hogwartstan kaçan kız

hogwartstan kaçan kız

sensei entelijans · 1 haziran 2013

istatistikler (%7) · kategorisiz (%93) ?

  1. toplam giri 1794
  2. takipçi 146
  3. puan 33383

ideal kilo

hogwartstan kaçan kız
boy ile belirlenemeyeceği görüşünü savunanlardanım. evet vücut kitle indeksi yoluyla ideal kilo hesaplanırken de boy kullanılıyor. ama "boy -10" gibi bir genellemeden uzak bu. zaten "boy -10"a göre bir kilo durumu olması durumunda kişi ciddi anlamda derisi kemiklerine yapışmış kıvama benzer bir kıvama gelebilir. burada önemli olan sağlıklı bir vücut yapısına sahip olabilmek. misal, boyum 161 benim, 50-51 kiloya düşmem durumunda gerçekten hoş duracağını sanmıyorum. kendim için 56-57 kiloya inme hedefim var, ailem ve arkadaşlarımsa "60'a inmen bile yeterli olur" diyorlar. her türlü uzun bir süreç var önümde ve ne yazık ki son aylarda yazın vermiş olduğum kiloların 2/3ünü geri almıştım. neyse ki son bir kaç haftadır temkinli olmaya çalışıyorum, tekrar 2-2,5 kilo civarı kilo verdim. bu kez azimliyim, ideal kiloma ulaşıcam.

toplu taşıma aşkları

hogwartstan kaçan kız
tamam itirafım olsun yazıcam buraya.
dün akşam yurda dönerken minibüsteyim, birden bire bir genç adam bindi minibüse. kıvırcık kahverengi saçları vardı. bebek yüzlülükle erkeksi bir surat arası bir ayardaydı yüz hatları. nasıl diye sormayın, ben gördüğümü öyle tanımlıyorum. neyse efenim, giyimi orjinal, sesi hoş bu adam minibüsün sıkışık olmasından dolayı (aman tanrım minibüsün kalabalık olması şaşılası bir şey) kapının orada durmakta olan bendenizin dibindeydi. yaklaşık beş dakika süren beraber yolculuğumuz esnasında gerçekten kendisiyle tanışmak, en azından kendisini bulabilmek için bir ipucu edinmek istedim. bir ara kendince bir şarkı falan mırıldanıyordu ama öyle kendiyle barışık ve tatlı bir havası vardı ki... işte toplu taşıma aşkı budur. o inince sinirlerim bozuldu. neyse ki çok yakında bir sitede oturuyor. belki yine denk geliriz. eheh.

instela yazarlarının itirafları

hogwartstan kaçan kız
~ beraber şarkı söyleyebileceğim biri olsun istiyorum. şarkıların melodilerine de sözlerine de aşık olabilen biri. ve şarkıları söylerken birbirimizin yüzüne, gözlerimizin içine bakmaktan çekinmeyeceğimiz biri. kısacası şarkıları beraber yaşayabileceğim biri.

~ gerçekten sağlam dost olarak sayabileceğim belli sayıdaki dostluklarımı bundan böyle hep devam ettirmek istiyorum. ve neyse ki artık kemik bir tabaka oluşturmuşa benziyorum, karakterleriyle, arkadaşlıklarıyla beni mutlu eden, mutlu olmayı da hakkeden insanlar. hep var olsunlar, benimle de olmayı unutmasınlar. *

~ yanımda herhangi bir sıfata gerek duymadan, sadece varlığını, desteğini, şefkatini, arkadaşlığını, sevgisini paylaşmak isteyen biri olsa güzel olurdu. ne sevgili, ne kanka, ne kardeş, ne dost... yani iletişimi belli sınırlamalara koymadan, hem belli bir mesafede hem de belli bir samimiyette olup dengelerin bozulmamasını sağlayarak, herhangi bir konuda beklenti duymadan, kısacası kafamız bozulduğunda birbirimize destek olabileceğimiz, bazen sadece susabilmek için bile görüşebileceğimiz biri. boş vakitlerimizde şuraya gidelim ya da şu saçma geyiği yapalım tarzında. aslında daha çok dost kavramına yakın gibi bu ama aynı zaman da o kavram da olmasa olur gibi. çünkü her geçen gün insanlar kavramları mahvedebiliyor, önemli olan isim değil içerik.

