oztokyolu

oztokyolu

yazar · 12 şubat 2014

ilişkiler (%5) · günlük hayat (%3) · siyaset (%2) · kişiler (%2) · sinema (%2) · kategorisiz (%86) ?

  1. toplam giri 453
  2. takipçi 6
  3. puan 7951

geçmişte yaşamak

oztokyolu
esas itibariyle herkes için teorik ve pratik olarak gerçek bu.
hakkında zamanında ayrıntılı yazmıştım ama bulmaya üşendim.

özetle; hiçbir şeyi olduğu anda yaşamıyoruz. en basitinden birisiyle konuşurken görüntüsünün bize ulaşması, beynin algılaması ve cevap geliştirmesi milisaniyeler bazında geçmiş olarak sayılabilir. o kişiden gelen ses dalgaları ve ışık bize ulaşana kadar o an birkaç milisaniye geçmişte kalıyor.

mesafeler artınca bunu daha iyi anlamak mümkün. örneğin güneşin gördüğümüz görüntüsünün esasında 8 dakika öncesi olduğunu biliyoruz. ışığı bize ulaşana kadar 8 dakika geçiyor. daha uzaktaki cisimlerde bu durum yıllar, yüzyıllar ötesine geçiyor. gördüğün ve "ne harika değil mi" diye manitaya sarıldığın bir yıldızın yüzlerce yıl önce yok olmuş olması mümkün. esasında o an orada olmayan bir şeyi görüyorsun. yıldız dediğin şey geçmişte oradaydı sen gökyüzüne baktığında geçmişi görüyorsun. ışıkları sana ancak yüzlerce hatta binlerce yılda ulaşıyor. daha uzak mesafelerde milyon yıla ulaşıyoruz.

sonuçta ne kadar uzağa bakıyorsan o kadar geçmişe bakıyorsun demektir. bu açıdan ironik aslında. çünkü kesin olarak diyebiliriz ki; ne kadar ileri bakarsan o kadar geriye (geçmişe) bakmış olursun.

ışık hızı aşılabilir mi

oztokyolu
kalıplarla düşünüldüğünde aşılamaz. yani çok değil yaklaşık 100 yıl önce "ses hızı aşılabilir mi?" desen "la bi siktir git" cevabı alırdın. adamlar uçağı daha yeni keşfetmiş. bugün ise ses hızını hobi olarak aşıyoruz. saniyede yaklaşık 350 metrelik bir hız.

ışık ise bunun yaklaşık bir milyon katı hızlı. saniyede yaklaşık 300 milyon metre. kendisinden daha hızlı bir şey şu an için yok. ama ışığın kendisi var işte. ışığı, ışık hızında bir yerden bir yere gönderebiliyoruz. böylece uzay içerisindeki mesafeleri ölçebiliyoruz. bu ışığa binmenin bir yolunu bulduğunu düşün.

"ışınlanma" dediğin atraksiyon en basit haliyle seni moleküllerine ayrıştırıp, ulaşacağın noktada tekrar doğru biçimde birleştirme yöntemi. bilim seni moleküllerine ayırıp tekrar birleştirmenin yolunu bulduğunda, bir yerden bir yere nakletmek için kullanacağı araç da ışığın ta kendisi olacak. bir anlamda ışık hızlı bir ulaşım aracı haline gelecek.

kafalar karışmasın. özetle diyorum ki ışık hızında hareket etmek istiyorsan bineceğin araç ışığın ta kendisi olmalı. kendisi hem enerji hem dalga özelliği gösteriyor sonuçta.

"yok ebeninki ali sami" diyorsanız, 100 yıl önce ses hızını aşmak konusundaki örneği tekrar hatırlayın. ışınlanma konusu da henüz çok primitif. şu an için sadece bir protonun nakledilmesi mümkün oldu. bak düşün, bir atom bile değil. sadece bir proton. ışık hızına erişmek ve aşmak açısından gidilecek daha çok yol var. yol uzun. ışık hızında gitmek gerek.

ahmet suphi altındöken in ifadesi

oztokyolu
üçünü en az cezayla kurtarmanın senaryosunu yazmışlar.

ortada dönen bu oyunu ilk okuyuşta, hukuk uzmanı olmayan ben bile görürken göremeyecek olan hakimin de savcının da şimdiden söylüyorum bu tecavüzcü katil sapıklardan zerre farkı yoktur.

