yazarların söylemek istedikleri

anabacı vokke anabacı vokke
30'luk abilerden sözlük yazarlarına tavsiyeler kuşağında çok net emin olduğum iki tavsiyem var. başkaları da var da onların arkasında bu kadar emin ve kararlı duramam.

1- keşke devrimcilere dair kafamda hiç olumlu bir imaj olmasaydı. olumlu bir imajla yüklenip sol'a gelmeseydim. olumlu bir imajla gelince hayalkırıklığın da büyük oluyor çünkü... yani o eskisi gibi ölümü göze almış kahramanlar yok. eskisi gibi kültürlü, bilgili adamlar da... 2000'den sonra elde ne varsa o var işte... sen kendini bazı konumlara layık görmezken çok enteresan tipler şef olabiliyor. kimseden kahraman olmasını bekleme hakkımız yok. ama dürüst olmayı beklemek sonuna kadar hakkımız.

2- orta ve orta-üst sınıfların yaşam değerleri çok saçma. inanın bana... bir kere hayatı "ben ne istiyorum" sorusu üzerine değil de kendilerini ıspat etmek üzerine kuruyorlar. hiçbir zaman tam dolduramayacakları bir checklist için yaşıyorlar. sonra da her şeyin en iyisine layık olduklarını kendisine fısıldayan bir narsizm geliyor. o yüzden her şeyi kolay kolay beğenmiyorlar, beğendikleri şey de erişemedikleri oluyor genelde... o yüzden mutluluk değil daimi bir eksiklik hissiyle geçen yaşamlar oluyor bunlar. hani bazen ortalama üstü bir kariyer ve güzellik/yakışıklılık isteklerinize ulaşmanın değil de kendinize yeni tatminsizlikler almanın aracına dönüşüyor. genel olarak çoğunun çok az arkadaşı var. çok arkadaşı olanın da sevdiği ve sevildiği arkadaşlığı az... c wright mills amerikan orta sınıfına "bir ev bir arabaya ruhunuzu satıyorsunuz" diye çok sallar da türk orta sınıfının hali iyice içler acısı. elinde imkanları olsa bile kendisine satisfa ctionı olan bir hayat kuramıyor.
6
dale nunes dale nunes
üniversite zamanı çok vardı etrafımda devrimci. iü ortamları malumdur bu konuda özellikle 2016 öncesi epey aktiflerdi. güzel kızlar, iki çift laf edip, kültür sohbeti yapılabilecek dolu adamlar. seksse seks, sohbetse sohbet, çevreyse çevre. o zamanlar şimdiki gibi banane amk nolursa olsun modunda da değildim. politikayla yatıp, politikayla kalkıyordum. ve epey bir ulusalcı olduğum zamanlardı.

o zamanlar belki de taşrada büyümenin etkisiyle sol bana fazla maceraperest ve romantik gözükürdü. taşranın verdiği o rahatlık ve kolaycılıktan mıydı bu bilemiyorum. heyecanları doğruydu ama ideolojileri aksak ve demode gelirdi bana devrimcilerin. bu ülkede çalışmayacak bir aygıt olarak görürdüm marksizmi.

eğer o günlerde bugünkü aklım olsaydı kesinlikle islamcı veya merkez sağcı olurdum bak orası kesin. sorgulamazdım bu ülkenin siyasi tarihini, sosyolojisini, politikasını. en önemlisi kazanan tarafta yer almaktı. bugünkü bıkkınlığımın (ve bıkkınlığımızın) temel sebebi bu. yenilmek sıktı, baydı, bıktım artık. bak adamlar rahat, sorgulamaya gerek yok, sana sunulan algıları al ve kendini bırak akışa. imreniyorum bazen bu heriflere.. her gün ayrı bir yenilgi ve darlığa uyanmıyorlar. rahatlar.