~ okulun gidişatı iyi olacak, az daha dişimi sıkmam lazım. eskiden aşırı idealisttim ama zamanın, olayların ve insanların, en çok da hayatın kendisinin aksamalara sebep olabileceğini göz ardı etmiş olduğumu son iki yılda öğrendim. ama olsun, geç olsun, güç olmasın. belki harika bir akademisyen veya bilim insanı olamayabilirim ama en azından kendime ait küçük, çözülemeyecek sorunların -özellikle de sağlık sorunlarının- olmadığı samimi bir hayatım olsun yeter kafasındayım. yaşamak, yaşamdan keyif almak, huzurlu olmak bu dünyanın en önemli şeyi zira.

~ ya gitara devam etmek, ya sesimi geliştirmek ya da keman ve piyanodan birine başlamak istiyorum.

~ almanca ve japonca'ya devam etmek hayalim de var. öte yandan ispanyolca, italyanca, rusça ve yunanca'ya da fırsat kalması için dua ediyorum.

~ gezmek istediğim ülkelere tek bir seferde interrail tarzı bir şey yapma hayalim vardı. ama son günlerde sağlam para biriktirip her birini sindire sindire gezmenin daha iyi olacağını düşünüyorum. gerçi bu iki fikir arasında kalma durumlarım var, ne yalan söyleyeyim. dün akşam uzun zamandır almak istediğim bir kıyafet için para verdiğimi düşünürsek umduğumdan birazcık daha uzun sürede biriktirebileceğim kanısına varıyorum. tutumlu olmak önemli. neyse ki deli gibi para harcamıyorum.

~ sigara veya alkol bağımlılarını anlamayacağım. uyuşturucu bağımlılarını da. çikolata gibi bir şey varken başka şeylere bağımlı olunmasına kesinlikle akıl erdiremiyorum.
2

üniversite hayatının özeti

hogwartstan kaçan kız
vize ve final haftalarında:

discover your library: a new way to write, publish and read write. publish. read. local. something has been in the works here at the st. charles public library for many months. ıt is a service that has been ... kane county chronicle

büyükçekmece kutadgu bilig kütüphanesi gençlerin akınına uğruyor - istanbul son dakika haberleri - milliyet bünyesinde bulundurduğu 30 bini aşkın kitap ile büyükçekmece belediyesi kutadgu bilig kütüphanesi gençlerin akınına uğruyor. büyükçekmece belediyes... milliyet


sınavsız hava sahasında:

ulaşılamayan üniversite öğrencisi evinde uyurken bulundu alınan bilgiye göre, abant izzet baysal üniversitesi öğrencisi 20 yaşındaki furkan faik yılmaz'dan iki gündür haber alamayan yakınları ile okul ark... hürriyet

şanlıurfa patlamasında ölen çocuk

hogwartstan kaçan kız
melektir artık. yavru bir kedinin karnını doyurmayı düşünmüş o güzel kalpli minik, adi insan görünümlü yaratıklar yüzünden artık aramızda yok. iyi insan, güzel düşünceli insanlara daha çok muhtaç olduğumuz şu yıllarda, daha ufacık yaşında bu kadar merhamet ve sevgi dolu olan bir çocuğun artık yaşamıyor olması insana ciddi anlamda öfke ve hüzün veriyor. şu terör denen lanet her alıp götürdüğüyle kahrediyor zaten bizleri, her yitip giden bir can ya da yaralananlar bizim için yıkım. ama minik bir çocuğun daha yaşayacak upuzun seneleri varken, o güzel yüreğiyle dünyayı güzelleştirme ihtimali varken bunların birden bire uçup gitmesi ayrı koyuyor insana. allah ona da, diğer hayatını kaybedenlere de rahmet eylesin, ailelerine, sevenlerine ve bizlere sabır versin.

