yazarların farkına vardıkları gerçekler

6 /
mor sümbül soğanı mor sümbül soğanı
hiç kimse çözüm odaklı değil. herkes haz etmediği olay, davranış karşısında yalnızca dedikodu yapıp söylenme derdinde. evet, çözümü çok kolay, "rahatsız olduğun kişi hakkında rahatsız olduğun şeyi ona söylemek." ha bunu yaptığın halde bile o eyleme devam eden insanlar hâlâ varsa ona göre yeni bir tepki belirleyebilirsin, yine zor değil.

açık yüreklilikle "şu hareketin beni üzüyor, kırıyor, rahatsız ediyor." demek yerinde içinde tutup o rahatsızlık duyulan eylem içinde büyüyor büyüyor büyüyor. arkasından konuşup dedikodusunu yapıyorsun. hiç de hoş olmayan eylemler bunlar. belki de o arkasından konuştuğun kişiyi haklı konuma bile getiriyorsun. çözüm odaklı olmayıp bazı şeylerin arkasına saklanan insanları, onların dedikodusunu yapan insanları sevemiyorum.
tarçınlı havuç tarçınlı havuç
dışarıda dünyanın en güzel kahvaltısını yapsanız bile, masada bir kuş sütü eksik olsa bile, hiçbir kahvaltı evde annenin-ablanın patates kızartmalı kahvaltısının yerini tutmuyor ya. bazen sabahın köründe kalktığım ve sırf ablam bana kahvaltı hazırlasın da o kokuyu odamdan alayım diye sinsice uyku numarası yaptığım oluyor allah affetsin ahsjsjsjs
3
yemekten çıkan kıl yemekten çıkan kıl
kadınların ekseriyetinin dünyadaki tek varoluş amacı çocuk doğurmak ve nesli devam ettirmek. yani dünyaya kattıkları değerin miktarı okyanusta bir damla. kafası çalışan ve bilime,teknolojiye, sanata değer veren,ilgi gösteren kadınların sayısı maalesef çok çok az.buna rağmen bir am sevdası uğruna balon gibi sısırılıyorlar.

