paradoksyasayanadam

paradoksyasayanadam

yazar · 7 mart 2016

istatistikler (%1) · kategorisiz (%99) ?

  1. toplam giri 126
  2. takipçi 2
  3. puan 1935

mustafa kemal atatürk

paradoksyasayanadam
akpli bozdağ ın sözde başkanlık özde sultanlık sistemini savunmak için tek partili cumhuriyet dönemine atıf yaparak, partili cumhurbaşkanlığını savunmuş atatürk dönemi anayasasına dönüyoruz demiştir. sanılıyor ki o dönem anayasasına dönülünce tayyip de atatürk gibi reformist, demokratik, cumhuritetçi, laik olabilecek. daha dün iki ayyaş diye hakaret ettiğini unutmadık

9 ocak 2017 tbmm anayasa değişikliği görüşmeleri

paradoksyasayanadam
tayyip cumhuriyeti

başkanlık değil padişahlık, halifelik,
demokrasi değil, çoğunluk hegamonyası,
laiklik değil, müslümancılık, vehabilik,
cumhuriyet değil, islam devleti,

istedikleri bu değil, istediklerini düşündükleri şey tayyip beyin fikirleri, tayyip beyin arzuları, tayyip beyin hayalleri. kendilerine bunu nasıl yedirebildiklerini bilemiyorum, başkasının fikrini nasıl kendi fikirleri gibi benimseyip destekleyebiliyorlar bilmiyorum. milli sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini düşünmüyorum, devlet beyi nasıl ikna ettiklerini bilmiyorum, bir mhp seçmeni devlet beyi nasıl savunabileceğini bilmiyorum. bu konuda teferruatlı düşünmedim.

parti devleti herhalde bu şekilde gerçekleşecek ve tek adam tüm ülkeye hükmedecek.

22 aralık 2016 ışid in 2 askerimizi şehit etmesi

paradoksyasayanadam
dehşet ve korku ile seyirci olduğum, sonrasında bir süre kalakaldığım, bildiğimi düşündüğüm şeylerle açıklayamadığım korkunç olay.
sonrasında çok defa olayın etkisinden kurtulmaya çabaladım ve ancak yeni yeni sağlıklı düşünebildiğime kanaat getirdim.
bu sebepten ki seyirci olduğum korkunç olaya ancak tepki gösterme imkanı doğmuştur.

mesele farklı boyutlarıyla ele alınmış, videonun gerçekliği tartışılmış, katledilen insanların mensubiyetlerinden kuşku duyulmuş ve aslolan insani tepkiler boğdurulmuştur.

bu caniliğe insanca ve özgürce tepki göstermek yalnızca kimi sosyal medya mercilerinde cesur yürekli ve hür fikirli insanların sorumluluğunda gelişmiştir. bu platform da buna örnektir ve desteklenmelidir.

hikaye çöplüğü

paradoksyasayanadam
işten kovulmuş cebinde otuz lira civarı parayla nereye gideceğini bilmez halde bekledi bir süre şirket dışkapısında. sonra yürümeye başladı denize doğru kararsız adımlarla. ellerini ceplerine soktu montun kapuşonunu her zaman ki ani hareketiyle kafasına geçiriverdi ellerini ceplerinden çıkarmadan. sahile gidip iki bira içebileceğini düşünüyordu yürürken; biraları nereden alsam, fıstık almasam ne olur, soğuk olur mu sahil, olursa bu tam salaklıktır, üşüyerek bira mı içeceğim çok salakça yani tam benlik, yoksa sahildeki hiç gitmediğim mekâna mı gitsem, on lira vermek istemiyorum ki biraya, zaten bu sebepten hiç gitmedim, bunca zaman gitmedim şimdi niye gideyim gibi içses diyaloglarla kendini büfede buldu. iki bira ve kavrulmuş fıstık aldı. indi sahile kimsesiz etrafı ıssız bir banka yerleşti. açtı birasını bir yudum aldı, karşıdaki adalara baktı martılara: siktim belanı müdür! önce işsizlik maaşına başvurayım, sonra iş mahkemesine işe iade davası açarım bir de mobbing patlattım mı, olur olur çok güzel olur, siktim belanı müdür sayende yattığım yerden para kazanacağım
ve işe geri döndüğümde sana büyük bir teşekkür çelengi yaptırıp minnetlerimi sunacağım, ofiste herkes görecek karşımda nasıl küçüldüğünü, bu sayede kimse fazladan bedava bir dakika bile çalışmak zorunda olmadığını görecek dedi içses.
bir yudum daha içti, çöpünü toparlayıp attı çöpe, metroya doğru yürüdü.
sonra vazgeçti bir yudum daha çekti, çöpünü toparlayıp sahil boyu yürüdü elleri ceplerinde.
sonra kararsız kaldı bir yudum daha içti biradan, martılara baktı.



