yazarların söylemek istedikleri

mevsimbaharı mevsimbaharı
küçükken çok sessiz, sakin, pasif, özgüvensiz, korkak asla kendini kabul edemeyen bir çocuktum. doğru düzgün ne bir arkadaşım ne de güzel ilkokul anım oldu. kendimi hep dışlanmış, değersiz ve yalnız hissederdim. zamanla arkadaş edinme isteğim de bitti. hep kendi kendime hatta bazen akran baskısına da uğrayarak ilkokulu bitirdim.

lise dönemi biraz daha toparlanmış ama hala aynı niteliklere sahip biriydim. insanlarla göz teması bile kuramaz, yüz yüze konuşamazdım. içimde lavlar patlarken dışarıdan çok sessiz sanki hiçbir şeyin farkında değilmişim gibi görünüyordum. aslında bu işime de geliyordu. kimseyle muhatap olmak istemiyordum. her şeye rağmen bir iki arkadaş edindim. lise sona doğru içimdeki lavlar akmaya başladı. artık tepki göstermeye bir şeyler anlatmaya yelteniyordum bazen ama yine de kısa sürüyordu.

üniversite dönemi yurtta kalmaya başladığımda ruhum bile acı çekiyor hale geldi. aileme bağımlı olduğum için adapte olamıyordum. her eve gidiş dönüşümde saatlerce ağlıyordum. başkalarıyla mecburen yaşamak bana iyi gelmiyordu. insanların saçma sapan hesapları beni çok yoruyordu. ne yapıcam deyip çok gece ıstırapla uyuduğumu bilirim. ilk sene bittiğinde duygusal olarak çok fazla şey yaşamış, güçlü olmayı da öğrenmiş aileme bağımlı olmamam gerektiğini ilk kez anlamıştım. bir birey olduğumu ancak 18 yaşıma girdiğimde kavrayabildim. 2. sınıfa başladığımda uzun süreli yaz tatilinden sonra yine benzer duygusal tepkilerle yurda döndüm, kyk yurdunda kalmaya başladım. bu kez ise bölümümü sevmiyordum. ilk sene ıstırapla geçen zamandan sonra bir de ben neden buradayım düşünceleriyle mücadele etmeye başladım. bir yandan maddi durumu iyi olmayan aileme maddi yük olma düşüncesi bir yandan huzursuzlukla ilk dönemi bitirdim. ikinci döneme girmeden tekrar üniversite sınavına girmeye karar verdim. çok az zamanım ve bir amacım vardı. hayata bağlanmış gibiydim. çok yoğun bir sürece girdim. staj, yüksek kredili ders, ödevler ve ygs-lys kitaplarıyla yaşıyordum. artık yurt ve okul arkadaşlarıma yapıcı ve kendim gibi davranmaya da başladım. aile evinde gösterdiğim huylarımı onlarla da paylaştım, dinleyen anlayan güvenilir yönlerimi göstermeye başladım. öyle ki odadaki dengeye sağlayan kişi oldum. dönem sonundaysa iki hedefimi de gerçekleştirmiştim.

yaz dönemi eve döndüğümde kararımı netleştirdim ve 2 yılımı bitirdiğim için önlisans diploması alıp okulu yarıda bıraktım. başka bir bölümde tekrar 1. sınıf oldum. bu kez müthiş bir sorgulamaya içten içe kendimi maruz bıraktım. her sabahın 6 sında ne yapıyorum ben diyerek uyanıyordum. bir önceki okulu bıraktığım için pişman değildim ama yanlış tercihimin esiri olmam her şeyi baştan almış olma düşüncesi zihnimi taşıyamayacağım kadar ağırlaştırıyordu. bitmek bilmez ikilemler düşünceler beni bunalıma sokacak seviyeye getirmişti. bu süreçte okuldan yeni arkadaşlar edinmiştim ama hedefimi gerçekleştirmeme rağmen mutlu hissedemiyordum. neden sorularıyla ilk dönemi hatta ilk yılımı bitirdim. 2. ve 3. sınıfım kabullenmeyi kabullenmekle geçti. artık kendimi keşfetmeye çalışıyordum, içimdeki eksikliği bulmaya çalışıyordum. kişiliğimi oluşturmak için kendimi yenmek için çok uğraşıyordum. 20 yılda şekillenen bir anda değişmiyordu. bu süreçte aynı zamanda önlisans kpss ye girmiştim ve atandım.

iş hayatımın ilk yılı yine dönüm noktalarımdan biriydi. hem üniversitede 4. sınıftım hem de çalışma hayatına girmiştim. iş yerinde çok sıkılıyordum, insanların çıkar ilişkisi, iki yüzlülüğü ve sürekli bir şeylerden kaçmaya çalışmaları bana inanılmaz geliyordu. kendimi zayıf ve herkese çabuk inanan biri olarak tanımlıyordum. insanları sandığım kadar tanımadığımı fark etmem bende müthiş bir hayal kırıklığı yaratmıştı, iş ortamında huzursuz hissediyorum. aynı zamanda karşılaşabileceğim en kötü müdürlerden birine denk gelmem hayatımın iş konusundaki önyargılarını oluşturan en önemli sebep oldu. artık bu işte duramayacağımı yoksa ilkokul lise dönemimdeki gibi yine içime kapanacağımı hissediyordum ve istifa ettim.

iş hayatımın 2. yılı küçük bir ilçede devam etti. burada hayatımın yalnızlığıyla karşılaştım. iş ortamında, evde, çarşıda, sokakta iki çift kelime edebileceğim çevremde doğru düzgün bir insan yoktu. ilçe değil köydü, çarşıya çıkmak markete gitmek bile lükstü. öyle bir mahrumiyet yerinde yaşıyordum. bu yalnızlıkta kitaplarıma daldım yine. gündüz işe gidiyor akşam saatlerce kpss çalışıyordum. lisans kpss de ilk senede istediğim sıralamayı yapamadım. o süreçte ciddi şekilde bunalıma girmiştim. buradan kurtulmanın yolu lisanstan atanmak diyordum ve olmamıştı. ikinci kez tekrar denemeye karar verdim. yalnızlığımın en büyük yoldaşı kitaplarım olmuştu. beni bir nebze oyalıyorlardı. öyle bir hal almıştım ki ne yalnız kalmak istiyordum ne de kimse yanıma gelsin istiyordum. tek hissettiğim müthiş bir mutsuzluk, isyan ve derin bir yalnızlık hissiydi. bununla baş etmek için zihnime kapanmamak ve oyununa gelmemek için çok uğraştım. böylece 2 yılımı bitirdim. tabi bu süreçte sevdiklerimin bana olan desteğini es geçemem. onlar olmasa çıldırırdım. şu an hala aynı yerdeyim. birkaç ay önce iş yerine bir kadın memur geldi ve arkadaş olduk. fakat kimse yanılmasın hala yalnızlıktan şikayet ediyorum hala isyan ediyorum ama artık bunların geçeceğini biliyorum. kpss den atanmayı bekliyorum artık. buradan heybeme yalnızlığımı atıp ayrılmak istiyorum. geçmişe bakınca sürekli kendimle uğraşarak geçirdiğim yıllarımı iyileştirmek, kendimi olduğum gibi kabul ederek ilerlemek istiyorum. zor bir süreçti, ben olduğum için iki kere daha da zordu.

her neyse uzun zamandır burada kendime dair karalama yapmamıştım. iyi geldi. öyle işte.
bu başlıktaki 1110 giriyi daha gör