efulim

efulim

entelijans · 3 şubat 2010

kişiler (%34) · siyaset (%29) · tarih (%8) · televizyon (%2) · edebiyat (%2) · kategorisiz (%25) ?

  1. toplam giri 884
  2. takipçi 28
  3. puan 2423

diş macunu günah diye ağzına odun sokan müslüman

efulim
temiz müslümandır. islamiyet sonrası müslüman toplum temizliğe çok fazla önem verdi. daha 7. asırda ağız sağlığı için bugün ergenlerin güldüğü konular gündemdeydi. peki avrupada durum neydi derseniz, daha ortaçağda bile avrupada banyo yapmak tören şeklindeydi. ve muhteşem yüzyıldan tanıdığınız kastilya kraliçesi isabella fortuna 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yaptı.

dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz

efulim
kişisel 'zor' bir istek. kemalist tornadan geçen birkaç nesilin 'din çok banel bişey yha' demesini anlıyorum. (özellikle bunu diyen arkadaşların rumuzlarına dikkat ediniz). bazılarıda 'ben muhafazakar ve dindar olmak istemiyorum' da diyebilir. bu isteğide haklı buluyorum. insanın dindar olmak gibi olmamak hakkıda vardır. ancak anlamadıkları 'dindar olmamak' için büyük bir çabaya gerek yok. televizyon izlemesi yeterli. yani çocuğunuzun 'dindar olmaması' için yapmanız gereken şey çok basit. televizyon izlettirin. cebine biraz para koyun ve gece geç gelmesine ses çıkarmayın. bir kemalist için bu zor olmasa gerek. ama 'dindar' yetiştirmek. işte en zor ve emek isteyen kısım burası. hele modern dünyada çok daha zor. ama başbakanın dindar nesilden kastının 'tarihi bilen, geçmişine sahip çıkan, ahlaklı' bir nesil olduğunu biliyorum. ve umarım başarılı olur.

türk silahlı kuvvetleri

efulim
yeni bir rekor kıran kurum.
bianet : yılın ilk üç gününde dört şüpheli asker ölümü 2012 şüpheli asker ölümleriyle birlikte başladı. yılbaşı gecesi antep'te askerlik yapan semih çiftçi ile elazığ'da askerlik yapan lütfü esmer'in şü... bianet
tezkeresine 20 gün kala intihar etti çanakkale'nin gelibolu ilçesi'nde kısa dönem askerlik görevini yapan 31 yaşındaki deniz yurtsever'in intihar haberi adana'nın ceyhan ilçesi'ndeki b... ensonhaber

en kötüsü çoğu zaman 'kaza' kurşununa kurban giden anadolu gencinin sorumlusu olarak sadece bir astsubayın birkaç yıl hapis cezası alması. buna izin veren ve göz yuman rütbelilelerin hiçbir zaman sorgulanmaması. işine geldiği zaman seküler takılıp 'laikliğin koruyucusu' olan kurum savaş zamanı 'peygamber ocağı' kimliğine bürünür ve ölümlerini 'şehit' olarak lanse eder. dayak, hakaret ve aşağılama kurumsallaşmıştır. normal karşılanır. her 10-20 yılda bir darbe sürecine girerek kendi içerisindeki 'anadoluyu' tasviye eder. sadece kendi ideolojisinden insanların yükselmesine izin verir. en verimli çağınızda sizi törpüler, tektipleştirir. türkiye'deki beyin göçünün ve bilimsel gelişmenin önündeki en büyük engel bu kurumdur.

mümtaz er türköne

efulim
türkiye'deki sayılı entelektüellerden biri. kendisine yapılan eleştirilerden birisi sanırım geçmişinde 'ülkücü' olması. öncelikle bu neden kötü bir şey olsun? ayrıca bunun iyi veya kötü bir şey olduğuna kim karar veriyor? diğer eleştiri konusu atatürk hakkında yaptığı 'doğru' tespitlerden kaynaklanıyor ki, ben hepsine katılıyorum. ayrıca bir kurumun başına 'atatürk' eki getirildiğinde o kurumun sadece 'atatürk' üzerine odaklandığını sananlar var. 80 darbesi sonrası darbeciler 'dil ve tarih yüksek kurumu'nu tutup 'atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu' yaptıkları için orada sadece 'atatürkçüler' olması gerektiği bir mantık ortaya çıkmış. tabi tarihi atatürk'ten ibaret sanan bünyeler için bu mantıklı görülebilir. ayrıca şu tespitine hangimiz katılmayız ki...

