yapılmış en aptalca dalgınlık

206 /
şilili şilili
dalgınlığım çoktu eskiden, börekte çalışırken devamlı yumurta kırıyorsun sıra karışıyor, kabuklar tavaya içi yandaki çöpe valla süper oluyor. ama bir tanesi var ki off.
ortaokulda kasabada yurtta kalıyorum, kasabanın dışında hani itin öldüğü yer derler ya öyle. etraf bağ ve orman. önündeki yoldan geçerken görmemen mümkün değil! insan eliyle yapılmış başka bişey yok.
yeni gelmişim yurda, merkeze bakkala gittim izinle gidiyorsun dönüş saati var, dönüşte koşa koşa geliyorum yurdun yoluna girdim ağaçlı bir yoldu. koş koş lan yurt yok. daha gelmedim diye biraz daha koştum it değil ayı bile yaşamaz burda. neyse döndüm koca binayı görmemişim lan. müdür dedi ki ; nereye koşuyon lan öyle başıma bela mı olacan ! fırçayı da yiyip geçtim.
wendera wendera
tanışma maksatlı yem atılan pardon burası kacta kapanıyor biliyo musunuz? sorusuna yok hayır siz? diye cevap verme dalgınlığı.
kimseyle flört etmicem bu sefer kimseyle tanışmak istemiyorum diye içimden sıkarken böyle oldu.
sondanikinciosmanli sondanikinciosmanli
sabit telefonun ahizesini kaldırıp bilgisayarın klavyesinden numara tuşlayarak arama yapmaya çalışmak.
başaramayınca sinirlenmek.
arkadaşın uyarısı ile kendine gelip sesinin içine kaçması,
kapanış.
karanar karanar
gecenin 2sinde tuvalet aynasının üstündeki ampul ilgimi çekti. acaba ampulün önünde cam var mı diye kontrol etmek için elimi uzattım. cam yokmuş ve parmağımı aşırı sıcak mini boy ampule yapıştırmış oldum ...

tedavi için bahçedeki aloe verayı kesip sürmüştüm.
garson parçası garson parçası
arkadaşıma atmam gereken mesajı işyeri whatsapp grubuna atarak, şefimin bu konu hakkında nasıl bir yol izleyebiliriz arkadaşlar sorusuna ne bileyim ya diye cevap vermiş oldum. bir de gülücük atmayaydım iyiydi. üzerine bunu on dakika sonra arkadaşımın uyarısı sayesinde fark ettim. bavulumu toplasam mı acaba?
flunk flunk
öğle arası eve gelip yemek yedikten sonra mutfaktaki çöpü atmak için hazırlamıştım. sokaktaki çöp kutusuna yürürken aklım nasıl havaya uçtuysa elimde çöple dolmuşa binmişim ve iş yerine kadar götürmüştüm. kapıda iş yerinden bir abi oo bize ne getirdin diye takılınca elimdeki kocaman poşete bakakalmıştım. hayır ağır da bir şeydi. onu dolmuşta nasıl götürdüm o kısım hala silik bende. çocuk gibi kucağıma mi oturttum ne yaptım. puu allah kahretsin.
nick koymayi unuttum nick koymayi unuttum
bir sözlük yazarını yanlışlıkla whatsap dan aramak sonra neden aradın efendim niye sebebi yok yanlışlıkla diyorum anlamıyor biraz böyle yazarlar herşeye bir neden arıyorlar.sonunda sorunu çözdük ama.
antreneur antreneur
sabah otobüse bindim, oturdum bir yere, açtım spotify'da en sevdiğim listemi, taktım kulaklığımı, gümbür gümbür müzik dinliyorum. yani kendimce gümbür gümbür, 15 dakika falan dinledim, sonra çantamdan bir şey almak istedim, o sırada kulaklığı sadece kulağıma takmış olduğumu, telefona bağlamadığımı farkettim.
bütün otobüs 15 dakika benim playlistimi dinlemiş oldu. hayır kimse de demiyor ki sabah sabah bu ne gürültü, kapat falan diye.
ya müziği sevdiler, ya elin delisine bulaşmayalım dediler.
francesca francesca
bankta oturan 40 yaşlarında bir adam var. yanına oturup arkadaşımı beklemeye başlıyorum. otururken adam bankta hareketleniyor, bana doğru bağdaş kurup gülümsüyor "afiyet olsun" diyor. teşekkür ediyorum. adam beni izleyip hala gülümsüyor. bir şey söyleme ihtiyacı hissedip güzel bir gün geçiriyorsunuz sanırım diye saçmalıyorum. siz de epey yoğun bir gün geçiriyorsunuz sanırım diyor. evet biraz öyle nerden anladınız dediğimde, çünkü benim sodamı içiyorsunuz ama içiniz rahat olsun hiç içmemiştim diyor.
adamın o gülümsemesi, eee afiyet olsun daha daha demek oluyormuş.
yerin dibine girip özür diliyorum ama o utancın tarifi yok.
206 /