arkadaşları aptallara güzel gelen bir tarih dizisi izliyordu evin en sıcak odasında. internette dolandı biraz sıkıldı, kitap okusa tvden gelen karakter sesleri düşüncesine girer bir şey anlamazdı kitaptan. yatak odasına gitse soğuk, uykusu yok. yerde duran defteri gördü, gidip aldı. bir kalem buldu odanın bir yerlerinde, yazmaya başladı işten kovulan adamın fikrini.


gidip oturdu yanına, aldı diğer birayı açtı kapağını, çekti bir yudum. adam istifini bozmadan göz ucuyla süzdü kapoşonlu kızı, güldü çaktırmadan. ama görüyordu kız bu sahneyi, ve ikisini geniş açı bankın arkasından, deniz ve adaları. ve martılara baktı;
siktim belanı müdür !
adam tutamadı kendini patlattı kahkahayı.

saçmalama özgürlüğü üzerine denemeler

paradoksyasayanadam
hayrat yayın yapan tv anlayışı

herkese bedava dizi, ana haber, spor, sinema, müzik, kültür, teknoloji, magazin vb yayınlar yapan hayrat bir anlayış.
bedava mı olduğu tartışılır, sonuçta izleyiciden zamanını çalıyor. neyse ki boş zaman kotamız yok. dört beş saat hiçbir şey izleyebiliriz. hem bu şeyi ciddiye almak hem zaman ayırmak ancak bize göre eylemler olsa gerek.

suat güzel sigara içiyor, izliyorum. suat'ın bundan ticari bir beklentisi yok içtiği kaçak sigara. suat'ı izlemek daha eğlenceli, suat küfür ediyor doyasıya, bundan şikayetçi değilim.


bir acayip depresif atmosfer içindeyim, kar yağıyor istanbul'a. hiç güzel değil istanbul 'a kar yağması, karadeniz tütüyor burnumda. dize kadar kar çekiyor canım, tavşan avı çekiyor canım. ayaklarım kar suyundan ıslanmak ciğerim kar soğuğu çekmek istiyor.

fikir çöplüğü

paradoksyasayanadam
reklamsız hava sahası uygulaması

reklam; gücünü müşteriye sattığı üründen alan, ürüne kalite ve sağlık kazandırmadığı gibi faturasını doğrudan müşteriye orallayan pazarlama şekli.

reklamın bitmeyeceği gerçeği ; reklam satışları artırdığı sürece devam edecek ve çoğalacaktır. satışlara doğrudan etkisi olmayan reklamlar ise yetersiz olarak değerlendirilecek ve bu alana daha fazla kaynak ayrılmasına sebebiyet vereceğinden reklamcılık devam edecektir. reklamın gideri kârdan değil müşteriden çıktığı için şirkete bir zararı olmadığı doğrudan mantıklanabilir.

devletin bu alandaki yaptırımları neredeyse yok hükmündedir. görsel ve yazılı medya gelirini doğrudan reklam alanı pazarlama işinden elde ettiğinden reklama hizmet etmeye el mecbur fikir gardiyandır. sosyal medya ise reklama herhangi bir kültürel, dinsel, pornografiksel, sınırlama olmaksızın hizmet etmektedir. devletin vatandaşını reklamdan koruma ilkesi yalnızca alkol, tütün, cinsel vb kendince zararlı gördüğü tütetimleri denetleyebildiği alanlarda yasaklamaktan ibarettir. devlet bizi sigaradan korurken, on liralık baldan korumaz, belki vergisiz kaçak yolla ülkeye sokulmuş galaksi es beşlerden korumaz. vatandaşın kandırılması vatandaşı bağlar zira.

peki reklamsız hava sahası ütopik bir fikir midir?

