van gogh

1 /
charlyne bukowski charlyne bukowski
tanrı - yazarın bir şiiri;

kendini beğenmiş hatunlar geziniyordu
van gogh kendini
vurduğunda.

genç kızlar ipek çorap geçiriyorlardı
bacaklarına
van gogh kendini
tarlada
vurduğunda

öpülmemiş, ve
daha kötüsü.

yanından geçiyorum sokakta:
"nasıl gidiyor, van?"

"bilmiyorum, moruk," diyor
yürümeye devam ederek.

renkler patlıyor:
aşk sarhoşu
bir yaratık daha.

ben gitmek işiyorum,
dedi,
o zaman.

tablolarına bakıp
seviyorlar onu
şimdi.

bu tür bir sevgi için
doğru olanı
yapmış

öbür tür sevgiye gelince,
hiç yoktu ki.

(bkz: charles bukowski)
apranax apranax
yesilköy'e yolu düşenlerin uğrayabileceği sevimli bir mekan. her ne kadar bende hoş hatıraları olmasa da van gogh hatrına gidilesi. ben bu adamın en çok vazoda ayçiçeklerini sevmişimdir. böyle bir hüzün kokuyor o çiçekler. beklemekten solmuş gibi garipler biraz. bir de puzzleların vazgeçilmezi teras cafe. d&r a her gidişimde elim gitse de o kutuya bırakmışımdır nedense. sıcak bir resim halbuki. neyse işte van gogh cafeye gidin bir kahve için ve yeşilköy sahilde yürüyün biraz, kendinize gelin.
parasetamol parasetamol
buko'nun* van gogh için yazdığı bir diğer şiir:

van gogh kulağını kesip
bir
orospuya verdi
orospu
hunharca fırlattı
kulağı
sokağa tiksinerek.

van,
orospular
kulak
istemezler
para isterler

sanırım bu yüzden
muhteşem bir
ressamsın sen
başka
bir şeyden
anlamadığından
frankie goes to hollywood frankie goes to hollywood
amsterdam da müzesi bulunan, oradayken bakımda olduğundan hermitage de bazı eserlerini görebilme şansına eriştiğim ressam ve yazardır. benim için sadece bir ressam değil aynı zamanda teo ya yazdığı mektuplardaki anlatım tarzıyla başarılı bir yazardır. kendisini, eserlerini, eserlerinde ne yapmak neyi yansıtmak istediğini çok güzel ifade etmiştir. tablolarını incelerken hangi tabloyu neden yaptığını kısmen de olsa anlatabiliyorsunuz. el becerisinin çok başarılı olduğunu düşünmemekle birlikte neticede farklı bir tarzı vardır. bir dönem japon ressamların keskin çizgilerinden etkilenmiş ve o şekilde tablo yapmıştır. ama pek başarılı olduğunu düşünmüyorum bu konuda. psikolojik sorunları nedeniyle hastanede uzun zamanlar geçirmiş ve bazı eserlerine buradaki ruh halini yansıtmıştır. amsterdama gidildiğinde kesinlikle en az üç saatinizi ayırmanız gereken bir ressam ve yazardır.
hohenheim hohenheim
hollandalı manik depresif ressam. geçirdiği krizlerden birinde kulağını kesmiştir ve en meşhur tablolarından biride kulağı kesik adam tablosudur; ironi. ayrıca yapıtlarında renkler inanılmayacak derecede iyi kullanılmıştır. en popüler tablolarından bir kaçı; starry night, patates yiyenler, kulağı kesik adam.

edit : hatalı bilgi
buralareskidenhepportakalbahçesiydi buralareskidenhepportakalbahçesiydi
van gogh demek renkler demektir.adam kendini adeta renklerle ortaya koymuştur.bazen canlı bazen hüzünlü... yaşadığı dönemde kıymeti bilinmeyen ve büyük maddi sıkıntılar çeken bir ressamdır.resime olan ilgimi adeta katlamıştır favori tablom ise kesinlikle cafe terrace at night'tır belki hissettirdiklerinden dolayı...
elimi yıkarken hapşurdum elimi yıkarken hapşurdum
"bir kulağımızın arkası kaldı" sözünün sahibi sanatçı. sarı çiçek çizmek en kolay iş olduğundan (resimle ilgilenenler bilir, güzel sanatlar bölümünde en kolay seçimlik ders olduğundan herkes yüklenir bu derse, genelde kontenjan sorunu olur) hep sarı çiçek çizmiştir.
cırlavuk cırlavuk
van gogh bana bakıyordu deli gözleriyle bakıyordu
ellerim titriyordu bir dakar yolculuğu kuruyordum
güya bir şilebin kıç güvertesinde durmuştum
nabızlarım bir deniz fenerinin gözlerinde atıyordu
(bkz: attila ilhan )
xaary xaary
son dönemlerinde yaptığı bir çok eserinin genel ağırlıklı olarak sarı olmasının sebebi tükettiği absinthe içkisinin sebep olduğu sarı nokta hastalığı'ndan olduğu söylenir.
1 /