yazarların söylemek istedikleri

74 /
iş bitiren frank iş bitiren frank
belki de hayatımın ikinci büyük yol ayrımındayım şu günlerde. yapmam gereken seçimler, vermem gereken kararların olduğu bir dönem. tüm ihtimalleri düşünmek, her olasılığı hesaplamak, olabilecekleri, yaşanabilecekleri ön görmek zorundayım. bir tarafta kafamda deli düşünceler, diğer yanda ise disiplinli ve düzenli bir hayat.
ortalama beş yılda bir böyle bir durumla karşılaştığımı fark ettim şimdi.
bir önceki büyük batışlar, küslükler getirmişti. bu seferki seçimin tek güzel yanı ailemin dahil olmayışından mütevellit çevremde küslük yaşanmayacak olması.

yazımın devamını getiremeyecek kadar belirsiz bir süreç..

2018-2019 dönemi ayrılanlar ve artık yazmayanlarla yaptığımız instela muhabbetlerini özledim. yaklaşık bir buçuk saattir burda dolanıp eskileri okuyorum..
müthiş sol ayak müthiş sol ayak
huysuz at bojack gibi hüzünlü değilim, aksine mutluyum bu sahneyi hatırlarken.



hayatta hiçbir şey sonsuza dek sürmez derler.
eyvallah, haklı olabilirler ama umrumda değil.

bi düşündüm de, o müzisyen daha kaç kere sahneye çıkacak? daha kaç kere beraber o efsane grubun konserine gidebileceğiz? daha kaç kere konser öncesinde yeni suşileri denemeye gideceğiz? bunu hiçkimse bilemez.

sevdiğimin gözlerine bakarken, avuçlarımın arasında bir kuşu tutar gibi heyecanlıyım ve mutluyum. ne kadar şanslı olduğumun da farkındayım.
o yüzden, sadece yaşadığım âna odaklanmak istiyorum.

çünkü, yaşamı güzelleştiren en önemli şeyler, sevmek ve sevilmek.
gamlı baykuş gamlı baykuş
bugün koridorda yöneticimle karşılaştım ve karşılıklı hal hatır sorduktan sonra izin alacağımı da söyledim. adamın tepkisi direkt; "ya gamlı baykuş, sen gidersen biz yanarız, biteriz. sensiz ne yaparız? sen gitme" oldu.

o değil de yakışıklı bir beyden duymam gereken şeyleri neden yöneticimden işitiyorum acaba asdfghjklş.
ryhkaw ryhkaw
açıkçası 2 sene önce tanıştığım bir ukraynalı hatun vardı. antalya'da yaşadığımızdan savaş öncesi bile her yer böyle.

neyse o gün sahilde tanıştık ama kafam iyi bayağı özgüvenime sıçayım.

sonra benim için antalya'da aşırı derecede önem ve melankoli taşıyan, her oturduğumda denize karşı baktığımda huzur, hüzün ve derin hisler oluşturan bir restoran var oraya götürdüm.

iki arkadaşız bunun da bir arkadaşı geldi.

buluştuk oturduğum andan itibaren elim hep elinde, bir dakika bırakmadık, çok acayipti her şey. sahiplenmesi yemeği çatalla yedirmesi falan içim kıpır kıpır

o gün her şey muhteşemdi, ondan sonra 2-3 ay harika zaman geçirdik derken benim iş yoğunlu, o şu bu, pandemide kışa geçilmesi, savaş sinyalleri görüşememeye başladık. bana değer vermiyorsun görüşmek istemiyorsun derken şak bitirdi, bitirmedi aslında tabi de. bunlar paranayo yaptı özellikle savaş haberleri.

savaş yeni başlama sinyallerinde ukraynaya ailesinin yanına gitti onları da buraya getirmek için. baktım telden engellemiş profil fotoğrafı yok

1 sene ayrı kaldık çok arıyorum cevap yok. tabi 3 ay öncesine kadardı meğerse engellememiş yazınca şakır şakır yazdı. geçen ay havalimanından aldığımda valizlerini almayı unutacak kadar sarılıp kalmışız.