bence değildir, olmamalıdır. tamamen reklamdan arındırmak elbette imķansızdır, kısmi reklamsızlık elbette mümkündür. öncelikle bu işin hukuki dayanağı olmalıdır, belki de vardır bilmiyorum. öncelikle belediyeler halkın talebi doğrultusunda alışveriş merkezlerine reklam kısıtlaması getirmeli, ürün ambalaj, poşet ve dükkanlarında göze batacak kadar büyük olmamak koşulu ile ancak müşterinin dikkati ile görülebilecek büyüklük ve renklendirmede olması sağlanmalı. müşteri talebi doğrultusunda reklamsızlaştırılmış ürünü tercih edebilmeli ve bu ürün için reklam bedeli ürün fiyatından düşüldükten sonra ödeme yapabilmesi sağlanmalıdır. bu indirimden müşteri kârlı olacağı için reklamsız alışverişi tercih etmesi olasıdır. yine halkın talebi ile sokak ve caddeler reklamsızlaştırılabilir.
medya için; reklam istemeyen izleyici, okuyucu dinleyici için sunulan içeriğin kalitesinden ödün vermeksizin izleyiciye içerik satışı yapılabilmesi sağlanmalıdır. örneğin ben bir parçayı reklamsız izlemek istiyorsam eğer reklamın platforma ödediği içerik toplam izleyici sayısına bölünerek üstüme düşen tutarı ödemek şartıyla reklamsız izleyebilmeliyim. bu konuda ilk adım uydu yayınlarını denetlenebilir hale getirmek olacaktır. her tvnin bir ip numarası ve bu ip numarasına kayıtlı kullanıcısı olmalı. her kullanıcının hangi iceriği ne kadar süreyle takip ettiği gözlenebilir olmalı. bu şekilde yapımlar kanallara bağımlı olmaktan kurtulup kendi içeriğini doğrudan izleyiciye sunabilir ve sözde kanal ilkeleri ve raiting korkuları gütmeksizin yayın yapabilirler. izleyici ödediği ücrete binaen yapım kalitesi talep edeceğinden üç saatlik aptal sıkıcı şeylere katlanmak zorunda hissetmeyecektir. tiyatrosal özgün yapımlar tv de daha eğlenceli olacaktır kuşkusuz.

bu ham fikirler geliştirilebilir ve toplumun maruz kaldığı boşluksuz reklam sahası daha yaşanabilir hale getirilebilir. bu konuda daha önce de yazmıştım şimdi yine yazıyorum, demek ki reklam iyi bir şey değil benim için .

hikaye çöplüğü

paradoksyasayanadam
imkansız olasılık

ben henüz evlenme fikri gütmüyor, kendimde böyle bir çobanilik hissetmiyor iken. ve dahi bu açıdan pozitif bir gelişme yaşanmıyor iken. bu fikir ancak küçük bir olasılık, neredeyse olmasılık gelecekte bilinemeyen yaşanmamışlık iken.
düşünün ki kadının biri gönlümü çelsin, ben onun gönlünde nasıl çadır kurayım? ben ki beş liralık açık parfümcü kadından parfüm tavsiyesi olarak "odunsu" koku önerilmiş yontulmamış bir odunum. allem etsem kallem etsem en azından tanışalım madem dedirtebilsem çok zor olasılık. bir sinema çıkışı yemek yesek beni nasıl sever bu kadın, iyi film izledin, güzel yemek yedin tamam arkadaş olabiliriz diyebilir mi? arkadaşlığımız kısa flörtümüz uzun sürse misal. aslında ben de seni seviyorum derken gözleri güler mi bir gün? tamam karşılıklı sevişiyoruz aşamasına geldik diyelim, sevişme uzun süreç, kavga, kıskançlık, soğukluk, ayrılık mümkün olasılık. buna rağmen yürüyorsa bravo sevgimize.
e artık evlenelim bi zahmet diyebiliriz herhalde.diyeyim demesine de evlilik öyle iki kişi arasında yaşanmıyor ki ülkemde, önce aileler apartmanlanmalı ki biz evlenebilelim. haydi diyelim aileler anlaştı girdi tokiye, bize de göründü iki artı bir evlilik. tüm bunlar bile minicik bir olasılık dahilinde iken çocuk fikri nereden çıktı be kadın, benim böyle bir hayalim yok ki! hem çocuk öyle oluyor mu yapalım deyince, bakalım ürolojimiz buna müsait mi ?
çeşitli denemeler pozitif sonuçlanır ve dokuz ay on gün sonra gelir dünyaya bir yavru insancık. sağlıklı mı sağlıklı bir erkek. baba oldum ulan, ne acayip duygu :)) babam da benim gibi hissetmiş demek ki ben doğunca, ben babam gibi. gel zaman git zaman bebeklikten çocukluğa, çocukluktan ergenlige ve orta gençlik dönemlerine gözümüzün önünde büyümesine ebeveynsel açıdan hiçbir zaman büyüyememesine şahitlik ettik.
imkanlı olasılık buraya kadar.

