vize almak

madafakabayasi madafakabayasi
ingilizce bilmeyen adamların wat vizesi almak için geldiklerini görmüş bir bünye var karşınızda.kısaca anlatalım;

vize almaya arkadaşlarla gidilmiştir.otururken arkadaşımızın bi tanıdığı gelir ve sarışın kızı gözüne kestirir.tipik türk erkeğiyiz ya hani,abazayız ya.
adam başladı:
-hello
+hi
-what is your name?
+helga
+and u?
-hakan.
+nice too meet you hakan.so how old are u?
-20(işte kayışın koptuğu yer.adam bunu parmaklarıyla gösterdi bildiğin)
+404 not found error
lacey lacey
daha önce sınır dışı edildiğim için bana kolay vize vermezler diyordum. ülkenin durumundan dolayı o kadar gözleri korkmuş ki adamların istedikleri diğer saçma sapan şeylerden deportuma sıra gelmedi.
sağ ol tayyip abi, diğer "iyilik"lerin gibi bu iyiliğini de hiç unutmayacağız.
böyle buyurdu kontes böyle buyurdu kontes
ingilizcen yoksa biraz mırın kırın edilebiliyor tabi. nerede bir vize , vize almak, red damgası görsem duysam hep gülesim geliyor allah affetsin.

yavuklum ve bir grup arkadaşı aynı ülkeye gitmek için hazırlandıkları bir dönem, nasıl içten içe "keşke bir şeyler olsa da gitmese" diye geçiriyorum ama öyle ilgisizim ki, "tabi canım gitmen lazım harika olacak senin için hıhım" diyip kafa sallıyorum. bugün başvurduk pasaporta, bugün gidicez konsolosluğa, bugüne mail atıp randevu alıcaz önce... demelerini dişlerimi sıka sıka dinliyorum.

bunlar konsolosluğa 4 kafadar gidiyorlar belgeler tamam. 2 kız 2 erkek. kalacakları yer belli. gidecekleri sebep belli. uçak rezervasyonlarını bile ellerimle ağlaya ağlaya yapmışım. ( tabi kızım! serde başını öne eğmemek var)
benimkinin ingilizce vize başvuru formunu ellerimle doldurdum, senin yazın güzel demişti, ah tabiki! o belge de tamam!

artık konsoloslukta nasıl bir patlama yaşadı bu 4 kafadar bilmiyorum da, e artık burdan geçeriz bileti alıp diye düşünürlerken fellik fellik otel bakmaya başlamışlar.dagfaddad çünkü kocaman bir red damgası yemişler 4'ü birden.

nasıl ya? nasıl oldu bu? ne yani gidemiyor musunuz? adffddsdss.

biri ingilizce konuşmaya debelenmiş biri onu tamamlamak için atlamış, diğeri de bunlar ingilizce konuşamıyor ben başka bir dilden gireyim demiş, biri sen sus ben anlatıjam demiş, bir toz bulutu ve saçmalıktan sonra damgayı yiyip yetkili kişiye başvuruyorlar. ama nasıl olur yieaa, diye diye. ben o sıralar telefonda ciddi bir üzgün tavırla dinledikten sonra , e ben istanbula gidicektim geçirmeye ne yani gelemicek miyim ? diye sorduktan sonra telefonu kapatıp. kızlara kahkaha atarak anlatmıştım. daffaddasfa yine bi gülme geldi...

iş bu damgada gerekçe; dil yetersizliği!

son gülen iyi gülermiş ya nanik yapa yapa hizmet pasaportu alıp gittiler (gri). tabi prosedür biraz rektörden yazı mazı imza derken 1,5 ay sürdü ama ne yapıp edip o kırmızı pasaportlarına yedikleri red damgasına rağmen , gittiler...

ben mi? ben ingilizce çalıştım giderken konsolosluğa, otobüste...çok da dalga geçmiştim bunlarla aman benim başıma gelmesin diye diye...tövbe ettim etmesine de benim murazov gibi erdemli bir dostum yoktu. çiçikov'un o son sözleri geldi havalimanını terkederken.
"bu kadar üzülecek ne vardı ki sanki? hele saçımı başımı yolmanın hiç gereği yoktu."

yani dil mil çok da şey değil verirler yieaaa demeyin. onu sadece turist olarak başvurduğunuzda yiyorlar. öbürsünü yemiyolar , lololo yapıveriyorlar. red!
2
ophelias ophelias
heyecanlıyım. ilk defa yurtdışına çıkacak, ilk defa uçağa bineceğim. hayalim bu olum, çocukluktan beri bunu düşlemişim. hem de nereye gidiyorum? büyük britanya'nın göbeği ingiltere'ye. malum ablam orada, onların davetiyesiylen gidiyorum. neyse karşı taraf gerekli evrakları gönderiyor, ben de buradan kendi kendime sanki çok biliyormuşum gibi başvurumu yapıyorum. öğrenciyim de he. üniv 3. sınıf. dediler ki sponsor ayarla kendine, tamam dedim abimi ayarladım. ama meğerse öyle olmuyormuş. çok sonra öğrendim. istanbul'da yaşayanlar bilir, ingiltere vize başvuru merkezi mecidiyeköy profilo avm'nin içinde. gittim. hava sıcak. kan ter içindeyim. neyse. öyle böyle yaptık başvuruyu. bir hafta geçti yok, iki hafta geçti yok. araştırdım genelde 2 hafta içinde sonuç çıkarmış. 3 hafta geçti yok. bir ay oldu gene yok. dedim ki bu böyle olmayacak ben kendim gideyim bakayım. tekrar başvuru merkezine gittim. cahilliğin gözü kör olsun. eve göndermeleri için zaten bir hamle yapmamıştım ki her halükarda gidip kendim alacaktım ama onlar da bir mail atıp sonucunuz şu şu oldu deme zahmetindr bile bulunmadılar. neyse.

aldım pasaportu. bir açtım. kısa bir mektup. tabi ingilizce yazılmış. e o kadar okulunu okuduk, "red" mektubu olduğunu anlayacak kadar ingilizcemiz var. ben bir ağla bir ağla. abartmıyorum dünyam başıma sen bir yıkıl.

pes etmedim. bu sefer kadıköy'de bir vize danışmanlık merkezine gittim. evrakları onların yönlendirmesiyle tamamladım. kallavi bir sponsor buldum. her şey süper. kesin bu sefer olacak.

red.

2. kez reddedildiğimde küfürü bastım. çünkü hem maddi hem manevi bir yatırım var. üst üste 2 kez red alıyorum. yıkıldım tabi bir kez daha. umudumu kestim. dış mihrakların baskısıyla "hadi kızım son bir kez daha başvur, hem bak allah'ın hakkı üçtür (a büyük)" bir daha başvurdum. aynı evraklar artı bir itiraz dilekçesiyle.
neymiş efendim. gidersen dönmezmişim. çok kaldım sizin ingiltere'nize diyemedim tabi. adamlar haklıydı. ama valla dönecektim. okul okuyordum.

her neyse gereksiz uzadı. aldım vizeyi sonunda. gittim. 6 aylık vizeydi, 2 kez gittim. iyi ki de vazgeçmemişim.

şimdi nasıl mı oluyor. artık hiç oyalamıyorlar. tek başvuruda çat diye çıkıyor vize. artık çalışıyorum gerçi. standartlarım değişti. ama bir kez giriş çıkış yaptıysanız bir dahası çok kolay oluyor.

vazgeçmeyin.
1