skadi

skadi

sensei yazar · 28 nisan 2015

istatistikler (%1) · sinema (%1) · kategorisiz (%98) ?

  1. toplam giri 509
  2. takipçi 36
  3. puan 9860

başkanlık sistemi istemeyen insan

skadi
bugün onu konuşuyoduk arkadaşlarla.herkes bir umuda tutunma çabasında. bu arada başkanlık gelmediği taktirde acısı kimden neyden çıkar diye korkularım da var ama.neyse özellikle bulup mu çekmişler bilmiyorum ama bugün şöyle bir şeye denk geldim
akp'nin kalesi kayseri'de halka sordular: 'sizce türkiye'ye başkanlık sistemi gelmeli mi?' akp'nin kalesi kayseri'de halka sordular: 'sizce türkiye'ye başkanlık sistemi gelmeli mi?' http://m.sanalgaste.com.tr

edit: yalnız röportaji yapan kanal da adnan oktar'ın kanalı ahdjebdejjdd
1

türk ortodoks patrikhanesi

skadi
böyle bir şey varmış bildiğin. daha doğrusu kendini "türk ortodoks" diye tanımlayan bir kitle var. bi arkadaşımız vardı mersin'de. ismi arapların çok yaygın olarak kullandığı bir isim olduğundan mıdır bilemiyorum ama hristiyan olduğunu bilmemize rağmen kendisinin uzun bir süre arap ortodoks olduğunu düşündük ki mersinde zaten bi tane rum ortodoks kilisesi var. belki de yanlış biliyordur filan diye düşündük hatta. aman neyse dedik sonra. ne hissediyorsa öyle olsun tabi. ama yakın coğrafyalarda yaşayan etnik ve dini gruplar için yapılan sınıflandırmalar oldukça kafa karıştırıcı olabiliyor. bugün mesela bir grup süryani'ye sorsanız büyük bir kısmı arap hristiyanlardan tamamen farklı olduğunu iddia edecek bir kısmı kendini "nasrani" diye tanımlayacaktır. nasrani "doğulu hristiyan" anlamına gelebilir ancak özellikle arap hristiyanları ifade etmek için kullanılır. keza antakya'da yaşayan arap hristiyanların bir kısmı kendini orijinini "helenic" olarak tanımlamaktadır. aynı coğrafyanın başka bir kadim topluluğu olan nusayrilerin de birtakım inançlarının hristiyanlığı çağrıştırdığı sıkça söylenir mesela. bu tip söylemleri biraz da ortadoğu'daki sürecin -kardeşim esad'dan- esed'e geçiş süreci- yansılamaları olarak görmek lazım tabi. ayrıca öyle olsa ne yazar... bir de nusayrilikte kadının erkeklerden üstün olmadığına hatta "kadınların ruhlarının olmadığına" dair inançlar mevcutmuş. şahsen pek uygulamıyor olsam da müslüman ve sünni kimliği verilmiş bir insan ve aralarında gayet "dışarıdan" biri olarak, kadını haddinden fazla önemseyen başka bir topluluk daha görmediğimi söyleyebilirim aksine.özetle, kişisel gözlemlerime ve verilerime dayanarak bu kadim toplulukların birbirlerinden büyük ölçüde etkilendikleri aşikar. unutmadan,
türkçe, arapça ve aramice (ya da süryanice emin değilim) bir ayin

mustang

skadi
ben ne izledim lan? böylesi vahim bir hikaye nasıl bu kadar piç edilebilir?

her şeyden önce petek hanıııım nedir?gerdek gecesi bakire olmadığı zannedilen ortanca kızla doktor arasında muayene esnasında geçen "aşırı postmodern" konuşma hangi kafanın ürünüdür?sonra düşünün ki on beş, on altı yaşlarında bir kız çocuğusunuz, aynı şekilde baskılardan, eve kapatılmalardan muzdaripsiniz, zorla evlendirilme sırası size gelmiş, psikolojiniz bozuk ama asisiniz diğer yandan. ne yaparsınız?

