vozvraşçeniye

1 /
viola viola
sibirya doğumlu yönetmen andrey zvyagintsev'in imzasını attığı ilk film olmasına rağmen birçok ödüle layık görülerek dikkat çekmiştir. bunlar ise:
venedik'te altın aslan,
avrupa film akademisi ödülleri’nde de yılın keşfi ödülü,
altın küre’de yabancı dilde en iyi film ödülü'dür.
filmin kısaca konusu ise:
babasız büyüyen iki kardeş, andrea ve vanya, eve geldiklerinde kapıda daha önce görmedikleri bir araba olduğunu fark ederler. kendilerini bildiklerinden beri görmedikleri babaları gelmiştir. o akşam sofrada bir tabak fazla konmuştur. babaları ertesi gün bir yolculuğa çıkacakları haberini verir. evet özlemini duydukları pek çok şeye kavuşabileceklerdi: babalarıyla balığa çıkabilecek, erkek erkeğe konuşabilecek, babalarının kaslarıyla gurur duyabileceklerdi ama...
bir izleyici olarak yorumum ise: çok çok değişik, sadece anlık zevk alınabilecek bir film. özellikle küçük çocuk vanya'nın tavırları, kameranın dikkat çektiği görüntüler, karakterlerin aklından geçenleri tahmin etmeye çalışmak* filmin seyirciye verdiği zevki palazlayan faktörler arasında.
2004 rus yapımı olan the return* seyretmeye değer filmlerden bir tanesi.
iyi seyirler
peasklepios peasklepios
bissürü soru işaretiyle biten filmlerden birisi.baba bunca zamandır nerdeydi? ne diye çıkıp geldi? bunlar hep balık mı yedi? baba iki de bi kime telefon açıyodu? bızzttt..sonunda kısa devre yapmanıza neden olabilecek bi film.yapmanız gereken tek şey filmin sadeliğine ve fotoğraf karelerinin güzelliğine teslim olmak.küçük çocuğun babasını kabullediği sahne gerçekten etkileyici.
tommelise tommelise
izlemeyenlere filmi zehir etmemek adına dilediğim gibi yazamıyorum ne yazık ki! psikoanalitik bir okuma bu filme şahane gider... etkileyici!
fakespeare fakespeare
2003 yapımlı andrei zvyagintsev filmi. zvyagintsev'in tarzı nuri bilge ceylan'ın tarzına oldukça benzerdir. mekanları ve fotoğraf dilini mükemmel kullanır... sade bir hikayeyi sade görüntülerle çok güzel işlemiş. çok fazla oyunculuğa da gerek bırakmamıştır. türkiye'de dönüş adıyla sinemalara gelmişti yanılmıyorsam.
sehrikalp sehrikalp
12 yılın üzerine çıkıp gelen bir baba ve babalarını unutmuş iki çocuk. baba, çocuklarını iki günlüğüne, doğa ile başbaşa tatile götürüyor. çocuklardan küçük olan varya, sorgucu bir karakter ve babasının aniden çıkıp gelme nedenini bilmek istiyor -izleyen bizler gibi. andre ise anı yaşıyor. hatta kardeşi varya'nın da sorgucu olmamasını, anı yaşamasını istiyor. ama yol boyunca varya türlü huysuzluklar yapıyor, bilmek istiyor babanın çıkıp gelme nedenini, sevdiği babasının onu sevdiği gibi kendisini sevip sevmediğini. bu davranışı asık suratlı, meymenetsiz babayı çileden çkartıyor tabii ki.

bir yandan filmi izlerken, bir yandan da 'bu adam ne diye 12 yıl sonra çocukları ile iletişim kuruyor' sorunsalını öğrenmeyi bekliyoruz. varya'nın bir isyan gösterisinde, baba, buna dair birşeyler söylüyor, ama pek yenilir yutulur cinsten değil. "mantıklığım" diyen biri bunu kaldıramaz. film babanın 12 yıl sonra ortaya çıkması ile hiç ilgilenmemiş, gerek duymamış. başka şeylerin peşinde... bu da filmi özel kılıyor, ödüller aldırıyor...

filmin görselliği dikkate değer. yeşil ve mavinin içinde geçen bir film. bana doğayı işlemeyi seven terrence malick i hatırllattı. filimin en ilginç ve sevdiğim sahnesine değinmeden geçemeyeceğim: babanın çocukları ile ilk görüştüğü sahne olan, yemek yeme sahnesi. adamın, çocuklarına karşı en ufak bir sevgi gösterisi yok. sanki yüzlerini görmekten bıkmış gibi. üstüne üstlük çocuklarının şarap içmesini istiyor. bu sahne filmin son sahnelerinden biri ile baya bir çelişiyor. yönetmen andrey zvyagintsev, bizim anlamlandırmamızı istiyor adeta. bolca açık kapı, soru işaretleri bırakmış. film üzerine düşünmekten üşenenlere uygun bir film değil.

