yara

3 /
one more cup of coffee one more cup of coffee
radiodervish e ait, hayatımda duyduğum en güzel şarkılardan biri. çok güzel sesli bir kızla düet yapmaktadır şarkıcı. erkek eleman italyanca söylerken kızımızın kullandığı dili tam olarak çözemedim, 6 dile hakim bir arkadaşımın söylediğine güvenerek kızın söylediği kısmın esperanto olduğunu söyleyebilirim.
paylaşım sitelerinde pek bulunmayan, youtube da sadece kısa bir kısmı bulunan şarkı.

güney italya'da kullanılan grekçenin bir lehçesi ile söylenmiş kısmı vardır ki yürek dağlar. güney italya'nın tüm italya'dan ayrı tutulmuşluğu, dik başı bu şarkıda çok ezik ve imdat ister bir tarzda şekil buluyor.

edit: isteyenlerle paylaşabilirim seve seve.
zinzoline zinzoline
sertab'ın, klibinde pek sempatik ve doğal olduğunu düşündüğüm, etkileyici sözlere sahip parçası. algılarımda yanılmıyorsam vokalde levent yüksel'i duyarız. anlamlı bir parçadır. zamanında açılmış kapansa bile iz bırakmış yaraların şarkısı. ne de olsa hep bir iz kalır. o yaranın elinden yalnızca zaman tutar, zaman da yaraları iyileştirmez sadece üstüne yenileri eklendikçe unuturuz. silinmeyen izlere baktıkça içimizi kanatır, geçen yılların ardından hayal meyal hatırlanan anılar. ve sanki bahsettiği kadın -ölüme aşkını anlatan- mahallemizden biridir. o eski evde oturmuş, geçmişi ve aşkları olan, yaşlı bir kadındır... tanıdık bir simadır. her aynaya baktığımız da gördüğümüz türden..
liselle liselle
derinin kendisini onarma sürecini beklemek lazım dedim.dans ederek unutulmaz dedim.dinletemedim.insanı kimliği teşhis edilemez bir ceset olduğunda dişlerinden tanıyorlarsa, ruhlarımızı da yara izlerinden tanırlar çünkü.
ihtimamla bakılırlarsa, pansumanı aksatılmazsa, o yaranın acısını niye çektin ki?bir parça cesaret.acıyla yüzleşmek ve sonra o acıyı bir kenara koyup bağışıklık geliştirebilmek için.
koalamsı koalamsı
mavera grubunun pek güzel şarkısı.solistin çocuk gibi bağırdığı kısımlar(neden çocuk gibi dedim bilmiyorum da,öyle işte) ooof dedirtiyo insana.sözleri de çok güzeldir,şöyle ki:

iki yalnızlıkta iki yalnız
birbirimizden çok uzaktayız
açtığın yaraysa hep benimle
paylaştığımız tek şey belki de

hiç umut olmasa bile
umurumda mı sanıyorsun

yara,yara
sen içimde usulca kana
yara,yara
sen içimde usulca kana

erken çok geç kaldı benim için
senin aşkını ben çoktan geçtim
ne değiştirir ne hissettiğim
benim sadece kendimle derdim

hiç umut olmasa
umurumda mı sanıyorsun
yara,yara
sen içimde usulca kana

sorma, anla
uzağım karşımda durandan
artık seni görüyorum yolun sonundan
kana,kana
sen içimde
depik depik
çamur'un çağlama ismini verdikleri enstürmanla alıp götürdüğü bir parçasıdır. bu adamların müziğini kulakla değil kalple dinlemek gerektiğini hissettirir.
evinin kadını çocuklarının anası evinin kadını çocuklarının anası
küçükken türlü haylazlıklar, sonu yerde biten koşuşturmalar, zıplamalar sonucu oluşa deri üstü zedelenmelerdir. en sevilenleri dirsek ve dizlerde olan bu yaralar aslında çocukların oyuncağı olmuştur zaman zaman.

minik bir sızı gibi hissedilen yere bakılıp akan kanla göz göze gelindiğinde hiç ağlamaya niyeti olmadığı halde göz pınarlarını sonuna kadar acar çocuk ve annesine koşar. annesinden deneyimine göre ya fırça yer, ya da şefkat görür, göz yaşı silinir, avutulur. yarası temizlenir, ellenmemesi öğütlenir. lakin bu öğüt asıl onun aklına en eğlenceli oyuncağı sokan olur.

yalnız kaldığı ilk anda –dirsekteyse biraz zorlanarak- incelemeye başlar. dili istemsiz bir refleksle dışarı kaçar. yarasına dokunur, canı yanar. tam taze kabuğu kaldıracaktır ki daha çok yanar sevdasından vazgeçer.-kısa bir süreliğine-
birkaç gün sonra kabuk kalınlaştıkça oyuncağı daha çok cezp eder onu, eline almak ister. kabuğu kaldırır, yarayı kanatır, canı acır. dişlerini birbirine kenetleyip dilini geri nefesiyle çekip, can acısının en masum sesini çıkarır. kanadığını görünce korkar belki, belki biraz ağlar, belki annesine koşar.

annesine bir yere sürttüğü için bu ayrılığı yaşadığı yalanını ustalıkla uydurur, annesi yara bandıyla korumaya alır. en güzel oyuncağı rafa kaldırılmış gibi üzülür çocuk ve sandalyenin üstüne çıkıp alır gibi kaldırır yara bandını. tekrar kanatır yarasını. bu sever ıslandığı için düştü der, annesi başka önlemler geliştirmeyi dener. hafif ağlamaklı ses tonu, akmış burnu ve nemli gözleriyle tedavisi tamamlanmış odasına yürürken, içten içe bir sonraki koparacağı kabuğu bekler.
her yeni kabuğu özenle hiç sıkılmadan koparır, kanatır çocuk. ta ki yara artık onun oyuncağı olmaktan vazgeçip, kabuğu altına minik ellerin kanatamayacağı deri koyana kadar. çocuk korkar önce, kanının bitmiş olmasından şüphe eder. sonra başka bir yanı kanayınca unutur günler, belki haftalardır en büyük uğraşını.

birkaç hafta sonra sade haşarılığının masum izi kalır zaten. belki büyüdükçe kaybolmaya çalışır ya da ona benliğini katan bir iz olur, kalır.

büyüdükçe yaralanmalar ve kanatılan kabuklar azalır, yerini iç kanamalara bırakır..-hikayesi aynıdır.-
3 /