vasatizm

2 /
atkısıyla dolaşan adam atkısıyla dolaşan adam
her insanın hayattan belirli standartları, beklentileri vardır. hem maddi hem manevi olarak bu böyledir. tek tek insanların standart ve beklentileri ortalamaya vurulduğu zaman toplumun genel standardı ortaya çıkar. toplumun genel standardı dediğimiz şey ise, vasattır.

her dönem insanların hayattan beklentileri, istekleri içerik ve şiddet bakımından değişir. dolayısıyla toplumun beklentileri ve standartları da değişir. bu akışı takip etmek ve kontrol altında tutmak için, bu eğilimleri iyi okumak ve belirli bir doğrultuda tanzim etmek gerekir. bu yüzden de her dönemin, her zaman diliminin kendine has bir vasatı vardır. hakim paradigmanın her dönüşümünde, vasat ta kendini bir lastik gibi ''esnetir''.

vasatizm ise bahsettiğimiz vasatın imkanlar dahilindeki en geniş zaman aralığında, aynı seviye ve içerikte muhafazası, buna bağlı olarak ta mevcut haliyle toplumsal hafızaya yerleştirilmesidir. bunun işlemesi için de vasattan aşağı inilmemeli, üstüne çıkılmamalıdır.

vasattan aşağı inilmemelidir, çünkü: vasattan aşağı inilirse standartlar iyice düşer, toplumun beklentileri dibe vurur ya da hiçbir beklentisi kalmaz. sonuç olarak kitlelerin hayata yönelik bir amacı da kalmaz. insanların hayata yönelik bir amacı kalmadığı zaman da, toplumun verili nizamına itimat etme zorunluluğunu kaybeder. toplum başdöndürücü bir hızla nihilizme sürüklenir. var olan her şey, her olgu, her düşünce, her gerçeklik, her standart, her beklenti manasını ve itibarını yitirir. artık toplumun genel standardı(`vasat) diye bir şey de kalmaz. toplum hızlıca çözülür ve paramparça olur. (bkz: toplumsal devrim)

vasattan yukarı çıkılmamalıdır, çünkü: vasattan yukarı çıkılması, mevcut vasatın işlerliğini yitirdiğine delalettir. vasattan bir kez yukarı çıkıldığı zaman, ''ne kadar ileriye gidileceği'' belli değildir. vasattan bir kez yukarıya çıkılması, kitlenin özgüvenini artıracak, ola ki kitleler elini korkak alıştırmaz ise vasattan daha da yukarılara çıkılmasını talep edecektir. bu bir domino taşı etkisi yaratacak, beklentiler ve talepler birbirinin peşi sıra gelecektir. bir noktadan sonra vasat bu beklentileri karşılayamayacak ve durağanlaşmak için var gücüyle direnmeye başlayacaktır. vasatın bu durağanlığı ve hantallığı ise kitleleri iyice kızdıracak, günah benden gitti diyen yığınlar vasatı sırtlarından kaldırıp atmaya karar vereceklerdir. (bkz: toplumsal devrim)

vasatizm, vasatın verili zaman diliminde olabilecek en mümkün ve en hasarsız şekilde sabit ve düzenli kalmasına yönelik bir inşadır. vasatın kendisini sürekli kılmasını sağlayan ve toplumun verili durumdaki sağlamlığını mümkün kılan işte vasatizm adını verdiğimiz suni denge halidir.
4
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci



twitter.com

"merve kavakçı'nın kızı cumhurbaşkanı danışmanı mariam kavakçı, konya'da kardiyoloji uzmanı dr. ekrem karakaya'nın katledilmesinin ardından türkiye genelinde iki gün grev kararı alan sağlık çalışanlarını hedef aldı.

mariam kavakçı, instagram hesabından paylaşımda şu ifadeleri kullandı: "i̇çki, şiddet ve insan ölümlerinin önde gelen sebeplerinden olmasına rağmen içkilerine laf ettirmeyen doktor arkadaşlar masum hastaları mağdur ederek şiddeti protesto etmeye karar vermişler. böyle yaparak ne değişecek acaba?"


Cumhurbaşkanı Danışmanı Mariam Kavakçı, grevdeki doktorları hedef aldı


"odtü mezuniyet töreni de rektörlük tarafından iptal edilmiş. 20 yıl sonra bu dünyada bile olmayacak insanlar, 20 yıl sonra bu ülkeyi yönetecek en başarılı gençlerin mezuniyetlerini elinden alıyor... cidden bir akıl tutulması.