sıkmayan bir seyirliği var filmin. debisiz nehirde rafting hazzı uyandırıyor. görselliği de cabası.
marcy kaplan marcy kaplan
bir andrey zvyagintsev filmi. eve dönen babanın iki oğlunun başına açtıkları, çocukların babayı kabullenmedeki direnişleri ilginç .sık tekrarlanan bir replik:
- da...
- niyet, da baba... (baba oğlundan kendisine baba demesini istiyor)
- da... (oğul demiyor)
- da baba...
- da...
demiyor baba diye, demiyor.
orochimaru orochimaru
çok değerli bir minimalist sinema örneği... çok da kaliteli bir dram... tür dahilindeki, kaçırılmaması gereken 21yy. yapımı... venedik film festivali' nde de altın aslan dahil beş ödüle layık görülmüş bir film....

bu tarzda filmlerin özellikle son zamanlarda belli başlı bir kaç yönetmen dışında çekilmemesi önemini daha da artırıyor...
hplovecraft hplovecraft
son zamanlarda izlediğim en etkileyici film. hayır film falan da değil aslında , başka bir şey. kamera ile insan ancak bu kadar çekebilirmiş bir şeyler. gerçekten yazacak sayfalarca şey var ama sinemayla ilgilenen herkesin izlemesi gerektiğini düşünüyorum.

10/10
ialleesedat ialleesedat
mutlaka izlenmesi gereken andrey zvyagintsev filmi .uzun bir süre nefret ettiğiniz baba karakterine filmin sonlarına doğru öyle bir üzülürsünüz ki içleriniz parçalanır adeta.filmdkei büyük çocuk,filmin çekimlerinden kısa bir süre sonra filmde gördüğümüz gölde boğularak ölmüştür.
ne içersen iç su iç ne içersen iç su iç
çocuklar açısından bakınca baba karakteri onların büyüme sürecinde yaşamlarına dahil değildir. bir gün çıkar gelir ve sanki yıllardır çocuklar kendi sayesinde hayattaymış gibi davranır. çocuklara yer yer sert davranır hatta. çünkü onların babasıdır ve bu da ufaklıklara istediği gibi davranma özgürlüğü verir kendisine. çocukların açısından demiştim; çocuklar babalarını seçemezler, insanlar doğmadan önce hangi devlette doğacaklarını seçemezler. bir kere doğduğunuzda artık sizi dünyaya getiren ailenin, doğduğunuz ülkenin çocuğu ve vatandaşısınızdır. ve baba sizin üzerinizde rahatlıkla hak iddia edebilir, size sormadan fikirlerini dayatabilir, sert davranabilir... mi?

babanın karakterinin, çocukları yolculuğa çıkardığı ve sertliğini hissettirdiği ilk sahnelerde üstteki okumanın yapılabileceği (yapılabilmesine olanak sağlayacak bilgilerin bulunduğu sandığım) film.
rusalka rusalka
olağanüstü bir görsellik ve mütemadiyen bir fotoğraf karesine bakıyormuşsunuz hissiyatının yanı sıra birşeyleri anlayamadığınızda ,birşeyler kontrolünüz dışında gerçekleştiğinde ya da başaramayacak olduğunuzu hissettiğinizde sizi tepeden tırnağa saran isyan duygusu filmin her dakikasına işlemiş durumda..dahası atmosfer o kadar gerçekçi ki ( bu kadar olabilir demek istemiyorum ) film boyunca psikolojik olarak üşüdüğünüzü hissedebilir , belirsizlik ,çaresizlik ve umudunuzu yitirme duygularını birbirine katmış halde içinizden papaağ diye sayıklayabilirsiniz..başınızın çaresine bakmayı öğrenebilmek isteği , son pişmanlık neye yarar şarkısı eşliğinde sizi sarabilir..
ps: 1.22 ile kanımı dondurmuş film..
ps: rip andrey..
alise alise
bir insan* hayatında bunu yaptıysa;


artık insani misyonlarını bir kenara bırakabilir,iyi biri olmasına falan gerek yok bundan sonra,
tam bir tüketim halinde, hiçbir şey yaratmadan, cümle söylemeden yaşayabilir,
hatta işlevsizliği geçip zarar ziyan biri bile olabilir..


bir insan olarak yaşamının bedelini ödemiştir bana göre.
whisky whisky
bir andrei zvyagintsev filmidir. birbirine bağlı, çocuklukları babasız geçen iki kardeşin acı hikayesini anlatmaktadır. zvyagintsev üstad tarkovsky'den etkilendiğini bu filmde belli etmiş.
1 /