spyder

spyder

moderatör · 17 mart 2004

instela (%26) · kişiler (%9) · siyaset (%2) · sinema (%2) · bilim ve teknoloji (%1) · kategorisiz (%60) ?

  1. toplam giri 2857
  2. takipçi 153
  3. puan 27060

instela

spyder
instela hakkındaki önceki yazımda (bkz: #13790640) sitenin yeni halini farklı açılardan değerlendirmeye çalışmış, artı ve eksi yönlerini kendimce belirtmiş ve zaman tanımaktan bahsetmiştim. siteye yaklaşık 3.5 ay sonra ilk defa login oldum. yazımın üstünden 4 ay geçmiş, beta hali açılalı 6.5 ay olmuş. sanırım ikinci bir değerlendirme için yeterince zaman geçti. bu sefer çok daha kısa tutacağım.

instela'da gün itibarı ile hala herhangi bir moderasyon paneli ya da butonu yer almıyor. bu nedenle içerik denetimine katkıda bulunmak isteyenler hala eski site üzerinden giriş yapmak zorunda. moderasyon ve editoryal düzenleme hususunda site sahipleriyle oldukça farklı görüşlere sahip olduğumdan bu hususta herhangi bir aşama kaydetmemiş olmalarını tutarlı buluyorum. vizyonları doğrultusunda bireylerin işlem yaptığı eski usül moderasyon sistemi rafa kalkacağından sanıyorum emek ve zaman tasarrufuna gidildi.

benzer şekilde kurallar ve site işleyişiyle ilgili bir olgunlaşma süreci yaşanmadığını gözlemledim. bu iki maddenin neticesinde başlık ve içerik problemleri biraz daha belirgin hale gelmiş.

sitenin sahibi arkadaşlarımla uzlaşma sağlayamadığımız temel fikir ayrılıklarımın olması, kararlara eskisi gibi etki edemeyişim ve fonksiyonumu yerine getirmemin zaman geçtikçe imkansızlaşması nedeniyle 11 yıldır süregelen çalışmalarımı noktalıyorum. alayınızı


sevgi ve saygı ile selamlıyorum :)

dolmuş kahyası

spyder
sarı dolmuş ve minibüs hatlarının kalkış noktalarında bulunan dolmuş kahyaları bağırmaktan sikilmiş kısık-çatallı sesleri, güneş altında durmaktan alabildiğine esmer tenleri ve sigara-çay-tespih üçlemesiyle karikatürize tiplerdir. yerine göre kasketi ve güneş gözlüğünü eksik etmez, gömleği düğmeleri üstten açık giyerler. kısacası tam bir dayıdırlar.

hobileri dolmuşu fullemek, şoförlere posta koymaktır. dolmuşun bekleme yapmasını ise hiç sevmezler.

instela

spyder
hem kullanıcı gözüyle hem de içerik denetlemeden sorumlu bir gönüllü olarak itü sözlük'ten instela'ya geçiş hakkında şu ana kadarki gidişat üzerinden bazı değerlendirmelerde bulunacağım. bunların kimisi öznel yargılar barındıracak kimisi de nesnel tespitlerden ibaret olacak.

#isim:
itü kökenliler ve itü'de bulunmamış olsa da sitede birkaç yıl geçirmiş kişiler için genelde isim bir tabuydu. bununla birlikte sitenin adını değiştirmek ilk senelerden beri dönem dönem kimi kullanıcılar tarafından önerilmişti fakat alışkanlıklar, kökene bağlılık ve başarısızlık çekincesi her zaman bu düşünceyi arka plana itmişti. geçen senenin ikinci yarısında isim değiştirme kararından bahsedildiğinde yine yardırgasam da artık sitenin geldiği nokta ve internetin evrimi nedeniyle tamamen karşı çıkmadım. "instela" kelimesi belirlenip paylaşıldığında ise oldukça olumlu karşıladım. ismin fonetiği, türkler dışında da kolayca okunabilecek olması, kısalığı hoşuma gitti. logo çalışmalarını takip ettiğimde iyice ısındım.

#tasarım:
itü sözlük zaten 10 sene boyunca irili ufaklı defalarca tasarım değişikliğine gitti. genele baktığımızda da bana göre hep iyiye evrildi. zamana ayak uydurmaya çalıştı. isim değişmeseydi bile sitenin temel kodlarından başlayarak arayüzüne kadar güncellenmesi gerekliliği yine söz konusuydu. instela'nın şu anki kaba hatları başta logo olmak üzere hiç fena değil. facebook, twitter, zart, zurt benzetmelerini şahsen ciddiye almıyorum. elbette daha iyi olabilirdi, bazı yönleri okuyucu ve yazara daha kullanışlı hale gelebilirdi ama bunların önünde mobil gösterim, güncel standartlara uyum ve gelir modellerine uygunluk gibi kısıtlamalar yer alıyor. öte yandan sitenin hala yoluna sokulması gereken tonla tarafı var, bu da demek oluyor ki tasarımda da birtakım ayarlamalar yapılacaktır.

#sitenin iç fonksiyonları:
önceki yıllarda olduğu gibi tasarım değiştikçe sitenin okuyucu ve kullanıcı fonksiyonlarına yenilikler eklendiği gibi kimi çok sevilen ve çok kullanılan özellikleri de kayboldu. yukarıda bahsettiğim kısıtlamalar burada önemli bir engel oluştursa da anladığım kadarıyla birçok fonksiyon sadeleştirme gayreti içerisinde hiç oldu. belki önümüzdeki haftalarda bir kısmı tekrar siteye katılır. umudum yine sitenin hala tam anlamıyla oturmamış olması. her ne kadar instela itü sözlük'ün kesintisiz devamıysa da bir yandan da genel çerçeve dışında kod, tasarım, kurallar sıfırdan ele alınmış durumda. itü sözlük'ün her yönüyle olgunluğa erişmesi yıllarını almıştı. instela'nın da daha kısa olmak üzere bir süreye ihtiyacı var. bu nedenle sabırlıyım ama gün itibarı ile instela ne kullanıcı ne de moderatör ihtiyaçlarımı karşıladığından itü sözlük'ü kullanmaya devam ediyorum. instela'yı da sık sık açıp değişiklikleri gözlüyorum.

