yazarların kişisel notları

2 /
lö şuhane lö şuhane
periyodik olarak aynı şeylerden muzdarip isem bir yerlerde mantığımın önüne geçen duygularıma yine müsaade etmişimdir.


kendimi daha dikkatli olmaya davet ediyor, fire veren küçük şeylerin tahribatının büyük olduğunu beynime dövme olarak kazıyorum.
gidenlerden gidenlerden
şu an bilincimin gözü önünde uğraştığım 6 tane iş var. hepsini aynı anda yapıyorum evet.
bir de bilincimin altı var ki kaç şeyle uğraştığını ben sayamıyorum bile.
güne şarkılar söyleyerek başladın ve belli ki zor bir gün olacak evden dışarı adımını attığında anladın. eğer bunalırsan yatakta söylediğin şarkıyı hatırla.

16.11.2020
aptgetpurge aptgetpurge
nd tavuklu narlı 5 kilo, 10 tane reflex stick, dreamies ödül maması, mutlubiev unutma çarşamba, getir- kıyma, janjanlı çekirdekli ekmek gibi gayet gereksiz notlardır benim için. serverlarla ilgili aldığım notlar daha da sıkıcı. ya da müşteri yazışmaları vs. çok nadir, insan boş bir word dosyası açıp hafif alkollüylen birşeyler karalıyor. anladığım kadarıyla buranın amacı da bu. güzelmiş, sevdim.
gidenlerden gidenlerden
minnosumu, pamugumu cok ozleyecegim. ve buna zerre suphem yok. ozlemek hatirlamak degil, seni hic unutmadan ozleyecegim. gittigin yerden bana dua etmeye devam et olur mu? cunku ben artik gokyuzune her baktigimda orada seni gorecegim.

17.11.2020
la bocca della verita la bocca della verita
sevgili sözlük:

bu sabah bir rüya gördüm. o kadar korkunç bir şeydi ki etkisinden hala çıkamadım. zaten uykudan uyandığımda hayli afallamıştım.

sanki hiçbir şey olmamış gibi yerimden kalktım ve normal bir gün gibi lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. ama rüyanın etkisiyle uzun süre karşımdaki aynaya gözlerimi dikip kendi kendimi içimden teskin edip durdum.

rüyamda bir yolda annemle beraber yürüyordum ve sagimizdan solumuzdan çok yüksek bir hızla siyah motosikletler geçiyordu. biz de bu esnada sağa sala çekiliyorduk. bu yabancılar her defasında bizi ezmek istiyormuscasına üstümüze üstümüze sürüyorlardı.


uzun süre onlarla cebellestik. hava kapalıydı. kaçmaya çalışıyorduk. en son annem bir terslik oldugunu, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu söyledi. ben de bunu sezmistim ama "saçmalama" falan dedim. daha sonra hava iyice kapandı ve bir bomba patladı.


korkunun da etkisiyle kendimizi bir yol kenarına attık. endişe içinde koştura koştura yol kenarında yürümeye devam ettik. daha sonra uzun bir yürüyüşün ardından kendimizi bir evde bulduk. orada bir şeyden kaçıyor ve birilerinden saklanıyorduk.

korku demek yeterli değil. hissettiğim şeyi tanımlamak gerekirse, yoğun bir endişe duygusu içinde saklandigim o daracık yerde kafamı ellerimin içine alıp "lütfen bu bir rüya olsun, lütfen bu bir rüya olsun" deyip durdum. dışardan bomba sesleri gelmeye devam ediyordu. ( bir rüyanın bana yaşattığı stresi tahmin edebiliyor musunuz? )

daha sonra megafon gibi bir şeyden şu ses yükseldi:
" değerli vatandaşlarımız, ülkemiz bir savaşa katılmıştır. tekrar ediyorum ülkemiz bir savaşa katılmıştır" megafondaki ses konuşmaya devam etti. ama gerisini duyamadım. çünkü içimden sürekli"allahim lütfen bu ihtimal ( savaş) gerçek olmasin" deyip duruyordum. ve megafondaki sesin söylediği şey tum ümitlerimi kırdı.


ablandan uzaktaydım ve sürekli onu düşünüyordum. annem ve benim aramda bir yukseklik farkı vardı. annem daha altta ben daha ustteydim. alçak tavanlı bir odadaydik. saklandigim yer o kadar dar bir yerdi ki, iki büklüm olmuş bir şekilde neredeyse tavana değiyordum. sessiz sessiz ağlayıp durdum. hiç gıkım çıkmadı. adeta kendi ülkemde mülteci olmuştum.


