where the wild roses grow

1 /
togisama togisama
nick cave ile kylie minogue bir araya gelerek yapacaklarını beklediğim en son şarkı**. kylie'ye* hastayım o ayrı.

şarkıda geçen olay nick cave'in temsil ettiği elemanın elisa day isimli hatuna hasta olup , elisa day'in de zaten bu yaşına gelip hala paketi açtırmamış olmasından kaynaklanan açlığından yararlanmasını , sonra da gidip hatunu öldürüp ağzına da bir gül kondurmasını güllü çimenli ve hatta metaforlu* bi anlatımla gözler önüne sermesidir.zira nick kardeşimiz manyaktır , eğer elisa denen hatun gerçekten kylie gibiyse ben ağzımı bozarım.

şarkı hikayesine paralel giden,yılanın çiyanın kol gezdiği bir de klibi vardır ki yedirmesinler pastoralliğini o klipte kylie olmasa kimse beş dakikasını ayırıp nick cave'in kazma suratını seyretmez*.

özet olarak
said, "will you give me your loss and your sorrow?" kısmı ayrı güzeldir ve de
(bkz: paketi açtırmak)
(bkz: allah belanı versin nick)
(bkz: abi naptın öldürdün karıyı)
azwepsa azwepsa
üç günlük bir aşk hikayesini anlatan bir düettir.
ölesiye sevmek, öldüresiye sevmek ve kendi gözünden kıskanmaktır bu şarkıda anlatılan.

elisa day, nick cavein hayatında gördüğü en güzel kızdır. nick cave de elisa day'in hayatındaki ilk erkek olmasa da en duyarlı ve ilgili olanıdır.

onların aşkı bir yıldırım aşkıdır. bir anda ruh ikizlerini bulmaktır. ancak nick cave şarkılarını yazarken hep bir aşkın nasıl biteceğini düşünür. burada erkek karaktere * de aynı şeyi düşündürüyor. hayatında elde ettiği en büyük mutluluğu ileride her ne sebeple olursa olsun yitirmenin acısına katlanamayacağının farkındadır. bu nedenle elisa day'i öldürür.

all beauty must die

bu arada üçüncü güne kylie minogue'un önce girmesi ilginç ve ince bir espridir. nick cave babanın kulakları çınlasın.
azwepsa azwepsa
"where the wild roses grow"
(feat. kylie minogue)

they call me the wild rose
but my name was elisa day
why they call me it i do not know
for my name was elisa day
from the first day i saw her i knew she was the one
she stared in my eyes and smiled
for her lips were the colour of the roses
that grew down the river, all bloody and wild
when he knocked on my door and entered the room
my trembling subsided in his sure embrace
he would be my first man, and with a careful hand
he wiped at the tears that ran down my face
[chorus]
on the second day i brought her a flower
she was more beautiful than any woman i'd seen
i said, "do you know where the wild roses grow
so sweet and scarlet and free?"
on the second day he came with a single red rose
said: "will you give me your loss and your sorrow"
i nodded my head, as i lay on the bed
he said, "if i show you the roses, will you follow?"
[chorus]
on the third day he took me to the river
he showed me the roses and we kissed
and the last thing i heard was a muttered word
as he knelt (stood smiling) above me with a rock in his fist
on the last day i took her where the wild roses grow
and she lay on the bank, the wind light as a thief
and i kissed her goodbye, said, "all beauty must die"
and lent down and planted a rose between her teeth
[chorus]
gatorade gatorade
insanı dumura uğratabilen bir şarkıdır. onca ay sözlerine dikkat etmemeksizin (ne güzel yahu kızı güllerin yetiştirdiği yere götürüyor romantikliğe bak hede hödö) romantizm kokuları eşliğinde şarkıyı dinlerken "as he knelt above me with a rock in his fist" sözü bir anlık kulağınıza takılır. ne alaka lan diyerekten itüsözlük açılır ve gerçekler tüm çıplaklığıyla görülür. hayvan 3.günde öldürmüş kızı. diyecek söz bulamıyorum.
karışmasınkimselerbana karışmasınkimselerbana
birileride oturmuş çevirmiş sağolsunlar.