#bug'lar:
yeni bir sistemle karşı karşıya olduğumu bilmeme rağmen herkes gibi ben de beklediğimden çok çok daha fazla sorunla karşılaştım. profesyonel bir sitede yaşanmaması gereken şeyler gördük. itü sözlük'e göre sitenin yavaş hatta zaman zaman tahammül edilemeyecek kadar yavaş çalıştığı bir gerçek. bunları yine elden geldiğince sabır ve anlayışla karşılıyorum. zaman tanımak gerekli.

#değişim sürecinin oluşan beklentiye göre daha ağır işlemesi:
çoğu kişi gibi bende de beta sürecinin daha kısa sürede aşılacağı, eksiklerin daha kısa sürede tamamlanacağı beklentisi oluşmuştu.
zannediyorum zamanla ilgili konulan hedefler beklenmedik sorunlar nedeniyle öteleniyor ve bazı aşamalar uzayan süreç nedeniyle aceleye gelebiliyor.

#kullanıcıyı değişim süreci, takvimi ve aşamalarıyla ilgili bilgilendirme:
kullanıcılara daha sık ve daha anlaşılır bilgi sunulmalı(ydı). itü sözlük teki değişim lansmanından itibaren kafalarda çok fazla soru işareti ve yanlış algı oluştu. bunlar yeterince giderilmedi.

hala aşağıdakiler gibi birçok sorunun cevaplanmaya ihtiyacı var.
şu an neler üzerinde çalışılıyor, sitenin çalışma takvimi, yapılacak şeylerin sırası nedir?
hangi özellikler ne zaman devreye girecek, neler eklenecek?
kurallar ne zaman yürürlükte olacak?

bilgilendirme daha başarılı olsaydı yersiz eleştiriler azalır daha yapıcı kritikler ortaya çıkardı.

#site işleyişi & kurallar:
itü sözlük; konseptini ve formatını öncüsü olan ekşi'den alarak yola çıkmış, seneler içerisinde en ince ayrıntısına kadar olabildiğince rijit ve nesnel biçimde düzenlemiş, olgunluğa ulaştırmıştı. kişiden kişiye değişmeyen, açık kapı ya da soru işareti bırakmayan kurallar uygulanmaktaydı. bu açıdan içerik denetim-düzenlemesine gönüllü katkıda bulunan herkesin takdiri hakkettiğine inanıyorum.

sözlüğün şahsi fikrime göre bu kategori altındaki eksiklerinden ilki dokümantasyonun çeşitli başlıklar altında darmadağınık halde bulunması yani toplu ve kolay ulaşılabilen bir bilgilendirmeden mahrum olunmasaydı. siteye üye olma aşamasından itibaren ne sitenin kullanımı ne de kurallarıyla ilgili derli toplu bilgi sunulmuyordu.
ikincisi içerik denetim işlemleri ve editoryal düzenleme için (öne çıkarılacak başlıkların, gündemin düzenlenmesi, başlıkların kategorilendirilmesi, vs.) gönüllülere ilaveten sadece itü sözlük'e çalışan kişiler istihdam edilebilirdi. denetim işlemlerine gönüllülerin boş vakitlerinden ayırdıkları zaman ve özen çoğu zaman yeterli olmuyor. editoryal düzenleme ise sitenin güncel dinamik içeriğini yönlendirerek şekillendirmeyi sağlayacağından çok faydalı olur. kötü içerik ve günün başlıkları eleştirilerine büyük ölçüde çözüm getirir. bunu son yıllarda kullanıcı içeriğiyle çalışan büyük sitelerde görüyoruz.

üçüncüsü hukuken sakıncalı olabilecek içeriği şikayet edildiğinde değerlendirecek hukukçu platformu. dönem dönem bu anlamda çalışmalar yapıldıysa da rayına sokulamadı.

instela'da içerik düzenleme hedefi moderasyon ya da editoryal düzenlemenin kişilerden ziyade sistem vasıtasıyla otomatize edilmesi. bu amacın arkasındaki düşünce kişilerle yapılacak çalışmanın ölçeklendirilebilir olmaması. yani günde 1000-3000 başlık arası modere edilebilir ama atıyorum 10.000-50.000 başlık olduğunda moderasyon zümrelerine kişi ekleyerek bile başa çıkılamaz. dolayısıyla kurallar basitleştirilerek hem yeni jenerasyonun internet algısına uyum gösterilmeli böylece daha rahat ve daha çok içerik katabilmeliler hem de farklı kalite algısı olanlar "yazarı bir daha görmeyeyim", "içeriği bir daha görmeyeyim" gibi fonksiyonlarla görüntüledikleri içeriği kendileri modere etsin. diğer yandan sitenin içerik akışı kullanıcının beğenilerine ve ilgi alanlarına göre sürekli otomatik güncellensin. bu yönleriyle youtube gibi sitelerin içerik önerme ve içerik modere etme sistemlerinden feyz alındığını görüyoruz.

öte yandan içerik denetleme mekanizmalarına popülist bir kararla "demokrasi" adı altında seçimle kişi eklenmesi söz konusu. itü sözlük'te editörler format konusundaki istatistikleriyle ve kullanıcı geçmişleriyle en üst seviyedeki entelijanslar (format hatalarını moderasyona ileten kişiler) arasından seçilmekteydi. editörler arasından da yine istatistiki anlamda en başarılı ve kullanıcı geçmişleriyle en uygun kişiler moderatör olmaktaydı. buna liyakat sistemi dersek hata etmeyiz. instela kurallarına göre herhangi bir kullanıcı kuralları ne kadar bildiği ya da kurallar konusunda ne kadar istatistiksel başarıya sahip olduğuna bakılmaksızın sitedeki genel puan durumuna göre editör seçilmeye otomatikman aday oluyor. akabinde bu şekilde seçilen editörler kendi aralarında moderatör seçiyor. yani instela hukuk sisteminde hakimleri halkın sevilen/beğenilen kişileri arasından seçip, üst kurulu da bu seçme grup arasından oluşturacağız. hukuk bilgisi ve başarı da neymiş. democracy bitches!

neticede sözlük konsepti ve formatı tamamen bir kenara bırakılmasa da çoğu kriteri geride bırakılarak anayasaya benzer instela kurallarına geçiliyor. sözlük formatının temellerinden bazılarının instela kurallarında yer almayışı içerikte eski normlara göre gevşekliğe neden olacak beklentisi doğuruyor. kimisi için daha az kısıtlamayla içerik katabileceğinden güzel bir gelişme, özellikle eski kullanıcılar içinse sitenin foruma dönüşmesi demek. bunları zaman gösterecek. temel sorun neredeyse sıfırdan yazılan kurallar bütününün üzerinde ne kadar çalışılmış olursa olsun doğası gereği başlangıçta açık ve çelişkilerle dolu olmaktan kurtulamayacağı. bilindiği üzere kurallar editör ve moderatörlere açık biçimde ele alındı, uygun görülen şeyler değiştirildi. bana göre hala değiştirilmesi, düzeltilmesi, elden geçmesi gereken yerler var. eğer üstüne düşülürse ve en ufak noktasına kadar revize edilirse zaman içerisinde itü sözlük'te olduğu gibi instela'da da olgunluğa erişilir.

