yazarların düşündükleri

1 /
kartanemderdibana kartanemderdibana
kuzenim geçen sene iş yerinden bi elemanla dünya evine girmişti. öylesine bi göz gezdirmek adına uzun zamandır kullanılamayan hesabıma giriş yaptım ki o da ne; kuzen yeni doğmuş biricik bebeğiyle,eşinin kardeşinde kırk uçurmada.nasıl bi andı bilmiyorum,sanki yer çatlarcasına yanan yaz gecesinde, başını kaldırıp da kırmızıya çalan gökyüzünü gördüğünde,yıldızların çokluğu ve o cehennem alevi rengi aklını başından alır ya,sanırım en güzel anlatımı buydu. ilk defa hiç kafa yormadığım bi şeyi düşündüm.insanlar hayatlarını inşaa etmişler, aileleri var,sevdikleri var ve ben zamanında tüm bunlara düşünmeden tercih ettiğim ideallerim uğruna,yapayalnız ellerimle,sevdikelrimden çok uzakta geleceğimi inşaa etmekle meşgul vaziyetteyim.anlık bi belirtiydi beynimdeki,dünyanın ne kadar kısa ve güzel olduğuna dair. o kadar dalmışım ki amaçlarıma, burnumum ucunda yaşamı kaçırdığımın farkına dahi varmamışım.garip bi sızı kapladı içimi. sanki lamel üzerindeki sinire, etken madde damlatınca, ince çizgi gibi parlayıp, belirginleşip iki uca sonsuz ilerleyişi gibi, ince ve hızlı olup bitiveren. ben de, dedim.. ne şekilde toplandığı belli olmayan saçlarımı salıp, bi elimde sevdiğim tek derdim günü nasıl geçirmek diye düşünen klasik bi türk kızı olabilirdim. ama ben en zorunu seçtim. aslında gençken,sinirleriniz henüz yıpranmamış, hayat hala toz pembe bi bulutken,ortasından yarılıp size minik kırmızı kalplerini akıtaduran,kendisine henüz sahip olmadığınız geleceğinizden ve elinizde duran mutlulukla iç içe geçmiş sevgi zincirinden bihaber, belki fazla iddialı, çokça anlık düşünen,heyecana heves etmiş bir küçük kelebek olabiliyor insan.
pişman mıyım peki? onu da düşündü bu yazar. yine gelsem yine bu kız olurdum ben, bu olmak isterdim. çünkü diğer hayatımı yaşasaydım, ben ben olmazdım, yiterdi kişiliği bu kızın.
o yüzden dedim, bi nefes çek devam et. sana göre değildi o yol, öyle olsaydı eğer şu an burda olmazdın. malum lügatta bizlere vahyedildiği gibi, hayatta keşke yoktur,olması gerektiğince olur her şey.
sonra bu şarkı çıkıverdi karşıma. ona da biraz kafa yordum.

kartanemderdibana kartanemderdibana
gün gelir unuturum belki dedim kendi kendime,kalksam kara kaplıya karalasam dedim, belki yırtar atarım, ordan oraya taşınırken sağda solda kalır unutulur belki dedim, temmuzun on altıncı gününün bu dinmez yağmuru altında gaza geldim döktürmek istedim belki neyse işte burdayım bi sebepten.
