yarım

1 /
neyapmali neetmeli neyapmali neetmeli
yarımın tek istisnası sözler ve aşktır. ne kadar söylersek söyleyelim, içimizde birşey kalmışsa, sözümüz yarım kalmıştır. tabii bir de aşklar hep zamansız biter ve yarım kalırlar...
venom venom
yenin günün ve öğlenin başlangıcından yarım saat geçtiği için, 00:30 ve 12:30'u ifade etmek için kullanılır.
halbuki 12:00'de çok güzel bir yarımdır, onun neyi eksik.
sanki cazorla sanki cazorla
bu ara adet edindim bir işe başlayıp bitirememeyi.. ne konuştuğum sözü bitiriyorum, yarım kalıyor cümleler ağzımda; ne yazdığım yazıyı.. utanmasam kendimden, ki hâlâ utanıyorum, yürüdüğüm yolu bile yarım bırakacağım.. belirtmem gerek, kendimden kaçarak bunu dahi yapıyorum bazen..

havalar soğudu. kara, kışa dönecek yüzünü artık sabahın altısıyla, akşamın sekizi. ben de bu saatler arasında titriyor olacağım; kanım çekiliyor, dişlerim birbirini dövüyor olacak. yaşayacağım. biraz düşürerek ritmimi ya da aksine ısınmak için artırarak.. tüm bunları yaparken, yine yarım kalacak bir şeyler; bu yarım olma hâli, bir süre daha devam edecek. biliyorum..

bu sabah karanlığa uyandım ve şimdi de bu sabahın gecesinde, karanlığın ortasında oturuyorum. yine yazmaya başladım ve yine yarımlığından bahsediyorum içimdekilerin, çevremdekilerin, içinde bulunduklarımın. bu yazı, tamamlanacak, hissediyorum. ama biliyorum ki yardım etmeyecek tamamlanmasına bir şeylerin. hayat kaldığı yerden, bir gecenin kör yerlerinden ya da bir sabahın ayazından akacak yine, tüm eksikliğiyle. ben de karışacağım giden zamana.

yarımlıklar arasında, tamlamaya çalıştıklarım var. onlar için biraz da direnişim. yoksa bırakırım, gider hayat natamam bir vaziyette. ama yok, halen uğruna çabaladıklarım var, bazen beni bile şaşırtan bir biçimde asıldıklarım, bırakmamacasına. ne kadarı gerçekleşir bilinmez ama ben ediyorum duamı. teslim oluyor, teslim olurken de tamlamaya çalışıyorum arzuladıklarımı.

çok konuşuyorum. şimdilerde, yine eksikliğinden midir bir şeylerin bilmiyorum, açığı kendimle kapatıyorum. en tehlikelisi bu olur bazen, biliyorum, insanın en sarmal haliyle kendine dönüşü en sürprizlisi olur. ama ben bunu yapıyorum, ne olacağını pek de kestiremeden. rahatım yalnız, enteresandır; belki de tüm bu belirsizlik, yarımlık hâli güç veriyor bana, olabilecekleri düşünüp tehlikenin boyutlarını ölçüp tasalanmıyorum bir de. rahatım. huzurlu değilim ama asla..

aklımı kurcalıyor gözümün gördüğü insanların fikirleri. benim hakkımda biraz, biraz ne gördükleri, düşündükleri.. hayata dair kendi içlerinde besledikleri, olsun diye bekledikleri ya da yürekten olmasın diye diledikleri.. hepsini bilmek istiyorum içten içe. i̇çim içime yem oluyor. çıkıp sormuyorum ama, “sen nesin, neyim ben” diye. çünkü farkındayım, konuşuyorum çok. ve biliyorum, bugüne değin pek de bir şey getirmedi bana konuşmak insanlarla “ben” hakkında, “sen” hakkında, “biz” hakkında; konuşup da varamadık bir yerlere, suskulardan başka. o yüzden biraz da, susuyorum şimdi. suskulara varmazdan evvel, daha yola bile çıkmadan.. ama dedim ya, yem oluyor içim içime..

“öyleyse ne yapıyorsun?” diye soracak aranızdan biri, tüm susma çabalarıma karşın benim haykırışıma davetiye çıkaracak. bir iki kıvranıp gürleyeceğim ben de, çünkü serde konuşmak var! i̇nsan olduğumu en çok hissettiren şeyi yapmak, birbiri ardına dizmek sözcükleri, bazen ustaca, acemice bazen.. sonra vurgulamak hepsini bir bir; havaya, âna mıhlamak. kulağına değip de ermek işitenin içine, eritmek; eriyerek karışmak kanına işitenin, “bir” olmak.