neyse uzun hikaye detaylar çok ama tek bir şey var inanılmaz duygular.
mevsimbaharı mevsimbaharı
küçükken çok sessiz, sakin, pasif, özgüvensiz, korkak asla kendini kabul edemeyen bir çocuktum. doğru düzgün ne bir arkadaşım ne de güzel ilkokul anım oldu. kendimi hep dışlanmış, değersiz ve yalnız hissederdim. zamanla arkadaş edinme isteğim de bitti. hep kendi kendime hatta bazen akran baskısına da uğrayarak ilkokulu bitirdim.

lise dönemi biraz daha toparlanmış ama hala aynı niteliklere sahip biriydim. insanlarla göz teması bile kuramaz, yüz yüze konuşamazdım. içimde lavlar patlarken dışarıdan çok sessiz sanki hiçbir şeyin farkında değilmişim gibi görünüyordum. aslında bu işime de geliyordu. kimseyle muhatap olmak istemiyordum. her şeye rağmen bir iki arkadaş edindim. lise sona doğru içimdeki lavlar akmaya başladı. artık tepki göstermeye bir şeyler anlatmaya yelteniyordum bazen ama yine de kısa sürüyordu.

üniversite dönemi yurtta kalmaya başladığımda ruhum bile acı çekiyor hale geldi. aileme bağımlı olduğum için adapte olamıyordum. her eve gidiş dönüşümde saatlerce ağlıyordum. başkalarıyla mecburen yaşamak bana iyi gelmiyordu. insanların saçma sapan hesapları beni çok yoruyordu. ne yapıcam deyip çok gece ıstırapla uyuduğumu bilirim. ilk sene bittiğinde duygusal olarak çok fazla şey yaşamış, güçlü olmayı da öğrenmiş aileme bağımlı olmamam gerektiğini ilk kez anlamıştım. bir birey olduğumu ancak 18 yaşıma girdiğimde kavrayabildim. 2. sınıfa başladığımda uzun süreli yaz tatilinden sonra yine benzer duygusal tepkilerle yurda döndüm, kyk yurdunda kalmaya başladım. bu kez ise bölümümü sevmiyordum. ilk sene ıstırapla geçen zamandan sonra bir de ben neden buradayım düşünceleriyle mücadele etmeye başladım. bir yandan maddi durumu iyi olmayan aileme maddi yük olma düşüncesi bir yandan huzursuzlukla ilk dönemi bitirdim. ikinci döneme girmeden tekrar üniversite sınavına girmeye karar verdim. çok az zamanım ve bir amacım vardı. hayata bağlanmış gibiydim. çok yoğun bir sürece girdim. staj, yüksek kredili ders, ödevler ve ygs-lys kitaplarıyla yaşıyordum. artık yurt ve okul arkadaşlarıma yapıcı ve kendim gibi davranmaya da başladım. aile evinde gösterdiğim huylarımı onlarla da paylaştım, dinleyen anlayan güvenilir yönlerimi göstermeye başladım. öyle ki odadaki dengeye sağlayan kişi oldum. dönem sonundaysa iki hedefimi de gerçekleştirmiştim.

yaz dönemi eve döndüğümde kararımı netleştirdim ve 2 yılımı bitirdiğim için önlisans diploması alıp okulu yarıda bıraktım. başka bir bölümde tekrar 1. sınıf oldum. bu kez müthiş bir sorgulamaya içten içe kendimi maruz bıraktım. her sabahın 6 sında ne yapıyorum ben diyerek uyanıyordum. bir önceki okulu bıraktığım için pişman değildim ama yanlış tercihimin esiri olmam her şeyi baştan almış olma düşüncesi zihnimi taşıyamayacağım kadar ağırlaştırıyordu. bitmek bilmez ikilemler düşünceler beni bunalıma sokacak seviyeye getirmişti. bu süreçte okuldan yeni arkadaşlar edinmiştim ama hedefimi gerçekleştirmeme rağmen mutlu hissedemiyordum. neden sorularıyla ilk dönemi hatta ilk yılımı bitirdim. 2. ve 3. sınıfım kabullenmeyi kabullenmekle geçti. artık kendimi keşfetmeye çalışıyordum, içimdeki eksikliği bulmaya çalışıyordum. kişiliğimi oluşturmak için kendimi yenmek için çok uğraşıyordum. 20 yılda şekillenen bir anda değişmiyordu. bu süreçte aynı zamanda önlisans kpss ye girmiştim ve atandım.