bir de taa o günlerde fırsat varken akademi peşinde koşmaz, düz düşünür, bulurdum bir taşeron memurluk, şimdi düzenli kadrolu memur olmuştum. salla başını al maaşını, bir de maaşım ve işim garanti olduğu için illa biriyle evleniverirdim. sevginin olmadığı, dümmmdüz, gri bir hayatım olurdu. ama en azından bu yenilgiyle veya -lerle yüzleşmezdim sık,sık.
anabacı vokke anabacı vokke
aslında ben o maddeyi biraz da şu bağlamda yazdım, beklentin büyük olunca hayalkırıklığın da büyük oluyor. mesela benim ünivesiteye dair hiçbir zaman öyle büyük bir beklentim olmadı, aha şu 10 bin soru bitirip artık soruları ezberleyen eleman kazanacak işte burayı dedim yüksek tutmadım. eğitim anlamında da sosyal olarak da beklediğimden iyi çıktı. ama devrimcilerden insani kalite anlamında beklentim yüksekti. çünkü ailemden ve arkadaşlarından yüksek bir kalite görmüştüm. hani adamın futbol muhabbeti bile kaliteli. gene ortaokul yıllarından tanıdığım tek, tük bireyler üzerinden kafamda olumlu bir imaj vardı. belki sert, fazla köşeli ama kesinlikle dolu ve kararlı tipler... ama üniversiteye geldiğimde pek bunu bulamadım. adam insani kalite olarak belli vasıfları tuttursa bile-ki bazen o da olmuyordu- geçmişin o hayatının merkezine devrimi koyan devrimci tipolojisinden uzaktı... yani okulda kavga var ve adam gelmiyorsa sevgilsinin evine kazasız belasız gitmek için gelmediğini biliyordun işte. adam bunun siyasi kılıflarını buluyordu elbet. bir kısmı hiç mantıksız şeyler değildi ama niyet başkaydı işte... zaten elde avuçta pek sol'a meyleden insan yoktu, eskiden olsa sıradan sempatizan ancak olacak tiplere kalınmıştı. o da kaliteyi düşüren etmenlerden biriydi. tabi bu benim anlattığım 2000'ler, sol'un 12 eylül yıllarından bile karanlık dönemi. düşüş döneminde solcu oldum ben... sizin döneminizde gerçekten bir dalga vardı. ama yukarıda anlattığım başlıklarda daha da geriye gitti o dönem sol. çünkü kitle hareketinin yükseldiği her dönemde böyle olur. kitleselleştikçe sıradanlaşırsın. o yüzden çekirdeğini çok sağlam tutman gerekir. çekirdek bizim devreydi, halini anlattım işte... sizle beraber kitle de gelince iyice çivisi çıktı işlerin.

benim hayalkırıklığım yenilgiye dair bir hayalkırıklığı değil. beraber örgütlendiğim adamların ciddi bölümünden daha gerçekçiydim ben o anlamda... devrimcilikte yenilgi kaide, zafer istisnadır. ayrıca gerçek bir yenilgiyi sahte zafere de tercih ederim. yoksa babamlar da yenildiler ama sağ-sol nedir bilmeyen küçük bir çocuğu bile etkileyebilecek bir kaliteleri vardı işte. bunu düzen bile kabul eder çoğu zaman... ki benim onlarda gördüğüm devrimciliğin kırıntısıydı. yoksa hepsi düzene dönmüş adamlardı yani... ama benim gördüğüm devrimciler o kırıntının bile gerisindeydi. öyle olunca benim sorun olarak gördüğüm, büyüttüğüm birçok şey başkası için çok da fifiydi. çünkü kafasında olumlu bir devrimci imajıyla gelmemişti. devrimcileri sıradan insanlar sanıyorlardı. ama sıradan insanlar devrimci olamaz işte...

neyse benim hayalkırıklığım insani anlamda. yoksa sikmişim kadrosunu da taşeronunu da... çünkü bizim ülkede kendini akışa bırakmak dünyanın en tehlikeli şeyi. annem bir gün "etrafındaki insanları çok hızlı tanıyorsun, hemen niyetlerini anlıyorsun, olacakları da çok iyi görüyorsun ama ille söylemek zorunda mısın bırak millet anlamıyor işte" gibi bir şey söylemişti. ben de ona demiştim ki "başıma geçmişte ne geldiyse doğruyu söylediğim için değil çoğunluğa uyum sağlamak adına sustuğpumda geldi. bu ülkede kendini akıştan baştan ayrıştıracaksın" demiştim. yani tamam, sorgulamıyorsun. dert yok tasa yok eyvallah da o mantelitenin geldiği noktada hayat kalitesi, yaşam memnuniyeti falan yerlerde işte... üstelik en çok da sorgulamayanlar, uyum sağlayanlar için yerlerde. zaten sana devletten maaşı verenler sonra götüne cop soka soka alıyor işte... bakınız fetö. nehrin akışını değiştiremesen de brununun boktan kurtulması için önce kendi insani kaliteni yüksek tutman lazım. sol bunu beceremiyor bugün... yoksa akp türkiye'sinde kazanan olmak bir şey ifade etmiyor bana.
dumrul dumrul
bu seksse seks olayına bi bizim kuşak denk gelemedi sanırım maalesef. bi ara bizim çevrenin dışardaki en popili şefi bendim, ona rağmen biz seks meks bi şey görmedik valla. içerdekiler hiç görmüyorlardı. dolayısıyla solla tüm bağlarımı koparana kadar seks gören kimseyi de tanımadım ben.