bu da sanıyorum ki dünyadan silinip gıtmemelerı için onlara bahşedilmiş bir özellik.
kahve fincanıı kahve fincanıı
çay içme eylemi;
şimdi kuru çayı alıyoruz bi güzel sıcak su döküyoruz sonra suda bekletiyoruz.
ardından çayı bırakıp suyu içiyoruz.
yani biz çayı bi güzel yıkayıp yıkamada kullandığımız suyu içiyoruz. bu gün kafamda deli sorular.
annem aynısını beyazlıları yaparken uyguluyor ön yıkama bekletme suyunu boşaltma felan.
neyse ben leyla ile mecnuna devam edeyim bu arada alıntı değildir.
ilga ilga
arayıştayım bulucam hissediyorum az kaldı , tabi bi şeyler oluyor birikiyor ama en beklemediğin zamanda beklediğin sözcükler dilinden dökülür ya o zamanı bekliyorum gelsin yazıcam hemen .yine de ek olarak şunları demek isterim bazen nerde ne zaman nasıl olursanız olun içinizde kalan kalıyor hep , çıkmıyor sizde öylece sıkışmış bir halde bekliyorsunuz ,hadi ama bi şeyler olsun diyorsunuz . bekleyelim bakalım olucak mı ? olur da bir şeyler oldu mu , ben bunu mu kast ettim demeyin bence bundada vardır bir hayır demekki , demekki bir şeyi tam öğrenememişsin ki hala aynı şeyli öğrenmeye çalışıyorsun .
brsln brsln
sıradan bir insan olduğumdur. yaşadığım kötü şeylerin sadece bana özel olmadığını,herkesten farklı olduğumu zannetmekten vazgeçtiğim andır. keşke daha önce farkına varsaydım diyor insan. çünkü omuzlarından gereksiz bir baskı kalkıyor ve hayatı o zaman yaşamaya başlıyorsun
wendera wendera
şöyle etrafı dikkatlice tarayınca, insanların en canlı en neşeli en içten halleri insanın ergenlik yılları, gençliğinin başları. dikkatli görebilenler için; insanlar şimdi bedenen yaşlanmadan evvel ruhen yaşlanıyor, genç bedenlerde yılgın ruhlar geziyor.
insan ne zaman yaşlanıyor biliyor musunuz? ilk gençliğinde hesapsız kitapsız heyecanla girdiği ilk işinde yediği kazıklardan sonra, ilk sevip güvenip terkedilişinde, arkadaşı tarafından ilk satılışında ve çevresinden "kimseye güvenme" lafını sıkça duymaya başladığında. ki katılmıyorum hiç, insan güvenmeli daha da güvenmeli hayata.
bizde daha 20'lerinin başında insanlar toplum tarafından korku ile yönetilmeye başlıyor. canı yanmasın diye sertleşen karakterleri ile bu insanlar aslında sevgisizleşiyor. bakın belli yaşlardan sonra kimse kimseyle bağ kuramıyor bizim toplumda. öyle kabuğuna çekilmiş ve her an savaşa hazır herkes!
o canlı çehre kayboluyor yerini katı,somurtkan bi çehre dolduruyor. insan o yaşlarda doğru dürüst dost, sevgili de edinemiyor ki çünkü artık o içtenliği kalmıyor, acı çekmek zor geldiği için etrafına duvar örüyor. sevgisiz ve uzak durunca güçlü olacağını zannediyor.
bakıyorsun o kadına erkeğe; spora gidiyor vücutları fit dinç genç gösteriyor ama ruhuna eğilip baksan hep bi yorulmuşluk, hep bir hezimetin hayal kırıklıkları ve öfkesi. böyle olmak zorunda değil!
şehirde yorgun ve ürkek insan silüetleri. tek mutlu çocuklar ve gençler. ve biz de en çok onların neşesini, hevesini bastırmaya korkutup sindirmeye çalışıyoruz. sonra hasta ve mutsuz bi yetişkin daha orduya katılıyor. insanlar burda kaybediyor.toplum böyle hastalanıyor.
1
tekel savaşçısı ahmet abinin yeğeni tekel savaşçısı ahmet abinin yeğeni
daha yeni skype üzerinden bir iş görüşmesine katıldım. cvnizi kasan bey bize iletti nereden tanıyorsunuz dedi kız, bi arkadaşım vasıtasıyla tanıştık dedim (tanımıyorum. arkadaşım benden cv istedi, onun arkadaşı verdi sanıyorum ben. arkadaşımın arkadaşı melihmiş halbuki, hasana nerden ulaştık acaba)

bana şu anki işinizdeki iş tanımınız nedir? dedi, anlattım, bu programlarla mı yapıyorsunuz dedi, dedim hayır saf excelden yapıştırıyoz (o programı bilsem cvye yazarım zaten). kendi işinin tanımını anlattı. iyi güzel, yaptığım işler sadece ben şefe bağlıyım orada direkt müdüre bağlı olacağız. biz 5 yıllık arıyoruz siz o kadar yokmuşsunuz tanıştık iyi oldu vs diye kapattı.

buradan anladığım bu iklar cvye değil cvyi getirene bakıyorlar. aslında söylediği işleri %100 yapacak biri olmam 3 ayımı falan alır ama tecrübe konusundaki psikolojik sınırı geçemedik. gayet normal bence. ben olsam ben de almam. canlı bomba da çıkabilir de neden cvye bakmadan arıyon be gülüm.

insanlar cvdekinden ya da söylediklerinizden farklı şeyler bekliyorlar sanırım sizden. burda da çok oluyor. 181 boyunda kumral esprili zeki ve yakışıklı erkek diyorum kimse inanmıyor herhalde. tanışınca aa gerçekten öyleymişin.

bizde yalan yok. ne dediysek o. belki 1 santim boyum atmış olabilir. geçenlerde 181im diyen iki kişiden de 1-1,5 santim uzun çıktım.
6 /