üniversitelerle ilgili acilen ilk değişmesi gereken şeylerden biri, rektörlerin belirlenme şekli... 66 yıllık okul tarihinde ülkenin en karışık zamanlarında bile mezuniyet törenleri yapılmış. tam bir rezalet..."

twitter.com

"i̇stanbul'da bu meydanda cihatçıların öso bayraklarıyla laikliği ve ülkeyi hedef alan eylemler yapması serbest; doktorların "ölmek istemiyoruz" diye eylem yapmaları yasak. düzeniniz batsın!"

twitter.com
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"okumuş insan' ve alt sınıflar, çürüme ve çözülme"

***

"sağ popülizm bir "paratoner" ideolojisidir; alt sınıfların düzene yönelik öfkelerini alır başka yerlere yöneltir, böylece onun bekasına, varlığını devam ettirmesine en büyük katkılardan birini yapar.

bazen elitler, bazen "dünyayı yöneten beş aile", bazen göçmenler…

popülizm, sürekli yanlış ve sahte hedefler göstererek temel çelişkinin ve asıl ikiliğin emek-sermaye arasında olduğu gerçeğinin üzerini örtmeye yarar. (islamcı takiye ve liberal-neoliberal manipülasyon teknikleri, tr özelinde epey kullanılır)

bizde de yirmi yıldır "i slami popülizm" iş başındadır ve o da alt sınıfların öfkesini bir yerlere yönlendirmek, esas çelişkinin üzerini örtmek için vardır. i̇slami popülizm merkezdekilere karşı çevredekilerin, vesayetçilere karşı milletin, batılılaşmacı elitlere karşı mütedeyyin halk kitlelerinin ideolojisi olduğunu öne sürer, ikiliği bunlar üzerine inşa eder ve sınıftan hiç söz etmez."

haber.sol.org.tr

"hal böyle olunca "namazında, niyazında" bir patron, çevreye, millete, halka dahilken, cumhuriyet gazetesi okuyan ve ay sonunu zor götüren bir emekli öğretmen "elit" olarak görülebilir, çünkü kriter sınıfsal değil kültüreldir.

bütün sağ popülizmler gibi bizdeki i̇slami popülizm de sınıfsal ayrımların üzerine kültürel ayrımları örter, sınıfı silikleştirmeye, sınıf mücadelelerini görünmez kılmaya çalışır. bunun için de sürekli alt sınıfların önüne birilerini atar, onların öfkelerini manipüle eder.

"okumuş insan" figürü bunlardan biridir. i̇slami popülizmin yarattığı bu figür, hayat tarzıyla, giyimi kuşamı, oturması kalkmasıyla "bizden" biri değildir, milletinin değerlerine yabancılaşmış, dininden uzaklaşmış, başka bir kültürün temsilcisi olmuştur, milletinin değerlerini, kültürünü benimsemediği gibi onlarla dalga da geçmektedir.

alt sınıfların düzene yönelik "bilinçdışı" öfkesi, eğer bilinçli, yani politik bir karakter almazsa, kolay olanı seçer ve kendisine üst sınıfların temsilcisi olarak gösterilen "okumuş insan"a yönelir; doğrudan düzenin kendisine yönelmeyen öfke bir "hınç" halinde "okumuş insan"ı, doktoru, öğretmeni, öğretim üyesini hedef alır.

türkiye'de son yıllarda sıkça tanıklık ettiğimiz sağlıkta şiddetin bir boyutunda bu vardır. alt sınıflara yıllarca ezildikleri, dışlandıkları ama artık o devirlerin geride kaldığı söylenmekte, adeta başka bir şekilde "yeter söz milletindir" denilmekte ve hedef olarak da karşılarına "okumuş insan" olarak doktorlar çıkarılmaktadır.

çünkü doktorlar, alt sınıfların kendilerinden daha üst sınıfta olup doğrudan karşılaşmalar yaşayabileceği, somut bir şekilde muhatap olabileceği, iletişim kurabileceği neredeyse yegâne kesimi oluşturmakta, dolayısıyla öfkenin ve hıncın birincil hedefi haline gelmektedirler.

ancak mesele sadece "okumuş insan"a yönelik şiddet değildir; bugün türkiye toplumu bunu da aşacak bir şekilde bir tür "sosyal patlama" yaşamakta, bu ise bireysel vakalar üzerinden ve bir tür delilik, cinnet hali olarak tezahür etmektedir.

bugün türkiye'de toplum çok hızlı bir şekilde yoksullaşmakta, en temel insani ihtiyaçlara ulaşmakta güçlük çekmekte ve buna paralel olarak kendini değersiz, sahipsiz hissetmekte, geleceğe dair büyük bir belirsizlik kaygısı yaşamaktadır.

toplumlar bu tür durumlara düştüklerinde eğer kolektif bir akıl ve irade geliştiremezlerse, eğer bir araya gelemezlerse, omuz omuza veremezlerse, eğer örgütlü değillerse, bir tür kolektif depresyona girer, çürür ve çözülürler. tam da bu nedenle türkiye toplumu bugün çürümekte ve çözülmektedir.