seksen milyon insanın yaşadığı güzel ülkemde, gayet herhangi bir futbol maçında üstelik güvenlik, istihbarat, askeri ve içişleri olarak devlete rağmen ve öncesinde yaşanmış emsal olaylar bulunmasına istinaden ve binlerce insan içinden gelip benim çocuğumu bulacak canlı bomba ise imkansız olasılık! buna olanak yok işte, bunu kabullenemem. buna imkansız olasılık diyebiliriz. ve buna ağlamamı beklemeyin sakın, buna ancak öfke kusabilirim.

hikaye çöplüğü

paradoksyasayanadam
televizyonundan gelen aptal sesler ne kadar desibel standartlarına uyuyor ise de apaçık iç sesimi bastırıyor, beynimin içinde beton kırma etkisi yaratıyordu. arif diziyi bütün olarak hissetmek istiyor, olabildiğince dünyasal sesleri bastırmaya çabalıyor bundan sebep kumandanın ses yükseltme tuşunun üstünden baş parmağını çekmiyor en ufak çevre kirliliği sesleri bastırmak için tetikte belkiyordu. du'lu geçmiş zamandan kalan bu arifsel dizi propagandası ona boşluksuz hak bırakmayan ve apaçık karşı koyma imkanı vermeyen sert muhalif beyanlarım sonucu end buldu. arif bana ben tv ye küfrederek içses, kısıldı aptal kutusundan gelen dışses.


arifin katkılarıyla hazırlamış olduğum giriş paragrafından yola çıkarak ve bu kimse tarafından okunmak endişesi barındırmayan tanımsız tür edebsiz şeylerime-mize şemsiye olsun gibi bir fikirselle atıyorum temellerini çöplüğün.

fikir çöplüğü

paradoksyasayanadam
bankalardan sonsuza kadar kurtulma fikri

bankaradan kurtulmak istiyorsun, emeğini sömürdüklerini düşünüyorsun fakat bir türlü başaramıyorsun kredilerin kredi kartların var üstelik birden fazla bankaya. nakite sıkışıyorsun elli lira çekeyim diyorsun zaaart yedi lira nakit avans masrafı, paraya sıkışıyorsun kredi çekiyorsun caarrt faizi masrafı vb sömürü teknikleri. artık illet etmişsin bankalardan bir yol arıyorsun, bu durumda benim aklıma gelen çözüm şu;

öncelikle son iki üç ay düzenli ödemeler yaparak kredi puanını olabildiğince yukarı çekiyorsun, bu düzenli ödemelerden sonra gidiyorsun bankalara tek tek çekebildiğin kadar kredi çekiyorsun, teminat ve kefilsiz ihtiyaç kredileri. dosya masrafları ve faizleri olabildiğince üst limite yakın ayarlıyorsun. örneğin vadeleri en uzun şekilde belirtip bankaya ödemen gereken faizi çoğaltıyorsun, banka bundan memnun elbette.

çekebildiğin kadar parayı alıp gidiyorsun evine ve ikinci aşamaya geçiyorsun. kredi kartları ve diğer hesaplarinda bir kuruş bırakmadan onları da çekiyorsun. güvendiğin bir insana ( kardeş, akraba, arkadaş) tüm mal varlığını devrediyorsun (ev, araba) ve bu insana misal bir milyon liralık (ki bu para ölene değin kazanabileceğin paranın üstünde bir miktar olmalı) borç senedi imzalıyorsun kendi adına. arkadaşin seni derhal icraya veriyor, icra avukatına hiç direnmeden maaşının üçte birine haciz kabul ediyorsun. icra masrafına katlanıyorsun bir zahmet bu da işin faturası oluyor senin için.