a-bir karadeniz şehrinde bütün mahalleli etrafta iken arabanın arkasında hiç tanımadığım bir adamla kardeşlerime ve amcama yakalanma riskini de göze alarak sevişirim.
b- yaptıklarıma bir anlam veremem, psikolojim de bozuk, asiyim de zaten. intihar ederim. (intihar kısmı bi nebze daha mantıklı tabi)
c- hepsi.

bu kadar yapay, karakterlerin mekanla, hikayeyle bu kadar uyumsuz olduğu başka bir film daha izlemiş miyimdir bilmiyorum.

muhsin bey

skadi
üç kez izleyip üçüncü izleyişimde bana dünyanın en ilginç şeyini fark ettim hissi veren filmdir. keşfim şu: "o zaman da seç turizm varmış." zeka bazen yeri doldurulamaz bir şey pampalarım. annem bana hamileyken çok kola içermiş. şeker beyni öldürüyor ne de olsa.

canlı bomba araması yapılan kız çocuğu

skadi
yani ne diyeyim hayatımın geri kalanını kendime sanal bir dünya kurup etrafımda hiçbir şey olmuyormuş gibi apolitik bir asalak olarak geçirmeyi planlıyordum ki şunu gördüm içim acıdı.kim "suçlu", kim değil, kim şöyle yapmalıydı vs. ya da ihtimaller tartışmasına girmeyi hiç istemiyordum aslında ama yapamıyorum. kimsenin düşmanı yahut yardakçısı değilim. hükümetin doğuda ve güneydoğuda yürüttüğü politikalar konusunda ne düşünüyorsam hendek siyasetinin benzer yaştaki çocukları kürt illerinde, kürt mahallelerinde sur'da, cizre'de nasıl ateşin önüne attığı konusunda da objektif olmam gerektiğini düşünüyorum. bu suç hiç de tek taraflı değil.ve en üzüldüğüm filler tepişirken evi yıkılan, eğitimini tamamlayamayan, belki göç etmek zorunda kalan bu çocuklara; belki de bu çocuğun öğretmeni olacakken ona silah doğrultmak zorunda kalmış polise, askere, onların ailesine, eşine, dostuna. bilemiyorum, böyle oturduğumuz yerden sevgi pıtırcığı gibi ahmak kesmek kolaydır belki ama bu bir taraflık meselesiyse , herhangi bir tarafın, ne böyle bir şeyi yapmak durumunda olan bir kamu görevlisinin ne iki ateş arasında kalan sivil halkın bu koşullardan mutlu olması söz konusu olamaz.

ara dinkjian

skadi
bu zamana kadar hep baba dinkjiancı idim lakin kendime bir ud edindiğimden beri fikirlerim değişti epey. eminim teknik olarak kendisinden çok daha iyi enstrümanistler vardır. gel gör ki böyle içlisi, böyle huzur vereni, böyle hüzünlendireni yok. otur ağla yani. özellikle ud için diyorum tabi ama cümbüş ve sazbüşü de dahil edebiliriz.

edit: yalnız ahkamlara gel. henüz bulaşamadığım bir sazbüş kaldı. onu da alıp banjo niyetine çalmayı düşünüyorum ismail yk misali.

anne facebook u

skadi
bakın ben şükrediyorum bir teyze facebook'u değil en azından diye. tehlikenin farkında mısnız? birkaç yıl öncesine kadar sosyal medya bağımlılığının bizim gibi "digital native" diyebileceğimiz nesli büyük ölçüde tehdit ettiğini düşünürken gözlemlerim beni tezimin aksi yönünde bulgulara sevk etti. "digital immigrant" dediğimiz hiç de "technology born" olmayan -anamız, babamız, teyzemiz- neslin daha absürt bir tehlike altında olduğunu düşünmeye başladım. şöyle ki; her üç dakikaya bir "atatürk ve cumhuriyet düşmanlarını tanıyalım", "atatürk'ü seven bilmem kaç milyon kişi arıyoruz" temalı paylaşımlar düşen, araya can yücel'e ait olduğu iddia edilen sözler serpiştirilen, "günaydın"lı ," iyi akşamlar"lı çiçekli böcekli envai çeşit otlu böcekli fotoğrafı eksik olmayan hesaplar hayal edin. haksız mıyım sayın yazarlar?

peki bütün bunlarla nasıl baş edeceğiz?
-öncelikle hiçbir şeyi kesinlikle public paylaşma gafletine düşmeyin çünkü elde ettiğimiz istatistiksel verilere göre bu paylaşımınızın yayılma hızı ve alanı normal bir dedikodunun yayılma kapasitesinden ve kapsama alanından dört kat daha fazla.

