yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin

1 /
tabudeviren tabudeviren
bu sözün yazılı olduğu kitapta şunlar da yazılıdır:
(örneklerden birinin, bu sözün geçtiği sureyle aynı surede olduğuna dikkat ediniz)

bakara suresi:

62 - şüphesiz, inananlar (müslümanlar) ile, yahudiler, hıristiyanlar ve sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).

maide suresi:

69 - şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile yahudiler, sabiîler ve hıristiyanlardan (her bir grubun kendi şeriatında) “allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. onlar mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir.)

ayetler diyanet sitesinden alınmıştır:
http://www.diyanet.gov.tr/kuran/default.asp?mnct=5
jimela morrison jimela morrison
kesin yanlı kimseler tarafından yapılmış bir çeviridir. kuran ı okuyup yansız mealleri bulduğunuzda, benim gibi en fazla bok yiyen insanlar bile tanrıyı ve kuran ı sever. çok yanlış öğretiliyor, çok.

edit: yanlı değilmiş. olsun yanlı çevirilere dikkat çekeyim o zaman.
kısaveacısız kısaveacısız
bu tek cümle üzerinde konuşulup tartışılamayacak konudur. zira kur'an'dan bir ayetin mealini alır ortaya koyarsanız şuna benzer anlamlar çıkabilir ortaya, en basitinden
(bkz: #1161380)
zaten bilen bilir ki, kur'an ın türkçe çevirisinden şu farzdır bu sünnettir o da vaciptir gibisinden çıkarımlar yapılamayacağı gibi, bu konu da böyleymiş gibisinden yargılara da varılamaz. çünkü kur'an'ı türkçesinden okumak stanley kubrick filmini dublajlı izlemek gibi birşeydir, anlamın büyük kısmı gider çeviride (teşbihte hata olmaz). başlığın ilk girisinin ortaya öylece bırakılması açıkça tahrik amaçlıdır, zaten alışılmıştır artık; kimse de yutmamıştır, yüzümde tebessüm oluşturmuştur bu durum.
ven ven
"sen sana ne sanırsan
ayruga (başkasına) da onu san
4 kitabın manası
budur eğer var ise"

-hacivat ve karagöz neden öldürüldü soundtracki-
kuzudis kuzudis
şöyle de birşey var ki; "yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin" den kasıt, onların adetlerini adetleriniz belirlemeyin, onların sapkınlıklarına (baba oğul kutsal ruh gibi, yer yüzündeki en üstün ırk oldukları sanrıları gibi) uymayın/kapılmayın manasındadır. yoksa dini tebliğ için, islamın dünya üzerindeki yanlış kabülünü yıkmak için diyalog hali hazırda en uygun yöntemdir. diğer bütün yanlışları düzeltmek için en uygun çözüm yolu olduğu gibi.
wfnietzsche wfnietzsche
(bkz: hüseyin nihal atsız)

not:bu bkz.a eksi oy veren arkadaşların hüseyin nihal atsız'ın oğluna yazdığı mektubu bulup okumalarını,sonra eğer gerçekten alakasız bulurlarsa gelip(mümkünse)bir eksi oy daha vermelerini rica ediyorum.evet yapın bunu
8844455 8844455
kur'an okurken, neredeyse her sure'de geçen "düşünün" emri uygulanmadığında " 'allah museviler ve hristiyanlarla asla dost olmayın' diye emretmiştir. bu yüzden başka dinden insanlarla samimiyet kurmak haramdır, günahtır." şeklinde yorumlanması kaçınılmaz olan ayet mealidir. oysa düşünerek, mantık çerçevesinde ve bütünüyle okunduğunda ayetin "hiçbir hristiyan ve musevi ile asla arkadaşlık etmeyin" anlamında olmadığını anlamak zor değildir. hepimiz biliyoruz ki islam mantık dinidir ve öncelikle dostluğu, arkadaşlığı salık verir. vefasızlık, kincilik, sebepsiz düşmanlık, hıyanet v.b davranışlar kula haksızlık etmek anlamına gelir ki, en büyük günahtır...

hayal edin; mahallede hristiyan bi komşum olsun; kendisi sosyal, etrafında sevilen, yardımsever, kimseye bir kötülüğü dokunduğu görülmemiş bir insan olarak bilinsin, tanınsın. gelip geçerken selam vermeyi, almayı ihmal etmesin... ben de söz konusu emir(!) gereği onunla muhatap olmuyor olayım. günün birinde atıyorum bir şekilde benim hayatımı kurtarsın... silahlı bir adamın elinden, adam tam beni öldürmek üzereyken olabilir mesela... şimdi ben bu adama beni kurtardıktan sonra sırf "hristiyan" diye selam vermeyeyim mi? bir teşekkür ziyaretine gitmeyeyim mi? kendisi iadeyi ziyaret ettiği zaman kapımı açmayayım mı? halimi hatrımı sorduğu zaman cevap vermeyeyim mi? yemekte yanımdan geçerken masama buyur etmeyeyim mi? yani genel olarak iyi ilişkiler kurmayayım mı? dinimiz bize söz konusu eli silahlı adam bile tövbe edip, özür dilediğinde affedici yaklaşmayı emreder. ama yok ben hayatımı kurtaran adamla hristiyan diye dost olamazmışım...