cyrano

spyder
cyrano, benim için ekşi'yi ekşi yapan birkaç kişiden biridir. melankolik, hayat felsefesi içeren çarşaf çarşaf entry'lerini bundan 13-14 sene önce hayranlıkla okumaya başladığımda bana kattıklarını, hissettirdiklerini nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. onun için "baba sen oğlunu bir de internette gör" başlığına 2004 şubatında yazdığı şu an yerinde yeller esen meşhur entry'sini paylaşıyorum ki kendi kendini anlatsın.

---

evde oturmuş championship manager 2'de scout'larımı dünyanın dört bir yanına salmaya hazırlanıyordum. görsen şaşarsın, ne kadar oynamışsam, o zamanlar ada futbolunda umut vadeden bir yetenek olan david unsworth jubilesini yapmış, 45 yaşına gelmiş benim wycombe wanderers kadromda kendisine scout olarak yer bulmuş. çocuğu ben yetiştirmişim zaten, emredişim harbi havalı: 'deyvit, oğlum bak, şimdi güney afrika'ya gidiyorsun, sana 2 bilemedin 3 hafta zaman, bana oranın genç yeteneklerinden bir karışık yapıp bildiriyorsun... e halen burdasın deyvit, rica ediyorum...'

david'i gönderip kendime kulübün yeni yapılan kafeteryasından tost almaya hazırlanıyordum ki telefon çaldı. arayan amcamdı. üniversite'de çalışıyordu amcam ve dedi ki: 'oğlum burda internet var, istediğin bir şeyler varsa internet'ten buldurayım'. amca sen ne diyorsun' ne dediğini biliyor musun'

o zaman evlerde internet hayal gibi, internet diye bir şeyin varlığından haberdarız ama dergilerde falan görüyoruz sadece. keşfedilmemiş mucize... zaten disket'le oyun taşımaktan bıkmışız, 'enteresan programlar' adına bilgisarımıza koyabildiklerimiz saçma sapan, şimdi adı bile hatırlanmayan hi-jack, harward graphics, dbase iv gibi ucubeler, hatta bannner diye bir program var ki, türkiye'de 13 kişide var, ben de 13. kişiyim, seçilmiş olan yani, neyse, internet demek yeni süper programlar, oyunlar, bilgiler, araştırmalar, mesela merak ettiğimiz ama bir türlü okuyamadığımız çizgi roman'lar, bedava kitaplar vesaire vesaire...

dedim: 'amca kımıldama, ben geliyorum hemen'. bir kaç disket yüklendim, nasıl gittim bilmiyorum, kesin uçarak gitmişimdir. bilgi-işlem'ci abilerin yanına götürdü beni, koca koca makineler arasında, alice harikalar diyarı'nda gibiyim ama biraz daha sakallı, bıyıklıyım ona göre. abilere 'internet'e bakabilir miyiz'' diye sordum. açtılar bir makine, adam sürekli bir yerlere giriyor, 'pub/program/amiga/util pc/demo'... 'lan' dedim 'n'oluyoruz.'. 'adamların önünde böyle bir arşiv var, oturmuş çay içiyorlar, saçmalık'. amiga'yı görünce, 'dur' dedim abiye, 'bir şeyler çekebilir miyiz''. kabul etti, derhal girdik. bir kaç kaç amiga oyunu çektim, eve koştum. sonradan öğrendim ki adamın bana internet diye gösterdiği gopher'dı. sonraki hayatımda hiç gopher görmedim fakat o noktada hayatım değişti işte. ha, oyunlar çalışmadı tabii ama o zaman heyecandan düşünememiştim.

o günden sonra internet'e taktım ben kafayı, bir modem aldım, gizli gizli telefon hattı bağladım. indirdim, indirdim, indirdim... nasa'sına da girdim internet'in, playboy'una da, irc'sine de girdim, ftp'de dosya da paylaştım, news'lerde soru cevapladım, #yalandolan kanalında op oldum, başka bir websitesinin editörü, bir yerlere üye oldum, enternet'ten hediyeler kazandım vesaire, vesaire... ha, allah için, hiç spam yapmadım bunu da belirtmek isterim.

şimdi bunları niye anlattım' anlatırken aslen farkettim ki, hepsi ayrı başlık altında yazılabilir ve bu yazı çok çok uzun olabilir oysa asıl varmak istediğim yerden kopuyorum. şimdi gidip babama beni sorsan, 'bu adam ne yaptı yıllarca' desen, 'kompüterin başında oturdu, gece oturdu, gündüz oturdu, tık, tık, tık, başka bir şey yok... şimdi de yine bilgisayarlı bir işte çalışıyor,. temiz bir çocuktur, sessizdir biraz... gibi şeyler söyler. öyle miyim gerçekten'

elektrik tesisatından anlamam, musluk değiştirmem, araba yolda kalsa kaputu açmam, sinamekinin biri miyim ben' ve sadece ben değilim bu, internet kullanıcı olan, uzun zamandır bu kompüter meretinin civarında bulunan, çevremdeki herkese bakıyorum, benden çok da farklı değiller. tesisattan anlamak, araba tamir etmek, kalebodur döşemek başka bir dünyanın 'artı' değerleri artık. şimdi internet gerçekten bir başka dünya, tastamam bir başka hayat. artı değerler şimdi web sitesi hazırlamak, script yazmak, admin olmak, mesela google'dan ulaşılabilmek, hazırladığın web sitesine verilen link'lerin çokluğu, flash bilmek, divx biriktirmek, programların yeni sürümlerini çoktan indirmiş olmak, beta tester'lık felaket olacak bir virüsten önceden haberdar olmak, internet'ten evlenmek, gak guk...