tutamayacağım kendimi yine diye korktum şimdi. şimdi kalkıp ayağa, çıkıp dışarı, karanlıktı soğuktu, aldırmadan.. bağıra bağıra anlatmak şimdi, konuşmak içimden geldiği gibi. yarım bırakmadan bu kez.. yapabilir miyim ki? yanıtı bende, aleni hem de; hayır. korktum çünkü bir kez, çünkü bir defa karar verdim susmaya. bilirim uzun sürmez belki ama kendimle şimdi savaşım, her daim olduğu gibi yine benimle. farklıca ama bu kez. ne kadar çekse de canım şimdi sokakta bağırarak, belki fısıldayarak, ama illâ ki anlatmayı içimden geçeni, yapmayacağım. korktum bir kez, bir kez karar verdim ve kaçıncı kez yarım bıraktım yine bir şeyi..

aklımı kurcalıyor ne çok şey, bazen başını alıp gidecek aklım sanıyorum, kurcalanmaktan. sıkılacak, tahammülünün sınırlarında turlayacak, basıp gidecek sonra.. yapmıyor. aklım seviyor da biraz kurcalanmayı, ondan belki. ama fark ediyorum, en çok da yazarken. ne kadar dağıtsam da kendimi, ilgimi, istiyor canım konuşmak. dilim açık etmek istiyor her şeyi, herkese bir bir anlatmak. yarım kalmamak bu kez, tamamlayıp her şeyi, gitmek istiyor içim. biraz yalnız, biraz uzağa, biraz içinde sevdiğimin..

yarım kalıyorum sonra ben yine, bitmiyor başladığım cümle, yürüdüğüm sokak.. susup kalıyorum kendi içimde, yarım..
zsa zsa zsu zsa zsa zsu
yıllarca tam, tek, ayakları üzerinde durabilen biri olduğunuzu düşündükten sonra onun çıkıp gelmesiyle bir şeylerin farkına varmaktır. yar-dan ayrı kalmak yar-ım olmaktır şu garip hayatta.
sylvius sylvius
cem adrian'ın, kayıp çocuk masalları albümünden bir şarkı. "dinle, öl.", "dinle, ölme, sürün.", "dinle, kafayı ye.", "dinlemez olaydım." gibi kısa cümlelerle de ifade edilebilir.

sözleri;

gün doğuyor yavaş yavaş
çekiyor ellerini üstümden gece
yıldızlar düşüyor yavaş yavaş
ağaçlar devriliyor kederden içimde
gün yarım
güneş yarım
yollar, zaman yarım hep yarım
sesim yarım, nefesim yarım
düştüm, kalktım, hepsi bu
hepsi bu.
ellerim yarım
kollarım yarım
düştüm, kalktım, hepsi bu
hepsi bu
şarkılar yarım
sözler hep yarım
acımıyor canım
hepsi bu, hepsi bu
dünya yarım
dualar yarım
yalandı, inandım
hepsi bu, hepsi bu
kalbim yarım
kalbim yarım
rüyaydı, uyandım
hepsi bu, hepsi bu.
cadı kız cadı kız
gece grubunun yeni albümlerinde yer alan 4. parça yanılmıyorsam.

sözlerini yazayım da tam olsun:

yarım aklım bir sana erdi
yarım kaldı sende olsun değerdi
kırmaya yüzsüzleştiğin kalbim
bir tüy kadar hafif şimdi
aklımı senden kaçırınca
gel bana anlatma

zamanım sende dursun
bırak yarım kalsın
ya da al elimde kalan ne varsa

bi düş gördüm ya da o beni gördü
sağır bir gürültü aramızdan süzüldü
kırmaya yüzsüzleştiğin kalbim
bir tüy kadar hafif şimdi
aklımı senden kaçırınca ahh

gel bana anlatma
zamanım sende dursun
bırak yarım kalsın
ya da al elimde kalan
sor sana söyler hayat cevabın bende dursun
bırak yarım kalsın
ya da al elimde kalan ne varsa
gel bana anlatma
zamanım sende dursun
bırak yarım kalsın
ya da al elimde kalan
sor sana söyler hayat cevabın bende dursun
bırak yarım kalsın
ya da al elimde kalan ne varsa

