yaban

1 /
karoten karoten
kurtuluş savaşı döneminde anadolu'nun bir köyünde geçen bir roman. köyülülerin savaşa ve düşman güçlerine bakışı hakkında iyi bilgiler edinilebilir.
hayatııskalamalüksünyoksenin hayatııskalamalüksünyoksenin
kurtuluş savaşı döneminde halk ile aydın kesim arasındaki uçurumu anlatan muhteşem roman. '' burada yüzü düşmana dönük nice vatan mücahitleri savundukları kişilerin elleriyle sırtlarından vuruldu. burada vatan delisi, millet divanesi, ben harp malulu ahmet celal, yapayalnızım...'' satırlarıyla derinden yaralamıştır beni..
van den budenmayer van den budenmayer
ortaokul-2'de aldığım dönem ödevimin odak noktası roman...

okuyup, özet çıkarmam istenmişti...

zoraki iş yaptırılmayı (hele ki kitap okumak) sevmediğimden kitabın yarısına zar-zor gelebilmiştim... belki yarısına bile gelmemiştim...

nihayet; kitabı okuyan, hatta üşenmeyip bir de özetini çıkaran bir arkadaşımın bitmiş dönem ödevini bir kere okuyup, aklımda kalanlarla hazırlamıştım ödevi... karakterleri falan da bildiğim için kolay olmuştu...

60 falan almıştım, yırtmıştım türkçe dersinden...

(bkz: #1355472)
marjane und eudaimonia marjane und eudaimonia
nabizade nazım'ın karabibik'inden sonra yazılan en önemli köyü ve köylüyü anlatan realist eserdir.
yakup kadri karaosmanoğlu'nu bir zamanlar zor zamanlara sevk etmişse de türk edebiyatında değeri tartışılmaz bile.
aydın-köylü kopukluğunu, anadolu köylüsünün istiklal savaşına bakış açısını objektif olduğu kadar acı bir yaklaşımla dile getirmektedir.
çanakkale harbinde gazi olmuş ahmet celal kendini inzivaya çekmiş, askeri mehmet ali'nin köyünde yaşamaya karar vermiştir.
köye gelirken büyük beklentileri hiç olmamışsa da asla bu kadar karamsar değildi ilk başta. ama köyde ne mehmet ali eski mehmet alidir ne de köylü olması gerektiği gibi azimli, sabırlı ve özverilidir.
tek problemi tarlası ve tek korkusu askere alınmak olan zavallılar!
ama suç onların mıdır yani?
yoo asla, ahmet celal suçu kendisinde bulur; o ve onun gibi aydınlarda.
"ne ektin ki, ne biçeceksin?" der.
"yaban" diye anılır köyde bundan gayrı.
hep bir kolunu onlar için kaybettiğini anımsatmaya çalışır: nafile.
onlar gibi olmak bile ister bir ara.
"onlar gibi giyinebilirim, onlar gibi konuşabilirim ama nasıl onlar gibi düşünüp onlar gibi hissedeceğim? bu mümkün mü?"
mümkün değildi.
gitti...
"şuurlu intihar"ından döndü mü yoksa ne yaptı bilemiyoruz. çünkü köydekilere bu defterin sahibine ne olduğu sorulunca "de yabanın biriydi nerededir ne bilelim" dediler...
una furtiva lacrima una furtiva lacrima
kurtuluş savaşı döneminde aydın - köylü çatışması ...

ahmet celal (yaban) 1.dünya savaşı'nda sağ kolunu kaybetmiştir ve her şeyin bittiğini hisseder. ingilizler istanbul'u işgal edince emireri mehmet ali'nin anadolu'daki köyüne gidip yerleşir.

salih ağa, şeyh yusuf gibi köyü manevi ve maddi yönden sömüren adamlarla mücadele etmeye , köylüyü kurtuluş savaşı konusunda bilinçlendirmeye çalışır ama başarılı olamaz.

yunanlılar için barbarlar neyse, köylüler içinde ahmet celal odur, onu yaban olarak görürler ve ona düşman gözüyle bakarlar.

yaban, bu geri kalmış, yoksul ve cahillikle kavrulmuş köyden nefret ederken, köylerin bu halinden kendisi gibi aydınları suçlu bulur ki romanın tezi de budur.