herkes yavaş yavaş 'internetçi' oluyor. sevgililer internet'ten bulunuyor, buluşuyor. haberler internet'ten okunuyor, programlar internet'ten izleniyor, oyunlar internet'ten oynanıyor, ödevler internet'ten araştırılıyor, hayatındaki diğer her şeyden çok internet'i görüyorsun. 45 yaşındaki amcam, internet'ten alış-veriş yapıyor veya onunla vakit geçiriyor, 7 yaşındaki yeğenim internet'ten 'seni çoooook seviyorum amca' diye 'bağırıyor'. internet yüzünden sevgililer ayrılıyor, aileler dağılıyor, cinayetler işleniyor...

babama, dedeme, 'otur şu adamı biraz izle, bak bakalım ne yapıyor' deseler, 'akşama kadar kompüterin başında oturdu' der, enternet'le alakası olmayan biri için bu çok garip durum, hiç bir şey üretmiyorsun, kendine hiç bir şey katmıyorsun, hiç bir işin ucundan tutmuyorsun, tıkır tıkır bir şeyler yazıyor, aval aval monitöre bakıyor, kıç büyütüyorsun.

internet bir yaratık, buluşulması, görüşülmesi ve alışılması kaçınılmaz. internet bir yaratık, insanları yutuyor. bir hastalık bulaşıcı, hayatı belirleyici, kişilikleri, alışkanlıları, anlayışları, algılayışları, değer yargılarını, sevgiyi, aşkı, seksi, konuşmayı, görüşmeyi, izlemeyi, gelişmeyi değiştiren.

peki kurtulunması gereken kötücül bir yaratık mı, ölümcül bir hastalık mı' değil. ama olabilir de.

insanların internet'le aşırı vakit geçirmelerinden dolayı rahatsız bir kişiyim. evvela bunu söyleyebilirim pek açıkça. ama dido bana çok önemli bir ders verdi. kendisi farkında mıydı bilmiyorum ama ben sarsıldım.

onu eleştiriyordum, 'internet'ten rahatsız'lığımı ona yansıtıyor, bir yandan da hayatımdan bir çok şey çalan bu yaratığa, aynı zamanda bu yaratığa izin veren kendime dido üzerinden kızıyordum. 'ne bu internet meraklılığı, işin gücün yok mu senin, bak dışarıda ne güzel hayat, havalar mis, insanlar çiçek, hayat pek çok pek çok zor, kendimizi geliştirmemiz lâzım, kitaplar, kitaplar okumalı, habire yazmalı, durmadan yazmalıyız, sen gidip internet'lerde geziyor, internet'lere yazıyor, internet'ten birileriyle buluşuyor eğleniyor, beni google'dan soruyor, buluyor, hasta olduğumu internet'ten öğreniyorsun...' diye. sakince cevap verdi, 'etrafına bir bakar mısın sen' kendi hayatına da'

- ne varmış hayatımda, benim hayatımda ne varmış'
- etrafındaki bütün insanları, beraber vakit geçirdiğin herkesi internet'ten tanımışsın. ev arkadaşın internet'ten, iş arkadaşın internet'ten, bugün akşam yine internet'ten tanıdığın arkadaşlarınla, internet'ten adını duyduğun bir filme gideceksin, yarın internet'ten arkadaşlarınla halı sahada maç yapacaksın. uğrunda hayatını, kendini, hayallerini, tüm umutlarını harcadığın, şiirler yazıp, şarkılar bestelediğin, hayatının aşkı bile internet'ten...
- orada dur, tamam, yeter anladık.


bu orada dur deyişim, göt olmaktan başka bir şey değildi. haskter. etrafıma baktım, hiç bir söylediği yanlış değil. benim hayatım internet'ten. 'indirilmiş' ve 'share' edilmiş bir hayatım var benim.

internet'ten körü körüne rahatsız gibiyim ben. benim anılarım bile internet'ten. bildiklerim, öğrendiklerim, söylediklerim. konuşabildiğim bir şeyler varsa, hep çoğu internet yüzünden.

kendimi birilerinden farklı sanmamı sağlayan aura'mı kaybetmiş gibiydim. birilerinin karşısına çıkıp 'ben başkayım' gibi durmama vesile 'rahatsızlığım' elimde patlamıştı, içi boştu. o anda yıkılıp gidersin haberin olmaz. 'kendimi tanıyorsam' dedim 'ben rahatsız olduğu için rahatsız olan bir insan değilim. bu rahatsızlığımın mutlaka başka sebepleri de vardır, onları ortaya çıkarmalıyım'.

sonra şuraya vardım. artık, internet'siz bir yaşam neredeyse ütopya . bu aynı zamanda münzevilik demek.az çok herkesin içinde bir 'çekip gitme, yalnızlığa yerleşme, teknolojiden el ayak çekme, kendi yiyeceğini yetiştirme, akşama kadar bahçeyle uğraşıp, akşam kamelyada çay içme' düşleri vardır. buna ulaşabilme ihtimali ne kadarsa, internet'siz yaşama ihtimali de o kadar. ben şimdiki yalnızlığımın %40'ında internet'i seviyor ve ona ihtiyaç duyuyorum. kalan bölüm yalnızken yapmayı sevdiğim diğer şeylere ayrılmış durumda; televizyon izlemek, okumak, yazmak, yemek yapmak, içki içmek, kendimle konuşmak, saçlarımı taramak, odamı düzlemek gibi...

ama sevdiğim insanlarla geçirdiğim vaktin internet dışında yaşanmasını istiyorum. yüzyüze olmak, yanyana olmak, beraber bir yerlere gitmek, görmek, izlemek, tartışmak, konuşmak mislinden istekler bunlar. internet'te yapılacak çok şey olduğundan, internet'te beraber de yapılabilecek şeyler olduğundan, burada da internet'i 'ikili-beşli' hayatlarımın dışında bırakamıyorum, birlikte bir oyun oynamak, bir siteden bir şeyler okumak, birlikte bir şeyler yazmak, bulmaca çözmek, birlikte araştırmak vesaire.

tahammül edemediğim insanların zamanlarını öncelikli olarak dışarıda birlikte yaşanabilecek şeylere değil internet'e ayırmaları. insanların internet'le 'birileriyle beraber' bile olsalar yalnız kalmaya alışmaları, o yaratığa esir olmaları ve kendilerini bana yaşatmamaları. aynı zamanda bunu yaptığım zamanlardaki kendime ve her an yapabilme ihtimalime de kızgınlığım.

artık kaçınılmaz bir hayat biçimi, hayat alışkanlığı olan internet'ten kurtulmanın tek çaresi her şeyi değiştirmek. çevreyi, ilgileri, merakı, istekleri, bütün bir yaşayıp biçimini... başka yolu yok. dediğim gibi bu çok kolay bir karar değil, sağlıklı olduğu tartışılabilir anarşist bir tutum.

internet hayatımızda olmasaydı, sevdiğinle el ele tutuşup gezmenin tadı ve değeri ve önemi daha farklı olur muydu' bana öyle olurmuş gibi geliyor, tatilde internet yokluğunda bu gezmeleri hatırlıyorum, 'en güzel anlar' isimli kısa filmde başrol oynarlar. ama mevzunun zaten 'tatil' olmasını ve bir çok diğer etkeni fonksiyona kattığımızda durum ne olur bilemiyorum.yine de en azından hafta sonları internet'lerin kapatılmasını isterim sanırım.