yarım aklım bir sana erdi
yarım kaldı sende olsun değerdi
sleeplessbeauty sleeplessbeauty
yarısı yenmiş bir elmayı tutuyorum sağ elimde. yarısı silinmiş makyajımın. saçlarımla vedalaşmaya vaktim olmadı. birkaç kuşu masallar anlatarak uyutmakla meşguldüm. kızarmış patates ile beslenen serçeler tanıyorum. uyurken parmağını emen orospular. kalbimin yarısı, aralık’ta kaldı. çileklerin üzerine pudra şekeri serpmekle meşguldüm o aralar. saçlarımı kokluyor ve beni kendinden çok seviyordun. beni, çok sevdiğin bir şiiri okur gibi okuyordun. sonra bir şeyler oldu. biri bir fotoğraf çekti. biri şarkıyı değiştirdi. biri siyah bir kedi yavrusu bıraktı kapımıza. mevsim değişti. güneşi öpen bir çocuk tanıyorum. kendini kivi sanan bir genç kız. hepsini sevdiğimi sanıyorum sonra, kalbimin bende kalan yarısıyla. göz kapaklarımı sulu boya ile boyuyorum. sobalı evlerden kaçıyorum durmadan. çimenlerin arasında uyuyan kedilerden korkuyorum. hayatım boyunca hiç tırnaklarımı yemedim. hiçbir zaman ojesiz gezmedim. umursamadım arkamdan ağlayacağı iddia edilen tabaktaki yemekleri ve nefret ettim saklambaç oyunundan. şimdi ise ebeleyecek kimse yok etrafımda. elimde olsa, rujumu tazelerdim. elimde olsa unutulmuş bir dilde ‘seni seviyorum’ diye fısıldardım kulağına. biraz sarhoş olsam, soyunuveriyorum hemen. havva olsam, yaprağımı reddederdim, eminim. telefonum çalmıyor ne zamandır. güzel bir kadından gelen güzel bir mesajı okuyorum yirmi defa. ‘koyununa tasma tak. bilemediklerimizi boş ver. bak kaç yıl oldu hala prensessin bana.’ takvimlerin üzerine tükürüyorum. zaman canımı acıtıyor. tenimi kazıyarak geçiyor zaman. uyuyorum, uyanıyorum. i̇ki yıl geçiyor. uyuyorum, uyanıyorum. yüzümün yarısı yastıkta kalıyor. bilmediğim bir sokağa gidip, tüm zillere basıyorum. kaçarken topuğum kırılıyor. ökçelerim bana ihanet ediyor. arnavut kaldırımlı yabancı bir sokakta yığılıp kalan sindirella’yım şimdi. yıldızlar üzerime basıyor. ay bana sırtını dönüyor. gözlerim kapanıyor. aradan bir asır geçmiş olmalı. biri saçlarımı kokluyor. biri, en sevdiği şiiri okur gibi okuyor beni. açıyorum karanlığa alışan gözlerimi. bana bakıyorsun ve içimde kuşlar kanat çırpıyor. kuşların yarısını avucuna bırakıp, eve dönüyorum. evimde, güvendeyim. duvarlar beni sakinleştiriyor. bulmaca çözüyorum biraz. kafamda eskimiş bir kovboy şapkası. oralet içip kendimle konuşuyorum. tatile çıkmayı özlesem, küveti dolduruyorum. annemi aramak istediğimde, tori amos dinliyorum. i̇ki şehir değiştiriyorum gözlerinin rengini unutmak için. i̇şe yaramıyor. kelebekler sıkışmış okuduğum kitabın sayfaları arasına. yaşlanıp turşu kurmayı hayal ediyorum. hayallerimin yarısına kar yağmış. neden aramıyorsun beni? beni neden aramıyorsun? beni aramıyorsun, neden? … kendimi tekrarlıyorum. yavruağzı bir küçük kadınım şimdi. abla rolü yapıyorum. kendimi anne sanıyorum. mahallenin orospusu olmak ile imamı olmak arasında kararsız kaldım. yarımı camiye bırakıyor, yarımı geneleve armağan ediyorum. japonca yazılmış günlükler tutmak istiyorum. pusetinde uyuyan minik bir bebeği gizlice öpüp kaçacağım sanırım. kafasına fes takıp fotoğraf çektiren turistleri kovmak istiyorum bu yarımküreden. kırmızı bir kuştüyünün bir elmadan daha pahalı olmadığı bir gezegene yerleşmek istiyorum. yeryüzündeki amaçsız gülümsemelerden rahatsız oluyorum. entelektüel görünmek için yol boyunca aynı kitabın aynı sayfasını boş gözlerle süzen otobüsteki keçisakallı adama, ilk durakta inmesini söyleyeceğim. nereye gittiğini bile bilmediği otobüslere, üçüncü durakta inmek için binen adamlar tanıyorum. kaldırımda oturmuş, bir sokak köpeğinin kahverengi tüylerini okşuyorum. rüzgâr, kokunu bana taşıyor. yanaklarım ıslanıyor biraz. i̇lk hangi şarkıda seviştiğimizi düşünüyorum. bana aldığın ilk hediyeyi. sesini ilk duyduğum anı. beraber ilk yılbaşımızı. ettiğimiz ilk kavgayı. dişlerimi sıkıyorum mutsuzluktan. kahverengi bir sokak köpeği, gözyaşlarımı silmek için yanaklarımı yalıyor. “bir şeyler olur, biter.” diyen adamlar tanıyorum. “düşünme, geçer gider.” diyen kadınlar. işıkları söndürüp yorganı başıma çekiyorum. aklımın yarısı, siyah beyaz bir fotoğrafta kalıyor…


la ısla anita yarısı yenmiş bir elmayı tutuyorum sağ elimde. yarısı silinmiş makyajımın. saçlarımla vedalaşmaya vaktim olmadı. birkaç kuşu masallar anlatarak uyu... la-isla-anita

not: link reklam amaçlı değildir. kaynak göstermeden kopyalandığı gerekçesiyle siliniyor diye, tedbir. yazı da sayfa da bana ait olduğundan, problem yok.
1 /