yazarların farkına vardıkları gerçekler

6 /
wendera wendera
şöyle etrafı dikkatlice tarayınca, insanların en canlı en neşeli en içten halleri insanın ergenlik yılları, gençliğinin başları. dikkatli görebilenler için; insanlar şimdi bedenen yaşlanmadan evvel ruhen yaşlanıyor, genç bedenlerde yılgın ruhlar geziyor.
insan ne zaman yaşlanıyor biliyor musunuz? ilk gençliğinde hesapsız kitapsız heyecanla girdiği ilk işinde yediği kazıklardan sonra, ilk sevip güvenip terkedilişinde, arkadaşı tarafından ilk satılışında ve çevresinden "kimseye güvenme" lafını sıkça duymaya başladığında. ki katılmıyorum hiç, insan güvenmeli daha da güvenmeli hayata.
bizde daha 20'lerinin başında insanlar toplum tarafından korku ile yönetilmeye başlıyor. canı yanmasın diye sertleşen karakterleri ile bu insanlar aslında sevgisizleşiyor. bakın belli yaşlardan sonra kimse kimseyle bağ kuramıyor bizim toplumda. öyle kabuğuna çekilmiş ve her an savaşa hazır herkes!
o canlı çehre kayboluyor yerini katı,somurtkan bi çehre dolduruyor. insan o yaşlarda doğru dürüst dost, sevgili de edinemiyor ki çünkü artık o içtenliği kalmıyor, acı çekmek zor geldiği için etrafına duvar örüyor. sevgisiz ve uzak durunca güçlü olacağını zannediyor.
bakıyorsun o kadına erkeğe; spora gidiyor vücutları fit dinç genç gösteriyor ama ruhuna eğilip baksan hep bi yorulmuşluk, hep bir hezimetin hayal kırıklıkları ve öfkesi. böyle olmak zorunda değil!
şehirde yorgun ve ürkek insan silüetleri. tek mutlu çocuklar ve gençler. ve biz de en çok onların neşesini, hevesini bastırmaya korkutup sindirmeye çalışıyoruz. sonra hasta ve mutsuz bi yetişkin daha orduya katılıyor. insanlar burda kaybediyor.toplum böyle hastalanıyor.
1
tekel savaşçısı ahmet abinin yeğeni tekel savaşçısı ahmet abinin yeğeni
daha yeni skype üzerinden bir iş görüşmesine katıldım. cvnizi kasan bey bize iletti nereden tanıyorsunuz dedi kız, bi arkadaşım vasıtasıyla tanıştık dedim (tanımıyorum. arkadaşım benden cv istedi, onun arkadaşı verdi sanıyorum ben. arkadaşımın arkadaşı melihmiş halbuki, hasana nerden ulaştık acaba)

bana şu anki işinizdeki iş tanımınız nedir? dedi, anlattım, bu programlarla mı yapıyorsunuz dedi, dedim hayır saf excelden yapıştırıyoz (o programı bilsem cvye yazarım zaten). kendi işinin tanımını anlattı. iyi güzel, yaptığım işler sadece ben şefe bağlıyım orada direkt müdüre bağlı olacağız. biz 5 yıllık arıyoruz siz o kadar yokmuşsunuz tanıştık iyi oldu vs diye kapattı.

buradan anladığım bu iklar cvye değil cvyi getirene bakıyorlar. aslında söylediği işleri %100 yapacak biri olmam 3 ayımı falan alır ama tecrübe konusundaki psikolojik sınırı geçemedik. gayet normal bence. ben olsam ben de almam. canlı bomba da çıkabilir de neden cvye bakmadan arıyon be gülüm.

insanlar cvdekinden ya da söylediklerinizden farklı şeyler bekliyorlar sanırım sizden. burda da çok oluyor. 181 boyunda kumral esprili zeki ve yakışıklı erkek diyorum kimse inanmıyor herhalde. tanışınca aa gerçekten öyleymişin.

