waking life

1 /
kornish
diyalogları takip etmenin imkansız olduğu film. internetten script'i indirilip kitap niyetine okunmalı. her satır altın değerinde
cabbar
yanınızda kız arkadaşınız varken izlenmesi tavsiye edilmeyen film. zira ;
-ne diyolar, bu adam kim, o ne demek?
nidalarına vereceğiniz cevap ilişkinizin gidişatını değiştirebilir.
kornish
soap opera woman: excuse me. (yolda adama çarptıktan sonra)
wiley: excuse me.
soap opera woman: hey. could we do that again? i know we haven't met, but i don't want to be an ant. you know? i mean, it's like we go through life with our antennas bouncing off one another, continously on ant autopilot, with nothing really human required of us. stop. go. walk here. drive there. all action basically for survival. all communication simply to keep this ant colony buzzing along in an efficient, polite manner. "here's your change." "paper or plastic?' "credit or debit?" "you want ketchup with that?" ı don't want a straw. ı want real human moments. i want to see you. i want you to see me. i don't want to give that up. i don't want to be ant, you know?
kornish
man on the train: hey, are you a dreamer?
wiley: yeah.
man on the train: i haven't seen too many around lately. things have been tough lately for dreamers. they say dreaming is dead, no one does it anymore. it's not dead it's just that it's been forgotten, removed from our language. nobody teaches it so nobody knows it exists. the dreamer is banished to obscurity. well, i'm trying to change all that, and i hope you are too. by dreaming, every day. dreaming with our hands and dreaming with our minds. our planet is facing the greatest problems it's ever faced, ever. so whatever you do, don't be bored, this is absolutely the most exciting time we could have possibly hoped to be alive. and things are just starting
siyah
defalarca izlenmesi gereken, hayata ve kendinize karşı sormayı unuttuğunuz pek çok soruyu hatırlatan 2001 yapımı richard linklater filmi.

oldukça etkileyici bir anlatım tarzına sahip bu animasyon. çok güzel*
rockbase
filmi izledikten sonra her repliği motto olarak benimseyebileceğiniz bir film,hayata bakış açınız değişecek evreni sorgulamaya başlayacaksınız
residuum
uyanın,yataktan kalkın,kavhaltınızı yapın,vitamin haplarınızı yutun,tüm işlerinizi iptal edin ve okuduğunuz bütün filozofların düşüncelerini bi gözden geçirin.artık bu filme izlemeye hazırsınız.ya arka arkaya bikaç kez izleyin ya da her anlamadığınız cümlede filmi durdurun düşünün ve izlemeye devam edin.beyniniz çok sulanacak,yalvaracaksınız yönetmene,ne olur biraz boş konuşma koy araya diye, ama yönetmen acımayacak ve git gide dozonu arttıracak.sinemadamı yoksa felfesedemi yeni bi çağ açan film mi dersiniz bilmem ama mutlaka bir baş yapıt olarak kalacaktır.
düşünmekten kaçan insan ırkına verilen en güzel yanıt sanırım bu film.
bilinen herşeyi sorgulatıp hayata yepyeni bir noktadan bakıyor.ama bunu görmeyi hazmedemeyekseniz bu filmi izlemeyin.çünkü bi nokta olmadığınızı anlayıp kendinizi imha edebilirsiniz.
jimela morrison
izlememenin çok büyük kayıp olduğu filmlerden bir tanesi. filmdeki diyalogları filmi iki kez ve dikkatlice takip etmek mümkündür. filmde adamın biri rüyaya çıkıyor* ve daha sonra her karşılaştığı insanla felsefe üzerine konuşuyor ve o insanlar onu gerçek bir paradoks içine sokuyor.

aklımda kalan bir nokta:karşılaştığı adamlardan biri, bir daha kökenini araştırmama rağmen hiç bir yerde bulamadığım bir hipotez kurmuştu: "eğer biz organik moleküller ve sudan oluşuyorsak bu karbon atomların da hangi durumlarda nasıl tepkiler verdiğini bir ölçüde bilebiliyorsak daha kompleks mekanizmadan oluşan bizim hareketlerimiz de önceden kestirilebilir,kader de budur" gibi bişeydi.

ayrıca film, gerçek oyuncuların* oynayıp da sonradan animasyon haline getirilen çeşitten. benzer tadda bir film için: (bkz: scanner darkly)
1 /