yaşamak

2 /
easy company easy company
yaşamak, adı için yaşamak
her nefeste adını solumak
ve düşmek adı için bin kere
ve düşmek sevdasıyla toprağa

kuşanmak örtüsüyle imanın
karardır, yoluna gönül vermek
korkudur umuduyla beslenen
özlemdir, adı için kavuşmak

yaşamak, adı için yaşamak
her nefeste adını solumak
ve düşmek adı için bin kere
ve düşmek sevdasıyla toprağa

(bkz: ömer karaoğlu)
(bkz: adı için yaşamak)
tuygun tuygun
insanların dibisinin köküsüne kadar yaptığı ancak bir kere oturup da neden yaptıklarını düşünmedikleri eylem.
blinkin blinkin
hayatın ayrıntılarındaki güzellikleri farketmektir yaşamak.mutlu olabilmektir sevdiğinin yerden koparıp verdiği bir çiçeğe bakarken.sevdiğin şarkı çıktığında gülümsemektir.sevebilmektir.sevilebilmektir.kötülüklerin farkında olup,her zaman tetikte davranmak ama aldırmadan devam etmektir yoluna. bugünün değerini anlamak,dünü unutmamak,yarını düşünerek bugünü değerlendirmektir yaşamak.derin bir nefes alıp suya dalmak, çıktığında havanın olağanüstülüğüne şaşırmaktır.yüreğinin kapılarını herkese açık tutmak,ama tokmağını herkese vermemektir.ağırlıklarından kurtulan bir balon gibi göklere yükselmek,özgürlüğü tatmaktır bir kez de olsa...yaşamak! öylesine doğup büyüyüp ölmek değildir ki...bu hayatta iz bırakmak gerek yaşamış olmak için.birilerinin yüreklerine adını kazımak, birilerini mutlu etmek, birilerini mutsuz etmek belki.. her şey zıttıyla var olur.hep iyi şeyler yapmak mümkün değil tabiki.ama yapmaya çabalamak bile yaşamış olmak için yeterlidir...
the world is mine the world is mine
istediğin yere gidip,istediğini yapmak,eve istediğin saatte gelmek,sevgilinle hoşça vakit geçirmek,ailenle birşeyler paylaşmak,tüm derslerini vermiş olmak,ev işlerinde az da olsa annene yardım etmek,annenin aşure yapışını izlemek vs. vs.
vesalius vesalius
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani, o derecede, öylesine ki,
meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut, kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.
(nazım hikmet, 1947)
charlie charlie
yaşamak; kişinin seçemediği başlangıcının seçilebilir sonucudur. yaşamak; bir seçim yapmaktır. yaşamak; kişinin yaptığı en cesurca seçimlerden biridir. yaşamak bir tür inattır; yalnız, yoksul, eksik olmayı/kalmayı/ölmeyi göze alarak...
why georgia why georgia
ve bir an durduğunu hissedersin hayatın boyunca esen rüzgarın, dingin bir ruh haliyle görmek istersin uzaklarda bir denizin mavisini, seslenmek istersin en uzaktaki yıldıza, dokunmayı istersin o çok sıcak dedikleri güneşe, bir deniz yıldızının gözünden görüp bilmek istersin ne olup bittiğini dünyada. evet belki bir insan gibi değil de biraz daha farklı bir bakış açısıyla yakalamak istersin hayatı bir yerinden.

aniden hiddetlenmeye başlar rüzgar tüm ruhunu savurup götürmek istercesine, vermek istersin ona tüm istediğini, belki alıp götürmesini beklersin ve dalgaların hışırtısını en rahat duyabileceğin yere bırakmasını istersin bu bedenden kopmuş ruhu, o bedene sahip olmak dahi istemezsin önünde uzanıp giden yeni hayatında. ilk defa gerek de duymuyorsundur belki bu kıyafete...

gereğince yaşayamamışsındır belki hayatı ama yaşayacaksındır elbet, sence sonu yoktur bu hiç bilmediğin geleceğin. melankolik bir tavırla seslenirsin dalga hışırtılarının duyulduğu sahil meyhanesindeki garsona herkese istediğini getir diye, bir deniz yıldızı oturuyordur karşında, yanında güneş ve yıldız. yıldız ve güneş gökyüzü sipariş eder, deniz yıldızı bir şey istemez, tek ricası vardır senden; o da kendisini hafifçe denize iteklemendir. sana da tek bir şey kalmıştır, rakı dersin.. evet bir duble rakı.. sonra istediklerini yaparsın masadaki arkadaşlarının. bir de bakarsın yalnız kalmışsındır... hiç tanıyamamışsındır bu yabancı dostlarını, görememişsindir onların gözünden dünyayı...

rakı gelmiştir masaya, nasıl içeceksindir? bu ruhla mı? kolların nerededir? zaten keyfin de kaçmıştır. rüzgara rica edersin bedenime geri götür beni diye... kafesime geri götür diye...

dönersin ve bu hayal dünyasından birden çekip alırsın kendini, budur yaşamak, hayallerle var olabilmektir, var oldurabilmektir bu bedeni dünya denilen yerde. hayaller de olmasa yaşamak mı denir bu mücadeleye?
ohannesburger menu ohannesburger menu
yaşamak nedir

yaşamak bir denizdi önceleri
şimdi olsa olsa yalnız sevinçtir
ne acılar ne gözyaşları
onun güzelliğini silebilir
kayaları ellerimizde ufalayarak
kurduğumuz küçük evlerde
küçücük devler gibi ölesiye seviştik.
ağaçlar diktik çocuklar büyüttük
savaşmayı ve paylaşmayı bildik
doğrudur her zaman bir şey eksik
doğmadan ölmeye benzer
bir şey var içimizde
inancı ve sevdası bize yeter
ürkek bir gidiş gelişte
benim sende aralıksız yaşadığım
bilgelerin kitaplarda tanımladığı
sonsuzluk budur işte

afşar timuçin
2 /