şimdi dünyada yaşanan sayısız dünya var. dünyayı bir de internet'li dünyalar ve internet'siz dünyalar diye ayırabiliriz. internet'siz dünyalar ataerkil bir işleyişle devam ediyorlar yaşanmaya. 'çocuğum sen doktor olacaksın, sen avukat, sen öğretmen' pompalamaları devam ediyor. bilezikler, düğünler, mobilyalar, beyaz eşyalar; kim ne yapıyor, kimin ne kadar tanıdığı var, kimin daha çok, daha pahalı, daha rağbet gören eşyaları var, kimin arabası var, kimlerin evi, yazlığı, şanı, şöhreti. insanlar bunlara göre değerliler ve kendilerini bu sahip olduklarıyla 'değerli, önemli' hissediyorlar. otoriteleri bunlar üzerinden işliyor.

internet'li dünyada, daha bağımsız olduğu tartışılamaz hayatlar var. sen webmaster olacaksın, sen linux'çu diye gazlamıyor kimse ama insanlar bunlara kendileri karar veriyor, bunları olmaya çabalıyorlar. eşlerinden çok sevgilileri ve sevgililikleri var insanların. ve insanlar kendilerini internet'teki statüleriyle önemli ve değerli hissediyorlar. sahip oldukları ya da nick'lerinin geçtiği site sayısıyla, forumlara yazdıklarıyla, herhangi bir mecrada tanınmışlıkları ve sözlerinin geçerliliğiyle, 'internet camiaları'nda kendilerine duyulan saygı ve çeşitli yerlerde kendi nick'lerine dair edilmiş sözlerle. username/password'leri ve bunların açtığı kapılarla, icq listeleriyle, adressbook'larıyla vesaire.

üçüncü türler de var, bu iki dünyalarda hayatlarını girift bir biçimde sürdürmek zorunda olanlar.

internet beni de bir yerlere götürdü, bu yerlerde ben de internet'teki herkes gibi, ne kadar orada kalacakları belirsiz izler bıraktım. ve internet dolayısıyla da, kendi hayatımda, hayatım boyunca kalacakları belli olan izler. annemin çok istediği gibi öğretmen olamadım, babamın istediği gibi avukat veya kendi istediğim gibi at arabası da olamadım. babam 103 ekran bir televizyon almamı isterdi mesela, alamadım. evli değilim ve 'aile ortamları'na da girmedim. kendi ailemden başka bir ailenin 'ortam'ını bilmem.

oysa, geçen gün babamla konuşuyorduk. artık 'evime' dönmemi istiyor. ve bu isteğini haklı çıkarabilmek ve belki de biraz beni gazlayabilmek için, hiç yapmadığı bir şey yapıyor. 'oğlum halanın oğlu şöyleyken şöyle yaptı, şunları yapıyor, senin engin kendine çeki düzen vermiş, dükkan açmış evleniyor, murat'ın çocuğu olmuş, bak abin arabayı değiştirdi...'

'baba' dedim. 'iyi güzel diyorsun da, o dünya başka. sen oğlunu bir de, internet'te gör'.

'bugün hep senin sevdiğin yemekleri yaptık. oradasın da burada gibisin. ama sofrayı kurduk öyle seyrediyoruz, boğazımızdan geçmiyor, patates salatası yaptım, kendi bahçemizin mahsülü. daha yağını koymadım. atla gel uçağa' dedi.

ağladım.

---

sash

spyder
ulan sabah sabah durduk yere dilime dolandı, "escúchame!!" diye hönkürüyorum. şarkıyı çıkarana kadar 5 dakka geçti. açtım youtube'u, verdim ecuador'u rahatladım.

oradan bağladım encore une fois'ya, üstüne de bir adelante çaktım. mis!

yaşı tutanlar bilir bunlar 90'ların ikinci yarısında türkiye'de diskoların, kimi radyoların vazgeçilmeziydi. hit deniyor ya hani, şarkılar o dönem hit'in karesi küpüydü amk. tekrar tekrar çalarlardı. yıllarca duymadığım halde alakasız bir yerde ağzımdan dökülüyor: "por que? porque la vida es corta"* o biçim beynimize kazımışlar.

adam bu sükseyi 10 sene sonra yaşamış olsaydı inna gibi ekmeğinin çoğunu türkiye'den yer, bodrum'a yerleşir charlie harper gibi erken emekliliğin tadını çıkarırdı.

klay thompson

spyder
george gervin'in 37 senelik "bir çeyrekte atılan en çok sayı" rekorunu 37 sayıyla ve 9'da 9 üçlük toplam 13'te 13 isabetle perfect çekerek gömmesi sadece nba tarihinin değil dünya spor tarihinin en önemli istatistik olaylarından biri.

golden state warriors'ın koçu, efsanevi chicago bulls kadrosunun point guard'ı, nba tarihinin en iyi üçlük yüzdesinin sahibi steve kerr'den gecenin yorumu:

"i was one of the luckiest nba players ever to play with michael jordan, tim duncan, david robinson and some of the greatest players ever. as many spectacular things as michael did, which he did nightly, i never saw him do that."


bank payment obligation

spyder
international chamber of commerce ( ıcc - what is ıcc? - glossary of textile and ınternational trade terms ıcc: ıcc stands for the ınternational chamber of commerce. founded in 1919 to serve world business by promoting trade and investment, open markets ... filadora ) ve society for worldwide interbank financial telecommunication ( swift - what is swift? - glossary of textile and ınternational trade terms swift message: a standardized financial message sent between financial institutions in the network of society for worldwide ınterbank financial tel... filadora ) kurumları tarafından 2013'te lanse edilen bankalar arası yeni bir ödeme biçimi. türkçeye banka ödeme yükümlülüğü olarak çevrilmiş.

bank payment obligation - what is bank payment obligation? - glossary of textile and ınternational trade terms bank payment obligation: bank payment obligation is an irrevocable undertaking given by an obligator bank (typically buyer s bank) to a recipient b... filadora

her ne kadar tanıtımlarda akreditife (`letter of credit) karşı alternatifmiş gibi sunulsa da aslında daha ziyade dış ticarette açık hesap (mal mukabili-`cash against goods) ödeme şeklinin yerini alarak ödeme riskini ortadan kaldırması bekleniyor.