nakarat:

[they call me the wild rose
[beni yaban gülü diye çağırırlar

but my name was elisa day
fakat benim adım elisa day

why they call me it i do not know
bilmem ki neden beni böyle çağırırlar

for my name was elisa day ]
cünkü benim adım elisa day]

from the first day i saw her i knew she was the one
onu gördüğüm ilk günden beri, biliyordum o aradığım kişiydi

he stared in my eyes and smiled
gözlerimin içine baktı ve gülümsedi

for her lips were the colour of the roses
dudakları güllerin rengindeydi

that grew down the river, all bloody and wild
nehrin aşağısında yetişenlerden, kan renkli ve yabani

when he knocked on my door and entered the room
kapımı çalıp, odaya girdiğinde

my trembling subsided in his sure embrace
ürpertim onun kat'i kucaklamasıyla yatıştı

he would be my first man, and with a careful hand
ilk aşkım olabilirdi, ve nazik elleri

he wiped at the tears that ran down my face
yüzümden kayan gözyaşlarını sildi

nakarat

on the second day i brought her a flower
ikinci gün ona bir çiçek götürdüm

she was more beautiful than any woman i'd seen
tüm kadınlardan daha güzeldi o, şu ana kadar gördüğüm

i said, 'do you know where the wild roses grow
dedim ki: "biliyor musun yaban güllerinin yetiştiği yeri,

so sweet and scarlet and free?'
o kadar tatlı ve al ve özgür ki

on the second day he came with a single red rose
ikinci gün tek bir kırmızı gülle geldi

said: 'will you give me your loss and your sorrow'
dedi ki: 'bahşeder misin bana kaybını ve kederini?'

i nodded my head, as i lay on the bed
başımla onayladım, yatağa uzanırken

he said, 'if i show you the roses, will you follow?'
dedi ki: 'beni takip eder misin, sana gülleri gösterirsem?'

nakarat

on the third day he took me to the river
üçüncü gün beni nehre götürdü

he showed me the roses and we kissed
bana gülleri gösterdi ve öpüştük

and the last thing i heard was a muttered word
duyduğum son şey fısıltılı bir sözdü

as he knelt (stood smiling) above me with a rock in his fist
yumruğundaki bir kayayla, önümde diz çökülüydü(gülümseyerek durdu)

on the last day i took her where the wild roses grow
son gün onu yaban güllerinin yetiştiği yere götürdüm

and she lay on the bank, the wind light as a thief
ve banka uzandığında rüzgar bir hırsız gibi konmuştu

and i kissed her goodbye, said, 'all beauty must die'
ve elveda öpücüğü verdim, dedim ki: 'bütün güzellikler ölmeli'

and lent down and planted a rose between her teeth
ve eğildim ve dişlerinin arasına bir gül yerleştirdim

nakarat
jellicle jellicle
insanı kylie minogue hastası yapma becerisine sahip nick cave şarkısı. bıkmadan usanmadan dinlettirir kendini.
her dinlediğimde takılırım, acaba wild rose mu yoksa elisa day mi diye; nedense elisa diye çağırmak daha hoş gelir kulağıma bahtsız kızımızı.
insert coin insert coin
mükemmel şarkı.kylie minogue nick cave ile düet yapacağı için heyecandan 3 ay şan dersi almıştır.
bir rivayete göre şarkıda geçen elisa day,günebakan anlamındadır.
vandal mimar vandal mimar
modern zamanların romeo&juliette'ine supersonik bir örnek teşkil eden aşmış (her boka aşmış diyoruz, hadi bakalım sonumuz hayrola) eser. kendisinden beter, abstract melankolinin tanımı kıvamında, kanlı manlı da bir klibi vardır.


1 /