'atatürkçülüğün bir tür; cehaleti, kifayetsizliği, ilme ve fikre uzaklığı ve bağnazlığı gizlemek için icat edilmiş bir maske olduğunu uzun yıllar boyu tecrübe ederek öğrendim.'

bülent arınç ın dedesi

efulim
tbmm'nin yaptığı açıklamaya göre adı giritli mehmet değil sarıhüseyin oğlu ahmet efendidir. ve çanakkale savaşında gazi olmuştur. arkasından 'kubilay katili' diye forumlardan uydurma bilgilerle atıp tutanların, savaş çıkarsa en yakın balkan ülkesine kendisini atacakların bu gerçek umurundamı peki? tabiki hayır.

adnan menderes in cezayir e yardım etmesi

efulim
son günlerde adnan menderes hakkında sıkça duyulan 'bm oylamasında çekimser oy kullandı, cezayir bağımsılık savaşında fransızları destekledi' şeklindeki yalan-yanlış bilgileri altüst edecek gerçek. cezayir'e ve gönderdiği silahların tanığı eski libya başbakanı mustafa bin halim. kendisiyle yakın zamanda yapılan röportajdan bazı bölümler:


- mustafa bey öncelik bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

1921 yılında mısır’ın iskenderiye şehrinden doğdum. ilk, orta ve lise eğitimimi iskenderiye’de tamamladım. 1945 yılında mısır üniversitesinden mühendislik bölümünden mezun oldum. mezun olduktan sonra inşaat işleriyle uğraştım. libya’ya döndüğümde 1950 yılında bayındırlık ve ulaştırma bakanı olarak seçildim. 11 nisan 1954 yılında 32 yaşında iken kral (melik) idris senusi tarafından libya başbakanı olarak 3. hükümeti kurmak ile görevlendirildim. 1957 yılında kadar başkana olarak görev yaptım. mayıs 1957 yılına kadar başbakan olarak görevde kaldım. 1957-1958 yılları arasında ise kral idris senusi’nin özel danışmanı olarak görev aldım. 58 ve 60 yılları arasında ise fransa’da libya büyükelçisi olarak bulundum. daha sonra 1969 darbesine kadar kendi kurduğum ve libya’nın alt yapısına hizmet edecek işlerde bulundum. darbe sonrası libya dışına çıktım ve o gün bugündür dışarıdayım.

- hangi tarihlerde türkiye’yi ziyaret ettiniz?

türkiye’yi 1954 ve 1956 yıllarından başbakan sıfatıyla ziyaret ettim. 1958 yılında da kral idris senusi’nin özel danışmanı olarak ziyarette bulundum.

- adnan menderes ile kaç kez görüştünüz?

her üç ziyaretimde de adnan menderes bey ile görüştüm ve her görüşmemiz saatlerce sürdü. görüşmelerimizde dünyadaki gidişattan ve islam dünyasının ahvalinden konuşurduk…

- adnan menderes libya’ya ne zaman geldi? ve cezayir’e yardımı nasıl oldu?

adnan menderes’in libya ziyareti geldi. o dönemde cezayirliler silaha çok fazla ihtiyaç duyuyorlardı. konuyu, adnan menderes’in kral idris’i tubrok (derne)’ta ziyareti sonrasına bıraktım. ziyafet ve ziyaretlerden sonra akşamüzeri uyumak için derne’ye gittik. bize deniz kenarında bir villa hazırlamalarını istedim. adnan bey ile başbaşa kalmak istiyordum. başbaşa kalınca dedim ki; “adnan bey, siz osmanlı halifesi’nin haleflerisiniz, bazı araplar hakkında görüşünüz ne olursa olsun, bu islami bir meseledir, müslüman kardeşlerinize yardım etmekten kaçınmanız caiz değildir. kaldı ki bu insanlar bir dönem, başkenti istanbul olan islam imparatorluğunun bir parçasıydılar. ben, büyük kardeş müslüman türkiye’nin mücahid cezayir halkına bu zor günlerinde yardımcı olacağına dair büyük bir ümit besliyorum”

