri hemen etki göstere biliyor. azınlık olarak etkinlikleri yadsınamaz (azınlık terimim yanlış anlaşılmasın nüfusunun çoğunluğu sünni olan bir ülkede olduğumuz için kullandım.) sünnilere yapılan hakaretlerin arkası kesilmediği, yapılmış fiili saldırıların hesabı sorulmaya başlandığında yapılmış olanların meşruiyeti savunulduğu zamanımızda şunu çok iyi anlıyorum artık bir elin nesi var iki elin sesi var ata sözünün çok geçerliliği kalmadı galiba...

türbanın beyni örttüğü iddiası

drie
zihinlerini saplantılarla örten insanların bir başka saplantısı. o kadar ileri gidiliyor ki yapılan ibadete hakaret noktasına gelebiliyor. insanların izledikleri filmlerden, çocukken okudukları hayal ürünü hikayelerden ilerleyen yaşlarda bu kadar çok etkilendiklerini görmek komik geliyor bana. bir provakatör bir kuyuya bir komplo teorisi atıyor diğer örtülü zihniyetler hayatın realitesi kabul ediyor.
heykellerin önünde tören yapmayı kutsallık atfedenler başkalarının kutsal kabul ettikleri değerlere saygısızlık yapmaya hiç hakkı yoktur.
örtülü insanların zekasından şüphe edenlere tavsiyem yakın tarihteki üniversite giriş sınavlarının derecelerini incelesinler.
yaşadığınız matrix ten bir an önce kurtulmanızı dileğiyle...

5n 1k ve cüneyt özdemir

drie
biliyorumki her iki isim içinde ayrı başlıklar ve güzel tabirleriniz mevcut... birbiri ile özdeşleşmiş bu iki ismi ayırmadan hissettiğimiz sözlüksel duygularımız için açmak istedim.
programın ve sunan şahsın şeceresini bilmiyorum son bir yılda daha sık takip etme fırsatı bulduğum tv programı. soru sormak zeka gerektiren bir eylem, bu eylemi ekranlarda güzel bi salata şeklinde görmek çoğu zaman zor bulunur. damarımıza basan veya basmayan soruları centilmenlik sınırları içinde arkasında niyet gütmeden sormak bir sanattır. birbiri ile özdeşleşen bu iki isim bu sanatın yapıldığı nadir programlardan.
hayatımız üç parçalı: iki taraf ve bir objektif görüş. kolay olan taraf olmak kolay olan taraf olurken ağızdan çıkanın kulağın duymaması kolay olan taraf olurken hakaret etme kolay olan taraf olurken elimizi vijdanımızın üzerinden kaldırmak. zor olan objektif olmak zor olan vijdanımızın başka vijdanlarla empati yapması zor olan üç maymunun oynanmaması. objektif olmak tarafsızlık değil bilakis olaması gereken tek taraf. doğru yaparken yanlışları basamak kullanması değildir doğrunun tarafı. doğruları doğrularla inşa etmektir doğrunun tarafı işte objektif olmak budur.
duygularımı kısmende olsa hissettiren isimler...

kendini aydın sanan gölgeler

drie
kısaca kuklalar diyebiliriz... birçoğonu yazar, gazeteci, yönetmen, oyuncu, bilim adamı vb. şekilde tanıdığımız şöhretlerini duyarlı hiçbir vatandaşın ülkesinde olmasını istemediği ve istemeyeceği talihsizlikler üzerinden prim sağlayarak kazanan insanlar... en küçük bir kargaşada ekranlarda ağızlarını doldura doldura istedikleri gibi olmadığı için kendileri gibi düşünmeyen insanlara hakaret etme hakkına sahip olduklarını düşünen piyonlar... kendilerinde sevgiyi saygıyi aşkı mutluluğu çağdaşlığı hoşgörüyü vb. güzel hasletleri ancak oynadıkları rollerden görebileceğimiz güneşin(aydınlığın) önüne çekilmiş setlerin gölgeleri... kendilerini aydın sanan karanlıktır onlar.

başbakan asmış milletin çocukları

drie
tarihini bilmeyen çocuklar... gemişini unutan ve unuttuğu için tarihin tekerrürüne sebep olan çocuklar... gördüklerini yorumlayamayan mekanik beyinler...
kimliksizlerin ve kişiliksizlerin kimliğin ve kişiliğin önüne geçtiği zamanlardı. devletimizin alnına kara leke olarak yazıldığı dönemlerdi. menfaat ve saplantıların onur ve şerefin üzerine kirli çizmeleri ile bastığı yıllardı.
şu an kendimi yukarda yazdığım üç ve daha birçoklarını yazabileceğim duygularımı hissttiren cümle ''başbakan asmış milletin çocukları''.

karmate

drie
şivelerimize bayılıyorum özellikle doğu karadeniz, hele bide türkülerle birleştiğinde tadından yenmez.
ha bu uşaklarda öyle işte. gadasını aldıklarım nasıl güzel söylüyolar...

siyaset

drie
alnamakta zorluk çekiyorum bu terimi. aslında artık tv de siyeset haberlerine +18 ibaresi konmalı.
galiba zamana göre anlamı değişiyor. şimdi ise şöyle olsa gerek: hukuken meşru olduğunu düşündüğümüz örgütlerin birbirlerine ahlaki sınırlarıda aşarak hakaret etmeleri, koltuğa geçer geçmez akrabaları,eşi,dostu ehil olup olmadığına bakılmaksızın konşu koltuklara oturtmak vb...
daha fazla tarif ederek sizlerinde canını sıkmak istemem.

açık oturum

drie
çocukken nefret ettiğim tam filmin en güzel yerinde baba darbesi sebebiyle mecburiyetten izlemek zorunda kaldığım şimdi ise çocukken izlediğim filmler kadar izlemekten zevk aldığım tv programları.

özellikle son dönemde yıllarca dillendirilemeyen düşüncelerin dillenmesiyle dahada tatlılaştığını düşünüyorum. ilk etapta iki zıt düşüncenin çarpışması gibi görülsede her iki tarafında kendince haklı oldukları düşünceleri ifade ediş şekilleri, tatlı sert tartışmaları yetişen biz genç nesillerin ufkunu genişlettiğine, bağnaz, saplantılı geçmişimize işte böyle yapmalıydık dedirttiğine karşıt görüşte diye kardeşine silah çeken dönemin insanlarının silahın bir milletin gelişimini nekadarda gerilere sürüklediğini farkettirdiğine inanıyorum.
1 /