şu terör denen pis illetten kurtulacağımız günler görmek dileğiyle!

sözlük yazarlarının tespitleri

hogwartstan kaçan kız
ne kadar poz kasan, olduğu insanın dışında bir insanmış gibi kendini lanse etmeye çalışan bir insansanız ilgi görürsünüz. özellikle son iki üç yılda bu gözlemimin doğruluğunu kanıtlayan pek çok insana rastladım, gerek bulunduğum ortamda, gerekse sözlükte, bazense duyduklarımda. kendini kanıtlamak ile kendini olduğundan başka şekilde göstermek arasında çok da ince olmayan bir çizgi olmasına rağmen bunun bile ayarını tutturamayanlar var çok. belki de tutturmayanlar demeliyim. bu durum insanın olduğu kişiyi sevmesiyle alakalı. kendiyle barışık olmayan bir insan başkalarına benzeyerek ve çok ekstrem hallere bürünerek, "ben marjinalim" , "ben farklıyım, özgürüm", "çok coolum, hadi beni biraz sevin, peşimden koşun" dercesine dolanabiliyor etrafta. ve ne yazık ki çoğu insan bu eğreti duran davranışları farketmesine rağmen prim veriyor bu tiplere. zamanla bu o kadar bir düzeye geldi ki, görgüsüzlükler, samimiyetsizlikler arttı. bu da dünyayı gittikçe yapay hale getiriyor.

kişiliğinizle kendinizi ortaya koymak istiyorsanız illaki genele ters bir şeyler yapmak veya düşünmek zorunda değilsiniz, poz kasmak zorunda değilsiniz, ilgi çekmek için olduğunuzdan farklı bir insana dönüşmek zorunda hiç değilsiniz. kendinizi hatalarınızla, kusurlarınızla kabul etmezseniz, başkalarını da küçümseyen birine dönüşürsünüz. her fırsatta bir agresiflik içinde olur, her söylenene veya yapılana muhalefet olmak için yırtınırsınız. kendinize yabancılaşırsınız, hatta adeta mutasyona uğrarsınız. bu mutasyon esnasında her şey yararınızaymış ve de imajınıza olumlu etki edecekmiş gibi düşünürsünüz ama aslında sizden aldıkları sizd kattıklarından fazla olmaya başlar, zaman içerisinde kimlik kargaşası yaşar, olduğunuz kişiden de nefret etmeye başlarsınız. çünkü insanlar size istedikleri kadar prim vermiş, sizi bu yeni halinizle pohpohlamış ve de çok hayranınızmış gibi olsunlar, bir gün muhakkak arkanızdan konuşulduğuna tanık olursunuz veya bunu başkasından öğrenirsiniz, diğer insanların yapaylıkları sizi daha da germeye başlar ve bu da yıkım olur.

insanların prim vermelerindeki en büyük etkenin aslında yine aynı konu olduğunu düşünüyorum. kendileri de kusurluları sevmezler ve başkalarının da kusurlarını örtbas edip kendilerini yüceltmeye çalışmaları hoşlarına gider. aynı zihniyet işte.

bu örnek ve tespitteki gibi, uzun vadede mutlu ve doğal olmak için poz kasmaktan, olduğunuz kişiyi reddetmekten çekinin. kendinizle barışık olun. bırakın fiziksel veya karakter bazında kusurlarınız olsun, ne olacak? kusursuzluk diye bir şey yoktur hayatta. özellikle de söz konusu insansa. yapmacık olmayın, yapmacıklığın da prim yapmasına izin vermeyin. dönüp dolaşıp sizin de canınızın yanmasına sebep olacak en az diğer insanları yıprattığı kadar.

yengeç burcu

hogwartstan kaçan kız
genel düşüncenin aksine her daim samimi bulduğum burç. bu burç meselelerini dikkate almamı sağlayan iki burçtan biridir. bir diğeri için (bkz: başak burcu)