hayal kırıklığı konusunda "oha bu ne" lafını lise çağımda üniversiteli devrimciler için söylüyordum. sonrasında üniversitelileri hiç sevemedim. bu yüzden de devrimci faaliyet yürütmek için dahi olsa üniversiteye gitme isteği duymadım. nitekim tecil için kayıt olduğumda bile okula hiç gitmedim. yıllar sonra artık kafamın komple değişmeye başladığı dönemde anlı şanlı yığınla tipin kafasının zerrece basmadığı keşfetmeye başladığımda da bi hayal kırıklığı yaşamadım. aksine kendimi o denli mala bağlamayı başarmış olmam bana bayağı gülünç geldi. hala hayal kırıklığı olayını anlayamıyorum. öyle olmuş böyle olmuş, dürüst olmuş olmamış bana ne? nikah kıymıyorum ki adamlarla. ortada gayet teknik bazı işler var. o işi yapıyorsa birlikte iş yapıyorsun, yapmıyorsa birlikte bir şey yapmamış oluyorsun. sıkıntı siyaset denen şeye ahlaki bir takım yargıları bulaştırmak.

bi insanın bir takım vasıflara haiz olduğunu düşünüyorsam ve o vasıflara haiz değilse kendimi kandırılmış hissetmem, onu değerlendirirken nerede hata yaptığımı bulmaya çalışırım. sonuçta herkes kendini şu veya bu biçimde pazarlamaya çalışabilir, ben başkalarını ölçüp değerlendirirken sadece onun bana sunduğu verilerle hareket ediyorsam sıkıntı karşı tarafta değil bendedir. aradan ahlaki yargıları çıkarınca bunu kolaylıkla kavrıyorsun ve hayat bir dakikalığına güz... pardon o başka bi şeydi.
anabacı vokke anabacı vokke
@dale nunes

öncelikle batı medeniyetiyle doğu medeniyeti arasında kalsam batı medeniyetini seçeceğimi söyleyeyim. hele hele ufukta devrim görünmüyorsa ve dediğin gibi "ömür geçiyorsa" bu ülkenin batı'nın parçası olması için her şeyi yaparım. kiğ şu yarrak gibi haliyle bile tam olarak batı'dan kopmuş sayılmaz. hatta biraz da bu hal natı'nın eseri de ayrı bir tartışma konusu. ama aslına rücu etti kısmına itirazım var

sana şu konuda jkatılıyorum, aslında hep böyle bir ülkeydik. mesela sol kemal tahir romanlarını yeteri nce ciddiye almadı. ama bugün müge anlı'da izlediğimiz şeykleri adam 100 yıl önce yazmış işte... ama türkiye'de hep avam sağcıydı, kokoşlar monşerler solcuydu gibi bir algı var tarihsel olarak. o briaz su götürür bana kalırsa... 70'li yılların kitleselleşmiş bütün devrimci hareketleri aslında tipik halkçı ve avam hareketlerdi. buna en şehirlisi tkp de dahil... kenar mahallelerde esrarı çekip kavgaya dalan gençleri vardı igd'nin. hadi o kadar geriye de gitmeyelim, ben üniversiteye geldiğimde solcuyu kara kuru ve esmer olmasından tanırdın. senin anlattığın şıkır şıkır tatlı bayan ablalar sonra geldi =) ve gerçekten de işin içine kadın faktörü girdiği zaman ortam bozuluyoırmuş ahjsdsjsss. onu dumrul'a verdiğim yanıtta ayrıntılı anlatıcam zaten. ama türkiye tarihine bakarken akp'nin ve liberal demagoglarının kurduğu şu tuzağa da düşmeyelim, sol'un tarihi kemalizmden ibaret değildi. esas damga vuran kemalist orta sınıflar oldu elbette ama sol kemalizmin vesayetinden kısmen kurtuldu bir dönem. kurtulmak için bilinçli ve iradi bir çaba sergiledi. bu en avamlaştığı dönem oldu. avamlaştığı dönem de başarılı dönemi aynı zamanda... eskiden o kızların çalmak için yarıştığı karizmatik şeften de, o gezmeyi tozmayı seven kızdan da öncelikle avama inmesini beklerdi türk solu. çünkü hesabını o kitleler üzerine yapardı. ama 2010'dan sonra hesabını orta sınıflar üzerine yapmaya başladı. çözüm sürecinin açtığı demokratik alan sayesinde de o dediğin ortamlar oluştu belli okullarda. ama sen mahalledeki adama değil ona bel bağlayınca her şey toz duman oldu işte... yoksa ben bugünkü toplumsal çöürümeye olan yabancılaşmayı sağlıklı bir yabancılaşma olarak görüyorum. değiştiremeiyorsak temiz kalacağız. temiz kalmak sonucu belirleyen yol ayrımlarında her zaman işe yarıyor
anabacı vokke anabacı vokke
@dumrul