çalışma prensibi, akreditife benzer şekilde alıcının ve satıcının bankalarının kendi arasında standardize maddelerle elektronik mesajlaşmasını esas alır. temel farkı alım-satım veya yükleme evrakının bankalar üzerinden gönderilmeyip direkt alıcı ve satıcının arasında iletilmesidir. bankanın sorumluluğu ödemenin garantisiyle sınırlıdır. akreditife göre maliyeti daha uygundur.

henüz dünya çapında yaygınlaşmadı. türkiye'de gün itibarı ile 3-4 (iş bankası, teb, finansbank) bankada bu altyapı mevcut.



abi

spyder
'ağabey' yerine 'abi' yazana dejenere ya da cahil diye baktığımız günlerden 'ağabey' yazımının literatürden kalktığı güne ne kadar kısa sürede geldik. önce bir buna şaşarım.

'abi', yeri gelir 'x bey' deme ile direkt isimle seslenme arası yavşaklık formu olur. hazzetmem.

öyle pis bir hitap sözcüğüdür ki bu memlekette iki kişi arasında birinin sosyal konumu veya bulundukları durumda pozisyonu diğerine göre üstteyse yaşa bakmaksızın o kişiye abi çekilir. bundan tiksinirim.

hele adam çocuğu yaşındakine abi diye hitap ediyorsa o ortamda ya haksız eziklik vardır ya da çıkar nedeniyle samimiyetsizlik.

bir de tipler birbirine karşılıklı ahmet abi, mehmet abi diye yalanıyorsa sikerler öyle ortamı.

avea prime

spyder
şimdi arkadaş eğri oturalım doğru konuşalım. avea'yı günahım kadar sevmezdim. herhalde en az 6-7 senedir kullanıyorum. uzun bir zaman yurt dışı görüşmeleri nedeniyle kallavi faturalar ödedim. bir ara ortalama 250 tl gidiyordu. yaşattıkları saçma sapan sorunlar nedeniyle bazı dönemler çağrı merkezi ve çeşitli birimleriyle saatlerce görüştüm. birkaç defa lanet edip diğer operatörlere geçmeye niyet ettim ama olmadı bir türlü.

2 senedir 40-60 lira bandında fatura ödüyorum. yazın başında ne olduysa bunlar kendiliğinden arayıp daha ucuza daha fazla dakika falan sunan bir tarife önerdiler. durduk yere niye ticari avantaj sunsunlar kesin bir bit yeniği vardır, bir yerden kaşıkla verip diğer taraftan kepçeyle alıyorlardır şerefsizler diye bayağı sordum kurcaladım, bir dümen bulamayınca kabul ettim.

sonraki günlerde arayıp bu sefer avea prime'a geçtiğimi, türlü türlü avantajlardan faydalanabileceğimi anlattılar. lan dedim bu sefer kesin bir piçlik var. tekrar sorgulamaya başladım. ben başvurmadım, talep etmedim diyorum. biz değerlendirdik uygun gördük diyor karşıdaki. neyi değerlendirdiniz diyorum geveliyor, geçiştiriyor. neyse kapadık telefonu internet sitesinden neymiş bu diye şöyle baktım. işime yarayacak bir-iki şey buldum. (bkz: avea prime - tadını çıkarın. avea prime ile prime avantajlarının ve ayrıcalıklarının tadını çıkarın. aveaprime )

zamanla ispark (2 saat ücretsiz), havataş (ücretsiz), avis (%50), özel yurt dışı tarifesi derken baktım ödediğim faturadan çok daha fazla ederi olan hizmet kullanır oldum. dolayısıyla yıllarca telekomünikasyon hizmetlerini pahalıya satıp çeşitli sorunlar yaşattıktan sonra kendilerini biraz affettirmeye başladılar. umarım süreklilik sağlayıp üzerine başka şeyler de katarlar, ben de gelip övmeye devam ederim.

avea prime, avea'nın özel müşteri hizmetleri ve özel kampanyalar sunduğu üst segment tarife grubu.

muadilleri için
(bkz: turkcell platinum)
(bkz: vodafone red)

kaan kural ın işini bırakıp cafe açması

spyder
"ülkede böyle bir anlayış hakim. güç sahibi olanlar katılmadıkları ve kendilerini eleştiren görüşü hemen düşman belleyerek ortadan kaldırmak istiyor. velev ki düşman olsun sen savaşma. ama işte anlayış böyle. biat kültürü, herkes mutlak haklı. bu tehditler vs hep onların sonucu. sadece fenerbahçe'den değil, zaman içinde kimin yaptıklarını kendimce doğru bulmadıysam ve eleştirdiysem benzer şeyler gördüm." - kaan kural

bu sadece bir spor olayı değil. günümüzde düzgün insanlara yer olmadığını gösteren örneklerden biri. bu ülkede iyi yaşamak için ahlaksız, vicdansız, cahil, görgüsüz, karaktersiz olmak gerekli.

kaan kural, sen işte böyle olamadın. lümpenliğin egemenliğindeki bu distopyada senin gibi naif, güzel insanlara yer yok üstad.

özel kargo şirketleri

spyder
türkiye'de kargo alıp gönderen her insan evladının yerel firmalarla yaşadığı ruh sağlığını etkilemiş en az bir deneyimi vardır: paketinizin nerede olduğunu bilmezler, yerinizde olduğunuz halde adreste bulunamadı derler, şubeler kendi arasında paketinizle pinpon oynar, paketinizi almaya/teslim etmeye gelmek istemezler, şubelerin telefonları açılmaz, paketler rugby topu gibi kullanılmışçasına hırpalanmıştır, vs.

dolayısıyla ister kurumsal ister bireysel müşteri olsun sık sık kargoya başvuran kişinin artık beklentileri iyice düşer. elden bir şey gelmediği için yaşadığı hizmet skandalları bir noktadan sonra olağan gelmeye başlar.

oysa bu işi dünyada uluslararası boyutta yapan firmalara baktığımızda türk firmalarını 3. amatör küme takımı gibi gösteren düzen, disiplin, kalite, sorumluluk anlayışını görürüz. aslında adamlar mucize yaratmıyor, sadece her şeyi olması gerektiği gibi yapıyorlar. fakat bizimkiler rezillikleri için boğulduğundan yabancı firmalar inci gibi parlıyor.

peki memleketimin kargocusunda sorunlar nereden kaynaklanıyor?