-public check-inler yapmayın hatta mümkünse paylaşımlarınızı söz konusu kişiye-anne, teyze, baba,- kapatın zira altına saniye geçmeden "afiyet olsun", "çok güzelsiniz", "iyi yolculuklar","öpüyoruz eniştenle" yorumları yağacak.

-kendi paylaşımlarını like etmenin, kendi paylaşımlarına ifade bırakmanın komik ya da anlamsız olduğuna dair izahlarda bulunmaya çalışmayın.

-"sen de benim hiçbir şeyimi beğenmiyorsun" serzenişlerine önlem olarak "bilmem nerde güzel bir gün, komşularımla birlikte" temalı fotoğrafları ufaktan like edebilirsiniz. like ama. galp değil. sakın ha!

-"resmileşti dikkat" şeklinde başlayan herhangi bir şeyin hukuki bir yanının olamayacağını anlatmaya çalışmayın ki bunu telefonda hiç denemeyin çünkü bu sefer de "benim telefonumu dinliyorlar fazla şaapmayalım" paranoyasıyla baş etmek zorunda kalırsınız.

-son olarak ne yaparsanız yapın sakin olun, bir hışımla söz konusu olan akrabayı engelleme girişiminde bulunmayın çünkü birçoğu "engelleme diye bir şeyin"varlığından haberdar. hatta sevin onları. öpün,sarılın, koklayın!

göz altı kapatıcısı kullanmayan kadın

skadi
evet sayın yazarlar şimdi çok alakasız olacak lakin iki kuruşluk goygoyun içine edilen başlık olmuştur. sen sakın kullanma annem. tebriks. ayrıca söylemeden edemeyeceğim ama "türkçede ünsüz sertleşmesi diye bir kural var" deseydik aynı duyarı kasar mıydı bilemiyorum. hayır troll filansa da bu müessesenin de bir üslubu, bir itibarı var...




edit 1: başlığı ben açmadım
edit 2 :erkek değilim
edit 3: hayatımda göz altı kapatıcısı kullanmadım.
3

ercan kesal

skadi
bir zamanlar anadolu'da doktor karakterine esin kaynağı olduğunu düşündüren hatıraları var peri gazozu'nda okuduğum kadarıyla. oyunculuğuna bayıldığımı inkar edemem ama kalemini pek sevemedim. bir de muhtar rolünü bu kadar iyi kotarmasında kendisinin orta anadolu'nun bağrından kopup gelmiş bir güzel insan olmasının payı vardır sanıyorum. ayrıca (bkz:hemşerilik müessesesi)

yazarların olmak istediği çizgi film karakterleri

skadi
hayatımıza kablolu tv girmezden önce şirine, heidi, şeker kız gibi saftirik, romantik, sevgi pıtırcığı öte yandan en ezik karakterler olmak isterken kablolu tv ile şu hayatta beni hep gerçek kötülerin, anti kahramanların"fangirl"ü olmaya meylettirecek bir karakter- ki kendisi tam bir "boss bitch" tir ve tanıdığım en cool bebedir- girdi ve bütün hayatım değişti.
(bkz: angelica pickles)

şöyle de bir tribute yapalım kendisine.

özgürlük mahkumları

skadi
sanırım 95 genel seçimleri. ilkokul birdeyim. tabi o zaman bilmiyoruz ozan emekçi filan ama her yerde bangır bangır çalması hasebiyle kafaya yerleşmiş. yetişkinler kendi arasında siyaset konuşuyor kuş diyor, at diyor filan anlam veremiyoruz... birileri bir buçuk yaşında olan kardeşime bozkurt işareti yapmayı öğretmiş.teyzem çıldırıyor. kardeşimi "parmaklarını koparmak" tehditleriyle yıldırıyor ve ekliyor "bizim kuşumuz var diyeceksin" gül gibi geçinip gidiyoruz sonuçta. hey gidi günler.


1 /