düşünmüyodum aslında yaşıyodum kendimce, sonra biraz önce su kaynarken, oğlak burcu siyah kupama iki tatlı kaşığı kadar kakao koydum, dedim eğer ben kendime güvenebilseydim ve sana, ve az da olsa inanabilseymişim bize, sen de yanımda olurdun birlikte uykusuzluğumuzu sıcak kakaoyla geçiştirirdik şu an. sonra işte aklıma sana dair sözler, özellikler falan geldi. fark ettim ki bazı eksikler var artık hatırlayamadığım. fark ettim ki, zamanı gelmiş, unutuyorum artık seni ben. üzüldüm sonra bu yürek acısı iyiydi dedim, en azından sigara yakmaya sebepti, gecenin bi vakti kalkıp uykusuz dolanmaya, balkona çıkıp gökyüzüne bakmaya, nedendi aklıma seni getirerek uykuya dalmaya, rüyama girsin diye yüzün. 'unuttum artık oh!' derim diyodum. üzülüyomuş insan demek. neyse sonra dur bi sigara yakiim dedim, hiç canım istemedi. saymak geldi içimden sana ait olanları, aklımda kalan, manga-cevapsız soruların akustik versiyonunu en üst sıraya koydum, bu parçanın çıkış yılına baktım sonra, 2012'ydi. tam ben 2. sınıfta falanken sen merhaba demişsin demek bana. gülümseyemedim ama. çünkü artık umudum yok, eskiden olsa, içimde nasıl olsa diyodum, bugün olmazsa yarın illa ki yine birleşiriz. hep öyle olmadı mı zaten, hep başkalarında tamahkarlığımızı sindirmeye çalışıp çalışıp yine return etmedik mi ve her geridönüşte ikimiz de birbirimizi aynı yerde, aynı şekilde bulmadık mı. ama artık öyle değil. he bi de seninle izlemeye koyulduğumuz ama izleyemediğimiz,daha doğrusu benim seni ektiğim ve izlemeyi hep ertelediğim o filmi izledim-the kingdom of heaven. sensiz bi anlamı yoktu ama çok beğendim. sana söyleyemedim ama, sen varmış gibi kendi kendime çıkardığım ana fikri fısıldadım-insan ruhuna küsmemeli, ruhunu kendine küstürmemeliydi. halk için savaşılması, herkese kendi hayatı için şans verilmesi,herkesin tek bi amaç için tek yürek oluşu ve bu amacın madde değil insan hayatı oluşu, insanın insan için var olduğunu bize yeniden hatırlatıyor ve insan yaşamının her şeyden evvel gelişini vurguluyordu. müslüman, hristiyan ya da her neyse aslında herkesin bir tanrısı vardı, sadece herkesin ona tapınma ve inanma şekli farklıydı ve buna saygı duyduğun an insanlık mertebesine ulaşmış oluyodun işte.-
hobbit'i çok sevdiğin, sinemada vizyona girdiği gün koşa koşa izlemeye gidişin, yüzüklerin efendisivari kitaplara olan ilgin, ağır sınav dönemlerinde bile kendine zaman yaratıp romanlarına devam edişin ve hayal dünyasına olan bağlılığın, hep bu dünyadan olmayan birilerinin yanımızda yaşadığına olan inancın..
sonra...
the civil wars- dance with me to the end of love
son konuşmamızın ardından paylaştığın the civil wars-same old
üç harflilerden tırsman. -hatta sırf karanlıkta oturmayı seviyorum die benden bile-
eti cin i önce kenarlarındaki bisküvi çerçevesinden yemeye başlayıp ortadaki jöleli kısmı sona saklaman.
eti puf manyağı olman.
sabahları sokaktaki simitçi çocuktan-o kadar canın çekmiş olmasına rağmen-hijyen konusundaki tereddütlerinden dolayı bi türlü simit alamaman.
kedilerden korkman.
labradorlara olan sempatin. -sun-
çello ve viyolonsele olan aşkın.
bu kış teşhisi konan haşimoto hastalığın. -patofide hoca söylediğinde direk sen gelmiştin aklıma-
basketbol maçların.
bi sabah yürüyüşünde benim sana gönderdiğim şarkıların sana eşlik edişinin ardından - seninle yürümüş gibi oldum demiştin bana-
bi gün 'uurcan dede' olma hayallerin.
doğum tarihin kalmış bir de, elime oğlak burcu kupamı alınca- gerçi her elime alışımda o kupayı- 12 ocak 1990, demiştin ya bana, tanrı 7 gün sonra benden daha mükemmelini yarattı seni yarattı.
arctic monkeys-are you mine? 'ı sana her yollayışımda -bi dk. benim misin şimdi?- heyecanın
ve do i wanna know'dan alıntı durum güncellemen -busy being yours to fall for somebody new-
senden bana kalanlar bunlar olmuş. aslında bundan bilmem kaç hafta önce daha fazla sayabilirdim.
mr and mrs smith' de brad pitt bi yerde şöyle diyordu angelina'ya:
-ilk beni gördüğünde ne düşünmüştün?