evet yukarıdaki belki biraz uçuk bir örnek. içinde bolca minnet duygusu var. ancak şunu göstermek istedim. allah'ın sözleri olan kur'an-ı kerim'dekileri okurken dinin bütünlüğü içinde düşünmek gerekir ve elbet mantık, dinin amacı, genel çerçevesi içinde istisnalar olabileceğini görmek gerek. söz konusu iyi huylu hristiyan komşumla iyi ilişkiler kurmak için illa hayatımı kurtarmasına gerek yoktu. çünkü gerçekten iyi niyetli, karşısındakinin kişiliğine, haklarına ve inancına saygılı bir insanın "hrstiyan veya musevi bile olsa" bir yaratan sevgisi olduğu, o olmasa bile yaratandan ötürü kalbinde bir ışık olduğu aşikardır. elbette müslümanlığa ve müslamanlara saygısızlık eden veya ahlaksız olduğu her halinden belli olan biriyle dost olunmaz, hangi dine mensup olursa olsun. söz konusu ayet, sadece diğer dinden olanlarla paylaşımlarımızda dikkatli olmamız, çünkü onların din ve ahlak anlayışının bizimkine uyuşmayabileceği ve onlarla yakın ilişkiler kurarsak onların adetlerine ayak uydurararak günaha girebileceğimiz, zamanla onlardan biri gibi yaşayarak onlardan olabileceğimiz ve iyi bir müslüman olmaktan çıkabileceğimiz konusunda bizi uyarmaktadır, hepsi bu. eğer bir müslüman dost edindiği insana ve kendine güveniyorsa bu öğütleri aklında tutarak davranışlarını ayarlayacak ve bir sorun yaşamayacatır. bu ayeti bu şekilde düşünmüş, yorumlamış, özümsemiş bir müslüman da edindiği dost yanlış olsa bile bunu zamanında farkedecek ve hatasından dönmesini bilecektir. eğer dostunu doğru seçmişse zaten problem yoktur...

beni korkutan kuran'ı kerim'in her noktasında defalarca "düşünün" yazmasına, bilinen tüm islam alimlerinin islam'ın mantık dini olduğunu anlatmaya çalışmasına rağmen islam'ın bu kadar gözü kapalı, bu kadar düşüncesiz ve bu kadar sabit fikirli şekilde algılanan emirlerle öğretilmeye ve kabul ettirilmeye çalışılıyor olmasının islam'a zarar vermesidir. yoksa herkesin inancı kendinedir. fakat bir taraftan; islam, barış, kardeşlik ve mantık dinidir derken; diğer taraftan, bu kadar çelişkili sabit öğretiler sunulursa, islam'ın güzelliği gölgelenecek ve insanlar onu anlamakta zorlanacak, sıcaklığını yüreklerinde hissetmekten uzak kalacaklardır...

giriyi sonlandırmadan önce çok eskiden bir din hocamın anlattığı bir hikayeyi anlatayım sizlere:

"efendim, kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerde (ıssız ada gibi bir mekan) tek başına bir adam yaşarmış. kendisi bir yaratanın varlığını hissetmiş olmasından kaynaklanır ki, ibadet etmek ister. tabi ne yapacağını bilemez. biraz düşünür, taşınır... sonunda ibadet olarak bir tepeden aşağıya yuvarlanmayı kendine ibadet olarak seçer ve bunu zaman zaman tekrarlar. gel zaman git zaman kendisi bu şekilde yalnız yaşamayı ve ibadet etmeyi sürdürürken oraya müslüman bir alim gelir (hocam sanırım ismiyle anlatmıştı amma malesef hatırlayamıyorum) tabi oranın tek yerlisi olan diğer adamla tanışır. bir şekilde iletişim kurmayı başarırlar ve konuşmaya başlarlar. birkaç gün sonra bu adamın durduk yere tepeden aşağıya yuvarlanıp durması müslüman alimin dikkatini çeker. tabi ki sorar. aldığı yanıt onu sevindirir. gel sana doğrusunu öğreteyim diye namazı öğretir. zamanlarını anlatır. ancak bizim yerli daha tam alışamadan alimin gitme zamanı gelir. tam alim yola çıkacakken yerli sorar nasıl yapıyorduk diye. alimin verdiği yanıt "sen eskiden bildiğin gibi ibadet etmeye devam et, allah'ın varlığı sende o isteği uyandırmış. gönlünde inanç ve ibadet isteği olduktan sonra nasıl ibadet ettiğin o kadar da önemli değildir" olur...