üçüncü ve son aşamada artık senin olmayan evinin bir odasını kiraliyorsun arkadaşından, misal banyo belki yatak odası. araban yine sende ama senin değil, ev yine senin ama o da sende değil. sen artık maaşının üçte biri hacizli bir evin banyosunda kiralık oturan bir insansın resmi olarak. ve hayatına aynı şekilde devam edebiliyorsun, maaşından kesilen paraların yattığı arkadaş hesabı ve bu hesaba bağlı banka kartı elinde, maaşın yine sana yatıyor ama başkası üzerinden. hayatin aynı standardında devam ederken artık bankalarla eğlenme vakti diyorsun. bankalardan çektiğin sömürü bedeli ve faizleri isimli krediler ve nakit avanslarla keyfin yerinde.

teferruat ve detaylara sonra değinebilirim, belki de değinmem, olay şeklen budur fikrimde ve kısaca.

bir anda gözden kaybolan mütevazı başlık

paradoksyasayanadam
ben demedim

sevişmemek için hiçbir sebep bulunmuyor iken sebepsizce sevişmeyişimizi neyle açıklayabiliriz bilmiyorum doğrusu. toplumda bir gerginlik sevişmesizlik kaynaklı, sevişememek üzerimizde asabiyet yaratıyor belli ki.
yukarıdaki genellemeden özevarıma doğru yola çıktığımızda tali yolda durun işte ruh halimin vesikası duruyor karşınızda, bir saniyelik saygı duruşu!

- çayalalım
+ neya lalım?
- çaya lalım
+ tamam tamam çay alalım

kelimeleri ben bulmadım yazdıklarım daha önce keşfedilmiş kelimelerden oluşuyor lakin cümleler bana ait gibi duruyor ve ancak bunlar benim cümlelerim olamaz zira fikirlerimi başkalarının keşfettiği kelimeler doğrultusunda kodluyorum. örneğin aşk kelimesi bulunmamış olsaydı ve bu duygu isimlendirilmemiş olsaydı bu duyguyu hiç açıklayamayacak ve hatta böyle bir duygunun varlığını dahi kabul etmeyebilecektik. dolambaçlı yoldan eğer aşk kelimesi cümlemde bir anlam belirtiyorsa bunun sebebi aşk kelimesinin herkes için aynı anlam içermesindendir.
eğer tuğladan çimentodan ve demirden bir ev yapmışsak bunun sebebi bizim tuğla çimento ve demiri tanıyor oluşumuzdan kaynaklanır ve evimizi ancak bunlarla yapabiliriz fikrinden yola çıkarak ev inşa ederiz. farklı denemeler insanlarda "ev" olgusu yaratmayacak ve tuhaf birşey, acayip olarak adlandırılacaktır. bu durumda ev bizim değil tuğla çimento ve demiri bulanların fikridir. başkasının fikri bizim sorumluluğumuzda olamaz. ortada bir ev yokken ve böyle bir yapı oluşturulmamışken dahi ev yapıyorsak o zaman buna istediğimiz ismi verebilir ve bundan sonra yapılacak bütün evlerin bizim fikrimiz kaynaklı olmasını sağlayabiliriz.

yukarıda yazılanlar tamamen öğretilmiş kelimelerden yola çıkarak ve öğretilmiş cümle yapıları kullanılarak oluşturulduğundan bana ait olamaz.
ve ben sizin beni tahayyül ettiğiniz değilim.

saçmalama özgürlüğü üzerine denemeler

paradoksyasayanadam
ekonomik krizde gündelik yaşam

ülkem yine dış güçlerle cebelleşiyor, dış güçler adilik çakallık peşinde. eskiden sanki daha az saldırırlardı ülkeme, belki bana öyle geliyor. son dönemlerde fulltime saldırıya geçtiler diye düşünüyorum.
neredeyse karışmadıkları alan kalmadı, fetö'ye yıllarca destek vermişler sonra hoop darbe, onu atlatıyoruz bu sefer işid belası, silahlandırmışlar hep bu canileri vakti zamanında neyse işide de giriyoruz bodoslama, şimdilerde ekonomik kriz çıkarma peşindeler.
ülkemde bir dolar bozdurma telaşı aldı gidiyor, benim bozduracak dolar birikintim olmadığı için telaşlanmıyorum. elinde dolar tutanların vatan haini ilan edilmesi an meselesi.

