nurigulver

nurigulver

yazar · 2 mart 2010

spor (%6) · ilişkiler (%5) · kişiler (%5) · günlük hayat (%4) · siyaset (%3) · kategorisiz (%77) ?

  1. toplam giri 135
  2. takipçi 2
  3. puan 3740

balyoz darbe planı

nurigulver
bugün cumhuriyet gazetesi' nde oktay akbal; bülent arınç' ın "iyi ki bu orduyla savaşa girmemişiz." sözlerine ithafen; amiral kadrosunun yüzde ellisinin, genel üst rütbeli subayların yüzde onunun tutuklu yargılandığına dikkati çekerek "ya bu orduyla savaşa girmek zorunda kalırsak." sorusunu sormuş kendisine. diyelim ki 163 kişinin 163' ü de darbeciydi, türk milletinin geleceği ile alakalı çok zararlı projeleri vardı. peki askeri stratejilerle yetişmiş bu kurmaylar bu kadar vahim bir planı yaparken bu olasılığı hiç mi düşünmedi, planların ortaya çıkarılabileceğini hiç mi hesaplamadı. bakın bu adamlar 4 sene askeri lise 4 sene harp okulu eğitimi alıp 41 sene de harp oyunlarıyla yatıp, yeni yeni stratejilerle uyanmış adamlar. bu kadar acemice bir hata yapmaları çok düşük bir olasılık değil mi sizce de?

ben asker vasıflı kişilerin sivil vatandaşlar üzerinde baskı kurmasından tiksinen biriyim ya da kendilerini sivil insanlardan üstün hissetmelerine karşı çıkanların başında gelenlerdenim. bunların yanında vatanımı milletimi de çok severim. daha ilkokuldan itibaren, sınıf öğretmenlerimiz bile bize türkiye' nin jeopolitik önemini anlatmadı mı? daha türkçe kelimeleri tam öğrenmeden ülkemizin jeopolitik önemi cümlesiyle tanışmadık mı?

velev ki yunanistan bu tutuklamaları fırsat bilip ege denizinde üstünlük kurmak için çalışmalara başladı. amiral kadrosunun yüzde ellisi tutukluyken siz hangi donanmayla karşı koyacaksınız? ya da ermenistan bunlar benim hak ettiğim topraklar diyerek köyleri bastı. bu itip kakılan mehmetçik ile mi vatan toprağını savunacaksınız. belki de kürtler ayaklandı, biz burada kendi bağımsızlığımızı ilan ediyoruz dedi saygınlığını kaybetmiş subaylar ile mi kafalarına vuracaksın balyozu?

bu örneklerin hepsi ülkenin jeopolitik konumu dolayısıyla gerçekleşmesi olası senaryolar. ben yemişim darbesini, ergenokonunu, balyozunu; ben bu durumlar karşısında anamı bacımı koruyacak ordu isterim arkadaş.

kendi misyonları uğruna güçler ayrılığı ilkesini yerle bir eden, ordunun en üst rütbeli şahıslarıyla menfaat ilişkileri kurarak silah arkadaşlarını göt altına attıran bir zihniyet; bana ne demokrasi dersi verebilir, ne şeffaflıktan bahsedebilir, ne de adil olduğuna inandırabilir.

31 temmuz 1920 tarihinde afyon karahisar kolordu dairesinde subaylara hitaben yaptığı konuşmanın bir bölümünde şöyle demektedir mustafa kemal atatürk;

"orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. buna da teşebbüs ettiler. bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz."

