yarısı yenmiş yiyecekleri toplayan vatandaş

üç hürellerin dördüncüsü üç hürellerin dördüncüsü
lebalep toplanan ve düzenlendiği şehirlerde covid-19 salgınını patlatan akp il kongrelerinden izmir'deki kongrede yaşanmış ve gözlerden kaçmış bir trajedi. yarın bir gün hepimizin başına gelebilecek, çok acı bir trajedi.

izmir il kongresine gelen bir vatandaş, orada görevli polislerden izin isteyerek salonda yarısı yenmiş sandviçleri, poğaçaları ve ekmekleri bi torbaya doldurup gözden kaybolmuş.

toplumsal mahvoluş, partinizin ayağının dibine kadar gelmiş, izmir'de, ülkenin refah seviyesi en yüksek kentlerinden birinde, hala mı gözleriniz kör, kulaklarınız sağır milletin feryadına?

türkiye, vatandaşına ekmek kırıntısı ile beslenen kuş muamelesi yapanlara mecbur değil. türkiye bunu hak etmiyor.
abcgazetesi.com
anabacı vokke anabacı vokke
bakın 90'ları yaşadım. hiç güzel zamanlar değildi. güzel anmamızın sebebi bugünden iyi olması... ha bir de ben çocuktum, çoğumuz çocuktu. saftık, masumduk onu güzel hatırlıyoruz işte...

türkiye'de hiperenflasyon vardı. z kuşağının bilmediği bir şeyi söyleyeyim, market alışverişinde asla aynı kalem malı aynı paraya alamazdınız. illa ki zam gelmiş olurdu. bir de istanbul'da ev sahipleri kiraya her ay enflasyon oranında zam yapardı ki of ki offf... o dönem hayat pahalılığından çok zengin olmayan herkes bir şekilde etkilenmiştir. bir de buna altyapı hizmetlerinin bugüne göre çok daha kötü olmasını ekleyin. ha bire sular kesilir, elektrik kesilir. istanbul'da kolera salgını çıkar, banyo yapamazsın. üstün başın kokar bari bir hava girsin, güneş görsün de mikrop kırılsın diye saokağa çıkarsın. belediye zaten çöpleri bile toplamadığı için dışarısı senden bile kötü kokmaktadır. her 90'lar çocuğu yoklukla sınanarak büyümüştür. istanbul'dan sonra anadolu'ya geçtim, anadolu'da bu denli yokluk yoktu. çünkü ne hayat o denli pahalıydı ne de çarpık kentleşme o denli yoğundu. ama bu sefer anadolu'da da birçok ürün ve hizmete erişemiyordunuz. bugünkü gibi her şeyin her yerde şubesi yoktu. metro'dan alışveriş etmenin hala lüks olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. ama umutluyduk, bir gün avrupa birliği'ne girecektik. orada ne varsa bizde de olacaktı...

neyse sonuç olarak diyeceğim şey şu, enflasyonun %80'leri gördüğü o günlerde bile şu açlık yoktu. yokluk vardı ama açlık yoktu. yani ne dyp il kongresine gelip yarım sandviçleri toplayan insanlar görürdünüz, ne de cebimdeki tüm para 3 lira o yüzden işkur'a yürüyerek geldim diyen adam... hele istanbul'da bir insanın hem ekmeğe hem dolmuşa verecek parası olurdu, e-5'te su satar gene olurdu. o işkur'a 3 saat yürüyerek gelen adam haberinden sonra aklıma geldi, devrimciliğe 12 eylül'den sonra "dewam ke" demiş bir abimize sordum. "abi" dedim, "biz 90'larda biraz steril yaşadık sonuçta. siz sonuçta toplumun en yoksul kesimi arasında çalışma yürüttünüz. var mıydı böyle bir yoksulluk" dedim. "sadece kürdistan'dan gelenlerle karşılaştırılır" dedi köyleri boşaltıldığı için metropole yığılan kürt yosullarını kastederek. "ama" diye ekledi, "onların bile ekmek alacak parası vardı". şu an yoksulluk değil düpedüz açlık var. dediydi ya bir akp milletvekili "kuru ekmek buluyorlarsa" aç değiller diye. aslında onu da bulamıyorlar...

tarımda çöküşün faturasını şimdi ödüyoruz. 90'larda en zenginin bile köyden gelen hububatı vardı. gecekonduların bahçesinde kümes vardı, yumurtasını oradan yiyordu adam. anneanemin küçümen bahçesinden bile hıyar ve marul ekilebiliyordu, şimdi köylerde bile ekilemiyor belki...

şimdi kentlere yığıldık, kentleri de kasabalara benzettik. ne köyden gelen salçamız var ne de "bizim beye hediye gelmişti dar geldi delikanlıya uyar belki" diye kapımızı çalan halden anlayan komşularımız.. yani mesela 90'larda bizim ekonomik olarak çok sıkıştığımız günler oldu, dayım destek olmak istedi. bizimkiler kabul etmedi ama sorması bile destekti ya, iyi hissettiriyordu. şimdi yoksullluğu da açlığı da apartman dairelerinde tek başımıza yaşıyoruz. ne bize sahip çıkan konu komşumuz, akrabalarımız var. ne de hakkımızı arayalım desek sendikamız... 90'ların bir diğer önemli farkı da buydu. memursan kesk'in vardı, resmen kzıılay'da dövüşe dövüşe kurulmuştu. biraz olsun arttırıyordu maaşını.. işçiysen gene bir araya gelip hakkını arayabiliyordun. kimi türk-iş sendikalarının bile tabanın zorlamasıyla greve gidip, iyi kötü ekonomik kazanım elde ettiği vardı 90'larda... bugünü ağırlaştıran bir diğer faktör de türkiye toplumunun örgütsüzlüğü. bugünkü örgütsüzlük 12 eylül'den sonra bile yaşanmadı.

yani milletin ne dertleşeceği dostu, ne destek olan mahallelisi akrabası var. ne de sokağa çıkıp hakkını arayacağı örgütlülüğü... ondan sonra evlere kapanıp intihar ediyoruz işte...

offfff sözlük, her şey o kadar ağır ki. 12 eylül günleri bile bu kadar umutsuz olmamıştı. kentteki yoksulluk köydeki yoksulluktan her zaman daha vahşi bir de...
3