var

joachim murat joachim murat
deniz nerede pırıl pırıl,
nerede yolculuklar, yollar..
orada adımlarım var.

trenler midir gelen, insanlarıyla..
gemiler midir giden, dumanlarıyla,
orada gözlerim var.

sayısız yeşil rengi yapraklar mi verir..
tadları, meyvaları, gıdaları
ağaçlar mi verir, topraklar mı verir..
orada ağızlarım var.

renk renk, biçim biçim açan çiçekler mi..
ilkyaz dolu bahçeler mi..
ses kaynayan geceler mi..
orada duyularım var

nerede kuşlar, orada kulaklarım.
nerede taşlar, topraklar, ellerim orada.
nerede sevilecek vücud ve kadınlar,
orada kollarım, dudaklarım var

(bkz: özdemir asaf)
laein laein
özdemir asaf'ın yanısıra aynı zamanda bir cemal süreya şahanesi. güzel birinin var oluş hallerinden bahseder. benim gözümde ise sevgiliyedir.

şu senin bulutsu sesin var ya
uçtan uca tersyüz ediyor geceyi

yataklar var konuşmak için
öpüşmek için telefon kulübeleri

güneşler var, yıldızlar, samanyolları,
karpuzlar gümbür gümbür kapılarda.

tanrılar sofrası amma karanlık
yiyemem tek lokma yiyemem orda.

şu senin tutkulu sesin var ya:
ortak güzellik artı yara izi.

tutar ellerinden kaldırırsın
adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.

yeni törenler gerek bize
yeni törenler -kimi zaman en eski.

dert etme, bütün dilleri içerir
bitki konumu, küçükbaş hayvan sesi.

şu senin dolayık sesin var ya
dondurma yiyen gürbüz bir kız gibi müstehcen,

balkon demirine dayalı bir arka kadar şakacı,
ilk doyumdaki gibi yeşil elma tadında.

kimlik denetimi yaptıktan sonra
resimli roman okuyan bir er gibi giderici.

şu senin alçaktan sesin var ya
pencereler var burnumun kemiğinde sızı,

aşklar var unutulmamak için,
boğulmak için ilk sevgili.
sevinç dölleyen adam sevinç dölleyen adam
edip cansever'de yok mu? var.

yok denecek bir şey ama var var
yılan yılan çinkoya mavi
damın altında kaç sıra tuğla eksik eksik
niyedir bilmiyorum pencere koysak mıydı adını
bir ördek, bir keçi yavrusuyla dışarısı
gebe karnıyla bir kadının
güneşin döndüğü tepsiye vurmuşlukla
vay çiçekleri, kedileri bakmak bakmak yapan elim
nedendir bilmiyorum ellerim tutsak mıydı.

bizi bir pencere gösteriyor ama gösteriyor
işıklar sırtımıza vurmuşlukla
vay ışıklar vay! hep birden çinkoya mavi
akıntısı aya doğru uzanan
bir komşum var kesin gözlü, uzağa baktıkça rahat
bana ay diye yutturdu pembecikleriyle bir kızı
onunla birlikte yatıyoruz şimdi
onunla birlikte kılların uzunluğu
aramızda bir odada olmaktan başka neyimiz var
yok denecek bir şey ama var var.

vay! mendili dörtlere katlayıp cebine koyan ben
çok ağrıyan yerlerim pembeye mavi bilirim ondan öyle ne ağrı ne sızı
aklıma damların üstünde koşmak koşmak
bu uçanlar serçe cıva gibileri serçe
gittikçe unuttum o kadar insan sevdim de
çekik gözlü, kıvırcık saçlı, düz beyaz yüzlü o kadar
diyorum elleri nerde benimkisi bu mu
hani o büyücek sevgiler şimdi de yok mu
yok denecek bir şey ama var var.
inanna salome inanna salome
--alıntı--
şu senin bulutsu sesin var ya
uçtan uca tersyüz ediyor geceyi
--alıntı--

'tüm geceyi, düşler alemine çeviriyor.'

--alıntı--
şu senin tutkulu sesin var ya:
ortak güzellik artı yara izi.

tutar ellerinden kaldırırsın
adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri.
--alıntı--

'sesinde hem aşkın hem idealizmin tutkusu titreşiyor. içte en derinde özlenen sevgi, aşk, düşlenen güzellik; gerçekleşmeyen ütopyalar ise derin yara izleri. yine de kucaklarsın tüm önyargılı bakışları; yüceltir, saflaştırırsın ki güzellikleri sis perdesi örtmesin.'
galak galak
har isimli grup tarafından (tamamı olmasa da) bestelenen neyzen tevfik eseri. güzel iş çıkarmışlar;




bastelenen kısmı ise şöyle;

deli gönül,neyi özler durursun?
acınacak dostun,cânânın mı var?
dünya yansa yorganın yok içinde,
harab olmus evin,dûkkânın mı var?

çal nayını, ferahnâkte ver karar,
götün nâzır, kulağın müsteşar,
kumda oyna çöp batmasın âşikâr
düşünecek senin zamanın mı var?

kendi cihanında bak sen keyfine,
kulak asma halkın hayfa-hayfine,
tanburuna, kemanına, define
sen de katıl, neyde noksanın mı var?

şu kırk yıldır senin daran alındı,
suratına yüz bin kara çalındı,
nasıl olsa bu bokluğa dalındı
neyzen'den de büyük isyânın mı var?