erkekleri de kadınları da ayrı duygusallıkta ve harika karakterdedirler. elbette her insan gibi onların da kusurları vardır, zaten insan hatalarıyla, kusurlarıyla insandır. iyi anlaştığım arkadaşlarım, güven hissini sonuna dek hissettiğim kişiler ve eski sevgilim yengeç burcu. evet eski sevgilime sövmüyorum, aksine kendisini övmekten asla çekinmem. neyse efenim, bu burç duygusaldır, ince düşüncelidir. narindirler, her dakikalarını değer verdikleri insanlara ayırmak isterler, eğer ayıramasalar bile sevgilerini hissettirirler. haftalarca konuşmazsınız ama bir gün size yazarlar tüm o içten tavırlarıyla. "nasılsın?" sorusunu hakkını vererek sorarlar, cidden nasıl olduğunuzu merak ettikleri için. kardeş gibidirler, abi-abla gibidirler, yoldaştırlar. yalandan mümkün olduğunca uzak dururlar, sizin de uzak durmanızı isterler. e bir zahmet, dürüstlük kadar güzel ne var ki şu sefil dünyada?

kötü bir özellikleri öfke anlarıdır. kimi yengeçler fevridirler kimileriyse daha sakin. ama hepsinin ortak noktası öfke peaklerindeki halleridir. o an kabuklarına çekilip ortamdan uzaklaşırlar. şaşmaz bu hareket. arkadaşlarımda da eski ilişkimde de gördüm bunu. aslında bunu yapma sebepleri de sakin kafaya ulaşana dek ortamı bulandırmamaktır. en doğrusu. eğer benim gibi fevri ve de fevriliğini dibine dek sürdürebilen biriyseniz bu karakterdeki kişilere imrenebiliyorsunuz. bunun haricinde kuruntu durumu çok var yengeçlerde. kafaya takmak... başak burcunda da var bu, bu açıdan bu iki burç aynı diyebiliriz. özellikle insan ilişkileri söz konusuysa, hele bir de değer verilen bir insansa bu, kuruntu yüksek dozdadır. felaket senaryoları üretilir, aynı konu her dakika düşünülür. haftalar hatta bir kaç ay önce bunu karşılıklı yaptığımız, ilişkiler hakkında adeta kafaları patlattıktan sonra "acaba manyak mıyız?" dediğimiz yengeç burcu dostuma selam ederim, hürmetler dilerim. kendisi şu an bu giriyi yazdığımı görünce ve kendisine de yer verdiğimi görünce umarım tebessüm oluşur. *

bir güzel özellik daha: yengeçler duygusal ve içlerine kapanık gibi olmalarına rağmen sağlam çevreleri vardır. arkadaşlıklar konusunda sorun yaşayan yengece rastlamadım bugüne dek. yaşasalar bile üstesinden kolayca gelebilirler. bu da aslında bir bakıma kararlarını verip bir şeyleri göz ardı edebilmeleriyle alakalı. yengeçler biriyle arkadaşlık sonlandırmaya varan bir düşünceler zincirine ulaşmışsa onu bu kararından döndürmek zordur. arasının hoş olmayan bir şekilde açıldığı birisiyle tekrardan eski günlerine dönmesini beklemek anlamsızdır. bu kinciliğe de yorulabilir ama bunun duygusal tabanlı olduğunu düşünüyorum. kalplerini kıran, saygısızlık eden ya da prensiplerine uymayan hareketlerde bulunan birisiyle iletişim kurmak istememeleri, zaman kaybı olarak görmeleri ya da bunu doğru bulmamaları muhtemeldir. kısacası bu insanlar yapmacık ilişkileri sevmiyorlar, farkettikleri anda uzak durmaya gayret gösteriyorlar.

önceden de dediğim gibi, uzun süre konuşmasanız bile gerçekten dostunuz olan bir yengeç sizi düşünür, derdinize derman olmak ister, sabırla dinler, çözüm üretmeye çalışır, üretemese bile o sempatik arkadaşlık ruhlarının etkisiyle sizin moralinizi yerine getirirler. siz onlara mıy mıy ediyor ya da çok duygusal takılıyor diye cüzzamlı muamelesi yapıyor olabilirsiniz ama onlar her halükarda sizi gerçek arkadaş olarak görüp kardeşmişçesine seviyorlarsa sırtınız yere gelmez.

