wilson prensipleri

azwepsa azwepsa
halkların çoğunlukta olduğu yerlerde kendi kaderlerini çizip kendi devletlerini kurabileceği de bu prensiplerden biridir. çok uluslu devletleri parçalayıp ulus devletler kurmak amacıyla kullanılan en popüler maddesidir. umarım texas'taki meksikalılar da bir gün bu prensibi kabul ederler.
sturridge sturridge
özet olarak savaştan sonra anadolu topraklarını paylaşarak güçlenecek olan ingiltere,fransa ve italya'nın güçlenmemesi için ve de o ileriye sürülen,barışçı amaçlar gibi görünen ama bahsi geçen devletlerin bu politikayı yutmaması sebebiyle sadece teoride kalmış siyasi oyundur.mustafa kemal'in gerek erzurum gerek sivas'ta arkadaşlarıyla en çok fikir ayrılığına düştüğü konu olmuştur.türkiye cumhuriyeti'nin bağımsız bir şekilde kurulabilmesinde sivas ve erzurum kongrelerinin önemi işte bundandır.
kurukahveci cafer efendi kurukahveci cafer efendi
atlas okyanusunda abd gemilerinin alman denizaltılarca vurulması sonucu abd itilaf devletleri safında savaşa girmiştir.kısa süre sonra abd wilson ilkelerini yayımlamıştır.buna göre ;

yenen devletler yenilenlerden toprak ve savaş tazminatı almayacak.bu madde yenik devletlerin biran önce ateşkes istemelerine sebep olmuştur.ancak ingiltere ve fransa bu maddede karşı çıkılan şeyi manda ve himaye adıyla devam ettirdi.

hiçbir şekilde gizli anlaşma yapılmayacak.

uluslararası barışı sağlayacak bir cemiyet kurulmalıdır.

her ulus kendi geleceğini kendi belirleyecek (self determination)

ilk silahsızlanma çağrısı yapıldı.

boğazların dünya ticaretine acılması gerektiği belirtilmiştir.
keyif pezevengi keyif pezevengi
abd'nin ve avrupalı tuzu kuru romantiklerin hala işine geldiğinde savunduğu ilkeler. yugoslavya'da harbiden self determination ilkesi harikalar yarattı(!) bir avuç yer bölün bölün bitmedi ya lan. gördük hep beraber ne kadar süper birşey olduğunu.
war nerd'ten gelsin:

"oh, there was a wilson style "treaty" that was supposed to give the kurds a country--the treaty of sevres in 1920--but you can't give people a country. they either luck into one or they carve it out with a knife. ataturk rejected the treaty and told the kurds, "how about we just fight ya for it?" the new army, now the turkish army, fought kurdish guerrillas all through the 1920s and beat them--and again, it wasn't because the kurds can't fight, but because they couldn't unite and the turks could. ıf you had ataturk sitting back at hq you'd follow orders, too. you better boy. the kurds followed their nomad tribal bosses and got cut to pieces, real bravely.

and then, after the slaughter, comes the comedy. that's what ı love about modern war: how the language crap always follows the carnage. see, ataturk's new country had to follow wilson's line that a country means a bunch of people from the same tribe, preferably talking the same lingo. the ottomans never even heard of that idea, and the turks didn't really get it either; all they knew is that they had taken their country back from pretty much the whole damn world and weren't going to give any of it back, not an inch, period.

ataturk was a smart guy; he knew you had to deal with the anglos' crap about "the rights of small nations" if you were going to do business in the 20th-century world. so he or his propaganda ministry came up with this hilarious revisionist history where the kurds were actually "mountain turks." meaning, hillbillies, but from the same tribe as the main branch of the turks, just kinda backward, needing a little help from ıstanbul. you know: "never mind, meeester president weeeelson, these so-kall-ed koords, they eez joost poor mountain turks, we help them, they our brothers"--and then the effendi shuts the door on some league of nations dweeb"