şuan bu kendi askerinin bu denli aşağılanmasına izin verenler, kesinlikle emperyalist güçlerle iş birliği halindedirler.

bir hesap sorulacaksa bile, her seferinde laik ve üniter devlet yapısının savunucusu olduğunu vurgulayan bir kurumdan, o hesabı laiklik ve rejim düşmanı bu insanlar soramaz!

okan bayülgen

nurigulver
canını yakmak ya da ezilip büzüldüğünü görmek istediğinizde tiyatrodan bahsedin. kısa bir süre sonra, küçükken babasının olmayan vasıflarıyla gurur duyan çocuklar gibi tiyatrodan, okulundan ve hocalarından bahsetmeye çalışır ama başaramaz. işte o zaman anlarsınız ki; o telefonları suratınıza kapatan, tanımadığı herkesi aşağılayan, o adamın yumuşak karnı tiyatrodur.

aşk tesadüfleri sever

nurigulver
bu filme giderken, kız arkadaşınız yoksa eğer; önce dört kadeh kırmızı şarap içmelisiniz. daha sonra bilgisayarınızdan bulunduğunuz semte ve saatinize en yakın sinemayı ardından seansı seçmelisiniz. koltuk seçiminde gözlerinizi kapatıp bir koltuk seçene kadar ekranı tıklamalısınız, elbet bir tık o boş koltuğa denk gelecektir. yerinizi de ayırdıktan sonra eşofmanlarınızı giyip, atkınızı takıp çıkın evden. kulağınızdaki kulaklıkları düzeltin ve sizi dinlendirecek; kafanızı boşaltacak bi müzik açın. yürüdükçe bugüne kadar yaşadığınız her şeyi unutun. unutun, unutun, unutun... sinemaya girer girmez biletinizi alın, seans başlayana kadar da lobideki koltuklardan birinde oturup dergileri karıştırın. anons edildikten sonra koltuğunuza doğru ilerleyin. ışıklar kapanıp film oynamaya başladığında, kafanızı sola çevirin. eğer zamanı gelmişse onu görürsünüz. işte o zaman aşk gerçekten tesadüfleri seviyor demektir.

29 ekim 2010

nurigulver
29 ekim 2010 sabahı uyandığınız zaman son 9 seneden farklı olarak fırtınalı ve gök gürültülü bir sabaha uyandıysanız eğer, sakın moralinizi bozmayın ve sakın korkmayın. bu yağmurlar ve esen şiddetli rüzgarlara inat pencerenizden başınızı çıkarın ve yağmurun yüzünüze değmesine izin verin. gürleyen gökyüzü ve yağan yağmur yüzünüzü ıslatsa da içinizdeki cumhuriyet meşalesini söndüremeyecektir, göreceksiniz.

senaristler tanrı olsa nasıl bir dünyada yaşarız

nurigulver
senarist olmak hayal gücünüzün eni boyu ve uzunluğu kadar hacimde yeni bir dünya yaratıp; o dünyada doğacak ve kopacak fırtınalara sebep olacak karakterleri üretip, atacakları bütün adımlara hükmedebilme hazzını parmak uçlarında hissedebilmektir.

ister dizi, ister film, isterseniz reklam metinleri yazan bir senarist olun; boş bir sayfa ve onu dolduracak karakterlere sahipseniz, yeni dünyasını yaratmaya hazırlanan bir tanrıdan tek farkınız karşınızda oturanlar tarafından gözle görülebiliyor olmanızdır. kafanızın içinde dönen o kadar çok olay vardır ki, bazen birleştirirsiniz bunları kimsenin aklına gelmeyecek hikayeler çıkarırsınız. bazen de öyle karakterler yerleşmiştir ki hafızanıza, bunları birleştirip bir kasaba kurarsanız, zihninizin tam ortasına. sonra otobüse binerken, derse girerken, sevgilinle gezerken hatta gözlerini kapatmış uyurken; yavaş yavaş kafanızın içinde dönen olaylar zihninizin ortasındaki merkezi çekim kuvveti tarafından çekilmeye başlar. bu yolculuğun nerden-nereye-kiminle-ne kadar sürede gerçekleşeceğine de sadece siz karar verebilirsiniz. yani başlığı attıktan sonra adını koyduğunuz dünyanın tanrısı artık siz olmuşsunuzdur.