aşk meşk ilişkilerine gelelim. yengeçler güzel sever, harika sever, 'harbi' sever. bu konuda şüpheniz olmasın. test edildi onaylandı. gırgır da değil bu, oldukça ciddiyim. yengeç arkadaşlarım da, eski sevgilim de gerçekten seven, güzel seven insanlar. sevdikleri insanı el üstünde tutarlar, o düşünceli hallerinin yüz katı daha düşüncelidirler. aşıkken yengeçler daha da güzelleşirler, olgunlaşırlar. kıskanırlar. cidden çok kıskanırlar. incitmeye korktukları insanları incitebilirler bu yüzden. ya da aksine o kişiye garip de davranabilirler. ama sonuç olarak tipik bir aşık insan davranışı olan kıskanma eylemini gocunmadan yapabilirler. bu konuda gururlarını bazen hiçe bile sayabilirler. ki yengeçlerin gururlarına olan düşkünlüğünü unutmayalım. yengeç erkekleri yaptıklarıyla aşık ederler, ama en çok da kendi aşklarıyla. üniversitede çok sevdiğim bir arkadaşım var, çocuk uzunca bir süre sevdiği kız için çırpındı, kız ise odun gibiydi deyim yerindeyse. çocuk çabalamaktan vazgeçmedi -gerçi bu biraz da kendi şahsi kişilik özelliğinin getirisi, neyse anladınız siz- kız günden güne yumuşamaya başladı. şu an başlangıçtan beri baya güzel yol kat edildi. çünkü çocuk sevgisini hissettirdi. helal olsundu, o gerçi yazar olduğumu bile unutmuş olabilir ama olsun onu da anmadan edemeyeceğim. dişi yengeçlerin sevme anlayışını detaylı olarak bilmesem de şu güne dek sadakatsiz veya duygusuz bir yengeç kadınına rastlamadım.

velhasılkelam, o durmadan söylendiğiniz yengeç erkekleri ve kadınları prensipli, gururlu ama bir o kadar da hisli oldukları ve bunu örtbas etme gereği duymadıkları için hoşunuza gitmiyor. ama bence her biri çok kıymetli insanlar ve her geçen gün yapmacık insanlarla, arkadaşlıklarla ve ilişkilerle dolu şu dünyada oldukça gerekliler. sizleri seviyorum yengeç insanları, selamlar, sevgiler, saygılar ve mutluluklar!

edit: imla.

gone girl

hogwartstan kaçan kız
rosamund pike'ın deyim yerindeyse döktürdüğü, oyunculuk sınırlarını zorladığı film. ben affleck'i ikinci plana atıyorum çünkü filmin asıl karakterini canlandıran da, oyunculuğuyla amy'yi bütünleştirip bizi geren de rosamund pike.

---spoilerlı kısım---

film zaten kullanılan renkler ve soğukluk sebebiyle insanın içini karartan bir havada başından itibaren. bir de işin içine amy'nin şüpheli kaybıyla ilgili detaylar eklendikçe hepten can sıkıcı bir hal almaya başlıyor. tam da amy'nin istediği şekilde, deliller ve ifadeler ortaya çıktıkça nick'i suçluyorsunuz içten içe. öte yandan, "bunun altında bir şey var, bu kadar kolay olamaz, bu paspal adam poposunu koltuktan kaldırmaya bile üşenir aslında" demeye başlıyorsunuz. işte bundan bir süre sonra amy'nin gerçekleri ortaya çıkıyor. tüm kurguladığı, yazıp oynadığı her şey. uzun bir süreyi kapsayan bir planlama süreci söz konusu. adeta kocasının kuyusunu kazmak için her gün bir iş yapmış olan bir kadından bahsediyorum. ve bunu yapma sebebi ise kendisinden yola çıkılarak çocukluğundan beri oluşturulmuş "amazing amy" tiplemesinden dolayı zihninde kodlanmış olan her şeyde ön planda olma, en iyisi olma, herkesçe beğenilme tutkusu. hatta tutku takıntıya evrilmiş de diyebiliriz. amy'nin yaptıklarını gördükçe midenizde bulantı gibi bir şey başlıyor, rahatsızlık katsayınız giderek artıyor. burada aslında olay "bir insanın sırf takıntısından dolayı başka bir insanı mahvetmek için her türlü şeyi kurgulayabilmesi". evet filmin de (ve tabi ki kitabının da) en rahatsızlık veren yönü. "yok artık" diyerek izledim özellikle bir kaç sahneyi. hele hele neil patrick harris'in canlandırdığı karakteri de planına dahil edip onu öldürmesi ama aynı zamanda kendisine tecavüz edilmiş gibi lanse etmesi, hatta bunun için güvenlik kameralarına rol yapması... korkunç. ve filmin eminim ki en en rahatsız edici sahnelerinden birinde de hemfikirizdir: amy'nin üstü başı kan içinde eve dönmesi, tüm o haliyle kameraların karşısına çıkıp mağduru oynaması ve nick'e 'kavuşması'.