hafta sonu bir ağbi ve arkadaş ile kadıköy'e gidiyoruz sebepsizce, gezerken açıkalanısıtmalı bir mekâna oturuyoruz ve nedendir bilinmez bira içmek istiyoruz, efes! ikişer biradan sonra mekân tüzel kişiliği adına konuşan bir adam efes kalmadığını ve artık satılmayacağını bildiriyor. adama itiraz edemeyişimiz bunları söylerken mahçup bir tavır takınmasından ileri geliyor. içinden son altı şişeyi kitlemenin haklı gururunu kutluyor oluşu sonradan geliyor aklıma. yoksa bu tüzel sözcü son altı şişe kaldığını sipariş alırken belirtmeliydi diye düşünüyorum. ağzımdan bomonti çıkıyor sebepsiz yine, filtreli mi filtresiz mi sorusundan sonra es veriyoruz garsonu alelacele savuşturma işine, çünkü hiç bomonti içmemişiz hiç kimse tecrübesinden yola çıkarak fikir belirtemeyince filtresiz deyiveriyor ağzım hiç nedensiz. bu kararı sorgulayan olmuyor garsonun masadan uzaklaşması filtre tercihinden daha mühim görünüyor çünkü mekânda az bulunan kimsesiz santimetreküp hava sahasına sığmayan garson masamızın küçük yüzeyine ve bu yüzeye paralel hava sahasına tecavüz ediyor. ikişer şişeden sonra filtresiz bomontinin aslında efesten daha güzel olduğu konusunda mutabakata varılıyor pişmanlık duyulacak durum mevzubahis değil yani.


ağbi ve arkadaş kadıköy'ü en çok sevme münakaşası içerisinde benim bu yarışta pek iddiam yok aklım başka yerde. siyasi tercihlerinin muhafazakâr partiden yana kulanmaları bende paradoks arama sherlockluğuna sebep oluyor. muhafazakâr parti sosyal ve bireysel yaşamda alkole karşı, günah tabii ve ancak bu kısmi alkoliklerin oyuna karşı değil, kısmi alkolik arkadaş ve ağbi de muhafazaķar görüşe karşı değil, onlara sorulsa alkol tüm kötülüklerin anası. alkol içerken güzelleşen insanlar olmalarına karşı kötülük anası bu ağbi ve arkadaşa tesir etmiyor demek ki. yaşantılarına tam karşı yakadan bakan muhafazakâr yaşama ulaşma dertleri yok, yoksa hükümet yavuz sultan köprüsünü bunlar için yapmadı mı? bu fikirlerimi kendilerine daha öncelerden belirttiğim için gereksiz çıkmaz cadde tartışmalara duhul etmiyorum onları. bira içerek sarhoş olmayı amaçlayan yok masada, maksat açıkalanısıtmadan faydalanarak hoş sohbet vakit geçirmek öyle de oluyor. dönüşte onlara bir buluş açıklama sevinciyle yürüyen merdivende el bandının merdivenden hızlı devirdaim yaptığını söylediğimde yüzüme bakarak gülüyorlar, buluşum alay konusu oluyor. bunu fazla önemsemiyorum.

bir anda gözden kaybolan mütevazı başlık

paradoksyasayanadam
dayanması çok zor küfretme isteği; öfke

asabiyet mazerete gollük pas atıyor fakat mazeret buna sığınma kolaylığını kendine yediremiyor. mazeret gururlu!


ülke gündemi ülke insanı hakkında bu kadar etkili olmalı mı, olmamalı mı? bece olmamalı, en azından benim üzerimde, beni de teğet geçsin ne olacak!
inanmakta zorlandığım, inanmak istemediğim şeyler oluyor, sanırım devam edecek gibi görünüyor da. fazla dezenformayson kalbe zarar.
sırtımı ağaca dayasam ağaç bile bir gün kurur diyebilirim de, bu düzen değişir diyemem!
bu düzen değişmez aga değişmez.
öfke!

düşünemiyorum,
düşünmek istiyor muyum bilmiyorum.
mutlu olmak isteyebileceğimi düşünüyorum.
öfkeli ölmek istemiyorum.
ölmek istiyorum fakat.

saçmalama özgürlüğü üzerine denemeler

paradoksyasayanadam
artık konuşmak ve yazmanın son derece gereksiz geldiğinin düşünüldüğü dönem


bakışlarımdan anlaman lâzım artık konuşmak istemediğimi ve hatta yazmak zarureti de anlamsızlaştı. sanırım bu da bir dönem sürecek. belki sonbahar sebebi, belki de bilmem ne.

ve hatta düşünmek bile karşı koymak istediğim bir fiil.
öylece durmak tek isteğim.
kimse soru sormasın yazmıyor mu alnımda!
"lanet olsun fark etmez, sen ne dersen öyle olsun"
1 /