annemi ilk günden sonra hiç görmedim. aslında etrafim kalabalikti, ama ben kendi içime o kadar dalmistim ki, diğer insanları görmüyor, duymuyordum. 2 gün sonra o ev gibi yerden çıktım. ( belki diğer insanlar da çıktı, bilmiyorum. )

içimde kötü bir his vardı. çıktığımda annemi hiç aramadım. sadece etrafıma bakındım. orada yoktu. daha sonra oradan tamamen çıktım. motosikletlerden kactigimiz o yola doğru çıktım. etraf tamamen bir yikimdan itbaretti.

evler yikilmis, binalar çökmüş, adeta birer moloz yığını haline gelmişti.sanki orada hiç insan yaşamamış, hic kimse bulunmamış gibi. evler ev olma ruhunu kaybetmiş, üzerine düşen bombanın tesiriyle bir moloz yığını haline gelmişti.

bu goruntu bana acı ve elem verdi. kalbimin delindigini hissettim. moloz yığınlarının üstünden yükselen dumanların altında birilerinin olup olmadığını merak ettim. ümitsizce, haykirircasina ağlayarak betonları kaldırıp durdum.

molozlari kaldırmaktan tirniklarim kırılmaya parmaklarim kanamaya başlamıştı. ellerim simsiyahti. aklımda hep ablam vardı. ( sadece o) aramaya devam ettim. koşarak evimizin oraya doğru ilerledim. göz yaşım yanağımda kurumuş, yüzümdeki siyahlık nedeniyle kendine bir iz, kap kara bir yol yapmıştı.

kosup durdum. nereye varacağımı bilmeden. en sonunda uzun bir arayışın ardindan ( belki günlerce) evimizi buldum. yıkık dökük binaların içinde bizim apartman olduğu gibi yerinde duruyordu. bu beni şaşırttı.


içeri girmeye kalktım. içerisi kalabalıktı. erkek kardesimi rüya boyunca hiç görmedim. kimseden sormadım, aklıma da gelmedi. o yüzden akıbeti ne oldu bilmiyorum. babamla karşılaştım. annemi kaybetmiştik. ablama ise bir kurşun isabet etmiş.

ablamı duyduğumda hüngür hüngür ağlamaya başladım. cansız bedenin başına gidip saçlarını okşadım. yüzünü öptüm. dünya birden yok oldu. sesini duyduğum tek şey hickiriklarimdi.

bu esnada -bi şekilde aglarken- dehsete düşmüş bir halde bir anda sıçrayarak uykumdan uyandım. hem nefes nefese kalmıştım hem de yatağımda miyim diye sağı solu kontrol etmeye başlamıştım. uyandığımda gözümde akmaya hazır halde bir damla yaş vardı ve yastığım ıp ıslaktı.



la bocca della verita la bocca della verita
sözlük;
etrafımdan çok etkileniyorum. etrafım düzgün olmadığında, çarşaflarım temiz kokmadığında, üstüm basım özenli olmadığında mutsuz hissediyorum.

odamın içi muhakkak güzel kokmalı. giydiğim kıyafetleri muhakkak üzerime yakistirmaliyim. giyim tarzı olarak tam anlamıyla neyi sevdiğimi henüz belirleyemedim.

(ama yavaş yavaş onu da kesfedecegimi düşünüyorum. renk olarak beyaz, lila ve canlı renkleri seviyorum. mesela turuncu gibi. oysa birçok kişinin turuncuyla arasi yoktur. :) ama ben seviyorum. bence sıcak bir renk. sıcacık. )

gördüğüm şeylerin güzel olup olmamasının beni bu kadar etkilediğini fark ettiğimden beri odamın dekorasyonuna daha çok önem veriyorum. daha güzel gözükmesi icin odamdaki küçük aynayı değiştirdim. ayrıca avizemi, odamdaki saati ve nevresim takımlarını da yenileyeceğim.

tamamen başka, farklı, beğendiğim yeni şeylerle değiştireceğim hepsini. belki yeni bir masa da alirim. mesela çatı katına bir tane masa ve rahat bir sandalye almayı dusunuyorum. çünkü orayı çok seviyorum. ( daha doğrusu orada vakit geçirmeyi) belki odamdakileri de yenilerim.

mesela saat olarak büyük dekoratif bir saat almayı düşünüyorum. romen rakamları bulunan siyah tonlarında bir saat olursa hoşuma gider. avize olarak biraz büyük bir şey olması daha çok hoşuma gider. ama ışık olarak sarı renk mi yoksa beyazdan devam mı etmeliyim hala karar veremedim. ( beyaz daha iyi aydınlatsa da, gözlerimi çok fazla yoruyor.)

ayrıca odam ne kadar dar olsa da, duvara yapıstırabileceğim bir boy aynasının olması beni daha iyi hissettirir. bununla beraber kitaplığımı odadan çıkarmayı ve giysi dolabını yenilemeyi düşünüyorum. yine beyaz bir tane alacağım. ama daha büyük olmalı :)

ayrıca tel resim panosu almayı düşünüyorum. hemen yatağımın başucunda veya karşımda olmalı.kalkinca sevdiğim insanlarla cektirdigim fotoğrafları görmeliyim. ve bir tane düş kapanı almalıyım. onları seviyorum.iyi geceler sözlük. ❤️


retrouvailles retrouvailles
bu ara herkes bir şeyler soruyor. alakalı alakasız, cevabının kimseye hayrının olmadığı sorular.