rosamund pike'ı başka filmlerde de izlemiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bu kadın çok underrated. daha fazla kendini kanıtlayabileceği filmlerde oynamalı. gerçi bu filmde seviyeyi göklere taşıdı. ben affleck fena değildi, aslında o da iyiydi ya. o beceriksiz ve aptal adamı iyi oynadı. ama favorim hala rosamund.


edit: imla.

sözlük yazarlarının favori giyim markaları

hogwartstan kaçan kız
kimi insanlarca beyan etmenin suç olduğu hedeler.

cevap veren giri girmekten nefret ediyorum. polemiğe girmekten de. ama bana ve dolaylı olarak kişiliğime laf gelirse konuşurum. başlıyorum.

evet evet bazılarınızın da dediği gibi o kadar zenginim ki o yüzden alışverişimi indirim zamanı ve outletlerden yapmaya özen gösteriyorum.

başlık "sözlük yazarlarının alışveriş yaptığı markalar" olsa ve ben de kalkıp "indirim dönemini bekleyemeden alıyorum bir sürü parça" demiş olsam bazılarınız o zırvalıklarında haklı olabilirdi. ancak "favori marka" beğenilen markaları da kapsıyor. ayrıca tommy hilfiger, mavi ve mudo gibi markaların outletleri de gayet mevcut. demek ben tasarımlarını beğensem dior ve gucci'nin ve buraya yazsam linç edeceksiniz. benim şu açıklamayı yapmam bile öyle gereksiz ki. sadece başlığın anlamını kavrayın önce. ben burada ne kimseyi kötüleyen, başka markaları aşağılayan bir şey söyledim ya da ekonomik durumumu açıkladım. öğrenciyim yahu ben, ne zengini amenko? indirim kovalıyorum. sırf bu markaların ürünlerini beğeniyorum diye -eksileyenlerden ziyade taşak geçmeyi bir mok sananlara sözüm- aptal aptal yorumlar yapmayın. yazmayı bildiğiniz kadar okuduğunuzu anlamaya çalışın. gerçi okuduğunuzdan da şüpheliyim ya neyse. banane abi, isteyen pazardan giyinsin, isteyen waikikiden, isteyen h&m ve maviden, isteyense chanel. banane ya? hepinize can kurban. banane, herkes nasıl mutluysa onu giysin! sinir oluyorum alakasız alakasız çatacak yer bulanlara. istediğiniz kadar eksi verin. ama kalkıp beni "zengin" veya "şımarık" gibi kavramlarla itham edemezsiniz. maaşınızı alır almaz iphone aldığınızda bir halt olmuyor ama ben bu markaları 'beğendiğimi' söylediğimde 'zengin züppe' oluyorum öyle mi? söz konusu iç çamaşırı firmaları olsa, içkiler olsa, otomobiller olsa bu kadar eleştirmezsiniz. yazık.

edit: imla.

instela yazarlarının itirafları

hogwartstan kaçan kız
şu an yine kar yağıyor burada, pencereden dışarı bakınca karşılaştığım beyaz örtü bir kez daha mutlu etti beni çok. evet bir kar yağışı ile bile mutlu olabiliyorum çok ama sizler beni mutlu edemiyorsunuz. onlar da edemiyor, biraz da çuvaldızı batırma sırası sizde, onlarda olsun. ailemle ve de gerçek dostlarımla geçirdiğim günlerin değerini yine anladığım bir geceye merhaba diyerek uyku moduna geçiş yapıyorum. iyi geceler sözlük.