şöyle bir bakınca günümüzdeki dizi senaristlerine, hepsinin ne kadar farklı dünyalar yaratmak istediğini görememek zor olmasa gerek. bir hafta boyunca yayınlanan reyting birincisi dizilerin senaristlerine şöyle bir bakalım...

atv-pazartesi-ezel (sharing: %30)


senarist : kerem deren& pınar bulut

yarattığı dünyaya önce 13 bölüm ömür biçmiş, para tatlı gelince dünyasına çarpacak göktaşının yörüngesini hemen değiştirmiştir. kerem, robert mezunudur ve yurt dışında yaptığı işin eğitimini almıştır. pınar' la birlikte sürekli bir çekişme ve anlaşmazlık içindedir. bir tanesi olayı yükseltip, metnini yazmayı bitirmişken diğeri itiraz edip ötekinin yazdığına kendi yorumunu ekler. siz olayı bütün gelişimiyle çözümlenmiş sanarken aslında sadece pınar' ın senaryosunu izlemişsinizdir. kerem' in parmaklarının ucunda ise o olay çok farklı sonuçlanmakta ve tamamen zıt temellere oturmaktadır. bütün bu şaşkınlığınız ise iki tanrının yarattığı tek dünyayı izliyor olmanızdan kaynaklanır. kerem de pınar da birbirlerinin yaptığı işleri yetersiz gördüğünden, bu kadar yeterli döngüleri izleme şansını yakalarız.


kanal d-salı-öyle bir geçer zaman ki (sharing: %35)

senarist: coşkun irmak

1961 senesinde ihtilalden bir sene sonra doğmuş bir seneyle kaçırdığı için çok üzülmüş ama gençliğinin baharında 80 ihilali ile tanışmıştır. istanbul' da doğmuş, ege' de üniversite okumuş, adana devlet tiyatrosu yönetmenliği yapmış ve van devlet tiyatrosu müdür vekilliğini olmuştur. türkiye' yi açık bir deniz gibi düşünürsek liman liman dolaşıp her şehirde farklı insan profillerini yakalamayı başarmıştır. coşkun'un yarattığı dünyada gelecekle ilgili değil yaşamış olduğu geçmişle özdeşleşmiş bir kurgu ön plandadır. yarattığı karakterler hep bildiği, tanıdığı karakterlerdir. ama yazdıklarının günlükten tek farkı, olaylara müdahale edebilmesidir. tokat yiyen ağabeyinin susup ağladığını düşenmeyip, onun eline bir bıçak verip babasının üstüne saldırtabilmesidir.


atv-çarşamba-çocuklar duymasın (sharing: %20)

senarist: birol güven

normalde çarşamba günlerinin birinci dizisi yaprak dökümü iken iki sebepten dolayı çocuklar duymasın' a yer verdim. birincisi yaprak dökümü adındaki dünya kısa bir süre sonra yok olacak, ikincisi ise çocuklar duymasın' ın senaristi hakkında biraz bir şey biliyorum. birol turist rehberliği yaparken, dj olma beklentisiyle radyo binasına girip, genç senarist adayı olarak binadan çıkmıştır. bu senaristin dünyası hep kapalı binalar, oturma odaları veya yaz döneminde tatil köyleri olmuştur. gani müjde' nin yanında tükenmez kalem' de yaratmaya başladığı bu dünyadan bir daha hiç vazgeçmemiştir. birol' un üniversiteye kadar ki hayatı darıca' da geçmiştir. yarattığı dünyada bu kasabadan bir çok parçayı kullanmış, yarattığı dünyaların ismi farklı olsa da kullanduğı karakter ve parçalar hep aynı olmuştur. eğer şuan birol’ un tanrı olduğu bir dünyada yaşasaydık emin olun herkesin üç kelimesinden ikisi amına koyayım olurdu. çünkü dikkatli baktığınız zaman, birol’ un yarattığı bütün senaryo isimlerinin sonuna amına koyayım eklediğinizde ortaya anlamlı şeyler çıkmıştır.