bizde yalan yok. ne dediysek o. belki 1 santim boyum atmış olabilir. geçenlerde 181im diyen iki kişiden de 1-1,5 santim uzun çıktım.
kahpelik istemem davut yakarım alayınızı kahpelik istemem davut yakarım alayınızı
tek gecelik ilişkilerden sonra karşı taraf telefonlarınızı açmıyorsa ve geri dönmüyorsa bilin ki; yatakta berbatsınız...

peki yatakta iyi olduğunuzu nasıl anlayacaksınız ?

karşı taraf kaç kere boşaldığını sayamadıysa ya da kuruduysa, evet!!! tanrı gibisinizdir.
prynzm prynzm
hayatımıza giren her insanın mutlaka bir görevi var ve o görevi yerine getirince hayatımızdan çıkıyor ya da bir şekilde hayatımızın bir yerinde olmaya devam ediyor.
bazıları ders bazıları mutluluk veriyor ama illa ki bir şey öğretip öyle gidiyor.
gidiyor diyorum cünkü farkettiğim şeylerden birincisi;
"her insan bigün mutlaka gider."
böylelikle sevgili cem ve aylin'in sorularına cevap vermiş oluyoruz;



sizi kendilerine alıştırır, doğru insan olduğunu düşündürür, el üstünde tutar ve ona bağlandığınızı anladığı anda gözünüzün yaşına bakmaz ve gider.
o yüzden kimseye alışmayın, asla onsuz olamayacağınız imajını çizmeyin. çünkü doğruluğuna inandığım ve test edip onayladığım ve ikinci farkettiğim gerçek de şu sözün kendisinde yatıyor;
"bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirirseniz, ilk vazgeçeceği insan siz olursunuz." kimse kimse için vazgeçilmez değildir, herkes herkesten vazgeçebilir. sonuçta hayatınıza girmeden önce onsuz nasıl yaşıyorsanız gittikten sonra da yaşayabilirsiniz.


gelelim ücüncü farkındalığa;
bir insanı en iyi hayatınızdan çıkarken tanıyorsunuz. size ne kadar değer verdiğini, ne kadar sevdiğini ve hislerinde ne kadar samimi olduğunu ayrılık anında kurduğu cümlelerden ve tavırlarından çok kolay anlayabilirsiniz. eğer sevmemişse bu ayrılık işini çok uzatmak istemez ve bi an önce bitse de gitsek mottosuyla hareket eder. bu aslında iyi bir şeydir, gözünde olmayan değerinizi görünce kendinizi bu duruma daha kolay alıştırırsınız.



şimdilik sonuncu ve dördüncü farkındalık ise acı ama gerçek;
bir insan sizi çok sevdiğini söylemesine rağmen -aldatma ya da yalan olmadığı halde- tek kalemde siliyor ve bunun sorumlusu olarak sadece sizi gösteriyorsa üzgünüm ama bunun altında başka nedenler yatıyordur. suçun tamamını kendinizde aramayın, yolun açık olsun diyip arkasından bir miktar su dökün.



hayata dair bu farkındalıkları edinmeme vesile olan herkese teşekkürü bir borç bilirim.
apis mellifera apis mellifera
küçük prensin dediği gibi, "birinin sizi evcilleştirmesine izin verirseniz, bir kaç damla gözyaşını da hesaba katmalısınız"

ne bir kaç damlasi lan nehir oldu nehir, şerefsiz. diyemiyorsunuz tabi, o ayrı.

aşırı sarılarak uyuduğu için şikayet ettiğiniz adam olmadan uyuyamamak, özlemekten yemek yiyememek, aşırı özlemekten yaşanılan acının öfkeye dönüşmesi, özlemiyorum alıştım yokluğuna, hatta gelmesin artık diyip uçak biletlerine bakmak. karsın ankara ya ne kadar uzak olduğunu idrak etmek.
6 /