abe ben sana bu "seksse seks" kısmını anlatacağım ahjsdfjssss. ama anlayamamanı normal karşılıyorum çünkü o değişim o kadar hızlı oldu ki bizzat yaşayanlar bile anlamadı. 2007 senesinde yurt odasında evlenmeden önce seks yapmak caiz midir bunu tartışan 4 devrimci bacının 2010'da(sadece 3 yıl sonra) feminist, özgür aşkçı ve poligam olduğunu gördü bu gözler. hikaye ve kişiler hayal ürünü değildir. tamamen gerçektir... yani o geçiş nasıl oldu ben anlamadım, arada kuşak farkı varken senin şaşırmana hiç şaşırmam.

ondan önce politikaya ahlaki kılıflar biçmek kısmına yanıt vermem lazım. onu anlatırken bu sizin zamanınızın devrimci tipolojisine taban tabana zıt bir tip nasıl hakim oldu, şimdi de meydan nasıl sjw woke'lara kaldı bu anlaşılacak onu anlatırken. öncelikle hayalkırıklığımın sadece eskiden örgütlü olduğum çevre veya çevrelere dair olmadığını belirteyim. sol'un toplamının artık o eski "süper devirmci" tipiyle alakası yok. bu da işin içindeyken bile değil dışındayken de gayet görülebiliyordu. bir kere sizin cenahın hali içler acısıydı, kendi örgütünün siyasetini bile bilmeyen tipler vardı. sırf dönem geriiclik dönemi, kadro beğenecek halimiz yok yiğit mi dövüşüyor mu sen ona bak diye tutuluyordu. bir keresinde hiç unutmuyorum, tkp'den yeni ayrılmışız. sizin ekipten bir arkadaşla eski dördüncü solcularla oturup tartışıyorduk. adamlar çocuğa sen "ne yapmalı'yı okudun mu" demişlerdi. çocuk "okumadım" diyince gözleri faltaşı gibi açılmıştı "küçük ama çelikten bolşevik müfrezenin haline bak" diye. bir kısmı yalandan iş yapsa da militanlıkları fena değildi ama üniveristeye geldiklerinde adam örgütleyemiyorlardı takdir edersin... semtler de militan insan çıkartmak anlamında iyi ama kadrolaşmak için verimsiz yerler olmuştur her zaman. ki semtte de artık sizin zamanınızdaki kadar bir şey yoktu... ödp'yle emep bitkisel hayattaydı zaten. öyle olunca ortalık da tkp'lilere kalmıştı... yani ben tkp'li olduysam biraz da yalçın küçük'ü, fikret başkaya'yı falan okuyup sonra tartışacak başka kimse bulamadığım için olmuşumdur. yoksa bugünkü netlikte görmesek de militan kimlikteki zayıflığın o zaman da farkındaydık. devrimin de bildiri dağıtarak olmayacağının da farkındaydım diğer arkadaşların aksine... ama bir yerden sonra hem artık aksiyon almak istediğinden, hem de "amaaaan" diyip sürüye uyum sağladığımdan tkp'li oldum. işte bu anneme bahsettiğim, başıma asıl bela olan oportünist uzlaşmalarımdan biridir benim. yoksa "sorun sosyalist devrim programına sahip olmanız değil bunu nasıl hayata geçireceğiniz bütün örgütler burada ayrışır" demem lazımdı. yani basiretsiz ve oportünist davranmış olabilirim. ama asla politikaya ahlaki kılıf falan geçirmedim yani... ama ortada gerçekten insanı hayrete düşüren bir niteliksizlik vardı. o niteliksizlik ortamında "size kadro bulduk da adam mı beğendiremiyoruz" diye kim olursan ol gel diye bir örgütlenme tarzı oluşmuştu. neredeyse hiçbir örgütten uzaklaştırılan bir tane insan evladı olmuyordu mesela... düpedüz hayvan olacan da ancak öyle...