iş hayatımın ilk yılı yine dönüm noktalarımdan biriydi. hem üniversitede 4. sınıftım hem de çalışma hayatına girmiştim. iş yerinde çok sıkılıyordum, insanların çıkar ilişkisi, iki yüzlülüğü ve sürekli bir şeylerden kaçmaya çalışmaları bana inanılmaz geliyordu. kendimi zayıf ve herkese çabuk inanan biri olarak tanımlıyordum. insanları sandığım kadar tanımadığımı fark etmem bende müthiş bir hayal kırıklığı yaratmıştı, iş ortamında huzursuz hissediyorum. aynı zamanda karşılaşabileceğim en kötü müdürlerden birine denk gelmem hayatımın iş konusundaki önyargılarını oluşturan en önemli sebep oldu. artık bu işte duramayacağımı yoksa ilkokul lise dönemimdeki gibi yine içime kapanacağımı hissediyordum ve istifa ettim.

iş hayatımın 2. yılı küçük bir ilçede devam etti. burada hayatımın yalnızlığıyla karşılaştım. iş ortamında, evde, çarşıda, sokakta iki çift kelime edebileceğim çevremde doğru düzgün bir insan yoktu. ilçe değil köydü, çarşıya çıkmak markete gitmek bile lükstü. öyle bir mahrumiyet yerinde yaşıyordum. bu yalnızlıkta kitaplarıma daldım yine. gündüz işe gidiyor akşam saatlerce kpss çalışıyordum. lisans kpss de ilk senede istediğim sıralamayı yapamadım. o süreçte ciddi şekilde bunalıma girmiştim. buradan kurtulmanın yolu lisanstan atanmak diyordum ve olmamıştı. ikinci kez tekrar denemeye karar verdim. yalnızlığımın en büyük yoldaşı kitaplarım olmuştu. beni bir nebze oyalıyorlardı. öyle bir hal almıştım ki ne yalnız kalmak istiyordum ne de kimse yanıma gelsin istiyordum. tek hissettiğim müthiş bir mutsuzluk, isyan ve derin bir yalnızlık hissiydi. bununla baş etmek için zihnime kapanmamak ve oyununa gelmemek için çok uğraştım. böylece 2 yılımı bitirdim. tabi bu süreçte sevdiklerimin bana olan desteğini es geçemem. onlar olmasa çıldırırdım. şu an hala aynı yerdeyim. birkaç ay önce iş yerine bir kadın memur geldi ve arkadaş olduk. fakat kimse yanılmasın hala yalnızlıktan şikayet ediyorum hala isyan ediyorum ama artık bunların geçeceğini biliyorum. kpss den atanmayı bekliyorum artık. buradan heybeme yalnızlığımı atıp ayrılmak istiyorum. geçmişe bakınca sürekli kendimle uğraşarak geçirdiğim yıllarımı iyileştirmek, kendimi olduğum gibi kabul ederek ilerlemek istiyorum. zor bir süreçti, ben olduğum için iki kere daha da zordu.

her neyse uzun zamandır burada kendime dair karalama yapmamıştım. iyi geldi. öyle işte.
caotic caotic
bugün başkan bey bana "bazen yorgun olduğunuzu görebiliyorum, sizden vazgeçmeyiz, böyle bir şey söz konusu bile değil ancak bu yoğunluğu almak benim görevim. şu aşamada sadece yetiştirin ve denetleyin" dedi.

benim yorgunluğumun sebebi başkaydı da allah sesimi duydu galiba.
siz beni nereden tanımıyorsunuz siz beni nereden tanımıyorsunuz
hayatlarımız onar senelik periyotlar halinde yaşanıyor. bir önceki periyottaki senaryo makyajlanıp tekrar önümüze sunuluyor. simülatör kendini tekrar edip duruyor, bir sonraki adımda başıma ne geleceğini kestirebilir hale geldim. umarım bunu sadece ben yaşamıyorumdur. bu kadar özensiz bir kader yazımını kabul etmiyorum .d

sevgiler,
sbnt.
74 /