ben bu hikayeden diğerlerinin yanında şu dersi çıkarttım: dinin direği sayılan namazın bile yeri geldiğinde istisnası olabiliyorsa, diğer herşeyi düşünmeden, istisnasızca, mantıksızca kabullenmek doğru değildir. dini bu şekilde öğretmek de dine yapılan bir haksızlıktır. o alim yerliye "ibadeti böyle etmezsen ibadet etmiş ve inanmış sayılmazsın" demiş olsaydı, gönlünde yaratan inancı olan bir insanı kaybetmiş olacaktı. çünkü yerli bir daha asla ibadet edemeyeceğini ve iman etmiş sayılmayacağını düşünerek dindarlığı bırakacaktı...

şimdi sorarım size anası, babası hristiyan, o güne kadar tanıdığı neredeyse herkes hristiyan bir adama müslümanlığı "asla hristiyan ve musevilerle dost olmayın" diye bir emirden bahsederek anlatırsanız, o kişi ne hisseder? müslüman olmayı düşünüyorsa bunu kabullenebilir mi? ya da zaten müslümanlığa bir çekince ile yaklaşıyorsa islam düşmanlarının söylemlerine kapılması daha kolay olmaz mı? biliyorsunuz ki bir insanı müslüman yapmak en büyük sevaplardandır. bu inançla bir insanı nasıl müslüman yapacaksınız? yoksa "önce o emirden bahsetmeyiz canım, onu zamanla kendisi öğrensin işte" şeklinde bir ikiyüzlülük mü yapmak lazım? diğer yandan başka dinlere mensup insanların çoğunluk olduğu ülkelerde yaşayan müslümanlar ne yapsın? kendilerini soyutlayıp oranın yerlilerinin nefretlerini mi kazansın? yoksa topluma kaynaşıp iyilikseverlikleri, yardımseverlikleri, sıcaklıkları, ahlakları ile islam'ın güzelliği konusunda tüm dünyaya örnek mi olsunlar?

bu uzun giriyi sonlandırırken yeniden okuyup muhtemel yazım, imla hataları ve/veya anlatım bozukluklarını kontrol etmeye vaktim olmadığı için her ne kadar sürç-i lisan ettiysek affola diyor ve islam'ı inanmanın yanında; düşünerek, yorumlayarak ona yaraşır şekilde yaşayanlara selam ediyorum...
factotum factotum
kimi dost bilip bilmeyeceğinizi artık biz söyleyeceğiz size!" önermeli saçma-salak sarfedilmiş, inananları; akılsız, başsız, salak, aptal ve kendi fikirlerini savunamaz mahluklar olarak gören; kimden çıktığı da meçhul; kutsal kitapta da var olamayacağı mantığı üzerinde durulması gerektiğine inandığım önerme.

zira bütün insanların iyiliğini, dostluğunu ve birarada uygarca yaşayabileceğini her fırsatta dile getiren barışçıl bir din felsefesinin, "şunu dost bilin; bunu dost bilmeyin" şeklindeki hezeyanlarla insanları düşmanlığa sevk etmesinin altında, sonradan birilerinin siyasi bir kudurganlıkla asıl olanı çarpıttığını akıllara getirmek biraz sivri ve kuşkucu bir yaklaşım olacaktır.

(bkz: ben bugün bunu yapmalıyım)
asosyal demokrat asosyal demokrat
cımbızla çekmeyelim, etrafındaki ayetleri de alalım.

maide suresi 49-53 arası ayetler işte:

// -----------------------------------------------------------------------------
49. aralarında allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için onlardan sakın. şayet yüz çevirirlerse, bil ki, allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır.

50. onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, allah'tan daha güzel olan kimdir?

51. ey iman edenler, yahudi ve hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. şüphesiz allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.

52. işte kalplerinde hastalık olanları: "zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz" diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. umulur ki allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.

53. iman edenler: "olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin allah'a yemin edenler bunlar mıdır? onların bütün yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır" derler.
// -----------------------------------------------------------------------------

bir ayeti anlamak için de bütün kitaba bakmak gerekiyorsa yandık. merak içindeyim, bu beş ayetin hangisinden dostça bir tavır çıkıyor ki? tamam almayalım cımbızla, bütünüyle ele alalım. cımbızlamayalım cımbızlamayalım diyoruz, bütünüyle ele alınca daha beter yahu. (bkz: islam/#1468104)
1 /