verilmiş en sağlam ayarlar

1 /
acayip biri acayip biri
divan şairlerinden fuzuli ile ruhi güzel manzaralı bir mekanda dolaşıyorlarmış. manzaranın en güzel yerinde sıska, çelimsiz bir sokak köpeği görmüşler. ruhi durumdan istifade edip:

- bu köpek bu manzarada fuzuli, demiş.
fuzuli de bekletmeden:
-o zaman vurayım tekmeyi de çıksın kıçından ruhi..

(bkz: orada olabilirdim)
deonisra deonisra
iş eğitiminde alınan çeşitli etmenleri bünyesinde barındıran ayar türleri en çok zorlayanlarıdır. okul,eş dost,ana baba ayarı, sözlükten gelecek ayar bile bir yere kadar tolere edilibilir ama işin ucunda iş ve aş olunca daha bir zorlar insanı
polikina polikina
uçakta bir yolcunun muazzez ersoy'a verdiği ayardır. muazzez ersoy uçaktadır ve tam önündeki koltukta bebekli bir kadın vardır. basınç etkisiyle malumdur ki bebek fazlaca ağlamakta, gürültü yapmaktadır. muazzez hanım bu durumdan şikayetçi, oflayıp puflar ve iki kadın arasında şu diyalog yaşanır:
muazzez ersoy: aaa yeter artık , tüm yol boyunca sizin çocuğunuzu dinlemek zorunda mıyım?
bebekli kadın : biz de istemediğimiz halde her yerde sizi dinlemek zorunda kalıyoruz.
elron elron
sokrates ile şehrin zenginlerinden birisi dar bir sokakta karşılaşır. birinin geçmesi için diğerinin yol vermesi gerekir.
zengin kişi 'ben basit , küçük , sefil birisinin yolundan çekilmem' deyince sokrates,
'ben çekilirim' deyip yol verir..
elron elron
necip fazıl bir gün trenle yolculuğundadır, kompartımanın camından dışarıya bakarken kapıda kendisini hiç sevmeyen şişman adamı farkeder,

adam, 'ne o fazıl ayıya dönmüşsün' der.

necip fazıl yönünü değiştirerek;

'şimdi de cama döndüm'.
elron elron
necip fazıl'ın islami görüşü benimsediğini duyan arkadaşları, üstad'a geçmişinde çok farklı olduğunu, eski yaşamıyla şimdiki durumunun uyuşmadığını söylerler. necip fazıl buna karşılık şu cevabı verir:

'geçmişle ilgilenmiyorum, çünkü geçmişim benim için çöp gibidir, çöpü de ancak kedi köpekler karıştırır'.
elron elron
zamane gençlerinden biri, bir toplantıda mehmet akif'i küçük düşürmeye çalışıp:

'mehmet bey siz baytardınız, değil mi?' der.

mehmet akif, istifini bozmadan şu cevabı verir:

'evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?'
malkoçoğlu malkoçoğlu
bilindiği üzere hatay t.c.'ye 1939 yılında atatürk'ün ölümünün ardından dahil olmuştur.. ve 1.dünya savaşı ve sonrasında işgalci güçlerin nüfuz bölgelerinden bir tanesi durumundadır. t.c.'ye katılana değin de bağımsız bir cumhuriyet halindedir..


günlerden birgün italyan büyükelçisi atatürk ile görüşmek ister ve huzura kabul edilir. o zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında konuşulduktan sonra, büyükelçi "ekselans, dün roma(mussolini) ile yapmış oldugum bir görüşmede hükümetimizin hatay'ı almak istediği kararını size iletmem söylendi" der..
odada buz gibi bir hava eser. atatürk, büyükelçiye birşeyler daha ikram eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. döndüğünde ayağında çizmeleri, üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. doğruca masasına gider, manyetolu telefondan mareşal fevzi çakmak'ın bağlanmasını ister ve çakmak'a: " paşam, italyan dostlarımız hatay'a gelmek istiyorlarmış. hazır mıyız" der. fevzi çakmak durumu anlar ve "biz hazırız paşam" diye yanıtlar...atatürk büyükelçiye döner ve: "biz hazırmışız.. hükümetinize söyleyin, isterlerse gelip hatay'ı alabilirler" der..
o c o c
ayar deyince george bernard shaw ismi de unutulmasın, yeni nesiller bilsin.

bir gün bernard shaw'la alfred hitchcock sohbet etmektedirler.

hitchcock: azizim, ne bu bir deri bir kemik. bu hâlinizi gören de ülkede kıtlık var sanır.
shaw da durur mu, afacan, "sizi gören de kıtlığın sebebini anlar" diye yanıtlar.

(daha iyi anlamanız için, işte o adam: (görsel: alfred hitchcock)

evet gençler, bernard shaw'ın hayatı ve lafları'nın bir bölümünün daha sonuna geldik. (not: bu vecizleri açık havada, evde, okulda denemeyin)
1 /