+sen söyle.
-noel sabahı gibi olduğunu.
+neden bana bunu şimdi söylüyorsun?
-sanırım sonuna gelince başını hatırlıyorsun.
bundan daha iyi içinde bulunduğum şeyi anlatabilecek bişi düşünemedim.
aslında vedalaştık seninle öyle değil mi?
dur bakiim tam tarihi neydi...? bundan bi 15,17 gün önce olması lazım, yani ayın biri ya da ikisinde.
'tekrar merhaba ve tekrar hoşça kal' demiştin.
bu vedalaşma biçimin de hoştu açıkçası, ne yalan diyim içten içe nasıl da beklemiştim o efsane kelimeyi kullanmanı,nasıl da merak ediyordum - acaba hala aklındaki kız aynı kalmayı başarabilmiş mi diye ki;
beklediğim efsane cümle geldi.
'çünkü sen kartanesisin.' swh.
aslında seni hiç tanımıyorum shakespeare. teninin kokusunu, sesinin tonunu, boyunun kaç olduğunu,ayak numaranı,en sevdiğin rengi.. bu ve benzeri fiziksel hiçbişi bilmiyorum sana dair.tek bildiğim maneviyatın.
ve tam unuttum dediğim yerde, aslında içten içe yine biliyorum, ayrılanlar hala sevgili. çünkü ayrılık da sevdaya dahil. avutuyorum yine istemsiz kendimi -bi tek biz varız güzel öbürleri hep çirkin,ancak senle olunca varım ben-
içimde bir istanbul var.belki bigün sen de geçersin köprülerinden diye yakıp da yıkamıyorum söküp atamıyorum içimden.
tekrar merhaba ve tekrar hoşça kal. ben kendim seçtim isyan yok. he bi de cevapsız sandığın sorularının hepsinin bi cevabı var. sadece senin belki de şu an benimle aynı durumda olduğun bi zamanında bana dediğin gibi; 'u met me at a very strange time in my life.'
p.s. moderatörlere sesleniyorum.silinmeye çok müsait biliyorum.
nefretsoylemi nefretsoylemi
bugünlerde sarılacak bir şeyler arıyorum ama bulamıyorum. nereden tutsam elimde kalıyor zaten. çalışayım diyorum, saçma salak bir ruh haline giriyorum, tek yapabildiğim şeylerden birisi de çalışmak zaten ama o da öfori tarzı, gelip geçici bi durum. hani bu aşk meşk, gönül işleri zaten yok, olmadı. bari itü'ye sarılayım diyorum, sözlüğü de kasten yavaşlatıyor diktatör ipne, o yüzden #direnitüsözlük demekten başka çarem de kalmıyor. neyle avunacağım, kendimi avutacağım bilmiyorum. internette dizi falan bakınıyorum, bi tane buldum the last ship diye onun da iki günde sezonu bitti. mal gibi kaldım yine ortada. film bu aralar hiç izleyemiyorum, seçemiyorum. imdb puanı 8-9 olan filmler bana vasat geliyor, 6-7 arasındaki filmleri gayet severek izliyorum. ilginç bi özelliğim var. kısaca tekrar söylüyorum, sarılabilecek bir şey bulamıyorum. şimdi açıp kitap okusam beynimi gece gece yoracağımdan uykum gelecek, bu saatte uyumak zorunda kalacağım. bu yüzden bu da olmaz. o kadar boşum ki, boşluktan da uykum gelebilir diye kahve içiyorum bomboş kafa da uyku yapıyor çünkü. sözlük okumak iyi geliyor ama.

