yaşamak için sebep

sevgili jane sevgili jane
annem babam bana çok masraf yaptılar yazık şimdi ölmek olmaz.

doğduğumda yaşamaz ölür demişler bir sürü uğraş/masraf, çocukluğum kazalarla geçti yine bir sürü hastane/masraf, e bunun okulu, dershanesi, şusu/busu bi yatırım var sonuçta ortada pıt nasıl öleyim?

gönülleri olsun diye yaşıyorum işte
2
kaktus ve papatya kaktus ve papatya
bir gün bütün bunların
nedeni anlaşılacak.
bütün acıların, bütün olmazlıkların üstünü örten giz perdesi kalkacak.
ama şimdi, yaşamak gerek.

- adalet ağaoğlu, yaz sonu
huxoo huxoo
aslında yaşamak için hiç bir sebep yok. "neden yaşıyorum?" sorusu her bireyin kendisine belli bir dönemden sonra yöneltiği bir sorudur. bu sorunun cevabı ise yaş artışı sonrasında elde edilen özelliklerin, amaçların ve sorumlulukların getirisinde oluşturulur.

kazanılan özelliklerin kullanılmasıyla birlikte birey bu olaydan "zevk" almaya başlar. zevk ise yaşamaya dair teşviktir. birey var olduğu çevrede özelliklerini sergilmesi ve bundan artı toplaması sonrası zamanla bilincinde zevk katmanları oluşturur. bu oluşum bireyi özelliklerini gerçekleştirmeye iter ve eylemler sonucunda yaşamasının sebebini zevk katmanlarından geçiş olduğunu saptar. geçişse tamamen kazandığı özellikler ile ilişkilidir. birey beyninin kendisine yaşamak için oluşturduğu kılıfın anlamının, kazandığı "özellikleri" olduğunu kavrar. yani özellikler bir nevi kandırmacadır. gitar çalabilmeniz, şarkı söylemeniz veyahut resim yapabilmeniz kişiliğinize dair kazanılmış özelliklerdir ve bunlar yaşama sebebi olarak görülür. ama burada tuhaf olan bu niteliklere önceden sahip olunmaması ve gerçek olansa bu niteliklerde zamanla kötüleşmek. anlık olarak salgılanan hormonlarımız bu özelliklerin yaşama sebebi olduğunu düşündürür ama bu gerçek değildir sadece yanıltıcıdır.

bir bireyin yaşamasının sebebi amaçlarıysa o birey zaten ölmüştür. çünkü iki bireyin çiftleşmesi sonrası biyolojik bir sürecin olağan ilerlemesi sonrası istemsiz şekilde dünyaya gelirsin. bu süreç dünyaya gelecek birey tarafından engellenemez. elbette daha sonra karar veremeyecek kadar aciz bir durum olan bebeklik evresinden çocukluk evresine kadar başkaların komutlarında ve kararlarında hareket edersin. yani ortada daha sen yoksundur. seni sen yapan başkaları vardır. birey kendi kararlarını almaya gençlik döneminde başlar ve kendi amaçlarını oluşturması bu şekilde başlar. ama sorun şu ki, kendi kimdir? ve gerçekten kendi amaçları var mıdır? yoktur tabikide. oluşturulan amaçlar yaşama sebebi olamaz çünkü bunlar kendi ismini, ırkını, dilini ve cinsini belirleyememiş bir bireyin başkaları tarafından planlanmış bir yaşamın içinde olduğu gerçeğinin altında ezilir. ki amaçların genellikle gerçekleşmemesi de yaşama sebebinizin bu olmadığına dair size işarettir.

sorumluluklarsa bireyi yaşamaya zorlayan görevlerdir. sorumlu olduğunuz bir olay sizi bilinçsiz olarak manipüle eder ve kendinizi ona bağlarsınız. bu bağlılık sizi yaşamanızın sebebi olup olmadığını sorgulamanızı engeller. bu buhranın en tehlikelisi olan ailedir. aile bir sorumluluktur ve getirisinde sizi yaşamanız için zorlar. zorunluluk ve bağlılık ise küçük yaşlarda empoze edilen aile kavramı sonrası kalıplaşır. sorumluluklara daha bir çok faktör eklenebilir.

bireylerin yaşamalarının tek gerçek sebebi, neden yaşadıklarını sorgulamaya başladıkları sürece geldiklerinde her şey için çok geç olduğunun farkına varılmasıdır.
polia polia
hayat güzel de ondan. ne olursa olsun nefes alıp vermek, mis gibi doğa kokusu, insanlar hayvanlar falan güzel yani.

yaşıyoruz bu hayatı.

bir de tabii ki en büyük sebep evlattır evlat.