utanç

1 /
spanki spanki
utanç , insanın kendisini sorgulamasıdır aynı zamanda. kalbi utançla dolu insanların ruh hali farklı olur. utanç insanı kendisine getirir. aklın varsa bazı şeylerden utanç duyarsın.
recai pengül recai pengül
sözlükten bir ademoğlunu cibiliyetsizlere eklemek benim için bir utanç kaynağıdır.

adam ol, saçmalayan bir insanı dikkate almamayı öğren. ne demek cibiliyetsizlere eklemek? "hem saçmaladığını biliyorum hem de senle aynı seviyeye inmemeyi başaramıyorum." demek. yenilgiyi kabul.
bimekan bimekan
bir gülten akın şiiri, muhteşem. kuş uçsa gölge kalır'dan.

gerçek acıyı tanıdım
yaraya değdim
bir cehennem taşıdım
omuzlarımda sanırdım
açtım gözümü ki dünya
cehennemden öte cehennem
utandım
partizane partizane
hasan gündüz'ün kısa metrajlı filmiymiş. las palmas film festivalinde juri özel ödülünü almış. juri tarafından yapılan açıklamada juri özel ödülünü almasının gerekçesi olarak namusu koruma bahanesiyle yapılan sosyal baskının kadını intihara zorlamasını anlatan film, gerek sinema dili, gerekse anlatımda özlü olmasından dolayı beğeni almıştır gibi bir açıklamada bulunmuşlar.
dystopia dystopia
salman rushdie'nin politik romanı. bir ortadoğu ülkesindeki hem siyasi hem de ahlaki yozlaşmaları anlatan ilginç bir kitaptı.

tunus'ta yaşanan olaylar aklıma bu kitabı getirdi uzun bir aradan sonra.
wave in the ink wave in the ink
ablamın doğum günüydü. sanırım ben beş yaşlarında falandım. ablamın üzerinde çok iğrenç bol beyaz bir t-shirt vardı, saçları da o yılın modasına göre iğrenç bir kesimle sergilenmişti. kabarık saça o tarz bir kesim eşlik ettiğinde ortaya çıkacak görüntünün faciayla eş anlama geldiğini o da daha sonraları öğrenecekti kuşkusuz.

benim üzerimde beyaz bir etek ve beyaz bir badi vardı, örgüden. takımdı diye hatırlıyorum. saçlarım at kuyruğu yapılmıştı ve kahküllerim vardı. kahkülü oldum olası sevdim. çok havalıydım. o gün mezdeke açıp, oynamışlardı. aklımda yer etmiş ilk melodi mezdeke düşünebiliyor musunuz? üç tane peçeli kadın. peçenin kapattığı yerleri ömür boyu asla göremeyeceğimi düşünmüştüm. en büyük gizemdi bu benim için hayata dair. i̇nsan çözemediği, ulaşamadığı her şeyi sever. ben mezdeke’yi sevdim.

o gün ben de onlara eşlik ettim ve tüm havamla göbeğimi sallarken, birden eteğim yere düştü ben fark etmeden. i̇nsanların kahkahalarını duyunca, durup baktım ve fark ettim. benim için utanç duygusu bu olayla başladı.

koşa koşa yatağıma gidip, ağlamıştım. gün boyu hiç odamdan çıkmadım. eteğimin düştüğünü ilk fark eden ben değildim, ben olsaydım o kadar utanmazdım. utanç, senin bilmediğin, fark etmediğin eksik ‘senlik’leri, başkaları sana gösterinde duyduğun şey. bir bütün olarak kabullendiğinde, utanacak bir şey kalmıyor geriye çünkü.

bir resmi boyarken dışarı taşan yerleri silmeyen çocuklar. onlar bu dağınıklıktan memnunlar ve hayatta çok az şeyden utanacaklar.
mormontuoksamak mormontuoksamak
brene brown adlı bir araştırmacı ablanın etkileyici konuşmasından alıntılarla utanç nedir?,ne değildir? şöyle özetleyeceğim;