senaryoya göre:

babası, aslında olayda iyi adammış rolüyle yırtacak.

suphi, arkadaşının yönlendirmesiyle yaptığı için yırtacak. yoksa kendi fikri değil yani. yüzünde dna örnekleri olduğu için ben yapmadım diyemiyor.

fatih ise bütün vahşet onun aklından çıkmış gibi gözükse de aslında kendisi bizzat yapmamış olduğu için yırtacak.

kalp kırıklığı

oztokyolu
iki türlüdür. birincisi gözle görülebilir. kırık kocamandır. bütün yüzeydedir. görüldüğü için herkes anlar ve yardımcı olmaya çalışır. "kırıldın mı sen bana" sorusunun yanıtı "evet biraz" diye rahatlıkla verilebilir. çok can yakar ama dayanılabilir bir şeydir. görülebildiği için yardımcı olmaya çalışanlar sayesinde biraz da olsa tamir edilebilir. öldürmez. uzun süre götürür. görenler arasında siz de olduğunuzdan kendinizi tamir etmek için üzerinize düşeni yaparsınız. yüzeyseldir. kalbin bir ucundan başlayıp bir ucuna kadar gider.

ikincisi çok fenadır. küçük bir kırık gibi gözükür. yüzeyden pek fark edilmez. derine doğru ilerler. "kırıldın mı sen bana" diye bir soru sorulmaz, çünkü fark edilmez. siz de fark edemezsiniz. zamanla o kadar derine doğru ilerler ki fark ettiğinizde siz bile bir şey yapamazsınız. kalbinizi bir ucundan bir ucuna deler. bu da çoğu zaman öldürmez, süründürür. ancak şanslı bir insansanız öldürür.

karton prens maketlerine taziye ziyareti yapmak

oztokyolu
3 sebepten yapılmış gibi gözüküyor.

birincisi, memleket çöl. çöl dediğin de sıcak olur. eh, güneşin altında bu kadar zaman geçirirsen bazen böyle olur. bazen kanatlı atlara binip gökyüzünde turlara bile çıkarsın.

ikincisi, senden önceki adam yıllarca hüküm sürmüş. ama artık yok. kendi kudretini öyle kesin biçimde göstermelisin ki hem kulların hem dünya alem gücünü görsün. altındakilerin egosunu öyle bir ezmelisin ki çöl kumunda savrulup gitsin. değil boyun eğdirmek eğilecek boyun bile bırakmamalısın.

üçüncüsü, büyük bir dinin kaynağısın. ama öte yandan paranın da kaynağısın. baş düşmanların olarak görülen diğer dinlerin mensubu devetlere -ki birisi koyu hıristiyan abd, diğeri yahudiliğin merkezi israil- öyle bir mesaj vermelisin ki apaçık olsun. ne yapacaksın, kendi dininin ilk yasağını göstere göstere çiğneyecek ve çiğneteceksin. bir anlamda putunun karşısında biat ettireceksin ki hıristiyan ve yahudi müttefiklerin senin aslında sen olmadığını anlayabilsin, ortak dininiz olan "para"da değişen bir şey olmayacağı mesajını alabilsin.

birden fazla erkeği idare eden kadın

oztokyolu
büyük ihtimalle aklında ve kalbinde bir tane erkek vardır. ama "idare ettikleri" arasında değildir.

bir yandan unutmaya, diğer yandan kalbindekinin benzerini bulmaya çalışıyordur. birebir kalbindekini bulamadığından 2,3,5 artık ne kadarsa, o kadarıyla ortaya karışık mükemmel erkeğini yaratıyordur. 10 tane de olsalar o kadın için toplamda 1 tane etmiyordur özetle.

yanlış kişiye mesaj atmak

oztokyolu
dünya genelinde toplam 100 adet olan "erkeklerin kız tavlama stratejileri"nden biri.

devamı yaklaşık şöyledir:

"cem yazacaktım telefon cemre diye tamamlamış. ben ayrıldıktan sonra numaranı sildim sanıyordum. eeee naber?"

"a harfine bastım hiç bakmadan yolladım."

"üstteki yazarın girisi için yazmıştım. ahhahhaa pardon. siz ne diyorsunuz peki bu yorumuma?"

yalnız yaşamak

oztokyolu
evi kimseyle paylaşmıyorsanız kolaydır.
ama birileriyle paylaşırken çok fena bir ruh hali. evdeki eş, arkadaş ya da sevgili... adı ne olursa olsun, bir kere o evin içinde kendini yalnız hissedip öyle yaşamaya başladığında, o artık yaşamak değil sürünmek bile değil. öyle böyle değil.