-ayrılımak istiyorum.


*tamam ayrılalım ama çocuklar duymasın amına koyim. piskolojileri bozulur


-peki ayrılınca ben nerde kalıcam?


*sıkma canını be burda kalırsın da nasıl iş bu? ayrılsak da beraberiz amınakoyim


-bizim kız hamile tüpçüye vermiş!


*şimdi mi söylenir?


-napalım en son babalar duyar amına koyim.


*ben ilgilenmem naparsa yapsın kızın velayetini de sen al.


-sen nasıl babasın ya?


*benden baba olmaz amına koyim. sen iyisi mi bi tur daha ver öyle git.


-olmaz nasıl veriyim ayrılcaz biz?


*bırak yaa verir kadın isterse amına koyim.


-senin gibilere ne denir biliyo musun?


*biliyorum yalancı romantik amına koyim.



kanal d-perşembe- fatmagül’ ün suçu ne? (sharing: %35)

senarist: ece yörenç melek gençoğlu

bu arkadaşların uzmanlık alanı kitapları dizi yapmaktır.

aşk-ı memnu- halid ziya uşaklıgil

yaprak dökümü- reşat nuri güntekin

dudaktan kalbe - reşat nuri güntekin

menekşe ile halil - elif şafak

aşk-ı memnu’ dan da hatırladığımız bu ikilinin yarattığı dünyalarda sürekli bir entrika, sürekli bir aldatmaca, sürekli bir cinsellik öğesi yer almaktadır. çünkü bu arkadaşlar menopoz dönemlerine girmişlerdir ve aradıkları şeyleri, yarattıkları dünyada bulmayı alışkanlık edinmişlerdir. özgün bir dünya yaratamamışlar, yaratılanları yorumlamayı seçmişler, yarattıkları dünyalarda yaşattıkları insanları izleyen topluluğa; diğer tanrıçalardan farklı olarak kabataslak olay döngüsünü vermeyi tercih etmişlerdir. eğer bu ikilinin yarattığı bir dünyada yaşıyor olsaydık, büyük ihtimalle kokonaların aşk hikayelerine şahit olup, karşınızda oturan insana ne zaman ne olacağını bilmenin bıkkınlığını yaşardık.

star tv-cuma-geniş aile (sharing: %20)

senarist: cüneyt m. inay

1983 senesinde doğduğu günden beri hayatı –ti’ ye almış, çeşitli mizah dergilerinde rol almış, son olarak da yeterli kudreti bünyesinde barındırıp kendi dünyasını yaratmıştır. cüneyt kendi dünyasına hükmeden tanrıların en iyilerinden biridir. çünkü ertesi günü bilmez, işin içine kendinden başka kimseyi sokmaz ve yarattığı karakterleri yeniden doğurur, kimseyle karıştırmaz. onun dünyasında yaşamanın şimdiki dünyada yaşamaktan tek farkı, kahkaha-gözyaşı terazisinde hep gülümsemelerin ağır basıyor olmasıdır. cüneyt yarattığı dünyasını başarıyla idare eden, karakter isimlerini bile kayseri’ deki komşularının isimlerinden esinlenerek koyan kayserili bir tanrıdır.