işte 2010'da bir şey oldu, hem ordunun defteri dürüldü. cumhuriyet mtiinglerinde liseli olan tayfa bir arayışa girdi. hem de tarafgiller sağolsun ideolojik olarak delik deşik etmişlerdi kemalizmi... öyle olunca bir genç için kemalizmin eski albenisi de yoktu. yani aynı hassasiyetlerle siyaset yapacaksa bile bir parça sola kayma ihtiyacı hissediyordu. işte öyle bir ortamda daha önce hayatında basın açıklamasına gitmemiş tipler akın akın gelmeye başladı. dönem akp'nin bir yandan sertleştiği, odtü'ye falan 3 bin polisle girdiği ama öte taraftan hala pkk'yle müzakere ettiği için de bugüne göre çok çok yumuşak olduğu bir dönemdi. öyle olunca her gün bir eylem, direniş vesaire de olabiliyordu. işte böyle bir dönemde tam olarak dala nunes'in dediği ortam oluştu bütün üniversitelerde... direk sosyalist olmasa bile sol değerleri sahiplenen inanılmaz geniş bir kitle. ama geçmişin kara kuru solcularına da benzemiyorlar, tuzu kuru ve bara diskoya da gidebilen bir kitle... eskiden biz bize yapılan forumlar böyle 200-300 kişi yapılmaya başladı. ama dediğim gibi sol'un kendisi zaten bomboş, gelen kitle de öyle pek yüksek bilinçli bir kitle değil. öyle olunca sol bu gelen kitleyi dönüştüreceğine kendisi bu kitle tarafından dönüştürüldü. çünkü dönüştürecek bir ideolojik altyapısı zaten yoktu. o başta anlattığım bekaret mevzusunu tartışan dört kıza dönersek, sizin kuşak "feminizm bir burjuva ideolojisidir"den feminizme sadece 3 senede dönemezdi. çünkü okuyarak örgütlenmiş, okuduklarını da iyi özümsemiş ve inanmış adamlardınız siz. öyle olunca ,deolojik doğrularınızdan daha zor vazgeçiyordunuz. ama bu kızlar zaten feminizm bir burjuva ideolosi midir diye tartışmıyordu ki... tartışacak ideolojik birikimleri de yoktu, bakire olarak mı evlenmeliyim bunu tartışıyordu. öyle olunca, biraz farklı kızlarla tanışınca ağzı laf yapan 2-3 feministi de görünce hemen feminist oldular tabi. ortamı düşün, bir dünya tiki hatun zaten cepte. bir de üstüne eskinin devrimci bacıları "fegeyk" olmuş ortamlara akıyor... öyle olunca "seks desen var", anladın mı =) bir yanıyla iyi de oldu, seksin tabu olmaktan çıkması her türlü iyidir. ama öte taraftan devrimci kimlik ve militanlık da çok zarar gördü. twitter'da takipçi sayısının fazlalığıyla övünen bir kadro tipi çıktı. barlarda her masada boşu olmasıyla, kantinde iyi geyik muhabbeti yapmasıyla örgütlenen bir örgütçü tipi de peyda oldu. üstelik bu adamlar talep edilen kadro tipine de dönüşmeye başladı. eskinin kafakol muhabbeti bile daha politikti yani... şöyle söyleyeyim, bugün gençlik içinde cidden belli bir politik birikimi olan, eli kalem de tutan adamlar ortada bırakılıyor. tek vasfı esprileri ve twitter'daki takipçi sayısı olan adamlar da el üstünde tutuluyor. dsip bile bu kadarını yapmıyordu. aynen böyle bir kitleyi örgütlüyorlardı ama şef yapacaksa da içlerinden politik olanı tercih ediyordu. şimdi resmen "ama çevresi çok geniş" diye apolitik tipler seçiliyor. odtü'yle boğaziçi dışında bütün okulları faşistlerin ele geçirmesinin sbeebi de bu...

ayrıca bir şeyi belirtmeden geçsem olmaz. 2010 sonrasının ilk abukluğu da bütün forumlarda-siyaset toplantısında değil ama forumlarda- hayvan gibi "özeleştiri sitiyorum"ların havada uçuşmasıydı. eskiden hele forumlarda bu kadar yıpratıcı tartışmazdık biz. siyaset toplantısında birbirimizin gözünü oyardık, o ayrı... ama 2010 sonrasında forumların tansiyonu bazen siyaset toplantılarını bile solluyordu. sebebinin kadın faktörü olduğunu düşünüyorum. çünkü solcu olmanın ve orada iktidar olmanın alıcısı artmıştı. dün o gotik kız sana bakmıyordu. ama artık bakıyordu. bir de üstüne sen oralarda bağırıp çağırıp, güç gösterisi yapınca da sana yükseliyordu. gezi'yi yapan kuşağa bakalım, yüzde 90'ı döküldü... hani sizin gibi dökülme de değil. sizin kuşakla hala bile gitsen politika konuşursun. ama bunlar politik tweet bile atmıyor artık
bu başlıktaki 1095 giriyi daha gör