(bkz: sözlük okumak)
sld sld
hayat ne garip.
o, "sen beni aldatsan bile nasıl affederim seni de senden uzak kalmam" diye düşünürken ben, eziyet dolu bir ilişkide olmama rağmen aldatma karaktersiizliğini gösterecek kadar aşağılık birisi olmadığım için ayrılığı seçtim. ve elbette ki kötü olan bendim.
jackofalltrades jackofalltrades
heteroseksüel erkeklerin gay pornosuna denk gelip de yaşadıkları tarifi imkansız rahatsızlığı, heteroseksüel kadınların lezbiyen pornosuna denk geldiklerinde aynı şiddetle yaşamadıklarını düşünüyorum. pozitif ayrımcılık yapmış oluyor muyum merak içerisindeyim.
boşuzayınelektirikselgeçirgenliği boşuzayınelektirikselgeçirgenliği
enteresan bir olay var. toplumun yapısı ortada. ilişkiler müthiş saçma şekilde başlayıp gelişiyor. mesela aklımdaki soru. kız arkadaşınla yolda yürürken ya da kadınlar için erkek arkadaşınla yolda yürürken karşıdan çok güzel bir bayan ya da çok yakışıklı bir erkek geçiyor. gerçekten partnerinizin beğeneceği biri. sevgiliniz size bunu söyleyemedikten sonra yani gerçekten yakışıklıymış ya da gerçekten güzelmiş diyemedikten sonra o ilişki neden var. sen birlikte olduğunu kişinin yanında aklından geçenleri rahatlıkla söyleyemiyorsan neden o kişiyle berabersin. asıl nokta şu sevgilin bunu söylediğinde mi daha çok rahatsız olursun yoksa gece yataktayken sevgilinin ya bugün gördüğümde neydi öyle diye düşündüğünü sezinlediğinde mi????? ikinciyse cevabın bırak o zaman sevdiğin adam-kadın en çok senin yanında rahat olsun. belki ilişkin kurtulabilir. zaten ilkiyse cevabın devam et sana lafım yok...
sld sld
ziyan olmuş bir gençliğin karanlık dönemlerinden yazıyorum bunu.
ümitsizliğin ve karamsarlığın derinliğine gömülmüş çaresizlik içinde en ufak bir ışık parçasına hasret, bilinmez geleceği bekliyorum.
saatlerin, günlerin önemi yok. bakmasam da geçiyor saat, bilmesem de geçiyor günler. demir parmaklıklar arkasına kapatılmış bir ruh ve acıların anlamsızlığı.
acının bir anlamı olur mu sahi? olur elbet.
bir amaç uğruna yapılan her acı kutsaldır. amaçsızca acı çekiyorum.
biran bilmediğim bir el dokunuyor ruhuma. ne acı kalıyor, ne huzursuzluk ne karamsarlık. gözlerim kamaşıyor. bilincim açılıyor. sarhoş gibi oluyorum.
bilmediğim bir yerdesin, farkındayım. belki tanıdım seni, belki iki kelam ettik. belki rüyama girdin de huzura boğdun ve ben günler sonra ilk defa mutlu uyandım.

kendine acımak gibisi yoktur. düştüğün çamur yığınında daha derine bat diye kendi üzerine basmak gibidir. olduğun kişiden vazgeçmek gibidir.
elbette kendime acıyacak değilim. hayret ederim belki ne oldu da bu hale düşmeme izin verdim diye.
bu arada sen ne yapıyorsun acaba? iyi uyuyabildin mi? derdin var mı? yemek yedin mi?
kendinle ilgilenmeye çalış lütfen, zamanı geldiğinde ben seninle ilgilenirim zaten. o zamana kadar dikkat et kendine.
sld sld
bir uçuruma arkamı dönmüş halde açıyorum gözlerimi. arkam geçmişim, önüm geleceğim. nerede olduğumu bilemiyorum, bugünüm yok. sancılı geçen bir başka gecenin daha ardından uyanılan gün ve getirdikleri. gökyüzü bulutlu, gökyüzü karanlık. düşünceler denizinde kaç defa daha boğacağım kendimi bilemiyorum. uyandığım kabustan farklı bir dünya yok gözümde. bazen düşünüyor insan, ne kadar saçma olsa da;
orostopçu'nun galaksi rehberinde anlatıldığı gibi olsaydı ya bazı şeyler. yer çekimine karşı koymak "yüksek bir yerden atla ve yeri ıskala" olarak tarif edilmişti, aynı şey üzüntüler için de geçerli olsaydı ya. üzüntüleri de ıskalamak mümkün olsaydı...
1 /