1) işini layığıyla yapan yabancı firmalar hizmet ağlarını ve birimlerini tamamen kendi işletir. böylece her birim ve her çalışan direkt şirkete bağlı olup kontrol altındadır. herkes belli bir düzene sıkı sıkıya uymak durumundadır, hizmet kalitesini bozacak davranışlar sergilemelerine müsamaha gösterilmez. türk kargo firmalarının ise bazı şubeleri firmanın kendisi tarafından bazıları bayilik alan kişilerce idare edilir. bu şartlar altında hizmette standart tutturmak zorlaşır. şubeden şubeye yer yer gündüzle gece kadar fark yaşanır. düzgün işletilen ve yoğun olmayan bir şubeden daha eli ayağı düzgün bir hizmet alabilirken bilhassa bayilik verilmiş şubelerde hizmet ve kalite anlayışının siki taşağına denk mahalle esnafınınkinden farksız olduğunu üzüntü ile müşahede edersiniz. şubenin başındaki adamdan banko görevlisine, kuryesine sirayet etmiş lakayıtlığı ve laubaliliği görürsünüz. hiyerarşide şubelerin üstünde genelde bölge müdürlükleri bulunur. bu arkadaşlar bayilere höt deme yetkisine sahip olduğundan şubeyle yaşanan sorunlarda direkt aramanızda sayısız fayda vardır. çağrı merkezleri ise genelde outsource edilmiştir ve şubelere iş yaptıramadıkları gibi doğru dürüst bir sike derman oldukları görülmemiştir. halbuki yabancı firmalarda çağrı merkezi vasıtasıyla her hizmeti eksiksiz alabilir, her sorununuzu çözüme ulaştırabilirsiniz.

2) yerel firmalar karlılığı artırmak ve fiyat yarışında dibi görebilmek için ucuz işgücünün bokunu çıkarmıştır. çalışanların eğitimi, kültürü, görgüsü kısacası her türlü niteliği olabilecek en alt seviyededir. düşük ücretlerle çalıştırılan personel sözde birtakım eğitimler verilerek sahaya salınır ve mevlanın kayırması umulur. doğru düzgün kontrol mekanizması bulunmaz. düzensiz bir yoğunluk içerisinde ucuza çalıştırıldıklarından çevresindeki disiplinsizliği de örnek alarak kısa sürede sorumsuz, başıboş adamlar olur çıkarlar. ağır kargoyu taşımaz, uzak adrese gitmez, evde yoktu der geçerler. telefonda laubali konuşur, paketleri atar saçarlar. kimse de bu adamlara ya arkadaş sen napıyorsun demez.

3) eskiden ptt'de olan mektup dağıtım hizmetlerinin kargoculara kayması, internet alışverişinin yaygınlaşması, makul fiyatlar sayesinde herkesin dilediğince gönderi yapabilmesi vb. sebeplerle yerel firmalar doyuma çoktan ulaşmış artık hizmet firması olmayı, müşteri kazanma-kaybetme davalarını çok ama çok geride bırakmışlardır. pezevenkler adeta keyfe keder, ne bileyim bir hobi olarak çalışıyordur da işimizi iyi-kötü gördükleri için minnet edip ses çıkarmamamız gerekir. şikayetlerin bini bir para etmez, kimsenin sikinde olmaz. şubelerde özensiz paket yığınları, etrafa dağılmış fişler-faturalar ve en az onlar kadar özensiz, pejmürde çalışanlar görürsünüz. her gün içinde yaşadıkları bu keşmekeş içinde üç-beş paketin kaybolması ya da birkaç gün adresine teslim edilmemesi gayet sıradandır.

sözlük hakkında sık sorulan sorular

spyder
s: nickimi değiştirir misiniz?
s: nickim niye hala değişmedi?

c: nick değiştirme işlemi yalnızca wondrous tarafından gerçekleştirilmektedir. diğer kişilerin bu konuda herhangi bir yetkisi ya da bilgisi bulunmamaktadır. nick değiştirmeyle ilgili sorunlarınız için wondrous ile iletişime geçebilirsiniz.

sefa zengin

spyder
her ne kadar asli mesleği oyunculuk olsa da benim için ses rengiyle, diksiyonuyla, tonlamasıyla çok iyi bir seslendirme sanatçısı. şüphesiz konservatuar eğitimi ve tiyatro tecrübesi büyük katkı sağlıyor. benzer yollardan geçen, kendisinden yaşça küçük ama seslendirme kariyerinde daha önde olan umut tabakla benzerlik kuruyorum. umut tabak dublaj yolunda ilerlerken, sefa zengin'in önceliği oyunculuk olmuş.

dublaj ve şiir seslendirme çalışmalarını serin sesler adı altında bir hobi gibi internette paylaşıyor. olgunluk dönemindeyken 20'lerindeki bir gençmişçesine amatör ruhla bu işlerle uğraşması hoşuma gidiyor açıkçası.

seslendirdiği şiirlerin telif hakkı sahipleri mi yoksa dublajını yaptığı ibişler mi şikayet etti bilemiyorum; kısa süre önce youtube kanalını telif hakları gerekçesiyle kapamışlar, ayıp etmişler. telif hakkını gerekçe göstererek ticari olmadığı besbelli 5 bin-10 bin gösterimlik hobi videolarıyla uğraşmak hakikaten anlamsız bir iş. diğer mecralarda bu tür çalışmalarını yayımlamayı sürdürürse takip edenleri memnun eder.

tape

spyder
iki farklı kullanım söz konusu.

biri bant anlamına gelen ingilizce "tape" kelimesi. ingilizce okunuşu doğrultusunda türkçeleştirilmiş, teyp olarak sözlüğe girmiş. bu anlam üzerinden tape yazımı türkçe değildir, doğal olarak yazıldığı gibi de okunmaz.