14 şubat

hogwartstan kaçan kız
sevgilisi olmayanların, çiftler tarafından adeta yalnızlıklarının damarına basılmaya çalışıldığı ve aynı zamanda kapitalist sistemin de bol kazançlı olduğu (işi bu bağlamda değerlendirmeden olmazdı) gün. sevgililer günü diye geçiyor, kimi flört aşamasında olanlar için harika bir romantikli gün olabildiği gibi kimi yalnızlar içinse matem günü. ama bazense yalnızların bile artık kafaya takmadığı bir gün bu. elbette insan çevrede tatlı çiftleri görünce iç geçirebilir ama devir tatlı çiftlerden ziyade vıcık vıcık ve de yapmacık çiftlerin devri olduğu için genelde "iyi ki yalnızım da şunlara benzemiyorum" diyebiliyorsunuz.

"aşkiloşkom, beni ne kadar seviyosuuuun ??!", "aşkolataaaam bu da soru mu çok seviyorum hatta böyle pofidik ayıcıklar gibi çok!" (??)

evet buna benzer konuşmalara günlük hayatta rastlıyoruz ama 14 şubat denen günde insanımız samimiyetinin (?) dozunu kaçırıp mental yaşının çok daha altında bir yaşa sahipmiş gibi diyaloglar kurabiliyor. bir de tabi böyle vıcık vıcık muhabbetlere bir de fiziksel sevgi gösterileri eklenince "allahım neydi günahım" diyen mahsun kırmızıgül sesi yankılanıyor kafanızda. 14 şubatta bu hareketlerin de dozu artıyor: kızlar sevgililerine sülükmüşçesine yapışıyor, erkek arkadaşına bakan bakmayan herkese pis pis bakışlar fırlatırken bir yandan sevgilisine boğarcasına sarılıyor, erkeklerse tüm yalnız hemcinslerine "hahahaha bu kız benim, siz sap mısınız hala, oğlum sevgilim var bakın" dercesine bakıyor. gerçekten bu kadar meraklı mısınız insanların ne düşündüğüne? hayatınızı onların düşüncelerine veya onlara belli mesajlar vermeye göre mi devam ediyorsunuz? bu da genel bir soru olsun.

tabi bugünün bir diğer kazananları (?) diyebileceğimiz kişilerinde mağazalar ve restoranlar. sevgiler günü menüsü, valentines' day temalı pastalar, cookieler, bir parfüm alana ikincisi yüzde bilmem kaç indirimli/bizden hediye tarzı şeylerle dolup taşıyor etraf. hatta yazarlar da demişler "yalnızım ama bahaneyle indirimden faydalanıyorum" diye. böyle günler müşteri çekmek ve kâr sağlamak için altın tepside sunulmuş fırsat. e bunu da değerlendirenlere de hak veriyor insan bir yandan kapitalizme sövse bile.

ben mi? tabi ki her 14 şubatta yaptığım gibi müzikli dakikalar geçireceğim odamda. son bir kaç yıldır yurt odası, artık siz düşünün romantizmin boyutunu, etrafta dağınık bir oda, ders muhabbeti yapıp hocalardan dert yanıp duran kızlar ve onların yanında müzik dinleyen ve bu gidişle çamaşır yıkayacak olan ben. evet bazen diyorum sırf şu 14 şubat safsatasına bir kez dahil olayım bakalım ne olayı varmış diye ama sonra yapmacıklık ve over dose sevgi gösterisi yapanları aklıma getirince geçiyor. ha ben bu giriyor niye mi yazdım o halde? çünkü 14 şubat has come, kendimizi kollamalıyız.

şu klişeyi bırakıp kendi basit ama samimi hayatıma dönüyorum:

birbirini seven insanlara her gün sevgililer günü, mutluluk günü. sadece 14 şubatta sevgi gösterisi yapanların da aşırı aşık çiftler olmaması muhtemel.
84

kendi fotografını telefon kapağı yapan insan

hogwartstan kaçan kız
küçüklük fotoğrafı veya ailesiyle, arkadaşlarıyla olan fotoğrafı ise garipsemeyeceğim kişi. ancak öteki durumlardan narsisizmin doruklarında gezen biriyle karşı karşıya olduğumuzu düşünmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.