"jungcu analistlere göre utanç ruhun bataklığıdır ve buraya adımımızı atmak üzereyiz.amaç gidip ev inşa etmek değil.amaç galoş giyip,dolaşıp yolumuzu bulmak."
sanırım tam bu galoş giyip o bataklığa dalma evresinde utanç kendini gösteriyor.cesaret edebilecek misin edemeyecek misin?utanç diyor ki"hayır,bunu yapacak kadar iyi değilsin".eğer o içerde konuşanı susturabilir ve o galoşları giyip"bunu yapabilirim" diyebilirsen o zaman etrafta seni eleştiren hiç kimsenin olmadığını kabul etmiş olacaksın.utancın iki büyük kayıtlı mesajı var diyor brene abla.1-"asla yeterince iyi değilsin.",2-"kendini kim sanıyorsun?".yalnız bir de utanç ve suçluluğu birbirine karıştırmamak lazımmış.utanç benlik üzerine yoğunlaşırken suçluluk davranış üzerine yoğunlaşıyor.
utanç "ben kötüyüm" diyorken ,suçluluk "ben kötü bir şey yaptım" diyor.
ya da şöyle;
suçluluk"üzgünüm,bir hata yaptım."
utanç:"üzgünüm,ben bir hatayım.".

utanç üzerine bir başka ilginç şey de şöyle ki sevgili sözlük;utanç kadın ve erkek için aynı şey aslında ama cinsiyete göre organize oluyor.bir kadın için; "her şeyi yap,mükemmel yap ve seni terlerken görmelerine izin verme" gibi bir anlam ifade ederken erkek için tek bir anlam ifade ediyor:ne gibi algılanma?,ki bu da tahmin edebileceğimiz üzere "zayıflık".asla zayıf olarak algılanmaya katlanamıyorlar.düştüklerinde ya da incinebilecekleri seviyeye indiklerinde "ağzıma sıçılacak" zannediyorlar.kim tarafından? hayatlarındaki kadınlar tarafından.
bu kadınlar için de aynı aslında.kadın için bir erkeğin yanında korku ve saf incinebilirlikle oturabilmek ciddi anlamda zor.yani evet kadın ve erkek için dışarıdan baktığımızda aynı şey.

son olarak brene ablanın çözüm yolunu ileteyim.
"eğer birbirimize geri dönmenin bir yolunu bulacaksak,bu yol incinebilirlik olacak".
pichie pich pichie pich
1968 yapımı ingmar bergman filmi.

''bu filmde önemli olan kimin kazanıp kimin kaybedeceği merak edilen bir savaşın hikâyesini anlatmak değil, savaşın anlamsızlığını hissettirmektir. filmin trajik sonunda,nedenini kimsenin bilmediği bir savaştan kaçmaya çalışan insanlar küçük bir tekneyle denize açılırlar. açlığa, susuzluğa, her şeyden çok da anlamsızlığa yenik düşmek üzere oldukları andır. kimse konuşmaz. hepsinin bakışlarından kabul edilmiş bir yenilginin hüznü, çaresizliği, bakışları okunur. ve içlerinden biri, öbürünün suskun bakışlarına rağmen, tekneden kayan bir balık gibi kendini usulca denize bırakarak ölümü seçiverir. bir sonraki çekimde, teknedeki kadın erkeğine güllerin tutuştuğu fakat ateşin güzelliği yakmaya gücünün yetmediği rüyasını anlatarak şu soruyu sorar: “her şey bir rüya gibi, ama benim değil bir başkasının rüyası. rüyasında bizi görenler neler hisseder acaba? utanç mı?” kamera tekneden usul usul uzaklaşır ve denizin uçsuz bucaksız başluğunda gözden yitinceye kadar açılır. perde kararır, film biter, ama filmi izleyenlerin ve onlarla birlikte bir çağın utancı başlar.''

filmi bu linkten izleyebilirsiniz ;
1 /