yaşlı insan özgüveni

gamlı baykuş gamlı baykuş
gerçekten birazına sahip olmak istediğim özgüvendir. bende birazcığı olsa ortalığı yerinden oynatırım. tamam, abarttım, ortalığa bi şey olmaz ama bu kadar loser da olmam bence.

mesela toplu taşıma aracına biniyor amca, sanırsın ki son model mercedesine binmiş, birisi kapısını tutmuş, eline gazetesini vermiş, yanına kahvesini koymuş. amca o kadar cool tavırlar içerisinde yani. ola ki görmedin ve yer vermeme gafletine düştün, vay haline. amca otoritesini öyle bir hissettirir ki, özrünü diler amcayı hemen yerleştirirsin makamına. sonra da az önceki huysuz ihtiyar gider, karşısında gördüğü bebeği fütursuzca seven dede gelir. hiçbir çekincesi olmaz bebeğe; "yerim seni" diye bağırırken. sen ben gibi yurdum insanı sessiz sakin göz kırparken, amca baya ortalığı inletir "götünü yerim senin." diye. bizde ne gezer öyle özgüven.

mesela sokakta sen kedileri severken etraf deli sanmasın diye sakin sakin takılırken amcalar, teyzeler "ayy siz nasıl güzelsiniz, ısırırım sizi" diye bağırabilecek özgüvene sahipler.

benim gibi yurdum insanları ortalık yerde selfie çekmeye utanırken, amcalar teyzeler seni yoldan çevirip; "yavrum beni şu havuzun başında çekiver." demeye de hiç çekinmezler.

özetle yaşlı insanların ciddi bir özgüveni vardır.
frijit bardot frijit bardot
bildiğimiz, utandığımız her türlü özgüvenden daha utandırıcı özgüvendir bu.

yaşlıları genel olarak bir düşünelim. ne yapıyorlar abuk subuk konuşup, yüz yıllık bildikleriyle hayat dersi vermeye kalkıp dünyayı kurtarıyorlar? senin o bildiklerin tedavülden kalkalı çok oldu yaşlı. bilmeden konuşma cesaretini nerden alıyorsun sen?

insan içinde geğiriyorlar mesela. hiç utanmadan, sonunda bir de çok şükür diyorlar. bunu akıl sağlığı yerinde olan birinin yapması mümkün mü sorarım size? ağızlarını şapırdatarak yemek yiyorlar. yanlarındaki insanlara verdikleri rahatsızlığı hiç umursamadan.

sokakta, banklarda, parkta bahçede ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarıp oturuyorlar. ben senin pis ayak kokuna neden maruz kalıyorum. nerde insan hakları? yolda giderken sesli sümkürüp parmaklarıyla yere atıyorlar. bu skill gençlerde yok belli bir yaştan sonra ekleniyor bünyeye. yola balgamlarını tükürüyorlar. normal bir hareketmiş gibi. hiç istiflerini bozmadan. benim gibi genç ve sağlıklı biri gidip bunların hastalık saçan sümüklerine, tükürüklerine basabiliyor yanlışlıkla. nerde benim sokakta huzurlu bir şekilde yürüme hakkım?

yaşlıların her hareketi, her sözü dünya kendilerine aitmiş kimse onları sorgulayamaz, ayıplayamaz gibi gördüğünüz üzre. rahatlığa bak. ben sokağa çıktığımda kimseye rahatsızlık vermemek için kırk tane şeye dikkat ederken bunların yaptıkları her şey falsolu. kendileri farkında bile değilken biz onlar adına utanıp daha fazla nefret etmekle yetiniyoruz.
6
son görev cenaze hizmetleri son görev cenaze hizmetleri
en çok da yaşlı teyzelerde görülen durum.

bunlar zamanında hiiç sevişmemiş, oral yapmamış gibi bilge bilge konuşurlar. halbuki o ağarmış saçların, bembeyaz pamuk suratlarının geçmişinde ne azgınlıklar, ne ateşli olaylar döndü kimbilir.
clawsurneck clawsurneck
buna sebep iki belirgin etken var. birisi ölüme gerçekten epey yakın olduklarını artık az zamanları kaldıklarını bilmeleri. mesela size bir hafta sonra kesin ölüyorsunuz deseler? tüm doğanız değişir? kimseyi takmazsınız? hatta her türlü deliliği yapacak hale bile gelebilirsiniz? (karakter yapınızla orantılı şekilde) en manyakça şeyleri bile bir anda utanmadan yapar hale gelebilirsiniz. kim me düşünmüş etmiş umurlarında olmaz. bu büyük etken.

diğeri de hormonel olarak bir çok şey vücutlarını terkettiği için, kendilerini hayattan tat alamaz, işe yaramaz, anlamsız hissettikleri bir halde bulabiliyorlar. (bu üzücü ve hüzünlü bir şey aslında ama yine de öyle olmaları gerekmiyor.) yine karaktersizlikleriyle orantılı şekilde bu durumun acısını başkalarının yaşadığı güzel şeyleri baltalamakla, bir şeylere tepeden bakmakla, huysuzluklarına vurarak çıkarmaya çalışıyorlar. bir nevi onların zihinsel haz mekanizmaları sadistçe bir şekilde bu olmaya başlıyor.
armut desen çıkarım armut desen çıkarım
kendini beğenmekten ziyade, zamanla insanlara kendilerini beğendiremeyecekleri gerçeğini kavramalarından, ya da böyle kaygılardan arınabilmelerinden gelen bi rahatlıkları var ki yaş aldıkça kendimde de bunu görüyorum.
eşekhırsızı eşekhırsızı
özellikle düğünlerde kendini gösteriyor.

bir akrabamızın kızları, kısacık elbiseler giymişler. ikisini de severim, evliler ve mutlular. yeni evliler hatta. neyse, pistte maaile oynuyorlar mutlu mesut, aynı masada oturduğumuz bir akrabam ( oldukça yaşlı ), düğün bitip, eve dönünce bana aynen şu yorumu yaptı:

atıyorum ayşe' nin kızlarını hiç beğenmedim, ı ı hiç hiç beğenmedim. hani tahmin ediyorsunuzdur, kinayeli ve kınayıcı bir tonlamayla. bu ahlak bekçiliğini ona öğretenler utansın, gerçi çoktan bu dünyadan göçtüler. bunu geçtim, hangi hakla bunu yapabiliyorsun? neye güveniyorsun? nereden biliyorsun öyle torunların olmadığını, olmayacağını. öyle olmak ayıp mı?

ya allah aşkına biri şu topraklarda hoşgörünün içselleşmesi için çalışmalar yürütsün. salt amaç bu olsun, benim beynimde kalıcı iz bırakıyorlar.

yaşlılara acilen bir makul fikirler dopingi lazım.

mesela bir de şu var:

ben işsizim. babaannemle, dedem oturuyorlar beraber yine bir gün ve ben de yanlarına gidiyorum. naber, nasılsın faslından sonra konu tabii ki iş noldu sorularına geliyor. ben de hala ses seda yok dedim ve babaannem "olsun bak biz 70' lerdeyiz, hala ölmedik" dedi.

dedem de şu konuya parmak basmadan edemedi. eskiden oldukça kilolu bir kız idim. şu an oldukça iyi bir görünüme sahibim. çok fazla kilo verdim, sevgili dede bunu fark etmiş olmalı ki "işte şimdi kız gibi olmuşsun" dedi. 27.5 yaşındayım, sanırım bunu unuttu. yani herhangi bir şey ile açıklayamıyorum.

velhasıl bu ikili, bu travmayı 2 dk içinde yaşattı bana. neyse şimdi iyiyim.