çocuklar duymasın ın yeniden çekilmesi

nurigulver
yıllar yıllar önce turist rehberliği yapmaya karar vermiş, genç bir çocuk; kız arkadaşının yakın bir arkadaşının tavsiyesiyle radyoda dee-jay’ lik yapma beklentisiyle, radyo yetkilileriyle görüşmek için radyo binasına gider.bu sırada odalardan birinde de, radyonun müdürü ve başarılı bir senarist, tavsiye edilen genç bir senaristi beklemektedir. yanlışlıkla bu odaya giren genç dee-jay adayımız bir anda, beklenen genç senarist adayı ile karıştırılır. senarist tesadüfen odaya giren genci kolundan tutar ve apar topar radyo binasından çıkartarak arabasına bindirir. bizim şaşkın gencimiz daha ne olduğunu anlamadan, senaristimiz; genç çocuğa acil yetiştirilmesi gereken projelerden bahsetmeye başlar. bizim genç, olayı az çok anlar ama sesini çıkarmaz, sanki anlatılanları anlaması gereken adammış gibi dinler senaristi, ilk aşamada renk vermez. ağzını açıp; “ne diyorsun be adam, ben bu dediklerinin onda birini bile yapamam, bunların benle ne alakası var?” demez. çünkü onun hayata bakışında ve onu anlayışında böyle bir şey yoktur. o bir işi yapmayı denemeden, onu yapamayacağına inanmaz. ve içinden şöyle der: “ bu işi yapamam diyemem; çünkü yapamayacağımı bilmiyorum.”

bir dönem kapanır gencimiz hayatında ve yepyeni başarılarla dolu bir dönem başlar, şöhret basamaklarını ikişer üçer çıkar ve kısa sürede istediği statüyü yakalar. yıllar geçtikçe değişmeyen onca şeyin yanında değişen bir şey vardır ki tümüyle hayal kırıklığına uğratır.

şimdi de yıllar yıllar sonra kader; genç senarist ile yaşlı senaristi aynı kanalda buluşturmuştur. deneyimli senarist yıllar önce genç senarist ile tutturmuş olduğu bir projeyi, genç olan ise çıkış yapıp şöhreti yakaladığı projesini harekete geçirmiş; yani ikisi de üretici bir yazar olmaktan istifa etmiştir.

yıllar önce dee-jay olma düşüncesiyle yanlış odaya giren, şimdilerin başarılı yapımcısı birol güven’ dir. onu bu kulvara çeken deneyimli yazar ise gani müjde’ dir. şimdilerde gani müjde; ayrılsak da beraberiz’ in 2010 modeli olan yahşi cazibe isimli diziyle, birol güven ise şöhreti yakaladığı çocuklar duymasın ile ertesi günlerde reyting bekçiliği yapıyor. soru bankasındaki binlerce soruyu çözmek yerine aynı problemi farklı yollardan çözmeyi tercih ediyor. belki güldürüyor, belki beğeni de topluyor ama her şeyin ötesinde bu hamle birol güven’ in başarı öyküsüne yakışmıyor.

“yapmadan bilemem.” mantığıyla üreten, güldüren sevdiren bir yazara aynı problemi çözmek değil bu saatten sonra soru bankasına soru vermek yakışır.

laf atılan kız arkadaşını savunamayan erkek

nurigulver
serseri : pıışştt kızz, kızzz ! güzelim gelsene biraz buraya.

kız : selim noluyo baksana ne diyolar bana yaa.

selim : yok aşkım sana demiyolar saçmalama, serseriyle serseri olma.

kız : selim onlarda bizim sokağa döndü, bişey yapsana.

selim : (ne sokağa mı döndü) bak kızım 1 değil 2 değil defol git yaa, uğraşamam senle ne halin varsa gör.

kız : selim ne diyosun?

selim bir hışımla kızı orda bırakır serserilerin yanından geçer gider. anlamıştır ki o sokak çıkmaz sokak. serseriler kızın ağzına sıçacak, bişey derse onu da arada kaynatacak. e önünde de iki seçenek var. napsın garibim, böyle bi manevrayla götü kurtarmayı seçmiştir mecburen.

bu erkek modeli kızların tabiri ile ; "ayyy ne kadar cool çocuk. giyim tarzıyla olsun mucitlerle olsun tek valla" dediği erkek modelidir. bu tip erkekler için hayat makara kukara, çay çorbadan ibarettir. sahiplenme duyguları yok denilecek kadar azdır. kendi götleri her zaman herkesin götünden önemlidir, değerlidir.
1 /