bir de yaban'da geçen bir kaç cümle yazmak istiyorum,

- türk entelektüeli, türk aydını ; türk ülkesi denilen bu engin ve ıssız dünya içinde bir garip yalnız kişidir.
- eleme, kedere, hatta sevince bir sınır tayin etmek ... bunu yalnız şehirlerde olur bilirdim. meğer insan, köylerde, dağ başlarında ve mağara kovuklarında da samimi olmak, içinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar gülüp ağlamak hürriyetine sahip değilmiş.
- insan hayvanların en iğrenç olanıdır.
- vatan delisi millet divanesi; burada, ben harp malulü ahmet celal yapayalnızım.bunun nedeni, türk aydını, gene sensin! bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.
- anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. bir kafası vardı, aydınlatamadın. bir vücudu vardı; besleyemedin. üstünde yaşadığı bir toprak vardı! işletemedin. onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. o, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. ne ektin ki, ne biçeceksin? bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? tabii ayaklarına batacak. işte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir.
strangelove strangelove
yakup kadri aydın-halk arasındaki kopukluğu, kurtuluş savaşı'nın ilk yıllarını arka fon yaparak bu romanı yazmış. tanım olarak bu roman budur. içi yakar ama...

kitap beni sürekli öfkelendirdi. halkın cehaleti beni öfkelendirdi, kayıtsızlıkları, vurdumduymazlıkları, insanların küçük kafaları içinde kendi bencil duygularına kendilerini kaptırmaları beni öfkelendirdi.
kitabın aydın kahramanı ahmet celal aslında o kadar da entelektüel biri de değildi. sadece okumayı seven eski bir subaydı. köylü halktan farklı olarak gidişata bir anlam veriyordu o kadar. her şey gün gibi açıkken köylüden de aynı şeyleri düşünmesini istiyordu ya da aynı duyarlılığı göstermelerini istiyordu o kadar.

ama halkın inandığı şeyler öylesine saçma ve öylesine içler acısıydı ki...
yobaz, cahil kendini derviş ilan etmiş insanlara ya da yunan uçaklarından atılan kağıtlara inanan bir halk... cehaletlerinin farkında bile değiller ki bu cehaleti yüzlerine vurduğunuzda size bir karşılık versinler.

bu durum ta ki kaçınılmaz sona kadar sürüyor. iş işten geçene kadar sürüyor bu cehalet.

romandaki köylülerin cehaleti okuyucusuna sevgili türk seçmenini hatta açıkça söylemek gerekirse akp seçmenini de hatırlatmıyor değil.
köyün adını türkiye yap içine bir kaç yozlaşmamış aydın yanına da sandık başına giden milyonlarca cahil ve püriten ahlak'a yenik düşmüş insan koy: aynısı... belki beni bu derece öfkelendiren de buydu.

bunca yıldan sonra değişmeyen cehaletin boyutu mu kızdırmıştı beni?

ama bu cehalet hakkında cahillere değil de aydınlara seslenmiş bir yerde yakup kadri, yüzlerine bir tokat atarmışçasına:

"eğer bilmiyorlarsa kabahat kimin? kabahat benimdir. kabahat, ey bu satırları heyecanla okuyan arkadaş; senindir. sen ve ben onları, yüzyıllardan beri bu yalçın tabiatın göbeğinde, herkesten, her şeyden ve her türlü yaşamak zevkinden yoksun bir avuç kazazede halinde bırakmışız. açlık, hastalık ve kimsesizlik bunların etrafını çevirmiştir. ve cehalet denilen zifiri karanlık içinde, ruhları, her yanından örülü bir zindanda gibi mahpus kalmıştır."
keklerinaq keklerinaq
-neden üstünü çıkarttın yaban yoksa benimle sevişmek mi istiyorsun?
-hayvanlarla sevişmeyi innsanlarla sevişmeye yeğlerim..
-ney?
-olmadı de mi?
-olmadı yaban olmadı..

...

-neden üstünü giyersin yaban?
-üşüdüm uleeen..sen yaban bu esen rüzgardan çarpılmaz mı sanıyorsun?sen yaban cereyanda kalmaz mı sanıyorsun?
kuzen kuzen
yakın bir zamanda yaran yaban diyalogları başlığının habercisi olan karakter.

-al beni yaban, ormanındaki inine götür
+götürürüm ama aynı yatakta yatmam, kendimi elletmem, kadınlara cinsel obje gözüyle bakmam, sana kendi şiltimi veririm, ben dışarıda yatarım, yağmur yağarsa çok seksi biçimde içeri girerim ama prensiplerimi bozmam, sarkmaaaaaaaaaaaaaaam


bir kaç videosu için





1 /