uzun yol

heartbreaker heartbreaker
murathan mungan'ın elli parça isimli kitabında bulunan parçadır. "bir akşamüstü yanımızda kimsecikler olmaz. ya da olanlar, olması gerekenler değildir." gibi insanı derin düşüncelere sevkeden cümleler bulunur içinde. tamamı ise şöyledir:




fotoğrafta gördüğünüz gibi, biri beyaz, biri kara, iki kedi, birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına, kuyruklarını birbirlerine şefkatle sararak, birbirlerine dayanarak bir yola çıkmışlar.

resimdeki gölgeler, akşamüstünü söylüyor. yorgun bir günün sonunda evlerine dönüyorlarmış gibi... yüzlerini görmüyoruz ama, eminim, mırıl mırıl konuşuyorlardır. belli, sınanmış, denenmiş bir dostluk bu. uzun yolları da göze alabilen bir dostluk.

kedi gibi hareketli, değişken bir hayvanın özel bir anını yakalamak, hele hele fotoğrafını çekmek kolay iş değildir. benim gibi kedisi olanlar iyi bilir, "ah yanımda makine olsaydı da, şu halini görüntüleseydim," dediğiniz çok olmuştur. siz kalkıp makineyi alana kadar o çoktan durum değiştirir. iyi bir kedi fotoğrafı çekebilmek için pusu kuranların, sonsuz bir sabra ve geniş bir zamana gereksinimleri vardır. zamanın geniş akışı içinde kedilere özgü tipik bir anı yakalayabilmek için, ellerinde makine, bekleyip dururlar. işte bu nedenle, yukarıdaki fotoğrafı çeken sanatçı, bu "kareyi" yakaladıktan sonra, kendini mutlu hissetmiş olmalı. ancak binde bir yakalanan böyle bir anın fotoğrafını çekmek fırsatını kendisine sunan rastlantı tanrısı'na için için dua etmiş olmalı.

ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? akşamüstünün gölgeli bir saatinde, yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşacağımız, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayacağımız bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında, tanıyabiliyor muyuz onu? değerini biliyor; biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?

yoksa, hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp, kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?.. karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken, bir gün geri dönüp, onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir. her zaman aynı fırsatları sunmaz. toyluk zamanlarını ödetir. hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. bir akşamüstü yanımızda kimsecikler olmaz. ya da olanlar, olması gerekenler değildir.

yıldızların bizim için parladığı anları göremeyen gözlerimiz, gün gelir, hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.

kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. bazılarının gelecekte sandıkları "bir gün..." geçmişte kalmıştır oysa. hani, şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, omzunuzun üstünden şöyle bir baktığınız, sonra da boş verip, nasıl olsa ileride bir gün yeniden karşıma çıkar dediğinizdir.

oysa tam da o gün, bu zalim şehri terk etmiştir o. boş yere bu sokaklarda aranırsınız.
francesca francesca
en sevdiğim beyin boşaltma eylemidir.
yol çizgileri devam ettikçe aklımdaki sorulara yanıtlar bulduğum, en doğru kararları aldığım bir nevi meditasyondur.
kelfodul kelfodul
mayıs ayı başında izmir'den eskişehir'e gitmiştim.
zevkten dört köşe olunası bir durumdur.
güzel manzaralı yerlerde durup çay eşliğinde içilen sigaranın
keyfine doyum olunamamıştır.
mortissaa mortissaa
1200 km olanının neredeyse yarısına geldiğim bi yolculuktayım. evime dönmeme çok bir şey kalmadı. döndüğümde masada evin anahtarını mu bulurum yoksa beni beklemekte olan birini mi bilmiyorum. sanırım anahtarı bırakıp tamamen gidebilecek olmasından çok korkuyorum. çok öfkeli, kırgın ve yorgun olmama rağmen korkuyorum. resmen dakikaları sayıyorum bir an önce eve varmak için. yarın bu saatlerde beraber olmak, sevgiden uyuyamayıp birbirimize dokunmak istiyorum. tedirginim. ikimizden biri biraz kararlı olabilse ve bitti diyebilse belki hayatlarımız çok daha güzel yerlere gidecek ve bu sürüncemeden kurtulacağız ama bunu yapmamayı tercih ediyoruz. umarım asla pişman olmam. uzun yol beni çok yordu. her anlamda.