bunun üzerine adnan menderes; bir müslüman olarak bütün kurumlarıyla tüm müslüman halklara özellikle de kuzey afrika halklarına sempati duyduğunu, bağımsızlık savaşında cezayir halkının çektiği acıların tamamen bilincinde olduğunu söyledikten sonra şunu söyledi: “türkiye paris hükümeti nezdinde sürdürdüğü gizli ve iyi niyet girişimlerinde cezayir sorunun güç ve kaba kuvvetle çözülemeyeceğini, aksine siyasi çözümlerle ve cezayir halkının temsilcileriyle müzakere etmekle çözülebileceğini tavsiye ettiğini ve öğütlediğini, bu tür çabaları abd, ingiltere ve italya gibi nato üyesi ülkelere dostça baskıyı da içine alacak şekilde artırma ve yaygınlaştırmaya hazır olduğunu ilave etti.

dedim ki; “bütün bu tür iyi niyetli diplomatik çabalardan dolayı size teşekkür ederim. ancak beni enterese eden bu değildir. beni ilgilendiren sizin maddi yardımda bulunmanız” ne demek istediğimi anlamadı.

dedi ki: “maddi olarak onlara şu veya bu kredileri vermemizi mi kastediyorsun…”

dedim ki; “hayır, hayır, bunu kastetmiyorum. benim kasettiğim onlara silah vermeniz, onların paraya ihtiyacı yok, fransızlara karşı savaşacak silahlara ihtiyaçları var.”

bundan çok kötü bir şekilde rahatsız oldu. yüzünün ifadesi değişmiş, yüzünden hiçbir zaman kesik olmayan gülümsemesi kaybolmuştu. adamın şok geçirdiğini hissettim. bana dedi ki; “aziz kardeşim mustafa bey, bunun ne demek olduğunu biliyor musun? bizden bir nato üyesi olarak başka bir nato ülkesine karşı kullanılmak üzere silah vermemizi mi istiyorsun?”

dedim ki ona; “adnan bey, ben islam hilafetinin halefi adnan bey’i istiyorum. ben biliyorum ki türkiye en güçlü islam ülkelerinden biridir. yüzyıllar boyunca islam ümmetine liderlik etmiştir. fransız kuvvetlerinin eliyle bağımsızlığına kavuşmak uğruna her türlü katliama, sürgüne ve en ağır işkencelere maruz kalan müslüman masum cezayirlilere türkiye yardım elini uzatmayacak mı? fransız hem onları hıristiyanlaştırıyor hem de fransızlaştırıyor. toprakları kâfirler tarafından işgal edilen kardeşlerimize silah vermeliyiz. bu ikisi arasında fark var.” bu hususu o kadar vurguladım ki gözlerinin yaşardığı belli oluyordu.

menderes, türkiye’nin cezayir devrimi’ne maddi herhangi bir yardım verdiğine dair herhangi bir kuşkunun ortaya çıkmasının getireceği sonuçlardan son derece korktuğunu tekrarladı. böyle bir durumda türkiye’nin nato’dan kovulacağını birkaç kez tekrarladı. bu büyük rus tehlikesine karşı türkiye savunmasının dayandığı temel dayanak nato’dur.

menderes’in endişelerinin gerçek olduğunu hissediyordum. onu biraz olsun teselli etmeye çalıştım. ona dedim ki; “cezayir devrimi’nin modern silahlara büyük bir ihtiyaç duymaktadır, bu silahlar da sizde vardır.”

bana dedi ki; “peki, diyelim ki onlara silah verdik, fransa bunu ortaya çıkarırsa ne yaparsın?”

dedim ki ona, “bu konuyu biz hallederiz. biz üç yıldır cezayir’e silah kaçırıyoruz. o zaman da onun üç yıllık ya da o civarda bir süresi vardır.”

- 54 ve 57 yılları arasında mı cezayirli mücahidlere silah kaçırıyordunuz?

evet… fransa bizim bu işe müdahil olduğumuza dair en ufak bir delil bulamadı. bizim özel bir yöntemimiz vardı. sonra adnan bey dedi ki; “ancak bu silahların üzerinde belli işaretler var.” dedim ki, “biz onları sileriz. aynı zamanda bize kaçırmak için parça verirsiniz, böylece detaylara girmeye başladık. bu silahların detaylı bir listesini size versem siz de bunları kardeş ülkeniz libya’ya hediye etseniz, bu durumda fransa nezdinde herhangi bir kuşku ya da şüphe uyandıracak bir şey olmayacak.”

bunun üzerine adnan menderes şunları söyledi; “size silah hediye edeceğiz inşallah… allah, dinlerini savunmak için ihtiyaç duydukları bu silahları inşallah onlara ulaştırma konusunda sizi muvaffak eyler. bizler türkiye’de yalnızca libyalı kardeşlerimize silah hediye ederiz.” ve konunun çok gizli kalmasını vurguladı.