çürüme ve çözülme zamanlarında ise bireysel şiddet artar, intiharlar çoğalır, sahte kurtarıcıların peşine düşülür, yanlış kişiler ya da kesimler günah keçisi seçilip hedef tahtasına yerleştirilir, kolay çözümler peşinde koşulur.

türkiye bugün tam da bunu yaşamaktadır. gerçek enflasyonun yüzde 150 olduğu, şirketlerin, holdinglerin, tekellerin kârlarını üçe beşe katladıkları bir konjonktürde, maaşlar ortalama % 35-40 civarında artıyorsa ve buna rağmen ülkede yaprak kımıldamıyorsa, öfke politik bir veçheye bürünüp ortaklaşmıyor ve somut bir hal almıyorsa, oradan ancak bir tür bireysel delilik hali çıkar.

yani mesele sadece "okumuş insanlar"ın alt sınıfların önüne atılması değildir. "okumuş insanlar" da dâhil olmak üzere, bir yandan toplumda şiddet ve intihar vakaları artmakta, öte yandan ise örneğin sığınmacılar, mülteciler ortak bir kanaatle günah keçisi ilan edilmekte, ekonomik krizin faturası bu insanlara kesilebilmektedir. örneğin kurtuluşun sedat peker videolarında aranması kolaycılığı ya da "aman sokağa çıkıp oyuna gelmeyelim" tarzı bir siniklik de yine içinde bulunduğumuz çürüme ve çözülme haliyle doğrudan bağlantılıdır.

bu durumdan çıkış ise ancak ve ancak "sınıf"ın teorik ve pratik olarak siyaset sahnesindeki yerini almasıyla mümkündür ve bunu söylemek slogan atmak değildir.

alt sınıfların öfkelerinin "okumuş insan"a değil doğrudan sömürü düzenine ve onun sahiplerine yönelmesi için ihtiyaç duyduğumuz şey keskinleşmiş bir sınıf bilincinin ta kendisidir. "okumuş insanlar"ın bireysel ve kolay çözüm yolları aramaktan vazgeçmesi ve toplumsal konumuyla yerinin ne olduğunu bilmesi için de ihtiyacımız olan yine aynı şeydir, yani sınıf bilincidir.

bugün türkiye'yi içinde bulunduğu bu çürüme ve çözülme halinden ancak çok radikal bir toplumsal silkiniş, çok radikal bir toplumsal uyanış çıkarabilir. seçim, sandık, peker videosu, milliyetçilik, serbest piyasa güzellemeleri çare, çözüm, kurtuluş değildir. mesele elinden ekmeği alınanların, "ekmeği nasıl eşit ve adil bir şekilde bölüşebiliriz" sorusu etrafında bir araya gelmesi, bu soru etrafında şekillenecek bir ortak akıl ve iradenin sömürü düzenine karşı siyasete kendi damgasını vurmasıdır.

i̇şçilerin, memurların, ofis çalışanlarının, doktorların, mühendislerin, köylülerin, yaka rengi ya da tahsil dereceleri fark etmeksizin kendilerini patronların değil emekçilerin gemisinde görmesi, çıkarlarının ortaklığını ve başka bir düzenin mümkün olduğunu fark etmesi…

çürümeye ve çözülmeye karşı çözüm de çıkış da tam olarak buradadır. "

*** *** ***

(bkz: yeni türkiye nin yeni ekonomisi/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: dar gelirliler hariç bu sistem işliyor/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: türkiye nin geldiği nokta/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: birileri fakirleşmeden birileri zengin olamaz/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: anomi/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: apartheid/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: daha adil bir dünya mümkün/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: emeğin yeniden üretimi/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: tanzimat fermanı/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: hekimlerin istifa etmesi mantıklı mı/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
(bkz: sağlık çalışanlarına yönelik şiddet/@gulhane parkindaki ceviz agaci)

***
(bkz: vasatizm/@gulhane parkindaki ceviz agaci)
gulhane parkindaki ceviz agaci gulhane parkindaki ceviz agaci
"soruları çalanlar devleti çalıyor"

"cumhuriyet, aklın yükseldiği sistemdir. köydeki çoban eğitilirse cumhurbaşkanı olabilir. keşke sınavlar hiç olmasaydı. ancak yarışmanın olduğu düzende, birikimi ölçmenin bir yolu da sınav yapmak.

kurumlar yıkılıyor, iktidar ya da cemaatlerin yandaşları sıçrayarak ilerliyor. sonra da "neden soru çalınıyor?" diyoruz. aslında yanıtı basit: kendi adamlarını sizin yerinize yerleştirmek için!

www.cumhuriyet.com.tr

"çok değil, beş yıl önce, polis akademisi bir çalıştay düzenledi. çalıştaya kritik noktalarda bulunan savcı, hâkim, bürokrat, akademisyen ve cumhurbaşkanlığı'ndan 21 isim katıldı. bitiminde "yeni nesil terör: fetö'nün analizi" adlı rapor çıktı.

polis raporunda kpss'de olanlar da analiz ediliyordu:

"örgüt tarafından, 2000-2013 yılları arasında kpss, öss, ales, askeri liseler, yds sınavları gibi ösym koordinatörlüğünde yapılan tüm sınav soruları çalınmıştır. elde edilen sorular son derece stratejik olarak kullanılmıştır. devletin istihdam politikası ve kamuoyu bu soruların nasıl kullanılacağını belirlemiştir."