çocuk sahibi olmak

oztokyolu
tüm sorun bu ifadedeki illüzyon.
anne ve babalar tarafından "sahip olmak", gerçekten de "sahip"lik olarak algılandığı için etrafımız travmatik çocukluk yaşamış bizler ve yaşayan çocuklarla dolu.
eşya gibi bir sahiplik var. ilk doğum anından neredeyse taraflardan biri ölene kadar bu sahiplik anlayışı sürüyor. "benim çocuğum, o halde ne yemeli, ne içmeli, ne giymeli, kiminle arkadaşlık etmeli, hangi okula gitmeli, kiminle evlenmeli, çocuk yapmasının zamanı geldi mi gelmedi mi hepsine karışabilirim." ünsal hocanın dediği gibi öyle kendi hayatının öznesi olma durumu yok, illa ki anne-baba karışacak, yönlendirecek. "birey diye bir şey yoktur, benim çocuğum diye bir şey vardır."

özet:
anne ve babaların bilinmediği, herkesin onun bunun çocuğu olduğu bir dünyada, daha özgür ve özgün yetişen bireyler çoğunlukta olurdu.

eski sevgiliyle arkadaş kalmak

oztokyolu
yeni sevgilinin eski sevgilileriyle de arkadaş olmayı gerektirir. çoğu erkek açısından o yüzden kaçınılan bir durum. yoksa temelde bütün eski sevgililerimiz arkadaş olarak kalsın, hatta arada tekrar sevgili gibi olalım, hatta yeni sevgili eskileri dert etmesin, tanışsın, hatta arada hep birlikte takılalım istiyoruz.

tabii ki, yeni ve eski sevgililerin manitalarıyla tanışmamak şartıyla! sadece biz olalım. onların geçmişi hiç olmasın istiyoruz. istiyoruz da işte öyle bir adaletsizlik mümkün değil. dolayısıyla çoğu erkek bundan kaçıyor. alacağı şey, vereceğinden fazla geliyor.

hemcinslere tavsiye; ölmeden önce aşın bu kompleksi. her şey çok daha güzel oluyor. hatta çok çok çok daha güzel olabiliyor.

tanrının gay olması

oztokyolu
kafamızda tanrı fikrinin tam oturabilmesi için onu eril yapmamız şart.
erkek egemen toplumda, güç sahibi erkeğin dişi ya da gay tanrısı olamaz. madem ki tanrı güçlü ve gücü her şeye yeten bir şey o zaman erkek olmalı.
temelde mantık bu. yoksa bir dine inanmak zorlaşır, biat etmek ise imkansızlaşır.

ama kimse yaratıcının varlığını çıkıp ispatlayamadığı ve yokluğunu da kimse ispatlayamadığı için bu da öyle ucu açık bir konu. eğer gerçekten hazırsan. tanrı erkek mi, gay mi, dişi mi, lezbiyen mi, b,seksüel ya da aseksüel mi bilmiyoruz. sadece bazı dinlerde işaretlerine bakıp "galiba erkek" "yaşasın erkek bir tanrımız oldu" diyebiliriz.

mesela islam ve hristiyanlık.
sonuç itibariyle islamın tanrısı, ki kendisi allah, lut kavmini homoseksüel oldukları için yok ettiğini söylüyor. ayrıca erkek-erkeğe ilişkiye kızgınlığını birçok ayette vurguluyor. o zaman eril olma ihtimali daha yüksek gibi.

üstelik hıristiyanlığın temel hikayesini de tümüyle reddetmiyor ve isa'nın babasız olduğunu, kendisinden bir "nur"un cebrail ile meryeme ulaştırıldığını böylece hamile kaldığını anlatıyor.

o halde islamın ilahının gay olmadığı söylenebilir. tamam şimdi müslüman kardeşlerimiz "yaşasın" diye rahatladılar sanırım. geriye kalanlar gay olsa da onlar için mesele değil.

ben kendi adıma tanrı diye bir şeyin var olmadığını düşünsem de, eğer varsa da gay olmasını tercih ederdim. en azından estetik zevki olurdu. ama etrafa baktığımda şiddet dolu karanlık bir dünyanın pek de pembe seven bir yaratıcı işi olmadığını düşünüyorum.
1 /