lisedeyken sınıfımızdaki bir kız böyleydi. durmadan fotoğrafını çektirirdi insanlara. sonra ise duvar kağıdı yapardı. çok rahatsız edici bulurdum bunu. yıllar geçti üstünden, eminim kız halen öyle. çünkü normal davranışları yoktu bu konu haricinde de. tam bir beğeni delisiydi. neyse.

ayrıldığınız sevgilinizin toparlandığını görmek

hogwartstan kaçan kız
so what? dedirtendir. biten ilişkiniz ve eski sevgilinizle ilgili her şeyi bahane ederek eskileri düşünmeye devam ediyor ve ruh halinizi buna göre şekillendiriyorsanız ortada yanlış bir şeyler var demektir. karşınızdaki kişi toparladıysa veyahut yeni bir ilişkiye başladıysa ne olmuş yani? biten bitmiştir ve konuyu ısıtıp ısıtıp kendi önünüze koymanız sadece size zarar verecektir. geçmişin kendisini ve bazı insanları geride bırakabilin. önünüze bakın, yeni insanlarla tanışın veya istemiyorsanız da yeni uğraşılar bulun. eskileri hatırlamak yıpratıcı ya da öfkelendirici olabilir duruma göre ama herşeyden öte geleceğe dönük bakmanızın önüne konulmuş bir engeldir. o yüzden belli bir saatten sonra eski sevgilinizin ne yaptığını, kimlerle olduğunu düşünmeyin, araştırmayın. belki de uyuşacağınız onlarca insan var, onlara şans verin. ama ondan da önce kendinize yeni bir şans verin.

whatsapp kullanmayan kız

hogwartstan kaçan kız
vay arkadaş vay, yok işte helal olsunlar mı ararsınız, doğru yapan kızdır mı ararsınız, kafası rahattır diyen mj ararsınız... yahu birinin bir mesajlaşma uygulamasını kullanmıyor olmasıyla nasıl kişilik tahlilinde bulunabiliyorsunuz? bana da öğretin. oldu olacak linkedin kullanmayanları da "bunlardan bir cacık olmaz, profesyonel takılmıyor" gibi saçma bir argümanla kategorize edeyim ben de. olay kişilerin ne uygulamayı kullandığı ya da kullanmadığı değil, ne kadar kullandığı, efektif kullanıp kullanmadığıdır. hani insanların böyle saçma şeyleri kategorize etme sebebi saymalarını samimiyetsiz buluyorum. kadın-erkek çerçevesinde incelenmesinin absürdlüğüne zaten değinmeye gerek bile duymuyorum.

demem o ki, isteyen swarm, twitter, instagram, snapchat, facebook, whatsapp, tinder ve vine kullanır -kimisi saatlerce kimisi ise arada- isteyense birini, bir kaçını veya hiç birini kullanmaz. bu kişinin kendisine bağlı, o anki moduna bağlı. efektif kullanan insanlar takdir edilebilir ama çok da gözde büyütmemek gerekiyor, zira sosyal medya ve uygulamaların kullanımı, mesajlaşmak bir insanın insanlığını alıp götürmez. kişinin karakterli, iyi veya kafa dengi oluşunun kıstası bu değildir, o kişiyi tanımak için böyle önyargılı davranmak yerine onlarla iletişim kurmaya çalışın, hangi yolu seviyorsanız. fazlasına da eksiğine de laf etmek kimseye düşmez.
2

bilmem kaç şubat 2017 instela istanbul zirvesi

hogwartstan kaçan kız
sevgili sözlük yazarları, istanbul'daki pek muhterem sözlükdaşlar,
ortalıkta durmadan dolaşan izmir zirvesi başlığından dolayı "burada neden yakın tarihte zirve yok??" demekteyim. neredesiniz? yok mu düzenleyen eden birileri? "sen neden düzenlemiyorsun o zaman?" diyecek olursanız da bahanem hazır: düzenleyemem. o vasıflar bende yok * zirvelere gelmeyen insandan zirve tertipleyicisi mi olurmuş hem? ı ıh mümkünatı yok.

neyse efenim bir şeyler şey edersiniz belki de bizler de geliriz duruma göre. tschüss!


edit: imla
1 /