- peki, menderes silah gönderdi mi?

adnan bey döner dönmez birkaç hafta sonra gemiyle bize silah gönderdi. biz de onları direnişçilere sızdırdık. bunların bir kısmını trablus sokaklarında sergiledik ve fotoğrafladık.

- neden?

libya ordusuna verilmiş türk silahı demek için…

- bu silahlar cezayirli mücahidlere ulaştı mı?

tabii bu silahların çoğu onlara gitti, ancak topları vermedik, çünkü bunlar büyük silahlar. cezayir direnişinin ünlü simalarından olan ahmet bin bela da bundan haberdar. bu arada, libya’da türk büyükelçisiyle birlikte silahları sergilerken çekilmiş meşhur resimlerimiz var.

- yani, 1957’de libya’ya türkiye’den bir hediye olarak takdim edilen türk silahı birinci derecede cezayirli mücahitlere takdim edildi, dimi?

libya’ya takdim edilmemişti, yani libya’yı bir kamuflaj olarak kullandık.

- peki, bu durum daha sonra ortaya çıktı mı?

yıllar sonra bir gazeteye verdiğim beyanatla ortaya çıktı, tabii kıyamet koptu.

- hatıratınız yayımlandıktan sonra mı, önce mi?

yanılmıyorsam kitabım çıkmıştı, bana bir gazeteci sormuştu, türkiye’den bir gazeteden, adnan menderes’in taraftarı bir gruptan beni aramışlardı. türkiye’ye davet etmişlerdi beni. dedim ki, “sayın arkadaşlar bu tarih, olmuş bitmiş, ancak…”

- siz libya başbakanı iken adnan menderes döneminde libya vasıtasıyla cezayir devrimine yani bağımsızlığına büyük destek olacak silah desteği verildi.

evet, silah desteği verildi. cezayir bağımsızlığında türkiye’nin büyük desteği var. bunu gurur duyduğum başarılardan biri olarak kabul ediyorum…

- son olarak adnan menderes hakkında neler söylemek istersiniz?

çok iyi bir insandı. onunla ve celal bayar bey ile ilişkilerimiz çok iyiydi. her ikisi de islam dünyasının sorunları ile ilgilenmek istiyordu. eğer adnan bey bugün yaşıyor olsa idi, türkiye 20 yıl daha ileride olacaktı.

- uzun bir telefon görüşmesi oldu. sizi daha fazla yormak istemiyorum. türkiye sizi davet etsek gelir misiniz?

olabilir. şu anda dubai’de ikamet ediyorum. ağustos ya da eylül ayında bir vesileyle güzelim istanbul’u bir daha görmek isterim.

- inşaallah sizi davet edeceğiz. bu yorucu röportaj için teşekkürler…

ben teşekkür ederim…

http://www.haber10.com/makale/19775/

adnan menderes

efulim
birçok sanal, desteksiz ve asılsız iddianın muhatabı rahmetli başbakan. kendisi ingilizlerle anlaşsaydı ve 'lozan'da söz verilen devrimlerin' takipçisi olsaydı refah ve bolluk içinde ömrünü tamamlayacaktı. belki bir sarayda belki bir sahil kasabasında... ancak olmadı.
eğer illa ingilizlerle amerikalılarla kim anlaşmış diye bakmaya yüreğiniz yetiyorsa yakın tarihe tekrar bir göz atın.

mustafa fehmi kubilay

efulim
rejim baskısına karşı seslerini yükseltmeye başlayan dindarlara gözdağı verip sindirmek amaçlı 'kurgulanan' hikayedeki karakter. yaralı bir şekilde camiye sığındıktan sonra kafasının kör testereyle kesilip hilafet bayrağına takılarak sokak sokak dolaştırıldığını sanan saflar hala vardır.
1 /