yazarların söylemek istedikleri

72 /
fufirakifi fufirakifi
stresli günler geçirdiğimde gözlerim seyiriyor. son 1-1.5 yıldır beni çaresizliğe sürükleyen sorunlarım yüzünden istemsizce vücudum tepki veriyor. beni bu çaresizliğe sürükleyenlerin çaresiz kalmasını diliyorum. bir de genelde bu başlığa yazmak istediğimde aklıma o kadar çok şey geliyor ki, hangi birini yazsam diye düşünürken sonunda hiçbir şey yazmadan kapatıyorum sayfayı. çaresizlik demişken hayattaki en büyük çaresizliğimle devam edeyim. babam. hayatta aşamadığım, sürekli kanayan yara. en çaresiz zamanında söylediği bir türküsü vardı. sesi kulağıma geldi bugün: "benim o köyümde çok alacağım var". alamadı hiçbirini ve gitti. onunla yaşayamadığım o kadar çok şey var ki. onun yokluğundan beri kendimi kenara atılmış gibi hissediyorum. ne yaparsam yapayım içim hep buruk. ne çocukluğum kaldı, ne gençliğim, ne yaşlılığım, hepsi birbirine girdi. bu şekilde bir yaşam hayal etmemiştim, pırıl pırıl parlayan gözlerimin sönmesine şahit oluyorum. elimden hiçbir şey gelmiyor. sıkıntılar üst üste gelmeye devam ediyor, sanki sonum bu türküden geçecekmiş gibi hissediyorum.
baseline baseline
nezaket diye tüm vücudum kasıldı bu aksam yine, saatler önce eve geldim hala rahatlayamadım. zaman en önemli şey, kendimize zarar veriyoruz böyle davrandıkça. neyse hayır demeyi öğrendim çok şükür.

hiç unutmuyorum yıllar önce bir arkadaşım senin adını nezaket koysalarmıș demişti tövbe bismillah geceden iyi geceler.
purge me purge me
ben yine tadilat dönemindeyim ve usta görmekten usandım amk. yine pazartesiye kaldı bazı işler delirdim artık. sürekli bunlar gidince süpürge açıyom vileda, şu bu derken haşat oluyorum. 1 haftadır durum sürmekte. güzel çalışsınlar diye ikramı bol bir insan olma ve yerli yersiz muhabbet açıp, aşırı işgili davranma özelliğim zaten mevcuttur. ama adam yine bugün yetiştiremedi ve pazartesi benim evden yine bi delik açacak aşağıya kabloları sarkıtacak.

işte böyle anlarda, "ver lan içtiğin kolayı ve biskremimi amkum" diyesim geliyor. pazartesi su hariç bişi vermek yok. gazlandım. hanımeller verdik bi de piçe. ne güzel yicem bak şimdi gece gece, gömmüş hepsini.

en çok içime batan da, "bu işi zevkine yapıyorum, normalde ahşap oymacılığı, kabartmalar" filan deyince "vaaay hocam sen ilginç birisin gerçekten şaşkınım" dedim. ustam kelimesinden bir anda hocama zıpladım ve adamı övdükçe övdüm. (klasik huyumdur, birini fazla övüp gaza getirip öttürmek)

"lan camdan sarkmışın duvara poliüretan köpük sıkıyon senin ahşap oymacılığını sikerim uçma hemen piç" diyemedik lsdkjfkls. en çok koyan bu. yaptı yaptı, olmuyor abi dedi pazartesi bilmem ne alıp gelim dedi. hay amk senin ya.

yine süpürge açıcaz.

freudyen alt metin : am istiyom (temizlik de yapsın)
kucukkadın kucukkadın
ulaşmaya mı çalışıyor diyorum kendime.
sonra kocaman bir 'saçmalama kızım ya, ne alaka' alıyor yerini.
ama ben bu tür şeyler yaşayan biri değilimdir.
bir anlamı olmalı.
belki de yok.
bilmiyorum.
lachesis lachesis
yargıtay ın kilometresiyle oynanmış 2. el araçlar için "nitelikli dolandırıcılık" kararı almasını tebrik ediyorum.

aynı yargıtay ın kilometresiyle oynanmış çocuklu bakire padişah kızlazlarıyla ilgili aynı kararı almasını talep ediyorum.
gamlı baykuş gamlı baykuş
bir fakir için mont almak baya büyük olaydır. en azından ben 3-4 yılda bir mont alırım. hatta aldığım kilolardan montum kapanmaz bazen ve çok cool bir insanmışım gibi davranarak önü açık gezerim, yine de gidip mont almam/alamam assdfgghhjk

son montumun artık kolları delindiği için dün kendime bir mont aldım ve kendim aldım diye söylemiyorum ama bu nasıl bir minnoşluk, bu nasıl bir tatlılık ve bir yandan da bu nasıl karizma.
dağı taşı yıkıyorum yine özetle assdfgghhjk

kimi görsem hayran kalıyor, kimi görsem montumun üzerine şiirler yazıyor, kimi görsem hayatının güzelliğiyle karşılaşmış gibi bir tepki veriyor. öyle bir mont özetle.