""2000-2016 yılları arasında kamuda istihdam edilen devlet memuru sayısı yüzde 48 oranında artmıştır ve istihdam edilen personeldeki artış¸ nüfus artışının (yüzde 16) oldukça üzerindedir. personel sayısındaki artış bilhassa dört alanda yapılan sınavlar neticesinde atamaya bağlı olarak gerçekleşmiştir. eğitim, yükseköğretim, tsk ve emniyet teşkilatı sınavları fetö'nün özel olarak ilgilendiği sınavları oluşturmakla birlikte devlet memurları sayısındaki artışın yüzde 80'ini oluşturmuştur."

"polis raporu, akademisyenleri ilgilendiren ales sınavı dahil, devletin bütün sınavları çaldırdığını anlatıyor. rapor özünde ise bize şunu söylüyor: devleti ele geçirmek isteyenler sınavları ele geçirir!"
dumrul dumrul
insanlara salt ilkel duygularına hitap eden bir takım kolay açıklamalar verdiğinizde onları çok kolay harekete geçirebilirsiniz. bunlara dilediğiniz her şeyi yaptırabilirsiniz.

bunun ekonomik, siyasal, askeri, toplumsal pek çok çıktısı var. siyasetçiler için bu acayip ekonomik bir güç. çünkü siyasetçinin bir efor harcamasına gerek yok. çok büyük paralar harcamasına da gerek yok. ama toplumun bu şekilde geri zekalılaştırılmasının maliyeti toplumun uzun ve acılı şekilde yıkımıdır.

türkiye'nin bugünkü tüm sorunlarının temelinde cahillik, liyakatsizlik, düşünmeyi bilmeme, veri doğrulamayı bilmeme vardır. zaten dördü de birbiriyle bağlantılı. yanlış şekilde popülizm diye adlandırılan vasatizm işte bu cehaletin kendisine oynuyor. onu kendine zemin ediyor. iç düşmanlaaaarrr, dış düşmanlaaaarrr, büyük oyunnnn...

herkesin kendi çıkarları var. onun çıkarı senin zarar görmeni gerektiriyorsa sana zarar vermeye çalışır. ancak sen buna engel olmak için sağlıklı düşünme yetisine sahip olmalısın. bunu yapamadığın zaman kendi çıkarını kovalamak yerine döner kendi kendini çürütürsün. türkiye'de olan bu değil mi?

yine çıkarlar üzerinden gidelim. sağlıklı düşünemiyorsan hayali çıkarlar peşinde koşarken dönüp kendini vurursun. mesela suriye meselesinde bunu en başından beri söylüyoruz. osmanlı'yı diriltecez, suriye'ye girecez cart curt derken burnumuzu boylu boyunca boka batırmadılar mı?

onun bir adım sonrası da yine sorunu yanlış tespit etmekten dolayı toplumu yine korkulara gark etmek. hepsi adım adım birbirini takip ediyor. vasatistler birbirleriyle kavgalı da olsalar birbirlerini besliyorlar. akp'lilerin suriye fantezilerini suriyeliler üzerinden karşıt kampanyalar izliyor. kardeşim sorunu doğru tespit etmezsen çözemezsin. aksine yine topluma aşırı basit bir açıklama verirsin ve vasat da bunu tepe tepe kullanır.

twitter.com

türkiye'ye has da değil. avrupa'da aşırı sağcılar ve islamcılar arasında böyle bir simbiyotik ilişki var. vasatizmin bu iki türü tabana birbirini göstererek güç kazanıyor. oysa ikisi aynı kafanın lacivertleri.

topluma kolay "açıklamalar" sunduğunuz ve çoğunluk buna ikna olduğu zaman artık o kolay açıklama başka pek çok pisliği örtmeye yarayabiliyor. çünkü kalabalık o kolay açıklamaya teşneyse olayları işine geldiği gibi görmeye hazır oluyor. gerçeğin ne olduğuyla ilgilenmiyor. bunun devamı boylu boyunca bataklık...

hiçbir şey sizin kendi kendinizi manipüle etmenizden daha büyük bir tehdit oluşturamaz sizin karşınızda. bunu artık anlamak zorundayız.
2 /