diğeri ise fransızca "tapé"/"tapée" sözcüğünün gündemdeki bir jargonda yer bulmasıyla yaygınlaşmış, fransızcada okunduğu gibi yazılan (tape) fakat henüz sözlüklere girmemiş bir kelimedir. türkçe midir tartışılır. birkaç farklı anlamı olan taper fiilinin türemiş biçimidir. fiilin buradaki kullanımı daktiloyla yazmak ya da çağdaş kullanımıyla klavyede yazmaktır. türemiş biçimi ise herhangi bir şeyin yazıya dökülmüş halini ifade etmektedir.

bakınız verme teknikleri

spyder
daha önce farklı girilerde yazılmış kâh bir sebeple silinmiş kâh kalabalıklar içerisinde kaybolmuş açıklamaları bir arada derli toplu sunuyorum.

i) (bkz: normal bakınız)

normal bakınız, başlıkla ilgili ya da giride geçen herhangi bir konuyla ilgili başka bir başlığa bağlantı oluşturmaya yarar.

giri yazmak için kullanılan metin kutucuğunda normal bakınız oluşturmaya yarayan buton bulunmaktadır. kutucuğa yazdığınız kelime ya da kelimeleri tutup seçtikten sonra butona tıklayarak normal bakınız oluşturabilirsiniz. buton kullanmadan parantez oluşturup içine bkz: yazarak da aynı sonucu elde edebilirsiniz.

internet adresleri başına http:// eklenerek normal bakınız içerisinde link oluşturulabilir. (bkz: itü sözlük üyeleri tarafından eklenilen ve güncellenen terim ve açıklamalara sahip interaktif sözlük. ıtusozluk )

bir başlık altındaki ilk giri normal bakınızdan ibaretse yönlendirme oluşur. başlık normal bakınızda yer alan başlığa otomatik yönlendirilir.

ii) gizli bakınız

cümlenin bir parçası olan kelimeyi veya sözcük öbeğini bağlantı haline getirerek o başlığa bağlantı kurulmasını sağlar. gizli bakınız kullanılması gereken yerlerde normal bakınız kullanılması hatalıdır, girinin düzeltilmesi için silinmesine yol açar.

metin kutucuğunda gizli bakınız oluşturmaya yarayan buton bulunmaktadır. kelime ya da kelimeleri tutup seçtikten sonra butona tıklayarak gizli bakınız oluşturabilirsiniz. buton kullanmadan da kelimenin başına ve sonuna ters kesme işareti/apostrof yazarak gizli bakınız oluşturabilirsiniz.

internet adreslerine link vermek için gizli bakınız kullanmaya gerek yoktur. http ile beraber tam adresi yazmak yeterli: itü sözlük üyeleri tarafından eklenilen ve güncellenen terim ve açıklamalara sahip interaktif sözlük. ıtusozluk

iii) * (akıllı bakınız)

cümlenin bir parçası olan kelimenin ya da sözcük öbeğinin başlığına bağlantı vermek istendiğinde aldığı ekler nedeniyle değişmiş* kelimeler için kullanılır. * işareti (asterisk) oluşur, fare imleci asteriskin üstünde bekletildiğinde bağlantı verilen kelime(ler) görünür. akıllı bakınızdan ibaret giriler hatalıdır ve girinin silinmesine neden olur. akıllı bakınız düşünce balonu ya da parantez içi kullanım gibi amaçlara hizmet etmez. bu amaçlı kullanımları sınırlamak için "akıllı bakınızın hıyarca kullanımı" gerekçesi oluşturulmuştur. itü sözlük'te karşılığı bulunmayan ya da nizami potansiyel bir başlık olmayan yazılar akıllı bakınızda yer aldığında giriler bu gerekçeyle silinir.

çok yaygın olarak yanlış kullanıldığından eskiden kullanımda olan butonu kaldırılmıştır. kelime veya kelimelerin başı ve sonuna arka arkaya boşluk vermeden ünlem (!) ve iki nokta üst üste (:) yazımıyla oluşur.

iv) #24 (giri numarası)

belli bir giriye sözlükteki genel sıra numarasıyla bağlantı oluşturulabilir.
cümlenin bir parçası olan kullanımlarda sadece @ işareti ve sayı ile yazılabilir:"#24 nolu giride anlattığım gibi"
diğer kullanımlarda normal bakınız ile kullanılmalıdır: (bkz: #24)
normal bakınız ile kullanımında başlık ve slash işaretiyle birlikte yazılırsa okuyucunun hangi başlıkta bir giriye yönlendirildiğini anlama imkanı olur. önerilen kullanım şeklidir. (bkz: itü sözlük/#24)

v) (bkz: )

bir başlıktaki n. giriye bağlantı vermek için normal bakınız içerisinde başlıktan sonra boşluk bırakmadan slash işaretinin arkasına girinin başlıktaki sıra numarasını yazarak oluşturulur. başlıklardaki giriler çeşitli sebeplerle silinebildiği için girilerin sıraları zaman içerisinde değişebilir. bu nedenle bu bakınız biçimi pek tercih edilmemelidir.

vi) (bkz: itü sözlük/@wondrous)

bir başlıkta yazarın girilerini listelemeye yarar. normal bakınız içerisinde başlıktan sonra sırasıyla boşluksuz slash işareti, ünlem ve kullanıcı adı yazılır.

vii) (bkz: itü sözlük/%spyder)

bir başlıkta istenen sözcüğün geçtiği girileri listeler. normal bakınız ile tercih edilir. başlıktan sonra sırasıyla boşluk bırakmadan slash işareti, yüzde işareti ve kullanıcı adı yazılır.

viii) (ara: itü)

sözlükte bir kelime ya da sözcük öbeğinin geçtiği başlıkları listeler. göründüğü gibi yazılması yeterlidir. başlık arama çubuğunda olduğu gibi kelime sonuna asterisk eklenebilir. (ara: itü sözlü*)

ix)



eklenen görsele giride bağlantı verir ve görselin ön izlemesini sağlar. görselin bulunduğu sayfada imajın alt kısmında "bir giriye göm" ifadesinin yanında çıkan hazır görsel bakınızı kopyalanarak kullanılabilir ya da görselin numarası biliniyorsa yukarıdaki kullanım şekli yazılarak da oluşturulabilir.



bakınızların hatalı kullanımıyla ilgili giri silme gerekçesi ve açıklamaları için;
(bkz: bakınız özelliği yanlış kullanılmış)

otriş

spyder
assolist, trans, gay ekseninde kullanımına rastlanan tüylü ve renkli aksesuar. devekuşu tüyü görünümü vermektedir. ing. ostrich/fr. autruche yani devekuşu kelimesinden evrilmiştir.
1 /