"deli götünü bellemiş gibi sorup duruyon abla."

yazdım bunu bir kenara, çok darlandığım yerde kopyala-yapıştır-gönder deyip sıyrılacağım işin içinden. bu da kafa be.
bucuu bucuu
yemek ısıtırken mutfak camına gelen kuşlara baktım.
penceremize gelen kuşlardan favorim kesinlikle kumrular. bir şey koymadıysam ama mutfaktaysam gelip ötüyorlar. camı açıp yiyecek koyarken kaçmıyorlar hatta uzaktalarsa üzerime uçuyorlar. verdiklerimi telaşlı telaşlı yerlerken arada kafayı kaldırıp gülümseyerek göz teması kuruyor gibiler.
güvercinler kumrulara göre iri olmalarına rağmen korkuyorlar ya. yemek koyuyorum işte zarar vermeyeceğim belli ama çok anlamıyorlar bu tarz şeylerden ve göz temasını da pek sevmiyorlar.
serçeler müthiş derecede ürkekler. ben mutfağa girer girmez kaçışmaları biraz kalbimi kırıyor. hiç o restoranlarda, kafelerde, çay bahçelerinde yan masadaki kırıntıları yiyen ya da masaya uğrayan serçeler gibi değiller.
kargalar da kimseye eyvallahım yok şeklinde takılıp yiyecek olmazsa camda bağırıyorlar. aramız kötü değil ama güvenmiyorlar bana.
martılar ortalığı terörize ediyorlar ya. diğer kuşlara koyduklarımı da dağıtıyorlar, tuvaletlerini yapıyorlar ve yiyecek olmadığı zaman camı gagalıyorlar. bazen kıracaklar diye korkuyorum. müthiş derecede kavga istiyor gibiler ama onlara istediklerini vermeyeceğiz elbette.
son olarak şimdiye kadar yalnızca bir kez gelen sığırcıklar. bunlar topluca gelip aceleleri var gibi hızlı hızlı yiyerek gittiler.
şimdilik gözlemlerim bu kadar. yaşar sen kuşları boşver diyene kadar gözüm üzerinizde kuşlar.
melcee melcee
zaman zaman dönüm noktasında hissederim kendimi bu da onlardan biri sanırım.

olması gerekenle istediğim arasında fark olduğunu ve insanları artık mutlu etmek istemediğimi fark ettiğimden beri değişen bir şeyler var içimde. sanki bir patlama anı beklediğim. sonrası zaten çorap söküğü gibi... başarabilirim. buna inanıyorum.
la bocca della verita la bocca della verita
bu evden nefret ediyorum. bu evdeki yüksek sesten nefret ediyorum. burada sıkışıp kalmaktan nefret ediyorum. hiçbir aidiyet hissetmediğim biyolojik babamdan nefret ediyorum.

insan sesine tahammülüm yok. evin içinde sürekli ses olmasından nefret ediyorum. küçük evlerden, dar, havasız yerlerden ( asansör başta olmak üzere) nefret ediyorum. toplu taşıma araçlarından nefret ediyorum.

iyice bunaldım ve her şeyden bu kadar tiksindigim halde kendimi tutmaya çalışmaktan nefret ediyorum. üst katlarda oturan ve herkesin yüzüne gülüp arkasından dedikodusunu yapan yaşlı kadından nefret ediyorum.

karşı apartmanda çocuğunu sürekli ağlatan, onu sevmek için vakit bulamayan ama sigara tüttürmek için her zaman vakti olan kadından da nefret ediyorum. ( sevgini vermeyeceksen, tüm hırsını ondan çıkaracaksan neden doğruyorsun? )

yani kısaca beni negatif olmaya sürükleyen, sinirlerimi yıpratan her şeyden nefret ediyorum.

ha bu arada, unutmadan :)

dün gece yerinde duramayip sabaha kadar arkadasıyla telefonda nasıl evlenme teklifi edeceğini konusan, içi içine sığmayan arkadaş, umarım o kız seni çok mutlu eder :) umarım mesut bahtiyar olursunuz ❤️

edit büdüt: noktalama.

edit 2: sanırım potansiyel bir sinir hastasıyım.
2 /