ama nasıl kem gözler varsa daha montum şu hayattaki 24 saatini tamamlamadan düştüm. insanlar "iyi misiniz?" diye koşarken ben montumun sağını solunu kontrol ettim ve cillop hibi montum var hala. gerçi insanlar da montumu görünce söylemlerini değiştirdiler; "montunuz iyi mi?" dediler.

nasıl bir helal para kazanmışım ki montuma hiçbir şey olmadı, sadece dizim parçalandı assdfffghj




not: benim tatlış dombili parmaklarım biraz hırpalandı ama olsun, canım montum iyi ahahahah
10
müthiş sol ayak müthiş sol ayak
cumartesi gününe hazırlanmak en büyük motivasyonum.
pazartesi gününe laflar hazırladım ve birçoğumuz gibi şans dileklerine ihtiyacım olacak. (bkz: swh)
bir ay sonra bugün gezmeye gidiyorum, düşünmesi bile mutlu ediyor.

kötü günleri geride bırakmaya yemin ettik arkadaşlar.
ha gayret, dayanın.
wintsky wintsky
iki gün evvelki gece bir kızın suratının ortasına yumruğumu geçirdim sözlük. dur hemen sövmeyin hanımlar bazı istenmeyen durumlar oluştu. anlatayım:

bir arkadaşımla 1,7 katlı bir evde yaşıyorum. ev de bu:

neyse ben çatı katında kalıyorum. her zamanki gibi işten gelip eve giriyorum. eleman yine farklı bir kızla içerde güreşiyor. tabii ortam leş gibi alkol ve ter kokuyor. sessizce odama geçiyorum. uyuyacağım saate kadar olan kısımları ihmal ediyorum. uykumun pik noktasında odamın kapısı zorlanırken uyanıyorum. (kapı kilitli uyurum evet.) uyku sersemi gidip kapıyı açıyorum. karşıma suratı martı bokuyla sıvanmış biri çıkıyor. görür görmez korkudan küfürü basıp yumruğu geçiriyorum. öylece merdiven sahanlığına sahanda yumurta gibi yığılıveriyor. sonradan fark ediyorum ki bu bizim elemanın kız arkadaşı. ondan sonrası malum..

ertesi gün yine işten geliyorum. içeri girdiğimde arkadaşımın yanında yüzü mumya gibi sarılı bu kızı görüyorum. kız dün gece için benden özür diliyor. meğer uyurgezermiş o yüzden benim odama kadar gelmiş. yüzüne de kaymak gibi hoş bir şey sürmüşmüş.

o özür dilerken ben şaşkınlıkla onu izliyorum. (kız norveçli bu arada). bizim ülkede aynı olayı nasıl atlatırdım diye düşünüyorum. yüzüne martı boku sürmüş diye anlatırken kızın nezaketliği karşısında ki gibi "kaymak" olarak değiştirir miydim onu da inanın bilmiyorum.
1
anabacı vokke anabacı vokke
30'luk abilerden sözlük yazarlarına tavsiyeler kuşağında çok net emin olduğum iki tavsiyem var. başkaları da var da onların arkasında bu kadar emin ve kararlı duramam.

1- keşke devrimcilere dair kafamda hiç olumlu bir imaj olmasaydı. olumlu bir imajla yüklenip sol'a gelmeseydim. olumlu bir imajla gelince hayalkırıklığın da büyük oluyor çünkü... yani o eskisi gibi ölümü göze almış kahramanlar yok. eskisi gibi kültürlü, bilgili adamlar da... 2000'den sonra elde ne varsa o var işte... sen kendini bazı konumlara layık görmezken çok enteresan tipler şef olabiliyor. kimseden kahraman olmasını bekleme hakkımız yok. ama dürüst olmayı beklemek sonuna kadar hakkımız.

2- orta ve orta-üst sınıfların yaşam değerleri çok saçma. inanın bana... bir kere hayatı "ben ne istiyorum" sorusu üzerine değil de kendilerini ıspat etmek üzerine kuruyorlar. hiçbir zaman tam dolduramayacakları bir checklist için yaşıyorlar. sonra da her şeyin en iyisine layık olduklarını kendisine fısıldayan bir narsizm geliyor. o yüzden her şeyi kolay kolay beğenmiyorlar, beğendikleri şey de erişemedikleri oluyor genelde... o yüzden mutluluk değil daimi bir eksiklik hissiyle geçen yaşamlar oluyor bunlar. hani bazen ortalama üstü bir kariyer ve güzellik/yakışıklılık isteklerinize ulaşmanın değil de kendinize yeni tatminsizlikler almanın aracına dönüşüyor. genel olarak çoğunun çok az arkadaşı var. çok arkadaşı olanın da sevdiği ve sevildiği arkadaşlığı az... c wright mills amerikan orta sınıfına "bir ev bir arabaya ruhunuzu satıyorsunuz" diye çok sallar da türk orta sınıfının hali iyice içler acısı. elinde imkanları olsa bile kendisine satisfa ctionı olan bir hayat kuramıyor.
6
72 /